Ara 15 2010

Bilimin ve Öğretiminin Bazı Çağdaş Küresel Sorunlarına Yönetimsel Bir Bakış

Published by at 00:08 under Bilal UÇAR (Prof.Dr.)

yazdır / print

Bilimin ve Öğretiminin Çağdaş Küresel Sorunlarına Yönetimsel Bir Bakış

Dr. M. Bilal UÇAR

GİRİŞ

İnsanlık yeni bin yıla bilim ve öğretiminde ilerleme ve problemleri ile girdi. Bu başarı ve problem tüm ulus ve ülkelerin küresel birikimidir. Bilim dünyasında meydana gelen bas döndürücü kesifler ve çalışmalar problemleri ile birlikte insanlığa bambaşka bir gelecek vaat etmektedir. Bugün bilimin ve sorunlarının giderek daha çeşitli ve artan rol oynadığı bir dünyada yaşıyoruz. Bilimsel bilgi anlamında ortaya konan düşünceler sadece zihni ve teorik değil, oldukça da pratiktir. Sadece ekonomik değil, aynı zamanda kültürel, etik ve politiktir. Kurum ve uzmanlık temelindeki irade, güç ve yetki dağılımlarını anlamak, bilgi yoluyla yayılan birçok mesaja duyarlı hale gelmek, bilimsel bilginin ayırt edilmesi açısından oldukça önemlidir. Daha da önemlisi, bilim ahlakı ve sosyolojisi çalışmalarının da, taşıdıkları endişeler ölçüsünde disiplinidir. Bilim ve öğreniminin problemleri ile çözümü küresel bir yapı kazanmış olup, bölgesel olarak üretilen çözümler mükemmel olsa da problemi düzeltmiyor.

KONU VE AÇIKLAMALAR

Bilimi ve öğrenmesini maddi ve manevi katkıyla teşvik ve verilen ödüller, küresel ve lokal durum ve sorunun saptanması ile çözüm metotlarının uygulanması ve düzeyinin yükseltilmesi yolu herkese açık bulunmalıdır. Katkısı olan herkese teşekkür borçluyuz.
Bilimlerin gelişmesi ve bilimler alanında yeni çalışmaların ortaya çıkmasının sonucu olarak bilimcilerin nasıl yetiştirilmesi gerektiği ve nitelikleri kendi de bir bilim olan eğitim bilimlerinin konusunu oluşturmuştur. Bu amaçla bilimler ve öğretimi alanı ortaya çıkmıştır. Bilim metotlarının öğrencilere ne tür beceriler kazandırması gerektiği konusunda çeşitli görüşler ortaya konmuştur. Kişilerin gereksinimleri ile toplumun beklentileri arasındaki dengeyi sağlamada insanlara gerekli ihtiyaç, bilgi, beceri ve tutumları kazandırma ve zararlarını önleme açısından, bilimlere önemli sorumluluklar da düşmektedir. Çağdaş anlayışa göre bilimler, bu sorumlulukları yerine getirmede bilimler ve disiplinler arası ve çok yönlü bir yaklaşım izleyerek, kişilere belli bilgi edinme yollarını, belli becerileri kazandırma ve bunu toplumlararası küresel etkileşim ortamı içinde güzel ahlak ile iyilik için sürdürme amaçlarına öncelik vermek zorundadır.
Bilim edinme; düzenleme, kullanma, üretme, sosyal katılım, iletişim, eleştirel düşünme gibi temel becerilerin yanında aşağıdakileri de içermelidir: *Sorumluluğa Sosyal olgunluk, sosyal uyum ve değişmeye açık olabilme, *Evren ve Toplumla ilgili temel bilgileri kazandırma, toplumun beklentileri yönünde bu bilgileri düzenleme ve zenginleştirme, *Diğer insanlara önem verme, farklı yaşam biçimi ve kültürlerden gelen insanlara saygı gösterebilme, *Bilim Ekonomi, devlet ve kültür gibi alanlarda, insan sistemleriyle ilgili anlayış kazanabilme, *Problemleri bağımsız ve işbirliğine dayalı yöntemlerle çözme becerisi edinebilme, *Gelecek bilinci ve geleceği şekillendirmede üzerine düşen görevin farkına varabilme, *Sanat ve estetik duygusuna sahip olabilme, *Toplumun sorunlarını formüle edebilme, *Bilimci olarak sorunu inceleme ve sorgulama yollarını önerebilme, *Sorunların tespiti, araştırması ve çözümü sürecinde kendi taraflılığı ve ön yargılarının farkında olarak bunları dikkate alabilme.
Sorunları tanımlarken ve çözüm yolları önerirken, geliştirdikleri ya da içinde yaşadıkları değerler sistemine dayanırlar. Bilim ve öğreniminin her düzeyinde bilimlerin kapsamına giren disiplinler, ayrı dersler olarak okutulmasına rağmen bu derslerin öğretim programları, ders kitabı ve diğer materyallerin hazırlanmasında, derslere özgü ölçme değerlendirme yöntemlerinin belirlenmesinde ve uygulayıcıların yetiştirilmesinde, bilimler alanının bütünlüğü ile ayrıştığı bakış açısı göz ardı edilmemelidir.
Bilim dallarının ortaya koyduğu sonuçların çabuk ve net gözlemlenmesine aldanmadan tüm bilimler alanında büyük ayrım yapılmadan yeterince ilgi gösterilmelidir. Bilimleri oluşturan disiplinler, birbirlerinin alternatifi değil yardımcısı ve muadilidir. Günümüzde bilim dalları arasındaki sınırların gün geçtikçe silinmesi, sorunların çözümüne tek bir açıdan bakışı da ortadan kaldıracaktır.
Bilimlere bütüncül olarak bakmanın gerekçeleri: *Öğrenciler her zaman çeşitli toplumsal sorunlarla karşı karşıya kalmaktadır. *Sorunları çözebilmeleri için birden çok alanın kavramlarından yararlanmaları gerekmektedir. *Sorunları çözebilmek için çok yönlü, araştırmaya dayanan, mantıklı ve analitik bir yaklaşımla sezgilerini ve hayal güçlerini kullanarak sonuca ulaşmaları beklenmektedir.
Bilim dersleri arasında işbirliğinin sağlanamaması, her düzeydeki öğrenimde yaşanmasına sebep olmaktadır. Öğrencilerin bilimler metot ve mantığını kavrayabilmeleri ve yukarıda bahsettiğimiz becerileri kazanabilmeleri için bir üst bakışa ihtiyaçları vardır. Bu sorunun çözümü için, yapılacak çalışmaların ve araştırmaların birden fazla disiplini içerecek şekilde önerilmesi, disiplinlere ait öğretim programlarında dersler arası ilişkilendirmeleri zorunlu kılacak çalışmalar yapılmalıdır. Bilimler için yürütülen destek, yardım burs, proje ve yarışma ve ödüllerin her düzeyde desteklenmesi, bilimlerin gelişmesi açısından büyük katkı sağlayacaktır.
Özellikle küreselleşme sürecinde sivil toplum ve özelleşmenin öneminin arttığı hatta gözde haline geldiği görülmektedir. Gelişmiş Batı toplumlarında bilim ve öğretiminin yeniden yapılanmasında sivilleşme ve özelleşme metodunun stratejik öneme sahip olduğu gözlenmiştir. Sivil ve özel metot hızlı, etkin, esnek ve dinamik özellikleriyle devletçilik metodunun önüne geçmiştir. Sivil ve özel metodun küreselleşme sürecinde yeniden yapılanmada önemli görülmesi özellikle endüstri toplumlarındaki bilim ve öğretimi sorunlarını da bu açıdan ilgi çekici bir tartışma alanı haline sokmuştur.[1]
Devletlerin yanında sivil unsurlardan KOBİ (Küçük ve orta boy işletmeler), dernek ve vakıf gibi tüzel kişiler ve özel kişilerin katkısı bilim ve öğrenimindeki gelişmeyi hızlandırmıştır. Özel kişiler, Dernek ve Vakıflar ile KOBİ ler sivil toplumun ve özel sektörün en önemli unsurlarındandır. Bu konuda da önemi anlaşılan sivil toplum ve özel kesim; kendine özgü gelişme dinamiğine sahip, kurumsallaşmış karar alma ve uyuşmazlık çözme yapısı bulunan, devletten bağımsız bir alanı ifade etmektedir.[2]
Örneğin; AB’de olduğu gibi, TC’de çağ atlatan hükümetler döneminde, (1983-1991) sivil ve özel metotla bilim, sivilleşme, özelleşme ve KOBİ’ler politikası ile bilim ve sosyo-ekonomik hayata canlılık kazandırma yoluna gidilmiştir. Özellikle bilimsel metotla bilgili ve vasıflı eleman yetiştirme projelerine de ağırlık verildiği için, bu konulardaki politika ve icraat, küreselleşme, demokrasi ve uluslararası normlar bakımından önemli gelişme ve sonuçlar doğurmuştur.
Çağdaş sosyal devlet ve bilim eğitim öğretim görevi anlayışının olmadığı dönemlerde bile, Türk-İslam kültür ve medeniyet tarihinde Türk-İslam toplumları; sivil ve özel metotla hazır bilim ve medeniyete, büyük katkılar yaparak insanlık âlemine ve toplumlara yararlı ve öncü olmuştur. Bölgesel ulusal ve uluslararası sivil toplum örgütleri, günümüzde devletlerin ve hükümetlerin siyasi, sosyal ve ekonomik kararları yanında bilim ve öğretimi karar ve metotlarını da etkileyebilmektedir. Bilim ve öğretimine katkısı Devleti hızla gecen sivil ve özel metodun çeşitli yollarla engellenmesi, saf dışı bırakılması veya devlete entegre edilerek eritilmesi otoriter ve totaliter rejimlerin işidir. Sivil ve özel katkı metodu hızla gelişmeye katkı sağlayacaktır. Bireylerin de küresel sorunların çözümüne aktif katkıda bulunmaları, sivil örgütlenme (Dernek, vakıf vb) özgürlüğü gibi hürriyetlerin tam olarak sağlanmasıyla mümkün olabilmektedir. Siyaset biliminde, aynı zamanda siyasal bir baskı gurubu ve aracı olarak kabul edilen KOBİ, dernek, kulüp, vakıf, platform ve kar amacı gütmeyen organizasyonlar, yasal çerçevede tüzel kişilikleri ile güçlü bir küçük toplum ve devlet örneği gibi çalışarak[3] bilime ve öğretimine de katkı sağlarlar.
Bilim ve kültürün küreselleşmesiyle hızla gelişen bilimin yeni boyutları ile evvela kime hizmet ettiği sorgulanmalı, tehlikeli ve zararlı işlerde kullanılması önlenmelidir. Bilimin yaşadığımız zamandaki ülke sistemlerinde insanlığa da hizmet edebilmesi yanında, en azından bazen öncelikle “kar-kazanç “a hizmet ettiği bir gerçektir. Ancak kar amaçlı çabaların, yeni buluşlar için itici bir faktör olduğu da bir gerçektir. Tabi para hırsı içinde bulunan bir yeniliğin öncelikle kime fayda sağlayacağı tartışılır. Bizim için burada önemli olan şey, sonuç olmalıdır. Sonuçta bilim insanlığın bir kazancına dönüşecektir.
Yapılması gereken, bilim adamlarının yetişmesinde dürüstlük ilkesini yaygınlaştırabilmek, ya da bilim adamlarının olabildiğince dürüst olmasını sağlayabilmektir. Değerler dünyasının kavramlarını ölçü olarak kullanmayan bilim, kendisini finanse eden sermayedarların niteliği ve bilimi niçin destekledikleri konularında fikir yürütmeyi de kabullenmiyor. Böylece bilim, insanlığın en tehlikeli düşmanı rolüne de bürünüyor. Bunun için bilimin evrenselliği ve bilime karşı doğru tavır geliştirebilme imkânı tam sağlanmalıdır.
Bilim ve öğretimine katkısı olan Sivil toplum ve özel kesim metodundan ve varlığından söz edebilmek için sivil toplumun ve özel kesimin devletin vesayeti ve baskısı altında olmaması, kendi yapılanmaları ve faaliyetleri hakkında kendilerinin karar verebilmesi ve hatta devlet politikasının gidişatını belirleyebilmesi veya etkileyebilmesi gerekir. Sivil toplum örgütlerinin en önemli işlevleri ise, siyasi iktidara derinden nüfuz etmek, parçalayarak adem-i merkezi hale getirmek ve despotizme karşı güvence oluşturmaktır.[4]
Pozitivist bilim anlayışının üstünlüğü efsanesi, bilimi insan hayatının en mutlak doğrusu ve yanılmayan terazisi gibi gösteren bir yanılgıya yol açtı. Bilime saygı, hepimize âdeta din gibi telkin edilen bir bakış açısıdır; bu hususta tereddüt beslemek bile mâbedin duvarlarına hakaret mânâsında algılanıyor. Bilime duyulan güven bazen o kadar aşırı noktalara vardırıldı ki, asırlardır biriktirilen mahalli-yerli görgü ve tecrübelerimizi toptan değersiz sayarak unuttuk. Birikim ve tecrübenin işe yaramazlığı, bize küçüklük kompleksi telkin etti; dünyayı ileri ve geri diye kabaca iki kampa ayırmak bu noktadan sonra bize pek tabii geldi. Biz geriydik elbette; gerilikten kurtulmamız, ancak geri olduğumuzu kabullenmekle başlayabilecekti. İlerlemek için ise yüzümüzü güneşin battığı yere çevirmeliydik. Gariptir ki, bu derece özgüvenden mahrum bir sosyal psikoloji ile Batılıların bilim ve teknikte yaptığını tekrarlamak da mümkün olmuyordu.
Dünya ikliminin ısınması büyük bir çevre felâketi ile karşılaşmamız bilim ve teknolojinin kötüye kullanılmasına bağlandığından, bütün dünyada sanki önlenebilir bir felâket gibi algılanıyor. Büyük devletlerin ve sermayenin hizmetkârı durumuna gelen bilim adamlarının tahminlerine ne derece güvenebiliriz. Esasına bakılırsa çevre felaketlerinin zemininde, bilim ahlâkına aykırı hareket eden -belki bilim ahlâkı diye bir kavramın varlığından bile haberdar olmayan- bilim çevrelerinin istikametsiz arayış hırsı yatmaktadır.
Acaba bilim, bütün dünyaya eşit olarak hayır ve güzellik dağıtması gereken noktada gelişmişlik farklarının korunması, hatta daha sertleşmesi için bir silah gibi mi kullanılmaktadır? İyilik ya da kötülük, B&T(bilim ve teknoloji)yi üretenlerin/kullananların niyetlerindedir. Niyetlerde belirleyici olan husus ise kişinin çıkarlarıdır; ait olduğu katmanın toplumsal çıkarlarıdır ya da mensubu olduğu ulusun çıkarlarıdır. Sadece merak saikıyla, evreni bir bütün olarak kavrayabilmek için yapılan bilimsel araştırmalar sonucu ortaya konan pek çok bilimsel bulgunun, o bulguları ortaya koyan bilim insanlarının iradelerinden bağımsız ama başka insanların iradelerine bağlı olarak kötüye kullanılabildiğinin sayısız örneği vardır.
Eleştirilmek gereken şey, bilimin yükselmesi esnasında iç disiplin ve denetleme noktasında başıboş kaldığıdır. Bilim eğer büyük bir otorite ve buyurganlığa sahipse -ki öyledir- bu otoritenin sınırlandırılması, dengelenmesi ve kontrol edilmesi gerekir. Bu görevin, hiç yoksa yine bilim adamları tarafından ifası gerekiyor. Dünyanın düne göre daha konforlu, daha hızlı, mâmur ve bayındır olmasını temelde bilime ve bilim adamlarına borçluysak, modernliğin ürettiği bütün kötülükleri de aynı kaynaktan bilmemiz gerekiyor. Bilimin sadece keşif, icat, araştırma ve bilme hırsına kilitlenmesi ve bilimin kendisini bu istikamette nötrleştirerek değerler alanında kendisini görevsiz kabul etmesi insanlığa büyük acılar yaşatıyor. Modernliğin kapladığı her şeyi sahiplenmekte bilim ne kadar istekliyse, oradan çıkan problemlere karşı tarafsız davranırken o derece ikiyüzlü hareket ediyor. Bilim adamları çok ölümcül silahlar, zehirler yapıyorlar; genlerle, hormonlarla oynuyor, yüksek miktarda enerji tüketmeyi gerektiren hayat tarzını kolaylaştırıyorlar.
Örneklersek; modern üretim teknolojilerinin belli üretim dallarında prodüktiviteyi yükseltmesi sonucu boşta kalan işgücüne, aynı teknolojilerden yararlanılarak, yeni iş alanları açılamazsa[1], işverenler ve ilk bakışta toplumun genel çıkarları açısından iyi karşılanan prodüktivitedeki gelişme, boşta kalan işgücü açısından kötü görülür. Bilimin bir başka tehlikeli yanı ise yüksek itibarının ardına her türlü kötü niyetin gizlenebilmesindedir. Her ne kadar bu itibarını büyük ölçüde modern endüstriye katkılarından ötürü görüyorsa da, aynı endüstriyel mantık, bilimi kendi çıkarları için hiç düşünmeden sömürmeyi ihmal etmiyor. Bilim adamları, dünyanın en sevimli ve tehlikeli yaratığı olma sıfatını kazanmış oluyor. Bilim adamları bilimin yansızlığı ve evrenselliği siperiyle itibarlarını koruyorlar. B&T’yi o biçimde değil de bu biçimde, o amaçla değil de şu amaçla ya da o şartlarla değil de bu şartlarla kullanmanın yol açabileceği zararlar kadar yeterince üretip kullanamamanın da yüksek bir toplumsal maliyeti olabilir[2].
Son yıllarda inanılmaz bir süratle geliştirilen bilgisayar, bilgiyi çabuk ve doğru bir şekilde isleme ve saklama ve kullanma özellikleri nedeniyle, kısa sürede günlük hayatin ve bilimin ayrılmaz bir parçası haline geldi. Bilgi üretimi ve dolaşımı küresel ölçekte bilgisayar ve internetle hızlandı. Bu gelişmeler sayesinde, tüm dünyada bütün bireylerin bilgiye kolayca ulaşmaları ve onu tüketmeleri ve bilimi hızla geliştirmesi mümkündür. Bilgi toplumunun oluşumunu hızlandıran bu gelişmelerin metodun yanı sıra, basımevlerinden uzay gemilerine kadar hemen bütün makine ve araçların kontrolünü de bilgisayarlar üstlenmeye başladı.
Çünkü bilim, araştırdığı nesne ile o nesnenin âkıbeti arasında ilişki kurmayı reddediyor; değerler dünyasının ölçülerini kullanmayı yanlış buluyor. Fakat güçlü hükümetler ve büyük miktarda kamu ve özel yardımlarıyla bilimin finanse edilmesine karşı herhangi bir itiraz geliştirmiyor. Bilim, kendisini finanse eden sermayedarların niteliği ve bilimi niçin destekledikleri konusunda fikir yürütmeyi de kabullenmiyor. Böylece bilim, insanoğlunun en hayranlık verici birikimini temsil ettiği noktada insanlığın en tehlikeli düşmanı rolüne de bürünüyor.
SONUÇ VE ÇÖZÜM ÖNERILERI
Devletçilikten çok bireysel ve gönüllü inisiyatifin gerekli ve zorunlu olduğunun iyice anlaşıldığı günümüzde, demokratik ülkelerde birçok kamu hizmet ve görevi bile sivil ve özel kesim tarafından yerine getirilmektedir. Küresel ölçekte bilim, eğitim, öğretim ve sağlık konusundaki sivil ve özel girişimin bu konuda iyi örnekler oluşturduğu bu metod bilim ve öğretiminde çekinmeden uygulanabilmelidir.
Bu çerçevede bilim ve öğretimine sivil ve özel katkı metodu olarak dernek, vakıf, Plâtform ve KOBİ’ler ile bunların dışındaki kâr amacı gütmeyen girişimlerin, desteklenmesi, bunlar için de uygun koşullu kredi olanaklarının yaratılması, sosyal masraflarının düşürülmesi, bürokratik engeller içinde boğulmalarının önlenmesi gerekir.
Sosyo-ekonomik hayatta yükün çoğunu ağırlıklı olarak çalışan kesim çektiğine göre; bilim ve öğretimi küresel sorunlarının metodolojik çözümünde ilmi, iktisadi ve sosyal kararların alınmasında, sivil ve özel kesimin istekleri de göz önüne alınıp uyulmazsa sosyal denge sarsılmaktadır. Bilimin üretimde önemli rolü olan üreten insanların, külfete katlandığı kadar nimetin bölüşülmesiyle ilgili kararlarda da etkinliklerinin artması, bu sosyal dengenin sağlanabilmesi için artık bir ön şart olarak kabul edilmek zorundadır. Özellikle küreselleşen yenidünya ve demokrasilerde bu çok önemli bir husus ve metot olarak kabul edilmelidir.[5]
Bilimciler evvela kendi toplumlarını sonra da tüm küresel insanlığı bilmek ve tanımakla verimli olurlar. Kendi alanını çok iyi bilen ama dünyadan haberi olmayan bilimciler yetiştirmek doğru değildir. Bilimi tek tek ele aldığımız zaman işe yaramaz. Bilimci, bir semazen misali ayaklarının biri uzmanlığı, ülkesi ve toplumu içinde sabit iken diğer ayağı ile dünyayı ve tüm bilimleri küresel tanıdığı ve takip ettiği ölçüde başarılı olacaktır.
Bilimlere bakış açısı, bilimlerin hedefleri, bilimcilerin nitelikleri, bilimler öğretimi, bilimleri destekleyici kamu ve özel kesim ve kurumların oluşması ve istihdam alanlarının sağlanması gibi konuları göz önünde bulundurarak bilimler politikası geliştirmelidir. Bilgisayar ve internet virüs problemine küresel çözümler üretilerek bilimcilerin ve öğretiminin uzun süre alan ve oldukça karmaşık olan yorucu ve bıktırıcı islerden kurtulup zamandan kazanmaları da sağlanmalıdır.

Küresel esenlik için gelişen bilimin tehlikelerine karşı güvenlik tedbirleri de ivedilikle alınmalıdır.

KAYNAKÇA

– Adams, J.L, (1994) – Bir Mühendisin Dünyası. Tübitak Popüler Bilim Kitapları Çev. C. Soydemir).”
– SENGBERGER A.- LOWEMEN K The Ruemergence of Small Enterprises, Geneva, 1991,
– Ömer Demir-Acar M., Sosyal Bilimler Sözlüğü, Vadi Yayınları, Ankara 1997, s. 373.
– Cumhuriyet Döneminde Türkiyede Bilim Sosyal Bilimler-II TÜBA, Ankara 2001, s.V.
– Millî Eğitim Bakanlığı Tebliğler Dergisi, Aralık 2003, Sayı: 2555, s. 708-713.
– Bilimler Eğitimi Kongresi (15-17 Mayıs 2003 İzmir) Tebliğler, Ankara 2004 s. 254
Azra Erhat, Osmanlı Aydınından Türk Münevverine, Can Yayınları, İstanbul 2002, s. .18
– Hüsnü Erkan, Bilgi Toplumu ve Ekonomik Gelişme (Ankara, 1993), s. 52.
– J. Donald Walters, çev: Ş. Yalçın; Modern Düşünenin Krizi: Anlamsızlık Sorununa Çözümler (İst., 1995), s. 21.
– 12 H. J. Morgenthau, çev: B. Oran/Ü. Oskay; Uluslararası Politika (Ankara, 1970), C. I, s. 4, 12, 16, 296, 300.
– A. Bergin, Psychoteraphy and Religious Values, Journal o Consulting and Clinical Psyc., no: 48 (1980), s. 95.
– Paul Karl Feyerabend, çev: E. Başer; Akla Veda (İstanbul, 1995). Ayrıca: Korkut Tuna, Batılı Bilginin Eleştirisi Üzerine (İstanbul, 1993).
– S. H. Nasr, çev: Ş. Yalçın; Bir Kutsal Bilim İhtiyacı (İstanbul, 1995).
– Alparslan Açıkgenç; Bilgi Felsefesi (İstanbul, 1992).
– Caracostas, Paraskevas and Ugur Muldur, Society, The Endless Frontier: A European Vision of research and innovation policies for the 21st century, Published by the European Com., 1998.
– Göker, Aykut., Gelecek için Bilim ve Teknoloji: Pazar Ekonomilerinde Teknoloji Kestirim ve Teknoloji Öngörü Çalışmaları, Cumhuriyet Bilim Teknik, 24 Haziran 2000.
– National Institute of Science and Technology Policy (NISTEP) / Science and Technology Agency, Japan, The Sixth Technology Forecast Survey: Future Technology in Japan Toward The Year 2025, NISTEP Report No. 52, June 1997.
– Office of Science and Technology Policy – USA, National Critical Technologies Panel: Second Biennial Report, January 1993.
– Office of Science and Technology Policy – USA, National Critical Technologies Report, M. 1995.
– Porter, Michael E., The Competitive Advantage of Nations, The MacMillan Press Ltd., 1991.
– Taymaz, E., Ulusal Yenilik Sistemi: Türkiye İmalat Sanayiinde Teknolojik Değişim ve Yenilik Süreçlerinin İzlenmesi, TÜBİTAK / TTGV, Ankara, Mart 2001.
– The IPTS Futures Project: Technology Map, December 1999.
– Visco, Ignazio, The new economy: fact or fiction?, OECD Observer 2000.
– UÇAR Bilal vd Dernekler Hukuku, 1999. Dernekler Kanunu ve İlgili Mevzuat, Adalet Ankara 2000, 2002.
Dernek Vakıf Mevzuatı, Adalet Ankara 2002 Türk Dernekler Hukuku, Zülfikar 1993-1996. Türk Dernekler Hukuku, 1996, 1998, 2000.Dernekler Hukuku, Adalet Ankara 2002 Yeni Dernekler Mevzuatı, Adalet Y. Ankara 2005 Yeni Dernekler Kanunu ve İlgili Mevzuat, Kartal Y. Ankara 2005.
– APEC Center for Foresight. [http://www.nstda.or.th/apec]
– TUBA http://www.tuba.gov.tr/index.php?bolum=genel
– Finland and the Future of Europe. [http://www.eduskunta.fi/fakta/vk/tuv/fcrep1.htm#foreword]
– New Zealand’s Foresight Project [http://www.morst.govt.nz/foresight/]
Swedish Technology Foresight. [http://www.tekniskframsyn.nu/eng/index.html]
United Kingdom Technology Foresight Program. [http://www.foresight.gov.uk]
________________________________________
[1] Sengenbarger – Lowemen – Piore, W.-G.W.- M.J.; The Reemergence of Small Enterprises; Geneva;1991,p.1. p.300.
[2] ERDOĞAN Mustafa, Liberal Toplum Liberal Siyaset, s. 206. Liberte Y., 1988
[3] UÇAR Bilal vd, Yeni Dernekler Mevzuatı, Ankara, Adalet 2005, s. I-XX.; Yeni Dernekler Kanunu ve İlgili Mevzuat, Ankara, Kartal 2005, s. I-XX.; Dernek Vakıf Mevzuatı, Ankara, Güven, 2002, s. I-XX.; Açıklamalı, Gerekçeli, ilgili Mahkeme Kararları ve Tüm Hükümleriyle DERNEKLER HUKUKU, Ankara, Güven, 2002, s. I-XX.
[4] TAYLOR C., “Modes of Civil Society”, Public Culture, 3/1, s.111. 1990
[5] Bilal UÇAR Çağ Atlarken ZYGüven, Ankara, 1998 s.4; 1983-1991 yılları TC Hükümetlerinin Çalışma Hayatı- İstihdam ve İşsizlik Politikası ve İcraatı (Master Tezi) İst. Ünv. Sosyal Bilimler Enstitüsü 1991.

http://www.mevzuatdergisi.com/2008/07a/01.htm

No responses yet

Trackback URI | Comments RSS

Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.