Şub 05 2010

4-C’de kim haklı?

Published by at 00:03 under Resul KURT

yazdır / print
Yazının başlığını okuyunca bir sınıf adı gelse de birkaç aydır 4/C’lileri konuşuyoruz. Bir çok okurumuz da haklı olarak “4/C ne ola ki?” diye soruyor. Aslında Devlet Memurları Kanunu, istihdam şekillerini 4’e ayırıyor. Bunlar; 4/a (Memur), 4/B (Sözleşmeli personel), 4/C (Geçici personel) ve 4/d (İşçiler) olarak sayılabilir. Dört istihdam şeklinin özlük hakları ve çalışma şartları birbirinden farklı.

Bakanlar Kurulu’nca karar verilen görevlerde ve belirtilen ücret ve adet sınırları içinde sözleşme ile çalıştırılan ve işçi sayılmayan kimseler 4/c’li kabul ediliyor. Geçici işçilerin istihdamı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan “Özelleştirme Uygulamaları Sonucunda İşsiz Kalan ve Bilahare İşsiz Kalacak Olan İşçilerin Diğer Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Geçici Personel Statüsünde İstihdam Edilmelerine İlişkin Esaslar” a göre yapılmaktadır.

4-C’li personelin mali ve sosyal hakları
2004 yılına kadar özelleştirme sonucu işsiz kalanların istihdamının söz konusu değildi. Bu tarihten itibaren ise her yıl yaklaşık 20-22 bin civarında işçinin çeşitli bakanlık ve genel müdürlüklerde bir mali yılda on ayı geçmeyecek ve emekliliğe hak kazanacakları tarihte sona erecek şekilde çalıştırılmaktadır. Geçici personel, sosyal güvenlik mevzuatı yönünden SSK’lı olarak çalıştırılmaktadır.

4-C’li olarak istihdam edilecek geçici personele aşağıdaki brüt aylık ücretler ödenmektedir.

a) Yükseköğrenim mezunlarına “19.000 x memur maaş katsayısı (1.090,28 TL)”.

b) Lise ve dengi okul mezunlarına 17.000 x memur maaş katsayısı (975,51 TL).

c) İlköğretim (ilkokul mezunu veya okur-yazar dahil) mezunlarına 15.000 x memur maaş katsayısı (860,75 TL).

4-C’li personele, çalıştıkları her ay için azami 1 gün ücretli izin verilmektedir. Yıl içinde doktor raporu ile kanıtlanan hastalıklar için çalıştıkları her 4 ay için 2 günü geçmemek üzere ücretli hastalık izni verilmektedir. Rapor süresinin 2 günü aşması halinde aşan kısım için ücret ödenmemektedir.

4-C’li personelin eşinin doğum yapması, kendisinin/çocuğunun evlenmesi, annesinin, babasının, eşinin, çocuğunun veya kardeşinin ölümü hâlinde ve her olay için 3 gün ücretli izni veriliyor. Yine doğumdan önce ve sonra 16 hafta doğum izni ve günde toplam bir buçuk saat süt izni hakkı var. 4-C’lilerin iş sözleşmesinin feshinde, ihbar, kıdem gibi tazminatlar ödenmiyor. 4-C’liler için hükümet, yıllık çalışma süresini de 10 aydan 11 aya çıkarılması, yıllık izin haklarının 22 güne çıkması ve iş sonu (kıdem) tazminatı ödenmesini öneriyor. 

Kim haklı?
Tekel işçilerinin eylemleri otobüs sendromunu hatırlatıyor. Yağmurlu bir havada saatlerce soğukta otobüs bekleyen yolcular, durağa gelen otobüse binmek ister. Ancak otobüsün arka taraflarının boş olmasına rağmen içerdeki yolcular ön kapıda balık istifi durup ilerlemek istemez. Aşağıda kalan yolcularsa otobüsün arka taraflarındaki boş yerlere bakıp, arka taraflara doğru ilerlenmemesine sinirlenirler. İçerdeki yolcularda otobüse bininceye kadar türlü sıkıntılar yaşamasına rağmen rahatının bozulmasını istemediğinden arkalara ilerlemez. İşte buna ” otobüs sendromu” deniyor.

Memurlar.net portalı bir anket düzenlemiş. Burada “Tekel işçileri hakkında sizce ne yapılmalı?” anket sorusuna (23 saat içinde) 23.352 kişi oy kullanmış. Bu anketin sonucunda;

* Yüzde 42.2 (9.864 kişi) “önceden işsiz kalıyorlardı, 4/c yeterli”,

* Yüzde 37.3 (8.714 kişi) “Başka kurumlara işçi olarak nakledilmeli” ve

* Yüzde 20.4 ise (4.774 kişi) “İyileştirme yapıp, 4-C’ye devam edilmeli” demiş. Yani ankete katılanların yüzde 62.6’sı 4-C’ye geçilmesini desteklemiş.

Ayrıca bu ankete ilişkin olarak yüzlerce önemli yorum yapılmış. Açıkçası halkın ekseriyeti kendilerinden kesilen vergilerin buralara gitmesine hoş bakmıyor. Milyonlarca işsizi olan bir ülkede herkesi düşünmek gerekiyor. Hiç kimse elindekini kaybetmek istemiyor ama, öbür tarafta da iş-aş bekleyen milyonlar var. Tekel işçileri için her ay hazineden 40 milyon aktarılıyor. Bir yılda 480 milyon ediyor.

Tekel işçisinin biraz da objektif düşünmesi gerekmez mi? Yoksa burada da “iş sendromu” mu devreye giriyor.

Peki sizce kim haklı? 

No responses yet

Trackback URI | Comments RSS

Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.