Oca 30 2010

Bu Nasıl Küreselleşme?

Published by at 00:04 under Halit SUİÇMEZ (Dr.)

yazdır / print
Küreselleşme gibi kapsamlı ve çok yönlü bir süreci ne ile, nasıl anlayabileceğiz. Elbette sosyal bilimle ve sosyal bilimlerin öncüsü iktisatla, ekonomi politikle açıklayacağız. Elbette tarihsel ve toplumsal analizlerle izah edeceğiz.

Küreselleşen nedir ve bu sürecin temel dinamikleri nelerdir?

Küreselleşen emek değil, sermayedir. Sermaye küresel planda serbest dolaşım olanağına kavuşmuş ve kendisine en yüksek kar sağlayan bölgeye akabilmektedir. Emek bu olanaktan yoksundur.

Son yirmi yıl(1987-2007)içindeki eğilimler:

-dünya işgücü piyasalarında emek arzı 1.2 milyar kişi artmıştır.(IMF, Dünya Ekonomisi Raporu,2007)Böylece sermaye, emek karşısında göreceli olarak daha güçlü bir konuma geçmiştir.

-tüm ekonomilerde emeğin milli gelirden aldığı pay gerilemiştir. Emek gelirlerinin milli gelir içindeki yüzde payı 1980 yılından 2005’e düşmüştür.

ABD’de yüzde 65’ten 60’a,
Avrupa’da 73’ten 63’e,
Japonya’da 70’ten 58’e gerilemiştir.(IMF, World Economic Outlook, Nisan 2007)
– tüm ekonomilerde emeğin milli gelirden aldığı payın gerilemesinde küreselleşmenin biçimi önemli bir faktördür. Bu süreçte teknolojik gelişme de önemli bir etkendir ama sürecin esas dinamiği teknoloji değil, küreselleşme sürecinin biçimidir.

Türkiye imalat sanayi üzerine yaptığımız çalışmalarda da görüldüğü gibi verimlilik-ücret makası açılmaktadır.(Halit Suiçmez, Verimlilik-İstihdam İlişkisi, 2009)Yani bölüşüm emek aleyhine bozulmaktadır.

İnsanlık tarihinde tek tip küreselleşme olmamıştır. Alternatif süreçler olabilir.

Teknolojik ilerleme daha eşitlikçi ve toplumcu bir yönelimde olabilir. Bu hem teoride hem de yaşam pratiğinde kanıtlanmıştır.

Neo klasik küreselleşme varsayımları tutmamıştır. Yani eğer “verimlilik artarsa reel ücretler de artar” varsayımının her dönemde ve ülkede yaşanmadığı ortadadır. Büyüme ve verimlilik artmış ancak istihdam artmamıştır. İşsizlik ve yoksulluk azaltılamamıştır. Çünkü bölüşüm giderek daha eşitsizleşmiştir.

Küreselleşmenin bu anti-insan uygulamaları küresel krizi üretmiştir.

Şimdi yapılması gereken; bireyi, toplumu ve doğayı esas alan insancıl bir küreselleşme çizgisini oluşturmak ve uygulamaktır.

2 responses so far

2 Responses to “Bu Nasıl Küreselleşme?”

  1. Halil DAĞon 30 Oca 2010 at 17:04

    Sayın Suiçmez;
    “Küreselleşen emek değil, sermayedir. Sermaye küresel planda serbest dolaşım olanağına kavuşmuş ve kendisine en yüksek kar sağlayan bölgeye akabilmektedir. Emek bu olanaktan yoksundur” Bu tespitiniz bile küreselleşmenin karşımıza çıkardığı jargondan çok farklı bir şey olduğunu kavramamıza yetiyor.

    Gerçekten de küreselleşme, evrensel değerlerin tüm dünyaca kabul edilmesi, yerel bir değer olarak kabul edilmesinden ziyade dünya ekonomik ve politik sisteminin hiyerarşisinin en tepesinde oturanların cilalı kavramlarla “sömürgecilik döneminde ulaşılamamış ya da ele geçirilememiş” herşeye nüfuz edebilme çabasından başka bir şey değildir.

    Gerek ekonomik literatürün kavramları gerekse siyasi/idari literatürün kavramları açısından baktığımız zaman küreselleşmeci kavramların hepsi, “şimdiye kadar ulusları kendi dinamikleri içerisinde vahşi kapitalizme karşı koruyan duvarları” yıkmaya yöneliktir.
    Eğer ki küreselleşmeci mantık ulusların yegane güvencesi olan ulusal anayasalara dayalı devletlerin kendi ulusunu önceleyen (buna milliyetçi/ulusalcı demek mümkündür)birikimlerini yok edebilirse işte asıl felaket o zaman ortaya çıkacaktır.
    Çünkü şimdiye kadar ulus devletler, her ne kadar vatandaşlarına yeterince adil olmayı becerememişlerse de o gün geldiğinde dünya uluslarının tamamı korumasız kalacaktır.
    Bugün iyi kötü her ulusun bir şemsiyesi vardır.
    Ekonomi politikte bu şemsiye özellikle İMF, OECD, DB gibi kuruluşlarca yok edildiği için şu an yaşanan ekonomik odaklı bir insanlık krizidir.
    Ancak siyasi/idari (ulusal egemenlik)alanındaki şemsiye de yok edildiği zaman asıl felaket gelecektir.

    Hocam,
    Kıymetli yazınıza felaket tellalı misali yorum yazmak istemezdim. Ancak küreselleşme denince maalesef ki benim tüylerim diken diken oluyor ve aklıma “demokrasi, insan hakları, evrensel barış” gibi cilalı sözlerin ardına gizlenmiş ahlaksız arzulardan başka bir şey gelmiyor.

    Saygı ve Selamlarla…
    Halil

  2. haliton 30 Oca 2010 at 19:54

    Halil Bey, tamamlayıcı bir yorum olmuş, teşekkürler..
    Küreselleşme elbette emperyalizmin cilalı sözlerinden biri.
    Ancak, bu durum bizim olguyu tarihsel ve toplumsal düzeyde analiz etmemizi engellemez. Siz de zaten böyle bir şey demiyorsunuz.
    Reel ekonominin göstergelerine ve bölüşüm değişkenlerine karşılaştırmalı olarak bakmalıyız ki,süreci esas dinamikleriyle görebilelim.

    Duyarlılığınız yine her zamanki gibi güzel..

    Selamlar..sevgiler..

Trackback URI | Comments RSS

Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.