<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
		>
<channel>
	<title>Kent Akademisi / Kent Kültürü ve Yönetimi Elektronik Dergisi için yorumlar</title>
	<atom:link href="http://www.kentakademisi.com/comments/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.kentakademisi.com</link>
	<description>Kent Yönetimi ve Kültürü Elektronik Dergisi</description>
	<lastBuildDate>Sat, 19 Jun 2010 06:26:08 +0000</lastBuildDate>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=abc</generator>
<xhtml:meta xmlns:xhtml="http://www.w3.org/1999/xhtml" name="robots" content="noindex" />
	<item>
		<title>Avcılar’a Mavi Bayrak Gelirse Şaşırmam! yazısına Kiralık Gulet tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.kentakademisi.com/avcilar%e2%80%99a-mavi-bayrak-gelirse-sasirmam/7674/comment-page-1/#comment-9894</link>
		<dc:creator>Kiralık Gulet</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 19 Jun 2010 06:26:08 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.bilgiagi.net/?p=7674#comment-9894</guid>
		<description>Bu Güzelim sayfanızın bu bölümünde  eşi ve benzeri bulunmayan ülkemizi anlatmamıza yer verdiğiniz için teşekkür ederiz, Ülkemizde geçmiş uygarlıklardan kalma binlerce tarihi kalıntı olduğunu hepimiz biliyoruz. Bu kalıntıların bir kısmı güney sahillerimizde bulunmaktadır eskiden ticaretin genelde deniz üzerinden yapıldığ ve yerleşim alanları deniz kenarlarına yakın inşa edilip fazla zaman kaybetmeden biryerden biryere gitmek için ozamana özgü yapılmış sandala binip işine bakarlarmış veya denzde avlanırlarmış, bunu günümüzde açık olarak görmek mümkündür kiralık tekneyle güney sahillerimizi dolaşanlarımız mutlaka kalıntılara raslamışdır eğer sizlerde tarihi gezisiyle ilgileniyorsanız kiralık yelkenli gulet veyahut kiralık motoryat ile haftalık tekne tatiline akdneizde Fethiye göcek kıyılarından başlayıp kalkan kaş ve dermeye kadar bir hafta deniz yolculuğu içersinde görebileceğin kalıntılar sizleri geçmişde yaşayan insanların ozamanki doğa şartlarında neleri başardığını hayretler içinde izleyeceksiniz,</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Bu Güzelim sayfanızın bu bölümünde  eşi ve benzeri bulunmayan ülkemizi anlatmamıza yer verdiğiniz için teşekkür ederiz, Ülkemizde geçmiş uygarlıklardan kalma binlerce tarihi kalıntı olduğunu hepimiz biliyoruz. Bu kalıntıların bir kısmı güney sahillerimizde bulunmaktadır eskiden ticaretin genelde deniz üzerinden yapıldığ ve yerleşim alanları deniz kenarlarına yakın inşa edilip fazla zaman kaybetmeden biryerden biryere gitmek için ozamana özgü yapılmış sandala binip işine bakarlarmış veya denzde avlanırlarmış, bunu günümüzde açık olarak görmek mümkündür kiralık tekneyle güney sahillerimizi dolaşanlarımız mutlaka kalıntılara raslamışdır eğer sizlerde tarihi gezisiyle ilgileniyorsanız kiralık yelkenli gulet veyahut kiralık motoryat ile haftalık tekne tatiline akdneizde Fethiye göcek kıyılarından başlayıp kalkan kaş ve dermeye kadar bir hafta deniz yolculuğu içersinde görebileceğin kalıntılar sizleri geçmişde yaşayan insanların ozamanki doğa şartlarında neleri başardığını hayretler içinde izleyeceksiniz,</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Toprak Dostu, Gönül İnsanı Aşık Veysel&#8217;in Ölümünün 35. Yılı Anısına yazısına Mavi Yolculuk tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.kentakademisi.com/toprak-dostu-gonul-insani-asik-veyselin-olumunun-35-yili-anisina/1436/comment-page-1/#comment-9891</link>
		<dc:creator>Mavi Yolculuk</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 14 Jun 2010 15:25:19 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.bilgiagi.net/toprak-dostu-gonul-insani-asik-veyselin-olumunun-35-yili-anisina/#comment-9891</guid>
		<description>Sayın site yöneticisi arkadaşlar internetde sörf yaparken sitenize rastladık bizce herşey harika olmuş eğitici öğretici ve sayfa düzeni olarak mükemmel olmuş elinize sağlık bizlerede burada yazmak için yer vermenizden dolayı sizlere teşekkür eder mavi yolculuk adını vermiş olduğumuz ismimizi yayınladığınız için başarılarınızın devamını dileriz yat seçiminde alt yapımız denizcilikten gelme kadromuz ile yatlarda çalışarak edindiğimiz tecrübelerimizle oluşturduğumuz personel ile başlayan, şimdiyse, Fethiye, Göcek, Marmaris, Bodrum liman ilçelerimizde, kiralık yat, işletmeciliği yaparak devam etmekteyiz. inanıyoruz ki bizim farkımız ticari yatlardaki iş tecrübemiz doğrultusunda, sizleri doğru bilgilendirmek, kaliteden ödün vermeyen kadromuz ile mavi tur, için kiralayacakları yatı doğru bir şekilde anlatıp, kaliteli bir tatil yapmalarını sağlamaktır. kiralık motoryat, gulet, ve yelkenli, fiber tekneleri belirgin bir şekilde anlatıp, görselliği kaliteli fotoğraf ile sizlere sunmaktayız.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Sayın site yöneticisi arkadaşlar internetde sörf yaparken sitenize rastladık bizce herşey harika olmuş eğitici öğretici ve sayfa düzeni olarak mükemmel olmuş elinize sağlık bizlerede burada yazmak için yer vermenizden dolayı sizlere teşekkür eder mavi yolculuk adını vermiş olduğumuz ismimizi yayınladığınız için başarılarınızın devamını dileriz yat seçiminde alt yapımız denizcilikten gelme kadromuz ile yatlarda çalışarak edindiğimiz tecrübelerimizle oluşturduğumuz personel ile başlayan, şimdiyse, Fethiye, Göcek, Marmaris, Bodrum liman ilçelerimizde, kiralık yat, işletmeciliği yaparak devam etmekteyiz. inanıyoruz ki bizim farkımız ticari yatlardaki iş tecrübemiz doğrultusunda, sizleri doğru bilgilendirmek, kaliteden ödün vermeyen kadromuz ile mavi tur, için kiralayacakları yatı doğru bir şekilde anlatıp, kaliteli bir tatil yapmalarını sağlamaktır. kiralık motoryat, gulet, ve yelkenli, fiber tekneleri belirgin bir şekilde anlatıp, görselliği kaliteli fotoğraf ile sizlere sunmaktayız.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Öneri Formu yazısına Hüsnü Akıncı tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.kentakademisi.com/oneri-formu/comment-page-1/#comment-9703</link>
		<dc:creator>Hüsnü Akıncı</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 23 Apr 2010 09:26:25 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.bilgiagi.net/oneri-formu/#comment-9703</guid>
		<description>-- 
   Sayın Derya SAZAK

   Milliyet Gazetesi Yazarı                                                 20 Temmuz 2009

 

 

 

   Sayın SAZAK;

 

   Ortalığa DARBE KORKUSU salarak halkın efkârını karıştıran DEMOKRASİ HAVARİLERİNİN çirit attığı  günümüzde; fikren geçmişe bir seyahate çıktım. Arşivimdeki size ait iki yazı, dikkatimi çekti. Belki biraz zamanınızı alır, ama, günümüze ışık tutacağı için, dikkatlerinize ve tetkiklerinize sunmayı uygun buldum. İşte, yazılarınız:

 

   1-Yazınızın tarihi, 11 Ekim 1988’dir. Başlığı, “GÜVEN BUNALIMI” dır. İçeriği ise şöyledir:

 

   “RV lokantasında bir akşam yemeği….Masadaki ANAP-DYP koalisyonu hayli ilgi çekiyor.

   Doğru Yolculara bakıyoruz…Bursa Milletvekili Cavit Çağlar, Muğla Milletvekili Lâtif Çakıcı, Zonguldak Milletvekili Ömer Barutçu.

 

   Anavatanlı konuklara gelince…Meclis Grup Başkanvekili, eski Bakan Ahmet Karaevli ve Yozgat Milletvekili Lütfullah Kayalar.

   Memleket meselelerine fazla girilmiyor. Havadan, sudan konuşuluyor, anılar tazeleniyor.

   Meclis çıkışı kuliste karşılaşıp, ayaküstü kararlaştırılan bir akşam yemeğinden siyasî anlam çıkarmak niye?...

 

   Son günlerde sıklaşan böyle temasları “ÇENGEL OPERASYONU” diye yorumlamak da erken…Hem, kimin kime yaklaştığı da belli değil…Şimdilik söylenen, “Lütfullah, bizim eski gençlik kolları başkanımızdı…Ahmet Bey de eski arkadaşımız. Severiz kendilerini” türünden lâflar.

 

   Hepsi o kadar. Aslında, başkent geceleri hareketlenmeye başladı. Davetler, gece sohbetleri, çay, kahve ikramları giderek sıklaşıyor.

   “Geçiyordum, uğradım” diyerek, Meclis’te parti gruplarının yolunu şaşıran parlâmenterlerin sayısı da artıyor.

 

   DYP’li Köksal TOPTAN, dün Konya ANAP Milletvekili Mehmet ŞİMŞEK’i kabul etmiş…

   SHP’nin DOĞU KÖKENLİ bazı Milletvekilleri, ANAP’ın transfer listesine dâhil edilmiş.

 

   Kulisler, “DEDİKODU” kaynıyor…

   Bakanları hedef alan GENSORU ÖNERGELERİ, ilk yoklamalar. Muhalefet, Mart’taki yerel seçimin ardından bir atağa hazırlanıyor…

   1989 sonbaharındaki Cumhurbaşkanlığı seçimi yaklaştıkça, “POLİTİKA KAZANI” iyice fokurdayacak.

   ANAP’taki gerginlik, Başbakan ÖZAL’IN  devreye girmesiyle yumuşatılmış gibi görünüyor. Ancak, kutsal ittifakın “HAREKETÇİ” kanadı, kavgayı bırakmış değil…

 

   Eyüp AŞIK ile konuşuyoruz.

   KEÇECİLER ile birlikte kongreye kadar liderin yakın çevresinde olan EYÜP BEY, şöyle dert yanıyor:

   “Öyle hatalar yapılıyor ki, insan ister istemez politikadan soğuyor. İdealler, rafa kaldırılıyor. Daha Meclis’in ikinci yasama döneminde çoğu arkadaşımız, bir daha seçilmek istemiyor. Küstürülmüş milletvekilleri…”

 

   İktidar grubundaki bu yargıyı, partinin liberal kanadından da işitmiştik…

   Eyüp AŞIK, Karadenizli…

   Öyle kolay pes edeceğe benzemiyor, ama, yine de yakınıyor:

 

   “…Nasıl küsmezsiniz…Herkes konuşuyor. Doktoru, koruması, ailesi…Sâdece milletvekilleri politika yapamıyor. Biz sesimizi çıkarsak, bu sefer “VAY EFENDİM, BAŞ KALDIRIYOR” diye şikâyet ediyorlar.

   Böyle şey olur mu? Cumhurbaşkanı kim olacak? Neredeyse onu da, KORUMA GÖREVLİSİ tayin edecek.”

 

   Herkes, DERT KÜPÜ…

   TAŞAR, AŞIK, PEHLİVANLI grubu, “KARAR” eşiğinde…Bakalım, “KOPMA” noktasından nasıl geri çevrilecekler?

   Oltan SUNGURLU, dün KONUT ile MECLİS arasında “MEKİK” dokuyarak, uzlaşma zemini aradı. ÖZAL adına arabuluculuk yaptı.

   Pazarlık, “KAHVECİNİN KELLESİNİ KURTARMA” operasyonunu aştı; lider ile “HAREKETÇİ” kanat arasındaki “GÜVEN BUNALIMINI” gidermeye dönüştü.

 

   2-Yazınızın tarihi, 16 Ekim 1988’dir. Başlığı, “ÖZAL’IN MİLLETVEKİLLERİ” dir. İçeriği ise şöyledir:

 

   “ADAPAZARI’ndan eczacı Hüsnü AKINCI, Trabzon Milletvekili Eyüp AŞIK’a gönderdiği mektubun bir kopyasını da bize yollamış…

   Hafta başında günlüğümüze almıştık.

   ANAPLI AŞIK, parlâmentonun iktidar kanadındaki manzarayı, şöyle yargılıyordu:

   “Öyle hatalar yapılıyor ki, insan ister istemez politikadan soğuyor. İdealler rafa kaldırılıyor. Daha Meclis’in ikinci yasama döneminde  çoğu arkadaşımız, bir daha seçilmek istemiyor. Küstürülmüş milletvekilleri.”

 

   Varolmanın dayanılmaz sancısı…Ülke yönetiminde  “SÖZ SAHİBİ” olması gereken iktidara mensup bir milletvekilinin çözümsüzlüğü…

   Eyüp Bey’in yakınma dolu satırlarını okuyunca, dayanamamış, eczacı Hüsnü Bey…Okuyalım, neler yazmış:

 

    “Gerçekleri söylemek varken, ideallere sımsıkı sarılmak varken, küserek susmak şaşırtıcıdır.

   Sizi parlâmentoya gönderen vatandaşlar, yılgınlık gösterip politikadan soğuyasınız diye seçmediler. Milletin hakkını, hukukunu savunasınız diye gönderdiler.

   Hedefiniz yeniden seçilmek değilse, parlâmentonun kutsal çatısı altında ettiğiniz yemine sadık kalarak doğru olanı savunmalısınız.

   Küserek, mazeret beyan edeceğinize, milletin vekilleri olduğunuzu hatırlamalısınız. Bunu hatırlarsanız, doktorun, korumanın, ailenin size pek etkisi olmaz.

   O zaman Cumhurbaşkanını da, milletin size verdiği temsil yetkisini yerinde kullanarak HÜR İRADENİZLE seçebilirsiniz.”

 

   Mektubunda bir de izlenimini anlatıyor eczacı HÜSNÜ AKINCI:

 

   “…Sakarya Milletvekili ERSİN TARANOĞLU, kalabalık bir vatandaş topluluğu huzurunda bana, “BİZ GERÇEKLERİ DİLE GETİREMEYİZ. ZİRA BİZ, MİLLETİN DEĞİL, ÖZAL’IN MİLLETVEKİLLERİYİZ. ÖN SEÇİM MERHALESİNDEN GEÇMEDİK. ÖZAL’IN TAYİNİ İLE GELDİK.” deyivermiştir.”

 

   Mektupta ANAP’lı Ersin TARANOĞLU’nun bu sözlerini naklederek EYÜP AŞIK’a şu mesajı iletiyor:

 

   “Aynı kanatta iseniz ve artık buna isyan edecek duruma gelmişseniz, bunun diyetini vermekte gecikmemelisiniz. Bunun diyeti, vatandaşların, milletin ve devletin menfaatleri doğrultusunda hareket etmektir. Zira, ortada bir devlet vardır, ortada milletin kaderi söz konusudur.

   Türkiye’nin HANEDAN ZİHNİYETİ ile yönetilmesi mümkün değildir. Türkiye REJİMİNİN ana KAİDELERİ, ana BELGELERİ vardır. HUKUK DEVLETİ İLKESİ, keyfe göre rafa kaldırılamaz.”

 

   Demek ki halk, ÖZAL’IN MİLLETVEKİLLERİ’NİN sıkıntısını kavramış durumda…

   Aslında Adapazarı’ndan gelen mektubun adresi, tek bir parlâmenter değil, tüm parlâmento…

   Milletvekillerinden çözüm bekleniyor. Umutsuzluğa kapalı…Umut arıyor insanlar.”

 

   Sayın SAZAK;

 

   Size ait olan bu iki yazının üzerinden tam 21 yıl geçmiş…Şimdi size, sormak zorundayım:

 

   Aradan geçen 21 yıl zarfında ne değişmiştir?

 

   Bugün, ÖZAL yoktur. Ama, sistem, hiç değişmemiştir. HALKI, sistemin dışına iten ÇARPIK VE AZICIK bir DEMOKRASİ anlayışı hüküm sürmektedir ve TEK ADAM İRADESİ, her şeye hâkimdir.

 

   Henüz daha ne olduğu ve nasıl sonuçlanacağı bilinmeyen bir dâvâ sebebiyle, ortaya  DARBEYE dayandırılan bir ÖCÜ KORKUSU salarak, demokrasimizdeki çarpıklığı örtmek isteyenlere karşı, ne zamana kadar sessiz kalacaksınız? 

 

   Türkiye, aradan geçen 26 yıl zarfında tam anlamıyla HÜR ve DEMOKRAT bir ülke olamamışsa; bunun müsebbibi ASKERLER MİDİR? Yoksa SİVİL İRADE MİDİR?

 

   Çıktığınız televizyon programlarında ve yazılarınızda bu gerçeği, niçin dile getirmiyor sunuz?

 

   Saygılarımla.

 

   Ecz. Hüsnü Akıncı.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>&#8211;<br />
   Sayın Derya SAZAK</p>
<p>   Milliyet Gazetesi Yazarı                                                 20 Temmuz 2009</p>
<p>   Sayın SAZAK;</p>
<p>   Ortalığa DARBE KORKUSU salarak halkın efkârını karıştıran DEMOKRASİ HAVARİLERİNİN çirit attığı  günümüzde; fikren geçmişe bir seyahate çıktım. Arşivimdeki size ait iki yazı, dikkatimi çekti. Belki biraz zamanınızı alır, ama, günümüze ışık tutacağı için, dikkatlerinize ve tetkiklerinize sunmayı uygun buldum. İşte, yazılarınız:</p>
<p>   1-Yazınızın tarihi, 11 Ekim 1988’dir. Başlığı, “GÜVEN BUNALIMI” dır. İçeriği ise şöyledir:</p>
<p>   “RV lokantasında bir akşam yemeği….Masadaki ANAP-DYP koalisyonu hayli ilgi çekiyor.</p>
<p>   Doğru Yolculara bakıyoruz…Bursa Milletvekili Cavit Çağlar, Muğla Milletvekili Lâtif Çakıcı, Zonguldak Milletvekili Ömer Barutçu.</p>
<p>   Anavatanlı konuklara gelince…Meclis Grup Başkanvekili, eski Bakan Ahmet Karaevli ve Yozgat Milletvekili Lütfullah Kayalar.</p>
<p>   Memleket meselelerine fazla girilmiyor. Havadan, sudan konuşuluyor, anılar tazeleniyor.</p>
<p>   Meclis çıkışı kuliste karşılaşıp, ayaküstü kararlaştırılan bir akşam yemeğinden siyasî anlam çıkarmak niye?&#8230;</p>
<p>   Son günlerde sıklaşan böyle temasları “ÇENGEL OPERASYONU” diye yorumlamak da erken…Hem, kimin kime yaklaştığı da belli değil…Şimdilik söylenen, “Lütfullah, bizim eski gençlik kolları başkanımızdı…Ahmet Bey de eski arkadaşımız. Severiz kendilerini” türünden lâflar.</p>
<p>   Hepsi o kadar. Aslında, başkent geceleri hareketlenmeye başladı. Davetler, gece sohbetleri, çay, kahve ikramları giderek sıklaşıyor.</p>
<p>   “Geçiyordum, uğradım” diyerek, Meclis’te parti gruplarının yolunu şaşıran parlâmenterlerin sayısı da artıyor.</p>
<p>   DYP’li Köksal TOPTAN, dün Konya ANAP Milletvekili Mehmet ŞİMŞEK’i kabul etmiş…</p>
<p>   SHP’nin DOĞU KÖKENLİ bazı Milletvekilleri, ANAP’ın transfer listesine dâhil edilmiş.</p>
<p>   Kulisler, “DEDİKODU” kaynıyor…</p>
<p>   Bakanları hedef alan GENSORU ÖNERGELERİ, ilk yoklamalar. Muhalefet, Mart’taki yerel seçimin ardından bir atağa hazırlanıyor…</p>
<p>   1989 sonbaharındaki Cumhurbaşkanlığı seçimi yaklaştıkça, “POLİTİKA KAZANI” iyice fokurdayacak.</p>
<p>   ANAP’taki gerginlik, Başbakan ÖZAL’IN  devreye girmesiyle yumuşatılmış gibi görünüyor. Ancak, kutsal ittifakın “HAREKETÇİ” kanadı, kavgayı bırakmış değil…</p>
<p>   Eyüp AŞIK ile konuşuyoruz.</p>
<p>   KEÇECİLER ile birlikte kongreye kadar liderin yakın çevresinde olan EYÜP BEY, şöyle dert yanıyor:</p>
<p>   “Öyle hatalar yapılıyor ki, insan ister istemez politikadan soğuyor. İdealler, rafa kaldırılıyor. Daha Meclis’in ikinci yasama döneminde çoğu arkadaşımız, bir daha seçilmek istemiyor. Küstürülmüş milletvekilleri…”</p>
<p>   İktidar grubundaki bu yargıyı, partinin liberal kanadından da işitmiştik…</p>
<p>   Eyüp AŞIK, Karadenizli…</p>
<p>   Öyle kolay pes edeceğe benzemiyor, ama, yine de yakınıyor:</p>
<p>   “…Nasıl küsmezsiniz…Herkes konuşuyor. Doktoru, koruması, ailesi…Sâdece milletvekilleri politika yapamıyor. Biz sesimizi çıkarsak, bu sefer “VAY EFENDİM, BAŞ KALDIRIYOR” diye şikâyet ediyorlar.</p>
<p>   Böyle şey olur mu? Cumhurbaşkanı kim olacak? Neredeyse onu da, KORUMA GÖREVLİSİ tayin edecek.”</p>
<p>   Herkes, DERT KÜPÜ…</p>
<p>   TAŞAR, AŞIK, PEHLİVANLI grubu, “KARAR” eşiğinde…Bakalım, “KOPMA” noktasından nasıl geri çevrilecekler?</p>
<p>   Oltan SUNGURLU, dün KONUT ile MECLİS arasında “MEKİK” dokuyarak, uzlaşma zemini aradı. ÖZAL adına arabuluculuk yaptı.</p>
<p>   Pazarlık, “KAHVECİNİN KELLESİNİ KURTARMA” operasyonunu aştı; lider ile “HAREKETÇİ” kanat arasındaki “GÜVEN BUNALIMINI” gidermeye dönüştü.</p>
<p>   2-Yazınızın tarihi, 16 Ekim 1988’dir. Başlığı, “ÖZAL’IN MİLLETVEKİLLERİ” dir. İçeriği ise şöyledir:</p>
<p>   “ADAPAZARI’ndan eczacı Hüsnü AKINCI, Trabzon Milletvekili Eyüp AŞIK’a gönderdiği mektubun bir kopyasını da bize yollamış…</p>
<p>   Hafta başında günlüğümüze almıştık.</p>
<p>   ANAPLI AŞIK, parlâmentonun iktidar kanadındaki manzarayı, şöyle yargılıyordu:</p>
<p>   “Öyle hatalar yapılıyor ki, insan ister istemez politikadan soğuyor. İdealler rafa kaldırılıyor. Daha Meclis’in ikinci yasama döneminde  çoğu arkadaşımız, bir daha seçilmek istemiyor. Küstürülmüş milletvekilleri.”</p>
<p>   Varolmanın dayanılmaz sancısı…Ülke yönetiminde  “SÖZ SAHİBİ” olması gereken iktidara mensup bir milletvekilinin çözümsüzlüğü…</p>
<p>   Eyüp Bey’in yakınma dolu satırlarını okuyunca, dayanamamış, eczacı Hüsnü Bey…Okuyalım, neler yazmış:</p>
<p>    “Gerçekleri söylemek varken, ideallere sımsıkı sarılmak varken, küserek susmak şaşırtıcıdır.</p>
<p>   Sizi parlâmentoya gönderen vatandaşlar, yılgınlık gösterip politikadan soğuyasınız diye seçmediler. Milletin hakkını, hukukunu savunasınız diye gönderdiler.</p>
<p>   Hedefiniz yeniden seçilmek değilse, parlâmentonun kutsal çatısı altında ettiğiniz yemine sadık kalarak doğru olanı savunmalısınız.</p>
<p>   Küserek, mazeret beyan edeceğinize, milletin vekilleri olduğunuzu hatırlamalısınız. Bunu hatırlarsanız, doktorun, korumanın, ailenin size pek etkisi olmaz.</p>
<p>   O zaman Cumhurbaşkanını da, milletin size verdiği temsil yetkisini yerinde kullanarak HÜR İRADENİZLE seçebilirsiniz.”</p>
<p>   Mektubunda bir de izlenimini anlatıyor eczacı HÜSNÜ AKINCI:</p>
<p>   “…Sakarya Milletvekili ERSİN TARANOĞLU, kalabalık bir vatandaş topluluğu huzurunda bana, “BİZ GERÇEKLERİ DİLE GETİREMEYİZ. ZİRA BİZ, MİLLETİN DEĞİL, ÖZAL’IN MİLLETVEKİLLERİYİZ. ÖN SEÇİM MERHALESİNDEN GEÇMEDİK. ÖZAL’IN TAYİNİ İLE GELDİK.” deyivermiştir.”</p>
<p>   Mektupta ANAP’lı Ersin TARANOĞLU’nun bu sözlerini naklederek EYÜP AŞIK’a şu mesajı iletiyor:</p>
<p>   “Aynı kanatta iseniz ve artık buna isyan edecek duruma gelmişseniz, bunun diyetini vermekte gecikmemelisiniz. Bunun diyeti, vatandaşların, milletin ve devletin menfaatleri doğrultusunda hareket etmektir. Zira, ortada bir devlet vardır, ortada milletin kaderi söz konusudur.</p>
<p>   Türkiye’nin HANEDAN ZİHNİYETİ ile yönetilmesi mümkün değildir. Türkiye REJİMİNİN ana KAİDELERİ, ana BELGELERİ vardır. HUKUK DEVLETİ İLKESİ, keyfe göre rafa kaldırılamaz.”</p>
<p>   Demek ki halk, ÖZAL’IN MİLLETVEKİLLERİ’NİN sıkıntısını kavramış durumda…</p>
<p>   Aslında Adapazarı’ndan gelen mektubun adresi, tek bir parlâmenter değil, tüm parlâmento…</p>
<p>   Milletvekillerinden çözüm bekleniyor. Umutsuzluğa kapalı…Umut arıyor insanlar.”</p>
<p>   Sayın SAZAK;</p>
<p>   Size ait olan bu iki yazının üzerinden tam 21 yıl geçmiş…Şimdi size, sormak zorundayım:</p>
<p>   Aradan geçen 21 yıl zarfında ne değişmiştir?</p>
<p>   Bugün, ÖZAL yoktur. Ama, sistem, hiç değişmemiştir. HALKI, sistemin dışına iten ÇARPIK VE AZICIK bir DEMOKRASİ anlayışı hüküm sürmektedir ve TEK ADAM İRADESİ, her şeye hâkimdir.</p>
<p>   Henüz daha ne olduğu ve nasıl sonuçlanacağı bilinmeyen bir dâvâ sebebiyle, ortaya  DARBEYE dayandırılan bir ÖCÜ KORKUSU salarak, demokrasimizdeki çarpıklığı örtmek isteyenlere karşı, ne zamana kadar sessiz kalacaksınız? </p>
<p>   Türkiye, aradan geçen 26 yıl zarfında tam anlamıyla HÜR ve DEMOKRAT bir ülke olamamışsa; bunun müsebbibi ASKERLER MİDİR? Yoksa SİVİL İRADE MİDİR?</p>
<p>   Çıktığınız televizyon programlarında ve yazılarınızda bu gerçeği, niçin dile getirmiyor sunuz?</p>
<p>   Saygılarımla.</p>
<p>   Ecz. Hüsnü Akıncı.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Öneri Formu yazısına Hüsnü Akıncı tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.kentakademisi.com/oneri-formu/comment-page-1/#comment-9698</link>
		<dc:creator>Hüsnü Akıncı</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 01 Apr 2010 23:11:15 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.bilgiagi.net/oneri-formu/#comment-9698</guid>
		<description>Sayın Şakir Ercan GÜL
    Tasarruf Mevduat Sigorta Fonu
    (TMSF) Başkanı
    İstanbul                                                                     1 Nisan 2010



    Sayın BAŞKAN;

    Kamuya devredilen 22 bankaya ayrılan 30 milyar dolar tutarındaki kaynağın  yarısını tahsil ettiğinizi, varlık fiyatlarına bağlı olarak önümüzdeki dönemde 2-3 milyar dolarlık tahsilât gerçekleştirebileceğinizi, TMSF’nin, 2004’ten bugüne kadar yaklaşık 19 milyar dolar civarında brüt tahsilât yaptığını belirterek,

    “Net olarak bu dönemde yaklaşık 10 milyar dolar para Hazine’ye intikal ettirdik. Bunun 8 milyar doları nakdîdir, diğeri kâğıt iadesidir. Bu tahsilâtımızdan yaklaşık 4-5 milyar dolar civarında parayı, Maliye’ye intikal ettirdik; çünkü, vergiye öncelik tanındı.” dediğinizi gazete haberlerinden okudum. 

    Özel kanunlara dayalı olarak büyük yetkilerle donatılan bazı kurumların başkanları, zaman, zaman kendilerini başarılı göstermek için demeç vermeye alışık olmaları sebebiyle merak ediyorum ve soruyorum:

    2004’ten bugüne kadar 19 milyar dolar tahsilât yapan TMSF’nin, bugüne kadar yaptığı harcamaların tutarı nedir?

    Bu 19 milyar dolar tutarındaki tahsilât, adâlet ölçüleri içersinde ve gerçekçi olarak yapılabildi  mi? Örnek: Telsim’in satışı gerçek değeri üzerinden yapılabildi mi? Bu önemli telefon şirketimiz, İngiliz VODAFON’a hangi şartlarda ve hangi değer üzerinden satıldı? Bu örneği, bütün satışlara şâmil kılmak mümkündür. 

    En önemlisi:

    TMSF Başkanları ve üst seviye yöneticileri, 2001 krizini akılcı bir şekilde değerlendirebildiler mi; yoksa, kaynağı ne olursa olsun, verilen emirleri mi yerine getirdiler? Bu hususu, geçmişteki olaylara dayandırarak soruyorum. Şöyle ki:
  
    Günün BDDK Başkanı Engin Akçakoca, 11 Temmuz 2001 tarihli Milliyet Gazetesi&#039;nde yayımlanan demecinde, şu dikkat çekici sözleri söylemişti:

    &quot;BANKALARI FONA ALMADAN REHABİLİTE EĞİLİMİNDEYDİK. BUNUN İÇİN DÖRT HAFTA DAHA FIRSAT TANINMASINI İSTEDİK. DÜNYA BANKASI İLE MUTABAKAT SAĞLADIK. AMA, IMF TARAFI DAHA KATI DAVRANDI VE İMF&#039;Yİ İKNA EDEMEDİK. BEN, GENE DE DÜŞÜNÜYORUM Kİ; ÖYLE BİR FIRSAT TANINSAYDI, DAHA UCUZ BİR ÇÖZÜM YOLU BULUNABİLİRDİ. GARANTİSİ YOK; AMA, DENENMELİYDİ.&quot;

    Engin Akçakoca&#039;nın bu sözlerinin ne anlama geldiğini konuşan, irdeleyen ve sorgulayan çıkmamıştır. Başkalarına boyun eğdiğimizi, bilerek veya bilmeyerek herkes kabullenmiştir.
 
    Başka bir örnek, çok daha vahimdir:

    Günün FON bankaları Ortak Yönetim Kurulu Başkanı Tevfik Altınok ise; Sabah Gazetesi Yazarı Yavuz Semerci&#039;ye verdiği ve 1 Aralık 2001 tarihli Sabah Gazetesi&#039;nde yayımlanan demecinde, şu dikkat çekici sözleri söylemiştir:

    &quot;25 KASIM 2001 TARİHİ İTİBARİYLE TMSF&#039;YE 18 BANKA DEVREDİLMİŞ; 4 BANKA SATILMIŞ, BİR BANKANIN LİSANSI İPTÂL EDİLMİŞTİR. 30 KASIM&#039;DA BİR BANKA DAHA FON&#039;A ALINMIŞ VE BİR BANKA DA KAPATILMIŞTIR. BİZ, FON&#039;A ALINAN BANKALARI VE İŞTİRAKLERİNİ YAŞATMAYI DEĞİL, TASFİYELERİNİ HEDEF ALDIK.&quot;

   Sonraki gelişmeler, Tevfik Altınok&#039;un dediği gibi gerçekleşmiştir. Yani; &quot;Batmış banka&quot; kavramı ile &quot;Nakit ihtiyacı olan banka&quot; kavramı bir birine karıştırılarak, büyük bir tasfiye sağlanmış ve yabancıların banka alma kapısı açılmıştır.

   Bu hususu da kimse konuşmamıştır ve Türkiye ekonomisinin tasfiye hareketini, &quot;BÜYÜK REFORM&quot; olarak alkışlamıştır.

    Gerçeklerin araştırılması ve bilinmesi için dikkatlerinize arz ediyorum:

    Fon bankalarının, temmuz 2001 bilânçosuna göre birikmiş toplam zararı, 12 katrilyon liradır.
   Birikmiş zarar; Hazine&#039;nin, bu bankalara aktardığı 16.3 katrilyon liralık Hazine bonosu sayesinde geçici olarak durdurulmuştur. 
   12 Temmuz 2001 tarihli Hazine verilerine göre; kamu ve fon bankalarına, 21 Şubat 2001 tarihinden sonra verilen Hazine bonosu miktarı, 62 katrilyon liradır. Dağılımı da şöyledir:
 
    Merkez Bankası&#039;na                  22 katrilyon lira,
    Kamu ve Fon bankalarına     40 katrilyon lira. (bu destek, iç borç stokumuzu 111 katrilyon liraya çıkarmıştır.)
   
     Sormak lazımdır:
    Hazine yardımları ile bu bankalar rehabilite edilebilir ve faaliyetlerini sürdürebilirlerdi. Bu imkân varken; acaba, niçin tasfiye yolu seçilmiştir? 
    Bu tasarrufta, ayakta kalan bankaların rekabet gücü kazanmaları mı amaçlanmıştır? Yoksa, IMF&#039;nin şartlı dayatması mı etken olmuştur? Ve:

    Tevfik Altınok’un, &quot;Fona alınan bankaları ve iştiraklerini yaşatmayı değil; satışını ya da tasfiyesini hedef aldık.&quot; sözü, ne anlama gelmektedir?  En önemlisi; bankacılık sektöründeki bu operasyonun, açıklanmayan gizli bir amacı mı vardı?

    Önemli bir konu daha:

    Fona devredildiği günden itibaren, İktisat Bankası için özel bir işlem yapılmıştır. Bu banka, başka bankalarla birleştirilmemiştir. BDDK Başkanı Engin Akçakoca zaman zaman, &quot;İktisat Bankası ayrı satılacaktır. 30 Kasım 2001 tarihine kadar satılamazsa, tasfiye edilecektir.&quot; şeklinde demeçler vermiştir. Akçakoca&#039;nın açıkladığı şekilde de neticelenmiştir.

    Acaba, neden?

    Sayın BAŞKAN;

    Bulunduğumuz coğrafyanın önemi ve özellikleri sebebiyle başkaları bu bölgede, iktisadî hakimiyetini kaybetmiş bir Türkiye isterler. Bugüne kadar meydana gelen gelişmeler, başkalarının, hedeflerini gerçekleştirdiklerini göstermektedir. Başta finans kesimi ve bankalarımız, önemli iktisadî değerlerimiz ve altyapı tesislerimiz ve hatta perakende ticaretimiz yabancıların eline geçmiştir. Para ve ekonomi politikalarımıza dahî, yabancılar hâkimdir. Türkiye’nin bu duruma geleceği, 12 Eylül 1980’den sonara ve bilhassa, kasıtlı olarak yaratılan Şubat 2001 krizinden evvel de belliydi. İşte; 2001 krizinden evvel hiç kimsenin üzerinde durmadığı ve değerlendirmediği acı bir gerçek, şöyledir:


    Hatırlarsınız; Türkiye, 17 Ağustos 1999 Marmara Depremiyle sarsıldı ve ekonomisi, ağır bir darbe aldı.

    29 Kasım 2000 tarihinde İngiltere Bankalar Birliği Başkanı ve İngiltere Merkez Bankası Yönetim Kurulu Üyesi Andrew Buxton, verdiği bir demeçte Türk bankacılığı için şu sözleri söylemişti:

    &quot;TÜRKİYE&#039;DE FİNANSAL HİZMETLERİN YAYGINLAŞTIRILMASI VE GENİŞLETİLMESİ İÇİN BİRLEŞTİRMELER GERÇEKLEŞTİRİLECEK VE BAZI BANKALAR YOK OLACAKTIR.&quot;

    Bu sözler, yaratılacak bir krizin işaretleriydi. Sonraki gelişmeler, Buxton&#039;un sözlerinin doğruluğunu ispatlamıştır. Her nedense; hiç kimse, bu gerçeği ülkenin gündemine getirmemiştir. Yani; 21 Şubat 2001 krizinin, bilinçli olarak yaratıldığını ifade eden çıkmamıştır.

    Ama Türkiye’de önemli mevkilere getirilen ve parlatılan kişiler, bilerek veya bilmeyerek, olayların içyüzlerini araştırmadan; aklı, mantığı ve ilmi hakem yapmadan ve de hislerinin doğrultusunda hareket ederek, başkalarının değirmenine su taşımışlardır. Yaparak değil, yıkarak görev yaptıklarını da hiçbir zaman anlayamamışlardır ve parlak nutuklar atarak, Türkiye’nin içinin boşaltılmasına sebep olmuşlardır. Bu görevi yerine getirenler de, yaptıkları veya yapacakları işin sonunu düşünmemişlerdir.

    Bu sebeple; sizin durumunuzu merak ettiğim için bu mektubumu yazdım ve ne cevap vereceğinizi de merak ediyorum.

    Saygılarımla.

    Ecz. Hüsnü Akıncı

    0216-4181726</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Sayın Şakir Ercan GÜL<br />
    Tasarruf Mevduat Sigorta Fonu<br />
    (TMSF) Başkanı<br />
    İstanbul                                                                     1 Nisan 2010</p>
<p>    Sayın BAŞKAN;</p>
<p>    Kamuya devredilen 22 bankaya ayrılan 30 milyar dolar tutarındaki kaynağın  yarısını tahsil ettiğinizi, varlık fiyatlarına bağlı olarak önümüzdeki dönemde 2-3 milyar dolarlık tahsilât gerçekleştirebileceğinizi, TMSF’nin, 2004’ten bugüne kadar yaklaşık 19 milyar dolar civarında brüt tahsilât yaptığını belirterek,</p>
<p>    “Net olarak bu dönemde yaklaşık 10 milyar dolar para Hazine’ye intikal ettirdik. Bunun 8 milyar doları nakdîdir, diğeri kâğıt iadesidir. Bu tahsilâtımızdan yaklaşık 4-5 milyar dolar civarında parayı, Maliye’ye intikal ettirdik; çünkü, vergiye öncelik tanındı.” dediğinizi gazete haberlerinden okudum. </p>
<p>    Özel kanunlara dayalı olarak büyük yetkilerle donatılan bazı kurumların başkanları, zaman, zaman kendilerini başarılı göstermek için demeç vermeye alışık olmaları sebebiyle merak ediyorum ve soruyorum:</p>
<p>    2004’ten bugüne kadar 19 milyar dolar tahsilât yapan TMSF’nin, bugüne kadar yaptığı harcamaların tutarı nedir?</p>
<p>    Bu 19 milyar dolar tutarındaki tahsilât, adâlet ölçüleri içersinde ve gerçekçi olarak yapılabildi  mi? Örnek: Telsim’in satışı gerçek değeri üzerinden yapılabildi mi? Bu önemli telefon şirketimiz, İngiliz VODAFON’a hangi şartlarda ve hangi değer üzerinden satıldı? Bu örneği, bütün satışlara şâmil kılmak mümkündür. </p>
<p>    En önemlisi:</p>
<p>    TMSF Başkanları ve üst seviye yöneticileri, 2001 krizini akılcı bir şekilde değerlendirebildiler mi; yoksa, kaynağı ne olursa olsun, verilen emirleri mi yerine getirdiler? Bu hususu, geçmişteki olaylara dayandırarak soruyorum. Şöyle ki:</p>
<p>    Günün BDDK Başkanı Engin Akçakoca, 11 Temmuz 2001 tarihli Milliyet Gazetesi&#8217;nde yayımlanan demecinde, şu dikkat çekici sözleri söylemişti:</p>
<p>    &#8220;BANKALARI FONA ALMADAN REHABİLİTE EĞİLİMİNDEYDİK. BUNUN İÇİN DÖRT HAFTA DAHA FIRSAT TANINMASINI İSTEDİK. DÜNYA BANKASI İLE MUTABAKAT SAĞLADIK. AMA, IMF TARAFI DAHA KATI DAVRANDI VE İMF&#8217;Yİ İKNA EDEMEDİK. BEN, GENE DE DÜŞÜNÜYORUM Kİ; ÖYLE BİR FIRSAT TANINSAYDI, DAHA UCUZ BİR ÇÖZÜM YOLU BULUNABİLİRDİ. GARANTİSİ YOK; AMA, DENENMELİYDİ.&#8221;</p>
<p>    Engin Akçakoca&#8217;nın bu sözlerinin ne anlama geldiğini konuşan, irdeleyen ve sorgulayan çıkmamıştır. Başkalarına boyun eğdiğimizi, bilerek veya bilmeyerek herkes kabullenmiştir.</p>
<p>    Başka bir örnek, çok daha vahimdir:</p>
<p>    Günün FON bankaları Ortak Yönetim Kurulu Başkanı Tevfik Altınok ise; Sabah Gazetesi Yazarı Yavuz Semerci&#8217;ye verdiği ve 1 Aralık 2001 tarihli Sabah Gazetesi&#8217;nde yayımlanan demecinde, şu dikkat çekici sözleri söylemiştir:</p>
<p>    &#8220;25 KASIM 2001 TARİHİ İTİBARİYLE TMSF&#8217;YE 18 BANKA DEVREDİLMİŞ; 4 BANKA SATILMIŞ, BİR BANKANIN LİSANSI İPTÂL EDİLMİŞTİR. 30 KASIM&#8217;DA BİR BANKA DAHA FON&#8217;A ALINMIŞ VE BİR BANKA DA KAPATILMIŞTIR. BİZ, FON&#8217;A ALINAN BANKALARI VE İŞTİRAKLERİNİ YAŞATMAYI DEĞİL, TASFİYELERİNİ HEDEF ALDIK.&#8221;</p>
<p>   Sonraki gelişmeler, Tevfik Altınok&#8217;un dediği gibi gerçekleşmiştir. Yani; &#8220;Batmış banka&#8221; kavramı ile &#8220;Nakit ihtiyacı olan banka&#8221; kavramı bir birine karıştırılarak, büyük bir tasfiye sağlanmış ve yabancıların banka alma kapısı açılmıştır.</p>
<p>   Bu hususu da kimse konuşmamıştır ve Türkiye ekonomisinin tasfiye hareketini, &#8220;BÜYÜK REFORM&#8221; olarak alkışlamıştır.</p>
<p>    Gerçeklerin araştırılması ve bilinmesi için dikkatlerinize arz ediyorum:</p>
<p>    Fon bankalarının, temmuz 2001 bilânçosuna göre birikmiş toplam zararı, 12 katrilyon liradır.<br />
   Birikmiş zarar; Hazine&#8217;nin, bu bankalara aktardığı 16.3 katrilyon liralık Hazine bonosu sayesinde geçici olarak durdurulmuştur.<br />
   12 Temmuz 2001 tarihli Hazine verilerine göre; kamu ve fon bankalarına, 21 Şubat 2001 tarihinden sonra verilen Hazine bonosu miktarı, 62 katrilyon liradır. Dağılımı da şöyledir:</p>
<p>    Merkez Bankası&#8217;na                  22 katrilyon lira,<br />
    Kamu ve Fon bankalarına     40 katrilyon lira. (bu destek, iç borç stokumuzu 111 katrilyon liraya çıkarmıştır.)</p>
<p>     Sormak lazımdır:<br />
    Hazine yardımları ile bu bankalar rehabilite edilebilir ve faaliyetlerini sürdürebilirlerdi. Bu imkân varken; acaba, niçin tasfiye yolu seçilmiştir?<br />
    Bu tasarrufta, ayakta kalan bankaların rekabet gücü kazanmaları mı amaçlanmıştır? Yoksa, IMF&#8217;nin şartlı dayatması mı etken olmuştur? Ve:</p>
<p>    Tevfik Altınok’un, &#8220;Fona alınan bankaları ve iştiraklerini yaşatmayı değil; satışını ya da tasfiyesini hedef aldık.&#8221; sözü, ne anlama gelmektedir?  En önemlisi; bankacılık sektöründeki bu operasyonun, açıklanmayan gizli bir amacı mı vardı?</p>
<p>    Önemli bir konu daha:</p>
<p>    Fona devredildiği günden itibaren, İktisat Bankası için özel bir işlem yapılmıştır. Bu banka, başka bankalarla birleştirilmemiştir. BDDK Başkanı Engin Akçakoca zaman zaman, &#8220;İktisat Bankası ayrı satılacaktır. 30 Kasım 2001 tarihine kadar satılamazsa, tasfiye edilecektir.&#8221; şeklinde demeçler vermiştir. Akçakoca&#8217;nın açıkladığı şekilde de neticelenmiştir.</p>
<p>    Acaba, neden?</p>
<p>    Sayın BAŞKAN;</p>
<p>    Bulunduğumuz coğrafyanın önemi ve özellikleri sebebiyle başkaları bu bölgede, iktisadî hakimiyetini kaybetmiş bir Türkiye isterler. Bugüne kadar meydana gelen gelişmeler, başkalarının, hedeflerini gerçekleştirdiklerini göstermektedir. Başta finans kesimi ve bankalarımız, önemli iktisadî değerlerimiz ve altyapı tesislerimiz ve hatta perakende ticaretimiz yabancıların eline geçmiştir. Para ve ekonomi politikalarımıza dahî, yabancılar hâkimdir. Türkiye’nin bu duruma geleceği, 12 Eylül 1980’den sonara ve bilhassa, kasıtlı olarak yaratılan Şubat 2001 krizinden evvel de belliydi. İşte; 2001 krizinden evvel hiç kimsenin üzerinde durmadığı ve değerlendirmediği acı bir gerçek, şöyledir:</p>
<p>    Hatırlarsınız; Türkiye, 17 Ağustos 1999 Marmara Depremiyle sarsıldı ve ekonomisi, ağır bir darbe aldı.</p>
<p>    29 Kasım 2000 tarihinde İngiltere Bankalar Birliği Başkanı ve İngiltere Merkez Bankası Yönetim Kurulu Üyesi Andrew Buxton, verdiği bir demeçte Türk bankacılığı için şu sözleri söylemişti:</p>
<p>    &#8220;TÜRKİYE&#8217;DE FİNANSAL HİZMETLERİN YAYGINLAŞTIRILMASI VE GENİŞLETİLMESİ İÇİN BİRLEŞTİRMELER GERÇEKLEŞTİRİLECEK VE BAZI BANKALAR YOK OLACAKTIR.&#8221;</p>
<p>    Bu sözler, yaratılacak bir krizin işaretleriydi. Sonraki gelişmeler, Buxton&#8217;un sözlerinin doğruluğunu ispatlamıştır. Her nedense; hiç kimse, bu gerçeği ülkenin gündemine getirmemiştir. Yani; 21 Şubat 2001 krizinin, bilinçli olarak yaratıldığını ifade eden çıkmamıştır.</p>
<p>    Ama Türkiye’de önemli mevkilere getirilen ve parlatılan kişiler, bilerek veya bilmeyerek, olayların içyüzlerini araştırmadan; aklı, mantığı ve ilmi hakem yapmadan ve de hislerinin doğrultusunda hareket ederek, başkalarının değirmenine su taşımışlardır. Yaparak değil, yıkarak görev yaptıklarını da hiçbir zaman anlayamamışlardır ve parlak nutuklar atarak, Türkiye’nin içinin boşaltılmasına sebep olmuşlardır. Bu görevi yerine getirenler de, yaptıkları veya yapacakları işin sonunu düşünmemişlerdir.</p>
<p>    Bu sebeple; sizin durumunuzu merak ettiğim için bu mektubumu yazdım ve ne cevap vereceğinizi de merak ediyorum.</p>
<p>    Saygılarımla.</p>
<p>    Ecz. Hüsnü Akıncı</p>
<p>    0216-4181726</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Çeyiz Parası Nasıl Alınır? yazısına ecem06 tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.kentakademisi.com/ceyiz-parasi-nasil-alinir/13528/comment-page-1/#comment-9694</link>
		<dc:creator>ecem06</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Mar 2010 14:07:42 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.bilgiagi.net/?p=13528#comment-9694</guid>
		<description>sigortalı işe girildiğinde de çeyiz parası alınıyor mu bilgisi olan varsa yardımcı olsun lütfen?</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>sigortalı işe girildiğinde de çeyiz parası alınıyor mu bilgisi olan varsa yardımcı olsun lütfen?</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Öneri Formu yazısına Hüsnü Akıncı tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.kentakademisi.com/oneri-formu/comment-page-1/#comment-9693</link>
		<dc:creator>Hüsnü Akıncı</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 17 Mar 2010 20:42:25 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.bilgiagi.net/oneri-formu/#comment-9693</guid>
		<description>Sayın Zafer ÇAĞLAYAN

    Devlet Bakanı

    Ankara                                                                      16 Mart 2010

 

 

 

    Sayın BAKAN;

 

    IMF ile ilgili olarakTürkiye’nin siyasî, sosyal ve ekonomik olarak ciddi bir sınavdan geçtiğini belirttiğinizi, “7,5 yıldır yapılanlar test ediliyor, onaylanıyor” dediğinizi gazetelerden okudum. Ayrıca;

 

    Küresel kriz ortamında IMF’nin bütün ülkelere, “Aman iç tüketimi artırın, aman para harcayın, aman insanlarınıza para verin” dediğini hatırlatarak, “Ama Türkiye’ye döndü, “siz hariç, siz yapmayın” dedi. Maalesef bu konuda çifte standart uyguladı” ifadelerini kullanmışsınız.

 

    Bu ifadelerinizden, IMF’nin her dediğini yaptığınız anlamı çıkar. Yani; IMF’nin, gelişmekte olan ve geri kalmış ülkeleri, sömüren, zayıflatan ve kendilerine tabi hale getiren bir kurum olduğunu tasdik etmişsiniz. Zaten, öyle olması da gayet doğaldır. Zira; her ne kadar çok ortaklı bir kuruluş görüntüsü verse de IMF, Amerikan Hazinesinin mutlak kontrolündeki bir kuruluştur. Bu sebeple; IMF ile düzgün ve bilinçli bir şekilde müzakere etmesini başaramayan ülkeler, IMF’nin çifte standardına katlanmak zorunda kalmışlardır.

 

    Merak ettiğim husus şudur:

 

    30 yıldan beri etkili ve yetkili kişilerden masal dinler gibi YAPISAL REFORM, MÂLÎ ve FİNANSAL DİSİPLİN sözlerini dinlemekteyim. Dâima büyük risklerle ve ekonomik krizlerle karşı karşıya kaldığımız için de, yetkililerin bu sözlerinin bir anlam ifade etmediğini gördüm. Neticesi de bellidir:

 

    Üretmeyen veya yeterli seviyede üretemeyen bir ekonomik yapı oluşmuştur.

 

    1980 yılında 13 milyar dolar olan iç ve dış borç stokumuz bugün, 30 yıl zarfında ödenen 1 Trilyon milyar dolar faize rağmen, 480 milyar dolara ulaşmıştır.

 

    Dış ticaret ve cari açığımız, son 6 yılda yapılan 50 milyar dolar tutarındaki özelleştirmeye rağmen, Türkiye&#039;nin geleceğini karartacak derecede artmıştır. Ve giderek artmaktadır.

 

    İç pazara ve sanayiye sağlam bir kaynak sağlayan tarım ve hayvancılığımız çökmüştür ve Türkiye, kendi kendini besleyemez hale düşmüştür.

 

    Ham madde, ara malı ve gıda maddeleri ithalâtı, büyük boyutlara ulaşmıştır.

 

    Yıllık faiz giderlerimiz, 40-50 milyar dolar seviyelerine ulaşmıştır.

 

    Bu durum karşısında merak ediyorum:

 

    30 yıldan beri Türkiye&#039;nin yanlış ekonomi ve para politikaları ile idare edildiğine dair bir kanaatiniz oluşmuş mudur?

 

    Sâdece parasal ve mâlî politikalarla idare edilen bir ülkede, üretmek veya yeterli seviyede üretmek mümkün olur mu?

 

    Türkiye&#039;nin bu derece borçlanmasına ve dış ülkelere katma değer transfer etmesine ihtiyaç var mıydı?

 

   TÜİK açıklamıştır: Sabit fiyatlarla 2003 yılında 76 milyar YTL olan Gayri Safî Millî Hasıla, 2007 sonunda ancak 101 milyar YTL&#039;ye ulaşabilmiştir. Beş yıl zarfındaki artış, yüzde 34&#039;tür. Size göre bu, yeterli midir?

 

    En önemlisi; muhtemel bir malî krizde, Türkiye&#039;nin durumu ne olacaktır?

 

    Sayın BAKAN;

 

    Herkesin müşterek düşüncesi, 2001 krizinin bir beceriksizlik ve kötü idare sebebiyle meydana geldiği şeklindedir. Hattâ, Anayasa kitapçığının fırlatılması neticesinde bu krizin oluştuğu kanaati yaygındır. Acaba, siz de ayni kanaatte misiniz? Bu krizin, yabancılar tarafından plânlı ve bir hedefe yönelik olarak bilinçli bir şekilde çıkartıldığını düşündüğünüz olmuş mudur?

 

    Konuyu biraz açayım:

 

    Hatırlarsınız; Türkiye, 17 Ağustos 1999 Marmara Depremiyle sarsıldı ve ekonomisi, ağır bir darbe aldı.

 

    29 Kasım 2000 tarihinde İngiltere Bankalar Birliği Başkanı ve İngiltere Merkez Bankası Yönetim Kurulu Üyesi Andrew Buxton, verdiği bir demeçte, Türk bankacılığı için şu sözleri söylemişti:

 

    &quot;TÜRKİYE&#039;DE FİNANSAL HİZMETLERİN YAYGINLAŞTIRILMASI VE GENİŞLETİLMESİ İÇİN BİRLEŞTİRMELER GERÇEKLEŞTİRİLECEK VE BAZI BANKALAR YOK OLACAKTIR.&quot;

 

    Bu sözler, yaratılacak bir krizin işaretleriydi. Sonraki gelişmeler, Buxton&#039;un sözlerinin doğruluğunu ispatlamıştır. Her nedense; hiç kimse bu gerçeği, ülkenin gündemine getirmemiştir. Yani; 21 Şubat 2001 krizinin, bilinçli olarak yaratıldığını ifade eden çıkmamıştır.

 

    Günün BDDK Başkanı Engin Akçakoca, 11 Temmuz 2001 tarihli Milliyet Gazetesi&#039;nde yayımlanan demecinde, şu dikkat çekici sözleri söylemişti:

 

    &quot;BANKALARI FONA ALMADAN REHABİLİTE EĞİLİMİNDEYDİK. BUNUN İÇİN DÖRT HAFTA DAHA FIRSAT TANINMASINI İSTEDİK. DÜNYA BANKASI İLE MUTABAKAT SAĞLADIK. AMA, IMF TARAFI DAHA KATI DAVRANDI VE İMF&#039;Yİ İKNA EDEMEDİK. BEN, GENE DE DÜŞÜNÜYORUM Kİ; ÖYLE BİR FIRSAT TANINSAYDI, DAHA UCUZ BİR ÇÖZÜM YOLU BULUNABİLİRDİ. GARANTİSİ YOK; AMA, DENENMELİYDİ.&quot;

 

    Engin Akçakoca&#039;nın bu sözlerinin ne anlama geldiğini konuşan, irdeleyen ve sorgulayan çıkmamıştır. Başkalarına boyun eğdiğimizi, bilerek veya bilmeyerek herkes kabullenmiştir.

 

    Başka bir örnek, çok daha vahimdir:

 

    Günün FON bankaları Ortak Yönetim Kurulu Başkanı Tevfik Altınok ise; Sabah Gazetesi Yazarı Yavuz Semerci&#039;ye verdiği ve 1 Aralık 2001 tarihli Sabah Gazetesi&#039;nde yayımlanan demecinde, şu dikkat çekici sözleri söylemiştir:

 

    &quot;25 KASIM 2001 TARİHİ İTİBARİYLE TMSF&#039;YE 18 BANKA DEVREDİLMİŞ; 4 BANKA SATILMIŞ, BİR BANKANIN LİSANSI İPTÂL EDİLMİŞTİR. 30 KASIM&#039;DA BİR BANKA DAHA FON&#039;A ALINMIŞ VE BİR BANKA DA KAPATILMIŞTIR. BİZ, FON&#039;A ALINAN BANKALARI VE İŞTİRAKLERİNİ YAŞATMAYI DEĞİL, TASFİYELERİNİ HEDEF ALDIK.&quot;

 

    Sonraki gelişmeler, Tevfik Altınok&#039;un dediği gibi gerçekleşmiştir. Yani; &quot;Batmış banka&quot; kavramı ile &quot;Nakit ihtiyacı olan banka&quot; kavramı bir birine karıştırılarak, büyük bir tasfiye sağlanmış ve yabancıların banka alma kapısı açılmıştır.

 

    Bu hususu da kimse konuşmamıştır ve Türkiye ekonomisinin tasfiye hareketini, &quot;BÜYÜK REFORM&quot; olarak alkışlamıştır.

 

    Merak ediyorum:

 

    Bu hususlarla ilgili olarak, acaba, sizin kanaat ve görüşleriniz nedir?

 

    Gelinen nokta bilinmektedir: BUGÜN, BAŞTA BANKALARIMIZ OLMAK ÜZERE ÖNEMLİ İKTİSADÎ DEĞERLERİMİZ, YABANCILARIN ELİNE GEÇMİŞTİR. Üstelik; en büyük tasfiye, Kemâl Derviş&#039;in programını doğru kabul eden iktidarınız tarafından gerçekleştirilmiştir. 

 

    Acaba; geldiğimiz bu durum, sizi rahatsız ediyor mu?

 

    Ve; muhtemel bir krizde, Türkiye&#039;nin durumu ne olacaktır? Veya dolar ticaretine dayalı bu RANT EKONOMİSİ İLE TÜRKİYE, NEREYE GİDECEKTİR?

 

     Türkiye’nin ekonomisini KENDİ İSTEK ve ÇIKARLARI doğrultusunda YÖNLENDİRMESİNİ başaran ve idareleri BASKI altında TUTABİLEN 15-20 holdinge ESİR edilen TÜRKİYE&#039;NİN durumu ne olacaktır?

 

   Sayın BAKAN;

 

   Demecinizin bir bölümünde; 2023 için, 500 milyar dolar ihracat ve 500 milyar dolar ithalat hedefi güdüldüğünü; Türkiye’nin, dünyanın ilk 10 ekonomisi içinde yer alacağını ve millî gelirde Avrupa ülkelerini aşan ve uluslararası 10 markaya sahip bir ülke olacağını ifade etmişsiniz.

 

    Acaba Türkiye, bu hedefi nasıl gerçekleştirecektir? 7,5 yıllık iktidarınız döneminde Türkiye millî gelirini, cari fiyatlarla ancak bir misli; sabit fiyatlarla ancak, yüzde 34 oranında artırabilmiştir. Ki; bu artış da, üretime dayalı değil, ithalâta dayalı bir artıştır. 500 milyar dolarlık bir ihracat için, 2,5-3 trilyon büyüklüğünde bir ekonomik yapı gerekmektedir. Bu büyüklüğü, 13 yıl zarfında hangi programla ve nasıl gerçekleştireceksiniz?

 

    Dikkatlerinize arz ediyorum:

 

    Türkiye’nin ihracatı arttığı zaman DIŞ TİCARET AÇIĞI ve dolayısıyla CARÎ AÇIĞI büyümektedir. Yani; DIŞ TİCARET AÇIĞI, ihracat dışı gelirlerimizi erittiği gibi, yine de BÜYÜK MİKTARDA CARÎ AÇIK oluşmaktadır. Bu da; Türkiye’nin dış ülkeler KAYNAK TRANSFER ETTİĞİ anlamına gelmez mi? Üretmeyen veya yeterli seviyede üretim yapamayan ülkelerin, gerçek anlamda büyümeleri mümkün olabilir mi?

 

    Bir ekonomist veya bir iktisatçı değilim; sıradan bir eczacı vatandaşım. Belki, yanlış düşünüyor olabilirim. Beni bilgilendirir ve aydınlatırsanız; hem yanılgılarım giderilmiş olur ve ham de doğru düşünmesini öğrenmiş olurum.

 

    Demokratik haklarımı kullanarak duygu, düşünce ve görüşlerimi arz ettim.

 

    Saygılarımla.

 

    Ecz. Hüsnü Akıncı</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Sayın Zafer ÇAĞLAYAN</p>
<p>    Devlet Bakanı</p>
<p>    Ankara                                                                      16 Mart 2010</p>
<p>    Sayın BAKAN;</p>
<p>    IMF ile ilgili olarakTürkiye’nin siyasî, sosyal ve ekonomik olarak ciddi bir sınavdan geçtiğini belirttiğinizi, “7,5 yıldır yapılanlar test ediliyor, onaylanıyor” dediğinizi gazetelerden okudum. Ayrıca;</p>
<p>    Küresel kriz ortamında IMF’nin bütün ülkelere, “Aman iç tüketimi artırın, aman para harcayın, aman insanlarınıza para verin” dediğini hatırlatarak, “Ama Türkiye’ye döndü, “siz hariç, siz yapmayın” dedi. Maalesef bu konuda çifte standart uyguladı” ifadelerini kullanmışsınız.</p>
<p>    Bu ifadelerinizden, IMF’nin her dediğini yaptığınız anlamı çıkar. Yani; IMF’nin, gelişmekte olan ve geri kalmış ülkeleri, sömüren, zayıflatan ve kendilerine tabi hale getiren bir kurum olduğunu tasdik etmişsiniz. Zaten, öyle olması da gayet doğaldır. Zira; her ne kadar çok ortaklı bir kuruluş görüntüsü verse de IMF, Amerikan Hazinesinin mutlak kontrolündeki bir kuruluştur. Bu sebeple; IMF ile düzgün ve bilinçli bir şekilde müzakere etmesini başaramayan ülkeler, IMF’nin çifte standardına katlanmak zorunda kalmışlardır.</p>
<p>    Merak ettiğim husus şudur:</p>
<p>    30 yıldan beri etkili ve yetkili kişilerden masal dinler gibi YAPISAL REFORM, MÂLÎ ve FİNANSAL DİSİPLİN sözlerini dinlemekteyim. Dâima büyük risklerle ve ekonomik krizlerle karşı karşıya kaldığımız için de, yetkililerin bu sözlerinin bir anlam ifade etmediğini gördüm. Neticesi de bellidir:</p>
<p>    Üretmeyen veya yeterli seviyede üretemeyen bir ekonomik yapı oluşmuştur.</p>
<p>    1980 yılında 13 milyar dolar olan iç ve dış borç stokumuz bugün, 30 yıl zarfında ödenen 1 Trilyon milyar dolar faize rağmen, 480 milyar dolara ulaşmıştır.</p>
<p>    Dış ticaret ve cari açığımız, son 6 yılda yapılan 50 milyar dolar tutarındaki özelleştirmeye rağmen, Türkiye&#8217;nin geleceğini karartacak derecede artmıştır. Ve giderek artmaktadır.</p>
<p>    İç pazara ve sanayiye sağlam bir kaynak sağlayan tarım ve hayvancılığımız çökmüştür ve Türkiye, kendi kendini besleyemez hale düşmüştür.</p>
<p>    Ham madde, ara malı ve gıda maddeleri ithalâtı, büyük boyutlara ulaşmıştır.</p>
<p>    Yıllık faiz giderlerimiz, 40-50 milyar dolar seviyelerine ulaşmıştır.</p>
<p>    Bu durum karşısında merak ediyorum:</p>
<p>    30 yıldan beri Türkiye&#8217;nin yanlış ekonomi ve para politikaları ile idare edildiğine dair bir kanaatiniz oluşmuş mudur?</p>
<p>    Sâdece parasal ve mâlî politikalarla idare edilen bir ülkede, üretmek veya yeterli seviyede üretmek mümkün olur mu?</p>
<p>    Türkiye&#8217;nin bu derece borçlanmasına ve dış ülkelere katma değer transfer etmesine ihtiyaç var mıydı?</p>
<p>   TÜİK açıklamıştır: Sabit fiyatlarla 2003 yılında 76 milyar YTL olan Gayri Safî Millî Hasıla, 2007 sonunda ancak 101 milyar YTL&#8217;ye ulaşabilmiştir. Beş yıl zarfındaki artış, yüzde 34&#8242;tür. Size göre bu, yeterli midir?</p>
<p>    En önemlisi; muhtemel bir malî krizde, Türkiye&#8217;nin durumu ne olacaktır?</p>
<p>    Sayın BAKAN;</p>
<p>    Herkesin müşterek düşüncesi, 2001 krizinin bir beceriksizlik ve kötü idare sebebiyle meydana geldiği şeklindedir. Hattâ, Anayasa kitapçığının fırlatılması neticesinde bu krizin oluştuğu kanaati yaygındır. Acaba, siz de ayni kanaatte misiniz? Bu krizin, yabancılar tarafından plânlı ve bir hedefe yönelik olarak bilinçli bir şekilde çıkartıldığını düşündüğünüz olmuş mudur?</p>
<p>    Konuyu biraz açayım:</p>
<p>    Hatırlarsınız; Türkiye, 17 Ağustos 1999 Marmara Depremiyle sarsıldı ve ekonomisi, ağır bir darbe aldı.</p>
<p>    29 Kasım 2000 tarihinde İngiltere Bankalar Birliği Başkanı ve İngiltere Merkez Bankası Yönetim Kurulu Üyesi Andrew Buxton, verdiği bir demeçte, Türk bankacılığı için şu sözleri söylemişti:</p>
<p>    &#8220;TÜRKİYE&#8217;DE FİNANSAL HİZMETLERİN YAYGINLAŞTIRILMASI VE GENİŞLETİLMESİ İÇİN BİRLEŞTİRMELER GERÇEKLEŞTİRİLECEK VE BAZI BANKALAR YOK OLACAKTIR.&#8221;</p>
<p>    Bu sözler, yaratılacak bir krizin işaretleriydi. Sonraki gelişmeler, Buxton&#8217;un sözlerinin doğruluğunu ispatlamıştır. Her nedense; hiç kimse bu gerçeği, ülkenin gündemine getirmemiştir. Yani; 21 Şubat 2001 krizinin, bilinçli olarak yaratıldığını ifade eden çıkmamıştır.</p>
<p>    Günün BDDK Başkanı Engin Akçakoca, 11 Temmuz 2001 tarihli Milliyet Gazetesi&#8217;nde yayımlanan demecinde, şu dikkat çekici sözleri söylemişti:</p>
<p>    &#8220;BANKALARI FONA ALMADAN REHABİLİTE EĞİLİMİNDEYDİK. BUNUN İÇİN DÖRT HAFTA DAHA FIRSAT TANINMASINI İSTEDİK. DÜNYA BANKASI İLE MUTABAKAT SAĞLADIK. AMA, IMF TARAFI DAHA KATI DAVRANDI VE İMF&#8217;Yİ İKNA EDEMEDİK. BEN, GENE DE DÜŞÜNÜYORUM Kİ; ÖYLE BİR FIRSAT TANINSAYDI, DAHA UCUZ BİR ÇÖZÜM YOLU BULUNABİLİRDİ. GARANTİSİ YOK; AMA, DENENMELİYDİ.&#8221;</p>
<p>    Engin Akçakoca&#8217;nın bu sözlerinin ne anlama geldiğini konuşan, irdeleyen ve sorgulayan çıkmamıştır. Başkalarına boyun eğdiğimizi, bilerek veya bilmeyerek herkes kabullenmiştir.</p>
<p>    Başka bir örnek, çok daha vahimdir:</p>
<p>    Günün FON bankaları Ortak Yönetim Kurulu Başkanı Tevfik Altınok ise; Sabah Gazetesi Yazarı Yavuz Semerci&#8217;ye verdiği ve 1 Aralık 2001 tarihli Sabah Gazetesi&#8217;nde yayımlanan demecinde, şu dikkat çekici sözleri söylemiştir:</p>
<p>    &#8220;25 KASIM 2001 TARİHİ İTİBARİYLE TMSF&#8217;YE 18 BANKA DEVREDİLMİŞ; 4 BANKA SATILMIŞ, BİR BANKANIN LİSANSI İPTÂL EDİLMİŞTİR. 30 KASIM&#8217;DA BİR BANKA DAHA FON&#8217;A ALINMIŞ VE BİR BANKA DA KAPATILMIŞTIR. BİZ, FON&#8217;A ALINAN BANKALARI VE İŞTİRAKLERİNİ YAŞATMAYI DEĞİL, TASFİYELERİNİ HEDEF ALDIK.&#8221;</p>
<p>    Sonraki gelişmeler, Tevfik Altınok&#8217;un dediği gibi gerçekleşmiştir. Yani; &#8220;Batmış banka&#8221; kavramı ile &#8220;Nakit ihtiyacı olan banka&#8221; kavramı bir birine karıştırılarak, büyük bir tasfiye sağlanmış ve yabancıların banka alma kapısı açılmıştır.</p>
<p>    Bu hususu da kimse konuşmamıştır ve Türkiye ekonomisinin tasfiye hareketini, &#8220;BÜYÜK REFORM&#8221; olarak alkışlamıştır.</p>
<p>    Merak ediyorum:</p>
<p>    Bu hususlarla ilgili olarak, acaba, sizin kanaat ve görüşleriniz nedir?</p>
<p>    Gelinen nokta bilinmektedir: BUGÜN, BAŞTA BANKALARIMIZ OLMAK ÜZERE ÖNEMLİ İKTİSADÎ DEĞERLERİMİZ, YABANCILARIN ELİNE GEÇMİŞTİR. Üstelik; en büyük tasfiye, Kemâl Derviş&#8217;in programını doğru kabul eden iktidarınız tarafından gerçekleştirilmiştir. </p>
<p>    Acaba; geldiğimiz bu durum, sizi rahatsız ediyor mu?</p>
<p>    Ve; muhtemel bir krizde, Türkiye&#8217;nin durumu ne olacaktır? Veya dolar ticaretine dayalı bu RANT EKONOMİSİ İLE TÜRKİYE, NEREYE GİDECEKTİR?</p>
<p>     Türkiye’nin ekonomisini KENDİ İSTEK ve ÇIKARLARI doğrultusunda YÖNLENDİRMESİNİ başaran ve idareleri BASKI altında TUTABİLEN 15-20 holdinge ESİR edilen TÜRKİYE&#8217;NİN durumu ne olacaktır?</p>
<p>   Sayın BAKAN;</p>
<p>   Demecinizin bir bölümünde; 2023 için, 500 milyar dolar ihracat ve 500 milyar dolar ithalat hedefi güdüldüğünü; Türkiye’nin, dünyanın ilk 10 ekonomisi içinde yer alacağını ve millî gelirde Avrupa ülkelerini aşan ve uluslararası 10 markaya sahip bir ülke olacağını ifade etmişsiniz.</p>
<p>    Acaba Türkiye, bu hedefi nasıl gerçekleştirecektir? 7,5 yıllık iktidarınız döneminde Türkiye millî gelirini, cari fiyatlarla ancak bir misli; sabit fiyatlarla ancak, yüzde 34 oranında artırabilmiştir. Ki; bu artış da, üretime dayalı değil, ithalâta dayalı bir artıştır. 500 milyar dolarlık bir ihracat için, 2,5-3 trilyon büyüklüğünde bir ekonomik yapı gerekmektedir. Bu büyüklüğü, 13 yıl zarfında hangi programla ve nasıl gerçekleştireceksiniz?</p>
<p>    Dikkatlerinize arz ediyorum:</p>
<p>    Türkiye’nin ihracatı arttığı zaman DIŞ TİCARET AÇIĞI ve dolayısıyla CARÎ AÇIĞI büyümektedir. Yani; DIŞ TİCARET AÇIĞI, ihracat dışı gelirlerimizi erittiği gibi, yine de BÜYÜK MİKTARDA CARÎ AÇIK oluşmaktadır. Bu da; Türkiye’nin dış ülkeler KAYNAK TRANSFER ETTİĞİ anlamına gelmez mi? Üretmeyen veya yeterli seviyede üretim yapamayan ülkelerin, gerçek anlamda büyümeleri mümkün olabilir mi?</p>
<p>    Bir ekonomist veya bir iktisatçı değilim; sıradan bir eczacı vatandaşım. Belki, yanlış düşünüyor olabilirim. Beni bilgilendirir ve aydınlatırsanız; hem yanılgılarım giderilmiş olur ve ham de doğru düşünmesini öğrenmiş olurum.</p>
<p>    Demokratik haklarımı kullanarak duygu, düşünce ve görüşlerimi arz ettim.</p>
<p>    Saygılarımla.</p>
<p>    Ecz. Hüsnü Akıncı</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Ben Diyeyim Mahalle Sen De Memleket.. yazısına fatoş tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.kentakademisi.com/ben-diyeyim-mahalle-sen-de-memleket/14374/comment-page-1/#comment-9686</link>
		<dc:creator>fatoş</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Feb 2010 07:25:18 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.bilgiagi.net/?p=14374#comment-9686</guid>
		<description>Şu ana kadar okuduğum yazılar arasında günümüzdekileri göz önüne çıkartan ve en hoş şekilde anlatan bir yazı. Anlatanın yüreğine, yazanın kalemine sağlık diyorum. Mahalledeki delinin dediği gibi &quot;Elâlem duymasın, elâlem ne der&quot; gibi düşüncelere sahip insanlar varolduğu müddetçe uyanma halinden uyanıklık haline hiçbir zaman geçemeyiz.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Şu ana kadar okuduğum yazılar arasında günümüzdekileri göz önüne çıkartan ve en hoş şekilde anlatan bir yazı. Anlatanın yüreğine, yazanın kalemine sağlık diyorum. Mahalledeki delinin dediği gibi &#8220;Elâlem duymasın, elâlem ne der&#8221; gibi düşüncelere sahip insanlar varolduğu müddetçe uyanma halinden uyanıklık haline hiçbir zaman geçemeyiz.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Ben Diyeyim Mahalle Sen De Memleket.. yazısına M. Hanefi tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.kentakademisi.com/ben-diyeyim-mahalle-sen-de-memleket/14374/comment-page-1/#comment-9685</link>
		<dc:creator>M. Hanefi</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Feb 2010 06:48:20 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.bilgiagi.net/?p=14374#comment-9685</guid>
		<description>Tebrik ederim Mahmut Bey. Hele şu paragraf: &quot;-Peki, evladım karşıdan gelen sen ol, sonra senin hakkında söyleyebileceklerimi –iyi veya kötü- ciddi ciddi yaz bir deftere. Sonra yazdıklarınla ister övün, ister dövün.&quot; Mesajın hepimize; eline, gönlüne sağlık.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Tebrik ederim Mahmut Bey. Hele şu paragraf: &#8220;-Peki, evladım karşıdan gelen sen ol, sonra senin hakkında söyleyebileceklerimi –iyi veya kötü- ciddi ciddi yaz bir deftere. Sonra yazdıklarınla ister övün, ister dövün.&#8221; Mesajın hepimize; eline, gönlüne sağlık.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Ben Diyeyim Mahalle Sen De Memleket.. yazısına ŞERAFETDİN tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.kentakademisi.com/ben-diyeyim-mahalle-sen-de-memleket/14374/comment-page-1/#comment-9683</link>
		<dc:creator>ŞERAFETDİN</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Feb 2010 05:56:22 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.bilgiagi.net/?p=14374#comment-9683</guid>
		<description>Evet bizim mahalle Türkiyedede Almanyadaki Türkler arasında da böyle nedenmi böyle! Çünki ortam ve yaşantı böyle olmak istemesede Yaşantı İslami ve İnsani değil, Yaşantı öğle bir sirkeki içindeki kurdu öldürmüyor Kıvrandırıyor dedi kodu yapamadımı kıvranıyor, Zina yapamadımı, Faiz yemedimi, Bizimkiler demedimi kıvranıyor bu kıvranmaya alışmış başka bir derdi yok İnsanları Futbol takımları ve Partilerle, Zaten ayrıştırmışlar ellerine bir sorun vermişler onunla oynarken zamanın geçtiğinden habersiz herkezin uğraşıp takıldığı yalancıktan bir Sosyal sorumluluğuda var kendince tabii başka derdi dert edecek vakti yok kalmıyor birde buna yaşam şartlarını ekledimi işte tamam, akşamlarıda diziler, Filimler eklendimi ömür bitiyor. Haaaa Camilerde açık, ezanlarda okunuyor, Tevbe tevbe beni söyletmeyin Şimdik Bak Başbakan, Cumhurbaşkanımız namaz kılıyor cumayada gidiyor daha ne istiyorsunuz yeter Camiden her Cuma yardım toplanır parada veririz daha ne istiyorsun kardeşim sen,-Hacı amcaların Tarikatıda var tamammı daha ne demeye getiriyorsun, Anarşitmisin sen yoksa aaa Elhamdülillah hepimiz Müslümanız yetmiyomu? Namaz kıldında kılmamı dedik  yaaa Evladım Tevbe estafurullah sen ne diyon evladım Kıl5şini Ye aşını Serin tut başını Fazla tıkabasa yeme Karabasanlar görüyon sen her halde tevbe, tevbe işine bak işine  fazla ileri gitme yahu yerin kulağı vardır suusssss...().</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Evet bizim mahalle Türkiyedede Almanyadaki Türkler arasında da böyle nedenmi böyle! Çünki ortam ve yaşantı böyle olmak istemesede Yaşantı İslami ve İnsani değil, Yaşantı öğle bir sirkeki içindeki kurdu öldürmüyor Kıvrandırıyor dedi kodu yapamadımı kıvranıyor, Zina yapamadımı, Faiz yemedimi, Bizimkiler demedimi kıvranıyor bu kıvranmaya alışmış başka bir derdi yok İnsanları Futbol takımları ve Partilerle, Zaten ayrıştırmışlar ellerine bir sorun vermişler onunla oynarken zamanın geçtiğinden habersiz herkezin uğraşıp takıldığı yalancıktan bir Sosyal sorumluluğuda var kendince tabii başka derdi dert edecek vakti yok kalmıyor birde buna yaşam şartlarını ekledimi işte tamam, akşamlarıda diziler, Filimler eklendimi ömür bitiyor. Haaaa Camilerde açık, ezanlarda okunuyor, Tevbe tevbe beni söyletmeyin Şimdik Bak Başbakan, Cumhurbaşkanımız namaz kılıyor cumayada gidiyor daha ne istiyorsunuz yeter Camiden her Cuma yardım toplanır parada veririz daha ne istiyorsun kardeşim sen,-Hacı amcaların Tarikatıda var tamammı daha ne demeye getiriyorsun, Anarşitmisin sen yoksa aaa Elhamdülillah hepimiz Müslümanız yetmiyomu? Namaz kıldında kılmamı dedik  yaaa Evladım Tevbe estafurullah sen ne diyon evladım Kıl5şini Ye aşını Serin tut başını Fazla tıkabasa yeme Karabasanlar görüyon sen her halde tevbe, tevbe işine bak işine  fazla ileri gitme yahu yerin kulağı vardır suusssss&#8230;().</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Ben Diyeyim Mahalle Sen De Memleket.. yazısına bünyamin tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.kentakademisi.com/ben-diyeyim-mahalle-sen-de-memleket/14374/comment-page-1/#comment-9681</link>
		<dc:creator>bünyamin</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Feb 2010 22:05:18 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.bilgiagi.net/?p=14374#comment-9681</guid>
		<description>yazınızı beğendim bence gerçekçi bir portre çizmişsiniz. memleket aynı halde .etrafta kendi cemaatinin tebliğini yapan insan çok ,ama islamı kimden ve nasıl öğreneceğiz dediğimizde cevap yok.akılcılar aklı ön plana çıkarıp herşeyi inkar etti kurtuldu.cemaatler kendileriyle her şeyin kapandığını söyleyip nübüvvet halkasını kopardı.peki allah bu ümmeti bu kadar sahipsiz bırakırmı sizce.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>yazınızı beğendim bence gerçekçi bir portre çizmişsiniz. memleket aynı halde .etrafta kendi cemaatinin tebliğini yapan insan çok ,ama islamı kimden ve nasıl öğreneceğiz dediğimizde cevap yok.akılcılar aklı ön plana çıkarıp herşeyi inkar etti kurtuldu.cemaatler kendileriyle her şeyin kapandığını söyleyip nübüvvet halkasını kopardı.peki allah bu ümmeti bu kadar sahipsiz bırakırmı sizce.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Ben Diyeyim Mahalle Sen De Memleket.. yazısına İ.Halil BAYRAM tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.kentakademisi.com/ben-diyeyim-mahalle-sen-de-memleket/14374/comment-page-1/#comment-9680</link>
		<dc:creator>İ.Halil BAYRAM</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Feb 2010 21:10:01 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.bilgiagi.net/?p=14374#comment-9680</guid>
		<description>Sosyal bir kesimin yaşam biçimini resmederek-Ülke insanının,dolayısıyla,Onu hayat cenderesinin     kısır döngüsünde kıvrandıran kendi açmazıyla da yüzleşmesine bir kapı aralamışsınız..
Umarım ki,yazdıklarınızla-ne yapmak istediğinizi kavrar ve hiç olmazsa bundan böyle, hayatına yeni bir istikamet verir ve &quot;sosyal/sorumlu turttaş&quot; olmanın da farkına vararak-adam gibi yaşamaya devam eder..
En derin dileklerimle..   

ADIYAMAN BİRARALIK GAZETESİ
Sahibi/Genel Yayın Yönetmeni</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Sosyal bir kesimin yaşam biçimini resmederek-Ülke insanının,dolayısıyla,Onu hayat cenderesinin     kısır döngüsünde kıvrandıran kendi açmazıyla da yüzleşmesine bir kapı aralamışsınız..<br />
Umarım ki,yazdıklarınızla-ne yapmak istediğinizi kavrar ve hiç olmazsa bundan böyle, hayatına yeni bir istikamet verir ve &#8220;sosyal/sorumlu turttaş&#8221; olmanın da farkına vararak-adam gibi yaşamaya devam eder..<br />
En derin dileklerimle..   </p>
<p>ADIYAMAN BİRARALIK GAZETESİ<br />
Sahibi/Genel Yayın Yönetmeni</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Gönlüm(üz) Hep Bahar yazısına Aslı BABADAĞLI tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.kentakademisi.com/gonlumuz-hep-bahar/1117/comment-page-1/#comment-9677</link>
		<dc:creator>Aslı BABADAĞLI</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Feb 2010 08:17:21 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.bilgiagi.net/?p=1117#comment-9677</guid>
		<description>Sayın ŞEN;

 Yazınızı okuduktan sonra içmi umut kapladı, olumlu duyguların uyanmasını sağlayan cümlelerinizle rahatladım. Gününüz, geceniz hep aydın olsun.

 Sevgiler.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Sayın ŞEN;</p>
<p> Yazınızı okuduktan sonra içmi umut kapladı, olumlu duyguların uyanmasını sağlayan cümlelerinizle rahatladım. Gününüz, geceniz hep aydın olsun.</p>
<p> Sevgiler.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>P İle K Arasındaki Fark yazısına Mahmut CelaL Özmen tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.kentakademisi.com/p-ile-k-arasindaki-fark/13949/comment-page-1/#comment-9669</link>
		<dc:creator>Mahmut CelaL Özmen</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 21 Feb 2010 10:53:40 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.bilgiagi.net/?p=13949#comment-9669</guid>
		<description>Bilindiği gibi, hadis öğretisine bağlı bütün mezheplerde çocukların sünnet edilmesi olayı vardır, Kur&#039;an öğretisine göre yasak olan bu ve benzeri işlemler, rivayetler dini mensupları tarafından özellikle sünnet ameliyesini fıtrattan saymak suretiyle farz kabul etmişlerdir. Hal bu ki, Kur&#039;an&#039;ı esas alarak olaya baktığımızda bu tür işlemlerin İslâm dininde kabul görmesi mümkün değildir. Şöyle ki: Konuyla ilgi olarak Ehl-i Sünnet tarafından delil kabul edilen rivayet örneklerini yazdıktan sonra, Kur&#039;an&#039;dan konuyla ilgili ayet meallerini de yazarak, okuyucunun karşılaştırma yaparak değerlendirmede bulunmasına olanak sağlamaya çalışacağım. 

KONUYLA İLGİLİ OLARAK İLERİ SÜRÜLEN RİVAYET ÖRNEKLERİ: 

92- Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: &quot;Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: &quot;İbrahim (aleyhisselâm) Kaddûm nâm-bazısı da şeddesiz olarak Kadûm demiştir- mevkide seksen yaşında olduğu halde sünnet oldu.&quot; (K.S. 2150 C .7 S.531 Akçağ 1988 alıntıları, Buhari, İsti&#039;zân 51, Enbiya 8; Müslim, Fedâil 151,(2370)) 

Yukarıda ki, metinde de her ne kadar, Kadûm nam mevkide İbrahim peygamber sünnet oldu falan diyorsa da, Metnin aslında, İbrahim peygamber seksen yaşında keserle sünnet oldu şeklindedir. Kaddum keser demektir, &quot;bil kaddum&quot;, keser ile manasınadır. 

93- Useym İbnu Kesir İbni Küleyb an ebihi an ceddihi&#039;nin anlattığına göre (ceddi Küleyb) Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm&#039;a gelerek: &quot;Müslüman oldum! der. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm; &quot;Üstünden küfür saçını at!&quot;der ve tıraş olmasını söyler. Useym&#039;in babası dedi ki: &quot;Bana bir başka (sahabe)nin bildirdiğine göre Aleyhissalâtu vesselâm, beraberinde olan bir diğerine de; &quot;Üzerindeki küfür tüyünü at ve sünnet ol!&quot; buyurmuştu.&quot; (K.S. 3817 C .11 S.33 Akçağ 1991 alıntısı, Ebû Dâvud, Tahâret 131,(356) ) 

Bu uydurma rivayetleriyle de, Müslümanların sünnet olması gerektiğini rivayet ettiler. Rivayetlerine delil olarak ta peygambere isnat ettikleri hadiste, İbrahim peygamberin seksen yaşında keserle sünnet olduğu rivayeti ile Müslüman olan bir kimsenin derhal sünnet olması gerektiği rivayetidir. İbrahim peygamber için söyledikleri alay etmekten başka bir şey değildir. Sünnet olayının yaygın bir şekilde uygulandığı toplumlarda dahi, bir kimseye baban seksen yaşında balta veya keserle sünnet oldu deseler bunu hoş karşılamaz alay olarak kabul eder. Böyle bir iddiayı İbrahim peygambere yakıştırdılar. Bununla da yetinmediler, kızlarında sünnet olması gerektiği yolunda iddia ve rivayetlerde bulundular. Ayrıca sünnetin kendilerince ne kadar iyi bir şey olduğu konusunda şu tür izahlarda bulundular: 

94- Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: &quot;Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: &quot;Fıtrat beştir: Sünnet olmak, etek tıraşı olmak, bıyığı kesmek, tırnakları kesmek, koltuk altını yolmak.&quot; (K.S. 2147 C .7 S.523 Akçağ 1988 alıntısı, Buhâri, Libas 63, 64, İsti&#039;zan 51; Müslim, Taharet 39,(257); Muvatta Sıfatu&#039;n Nebiyy 3, (2,921); Tirmizi, Edeb 14,(2757), Ebû Dâvud, Tereccül 16, (4198); Nesai, Taharet 10,11,(1,14, 15,)) 

Böylece sünnet olmayı fıtrattan saydılar. 

Kızların sünneti için ise: 

95- Ümmü Atiyye (radıyallahu anhâ) anlatıyor: &quot;Bir kadın Medine de kızları sünnet ederdi. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) (kadını çağırarak) kendisine: &quot;Derin kesme. Zira derin kesmemen kadın için daha çok haz vesilesidir, koca için daha makbuldür&quot; diye talimat verdi.&quot; (Ebû Dâvud, Edeb 179, (5271)) Rezin rivayetinde Resûlullah şöyle buyurur: &quot;Kızları sünnet ederken üstten kes, derin kesme, bu şekilde kesilmesi yüze daha çok parlaklık, kocaya daha çok haz verir.&quot; (K.S.2153 C.7 S.534 Akçağ 1988) 

Ehl-i Sünnetçe, Kelime-i Şahadette olduğu gibi, Müslüman ile kâfiri birbirinden ayıran alamet olarak kabul edilen sünnet ameliyesi, bazı Sünni önderlerce vacip ve hatta farz denecek kadar mühim bir emir kabul edilmiştir. Şafiiler. &quot;Buluğ yaşına ermezden önce çocuğu sünnet etmek velisine vaciptir.&quot;derler. Bir kısım önderleri de, sünnet olmadıkça, mühtedinin Müslümanlığının noksan olacağına, sünnetsizin namazının caiz olmayacağına, kestiğinin yenilemeyeceğine, Kâbe&#039;yi tavaf edemeyeceğine hükmetmiştir. Hadiste bu hususta &quot;İslâm&#039;a girince küfür tüyünü at, sonra sünnet ol&quot; diye emreder iddiasındadırlar. Hülâsa bazı âlim kabul ettikleri kimselere göre: &quot;Hayatına mâl olacak dahi olsa..&quot; yaşlı kişinin bile sünnet olması gerektiği hükmünü verecek kadar bu meseleye ehemmiyet verilmiştir. &quot;Muhtar olan zamanda doğumun yedinci günüdür.&quot; derler. 

KIZLARIN SÜNNETİ: 
Kızlarında sünnetinden bahseden bir hadiste: &quot;Hıtân, erkekler için sünnet, kadınlar için mekrüme (şeref verici)&#039;dir. &quot; denmektedir. Ebu Hanife, hadisin zahirine bakarak, sünnet erkekler için mendûb, Şafii ise her ikisi için de vacip hükmünü çıkarmıştır. Her hâl&#039;u kârda sünnet mevzuunda kadınlarla ilgili olarak da farklı görüşler ileri sürülmüştür. Bir kısım kimseler, bu meyanda, Maşrık kadınları ile Mağrip kadınlarının fizyolojik bakımından farklı olduklarını kabul ederek, Maşrık kadınlarındaki yaratılıştan gelen fazlalık sebebiyle sünnetle yükümlü olduklarına hükmetmişlerdir. Kızların sünnet edilmesi hakkında, Aliyyu&#039;l Kâri şöyle der: &quot;Kadının yüzünü taze kılar ve güzelliğini arttırır. Şehveti teskin eder, cimayı lezzetli ve cazip kılar, kocanın karısına karşı sevgisini arttırır.&quot;Ebû Dâvud&#039;un da bu konuda söylediği rivayette: &quot;Medine&#039;de bir kadın(ki ismi ümmü Atiye&#039;dir) kızlarısünnet ediyordu, Peygamber ona. &quot;Fazla derin kesme, böyle yapman hem kadın için ahzâ (en ziyade haz ve lezzet vesilesi) hem de kocası için daha hoştur&quot; der.&quot;ifadesinde bulunuyorlar. 

Sünnet olayına o kadar ehemmiyet veriyorlar ki, onu Kelime&#039;i Şahadet&#039;le özleştirerek, Müslümanlı kâfiri birbirinden ayırma ölçüsü alameti olduğunu, hatta hayatına mal alacaksa dahi bir kimsenin sünnet olması gerektiği şeklinde ısrar etmeleri ve sünnetin çok iyi bir şey olduğu yolunda övgüler ileri sürmelerine asıl temel neden ise. İslâm Dininde bu tür ameliyelerin şiddetle yasaklanmış olmasından dolayıdır. Zira bu tür ameliye, Allah&#039;ın yarattığını değiştirme manasındadır. Allah&#039;ın yarattığını değiştirenler ise Kur&#039;an&#039;da şeytanın payı olarak nitelendirilmişlerdir. Bu konuda Kur&#039;an&#039;dan mealen: 

KONUYLA İLGİLİ OLARAK KUR&#039;AN&#039;DAN MEALEN: 

— “Allah, kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz, bundan başka her şeyi dilediğine bağışlar. Allah&#039;a ortak koşan da uzak bir sapıklığa düşmüştür.&quot; (4/116) 
— “O (Allah&#039;a ortak koşa)nlar, O&#039;nu bırakıp birtakım dişilerden başkasına çağırmıyorlar ve onlar, inatçı şeytandan başkasına yalvarmıyorlar. &quot; 84/117) 
— “O şeytan)ki Allah ona lânet etti ve o da, &quot;Elbette senin kullarından belirli bir pay alacağım.&quot;dedi.&quot; (4/118) 
— “Onları mutlaka saptıracağım, mutlaka onları boş kuruntulara sokacağım ve onlara emredeceğim: hayvanların kulaklarını yaracaklar; onlara emredeceğim: Allah’ın yaratışını değiştirecekler!&quot; Kim Allah&#039;ın yerine şeytanı dost tutarsa, muhakkak ki açık bir ziyana uğramıştır.&quot; (4/119) 
— “Şeytan) onlara söz verir, ümit verir, fakat şeytanın onlara va&#039;di, aldatmadan başka bir şey değildir.&quot; (4/120) 
— “İşte onların varacağı yer cehennemdir. Asla cehennemden kaçmak (imkânı) bulamazlar.&quot; (4/121) 

Görüldüğü gibi, bu konuda şeytanın kendisine, Allah&#039;ın yarattıklarından pay alma tanımlaması; metodu, Allah&#039;ın yarattığını değiştirme yolunda vereceği emirlerdir. Kim şeytanın bu emrini yerine getirirse şeytana pay olmuş olur. İsterse yaptığı değişiklik hayvanların kulaklarını yarma şeklinde olsun fark etmez. Allah, yaratılışı değiştirme olayı çerçevesinde hayvanların kulaklarının yarılmasına müsaade etmiyor. Nasıl olurda sünnet veya başka bir şekilde insanlar üzerinde değişiklik yapılmasına müsaade etmiş olsun. Yaratılışı değiştirme olayı, hiçbir ihtiyaç, hastalık gibi zaruretler olmadan, yaratılış üzerine yapılacak değişiklikleri kapsar. Zira bir koyun kesilip yenile bilir bu yaratılışı değiştirme manasında değildir. Veya bir kimsenin çürümüş dişi çekile bilir; çürümüş böbreği alına bilir, bütün bunlar zaruret veya tedavi amaçlı ameliyelerdir. Saç sakal veya tırnağı kısaltıp kesmekte öyledir, yaratılışı değiştirme manasında değillerdir. Zira tırnağı kesmekle, parmağı kesmek arasında belli bir fark vardır, biri ihtiyaç içerikli ve geçici, diğeri sakatlayıcı ve kalıcıdır. Bu zamanda sağlıklı genler üzerinde meydana getirilen veya getirilmesine çalışılan değişiklikler yaratılışı değiştirme olayı kapsamına giren işlemlerdir. Ayrıca, nasıl ki bir kimse tipi değişsin diye hayvanların kulaklarını yararsa veya sağlıklı dişini çeker veya törpülerse, vücudunun her hangi bir yerinden sağlıklı bir organı daha güzel olur diye keser veya vücudunun her hangi bir yerinden bu bağlamda bir parça et veya deri keserse, kısırlaştırma veya hadım yaparsa, deriyi tahrip ederek dövme yaparsa, küpe için kulak delerek kulağın yapısını değiştirmek v.s. gibi ameliyelerde bulunursa, bütün bu tür şeyler yaratılışa müdahale etmek suretiyle, Allah&#039;ın yarattığını değiştirmedir.. Bütün bunlar, Allah&#039;a ortak koşmayla eş anlamlıdır. Bunları yapan şeytana pay olduğu gibi, asla cehennemden ebediyen kurtuluş imkânı bulamaz. Sünnet olmak yaratılışa müdahale etmenin onu değiştirmenin tipik bir örneğidir. Zira küçük, büyük, kadın, erkek, sağlıklı bir kimseden bu şekilde parça et koparmanın başka bir izahı yoktur. 

Bu itibarla sünnet konusunda uydurmuş oldukları rivayetlerin aslı yoktur. 
Rum Suresi 30. Ayet : &quot; Öyle ise sen yüzünü içtenlikle dine çevir; Allah&#039;ın insanları hangi fıtrat /doğa üzerine yaratmışsa -Allah&#039;ın yaratmasında hiç bir değişme yoktur- işte dosdoğru din bu dur insanların çoğu bilmez&quot; 

Gerçek şu ki; 
Erkek ve Kız çocuklarının sünnet edilmesine ilişkin dini vecibe Kur&#039;an&#039;da yoktur. Sünnet&#039;in tarihsel sürecini anlatmak istemiyorum. Herkes şunu iyi bilmelidir ki Kitabımız olan Kur&#039;an&#039;da erkek yâda kız çocuklarının sünnet edilmesi diye bir emir hüküm yoktur. Hatta ayette görüldüğü bu uygulamanın olmayacağından bahsedilir. 
Fıtrat; Fatır olan Allah&#039;ın insanların ve varlıkların yerleştirdiği programdır. Bu durumda varlıklarda doğuş/yaratma ile gelen özellikler, yetenekler, organlar, bu organların faaliyetleri de fıtrattır. Yani göz, kulak gibi organlar nasıl fıtrat ise cinsel organ ve bu organın ucundaki koruyucu deride fıtrattır. 

Dolayısıyla; Erkek ve Kız çocukları sünnet etmek dini bir emir olmayıp aksine Allah&#039;ın yaradılış fıtratını değiştirmeye teşebbüs etmekten dolayı GÜNAH&#039;dır. Rabbimiz İnsanı en mükemmel şekilde yaratmış ve tasarlamıştır. İnsanın işe yaramayan zararlı ve eksik bir organı yoktur. Sünnet ise fazla yaratılma işinin olduğunu düşünerek düzeltme işidir. Yüce Allah&#039;ımız Kur&#039;an&#039;da yarattığını değiştirme teşebbüsünü Şeytani bir işlem olarak nitelemektedir. Nerden geldiği muamma olan Bir âdetin, bir örfün İslami bir emir bir hüküm olduğunu söylemek İslâm&#039;dan, Kur&#039;an&#039;dan bihaber yaşamak demektir. İslâm yaşadığınız örf ve adetlerin hükümlerini değil Kur&#039;an&#039;ın hükümlerini ihtiva eder. Kur&#039;an&#039;ı en iyi şekilde uygulayan Allah&#039;ın elçisi olduğuna göre Allah&#039;ın elçisininse Kur&#039;an emrine aykırı bir şey söylemeyeceği açıkça ortadadır. Olayı peygambere dayandırıp onun ağzından yalan sözler söylettirmek Elçiye yapılan en büyük hakarettir. Kur&#039;an&#039;da açık ve net bir şekilde görülmektedir ki; Sünnet İslâm dini ile uzaktan yakından alakalı değildir. 
Nereden kaynaklandığı kesin olarak bilinmeyen bir geleneğin İslâm Dini içine konulmaya çalışılması İslâm&#039;a AYKIRIDIR.. 

Şahsen hepimiz çocukken özgür irademiz dışında sünnet olduk. Ancak bu uygulamanın dinen söz konusu olmadığının farkında isek çocuklarımızı sünnet ettirmeyelim.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Bilindiği gibi, hadis öğretisine bağlı bütün mezheplerde çocukların sünnet edilmesi olayı vardır, Kur&#8217;an öğretisine göre yasak olan bu ve benzeri işlemler, rivayetler dini mensupları tarafından özellikle sünnet ameliyesini fıtrattan saymak suretiyle farz kabul etmişlerdir. Hal bu ki, Kur&#8217;an&#8217;ı esas alarak olaya baktığımızda bu tür işlemlerin İslâm dininde kabul görmesi mümkün değildir. Şöyle ki: Konuyla ilgi olarak Ehl-i Sünnet tarafından delil kabul edilen rivayet örneklerini yazdıktan sonra, Kur&#8217;an&#8217;dan konuyla ilgili ayet meallerini de yazarak, okuyucunun karşılaştırma yaparak değerlendirmede bulunmasına olanak sağlamaya çalışacağım. </p>
<p>KONUYLA İLGİLİ OLARAK İLERİ SÜRÜLEN RİVAYET ÖRNEKLERİ: </p>
<p>92- Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: &#8220;Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: &#8220;İbrahim (aleyhisselâm) Kaddûm nâm-bazısı da şeddesiz olarak Kadûm demiştir- mevkide seksen yaşında olduğu halde sünnet oldu.&#8221; (K.S. 2150 C .7 S.531 Akçağ 1988 alıntıları, Buhari, İsti&#8217;zân 51, Enbiya 8; Müslim, Fedâil 151,(2370)) </p>
<p>Yukarıda ki, metinde de her ne kadar, Kadûm nam mevkide İbrahim peygamber sünnet oldu falan diyorsa da, Metnin aslında, İbrahim peygamber seksen yaşında keserle sünnet oldu şeklindedir. Kaddum keser demektir, &#8220;bil kaddum&#8221;, keser ile manasınadır. </p>
<p>93- Useym İbnu Kesir İbni Küleyb an ebihi an ceddihi&#8217;nin anlattığına göre (ceddi Küleyb) Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm&#8217;a gelerek: &#8220;Müslüman oldum! der. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm; &#8220;Üstünden küfür saçını at!&#8221;der ve tıraş olmasını söyler. Useym&#8217;in babası dedi ki: &#8220;Bana bir başka (sahabe)nin bildirdiğine göre Aleyhissalâtu vesselâm, beraberinde olan bir diğerine de; &#8220;Üzerindeki küfür tüyünü at ve sünnet ol!&#8221; buyurmuştu.&#8221; (K.S. 3817 C .11 S.33 Akçağ 1991 alıntısı, Ebû Dâvud, Tahâret 131,(356) ) </p>
<p>Bu uydurma rivayetleriyle de, Müslümanların sünnet olması gerektiğini rivayet ettiler. Rivayetlerine delil olarak ta peygambere isnat ettikleri hadiste, İbrahim peygamberin seksen yaşında keserle sünnet olduğu rivayeti ile Müslüman olan bir kimsenin derhal sünnet olması gerektiği rivayetidir. İbrahim peygamber için söyledikleri alay etmekten başka bir şey değildir. Sünnet olayının yaygın bir şekilde uygulandığı toplumlarda dahi, bir kimseye baban seksen yaşında balta veya keserle sünnet oldu deseler bunu hoş karşılamaz alay olarak kabul eder. Böyle bir iddiayı İbrahim peygambere yakıştırdılar. Bununla da yetinmediler, kızlarında sünnet olması gerektiği yolunda iddia ve rivayetlerde bulundular. Ayrıca sünnetin kendilerince ne kadar iyi bir şey olduğu konusunda şu tür izahlarda bulundular: </p>
<p>94- Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: &#8220;Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: &#8220;Fıtrat beştir: Sünnet olmak, etek tıraşı olmak, bıyığı kesmek, tırnakları kesmek, koltuk altını yolmak.&#8221; (K.S. 2147 C .7 S.523 Akçağ 1988 alıntısı, Buhâri, Libas 63, 64, İsti&#8217;zan 51; Müslim, Taharet 39,(257); Muvatta Sıfatu&#8217;n Nebiyy 3, (2,921); Tirmizi, Edeb 14,(2757), Ebû Dâvud, Tereccül 16, (4198); Nesai, Taharet 10,11,(1,14, 15,)) </p>
<p>Böylece sünnet olmayı fıtrattan saydılar. </p>
<p>Kızların sünneti için ise: </p>
<p>95- Ümmü Atiyye (radıyallahu anhâ) anlatıyor: &#8220;Bir kadın Medine de kızları sünnet ederdi. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) (kadını çağırarak) kendisine: &#8220;Derin kesme. Zira derin kesmemen kadın için daha çok haz vesilesidir, koca için daha makbuldür&#8221; diye talimat verdi.&#8221; (Ebû Dâvud, Edeb 179, (5271)) Rezin rivayetinde Resûlullah şöyle buyurur: &#8220;Kızları sünnet ederken üstten kes, derin kesme, bu şekilde kesilmesi yüze daha çok parlaklık, kocaya daha çok haz verir.&#8221; (K.S.2153 C.7 S.534 Akçağ 1988) </p>
<p>Ehl-i Sünnetçe, Kelime-i Şahadette olduğu gibi, Müslüman ile kâfiri birbirinden ayıran alamet olarak kabul edilen sünnet ameliyesi, bazı Sünni önderlerce vacip ve hatta farz denecek kadar mühim bir emir kabul edilmiştir. Şafiiler. &#8220;Buluğ yaşına ermezden önce çocuğu sünnet etmek velisine vaciptir.&#8221;derler. Bir kısım önderleri de, sünnet olmadıkça, mühtedinin Müslümanlığının noksan olacağına, sünnetsizin namazının caiz olmayacağına, kestiğinin yenilemeyeceğine, Kâbe&#8217;yi tavaf edemeyeceğine hükmetmiştir. Hadiste bu hususta &#8220;İslâm&#8217;a girince küfür tüyünü at, sonra sünnet ol&#8221; diye emreder iddiasındadırlar. Hülâsa bazı âlim kabul ettikleri kimselere göre: &#8220;Hayatına mâl olacak dahi olsa..&#8221; yaşlı kişinin bile sünnet olması gerektiği hükmünü verecek kadar bu meseleye ehemmiyet verilmiştir. &#8220;Muhtar olan zamanda doğumun yedinci günüdür.&#8221; derler. </p>
<p>KIZLARIN SÜNNETİ:<br />
Kızlarında sünnetinden bahseden bir hadiste: &#8220;Hıtân, erkekler için sünnet, kadınlar için mekrüme (şeref verici)&#8217;dir. &#8221; denmektedir. Ebu Hanife, hadisin zahirine bakarak, sünnet erkekler için mendûb, Şafii ise her ikisi için de vacip hükmünü çıkarmıştır. Her hâl&#8217;u kârda sünnet mevzuunda kadınlarla ilgili olarak da farklı görüşler ileri sürülmüştür. Bir kısım kimseler, bu meyanda, Maşrık kadınları ile Mağrip kadınlarının fizyolojik bakımından farklı olduklarını kabul ederek, Maşrık kadınlarındaki yaratılıştan gelen fazlalık sebebiyle sünnetle yükümlü olduklarına hükmetmişlerdir. Kızların sünnet edilmesi hakkında, Aliyyu&#8217;l Kâri şöyle der: &#8220;Kadının yüzünü taze kılar ve güzelliğini arttırır. Şehveti teskin eder, cimayı lezzetli ve cazip kılar, kocanın karısına karşı sevgisini arttırır.&#8221;Ebû Dâvud&#8217;un da bu konuda söylediği rivayette: &#8220;Medine&#8217;de bir kadın(ki ismi ümmü Atiye&#8217;dir) kızlarısünnet ediyordu, Peygamber ona. &#8220;Fazla derin kesme, böyle yapman hem kadın için ahzâ (en ziyade haz ve lezzet vesilesi) hem de kocası için daha hoştur&#8221; der.&#8221;ifadesinde bulunuyorlar. </p>
<p>Sünnet olayına o kadar ehemmiyet veriyorlar ki, onu Kelime&#8217;i Şahadet&#8217;le özleştirerek, Müslümanlı kâfiri birbirinden ayırma ölçüsü alameti olduğunu, hatta hayatına mal alacaksa dahi bir kimsenin sünnet olması gerektiği şeklinde ısrar etmeleri ve sünnetin çok iyi bir şey olduğu yolunda övgüler ileri sürmelerine asıl temel neden ise. İslâm Dininde bu tür ameliyelerin şiddetle yasaklanmış olmasından dolayıdır. Zira bu tür ameliye, Allah&#8217;ın yarattığını değiştirme manasındadır. Allah&#8217;ın yarattığını değiştirenler ise Kur&#8217;an&#8217;da şeytanın payı olarak nitelendirilmişlerdir. Bu konuda Kur&#8217;an&#8217;dan mealen: </p>
<p>KONUYLA İLGİLİ OLARAK KUR&#8217;AN&#8217;DAN MEALEN: </p>
<p>— “Allah, kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz, bundan başka her şeyi dilediğine bağışlar. Allah&#8217;a ortak koşan da uzak bir sapıklığa düşmüştür.&#8221; (4/116)<br />
— “O (Allah&#8217;a ortak koşa)nlar, O&#8217;nu bırakıp birtakım dişilerden başkasına çağırmıyorlar ve onlar, inatçı şeytandan başkasına yalvarmıyorlar. &#8221; 84/117)<br />
— “O şeytan)ki Allah ona lânet etti ve o da, &#8220;Elbette senin kullarından belirli bir pay alacağım.&#8221;dedi.&#8221; (4/118)<br />
— “Onları mutlaka saptıracağım, mutlaka onları boş kuruntulara sokacağım ve onlara emredeceğim: hayvanların kulaklarını yaracaklar; onlara emredeceğim: Allah’ın yaratışını değiştirecekler!&#8221; Kim Allah&#8217;ın yerine şeytanı dost tutarsa, muhakkak ki açık bir ziyana uğramıştır.&#8221; (4/119)<br />
— “Şeytan) onlara söz verir, ümit verir, fakat şeytanın onlara va&#8217;di, aldatmadan başka bir şey değildir.&#8221; (4/120)<br />
— “İşte onların varacağı yer cehennemdir. Asla cehennemden kaçmak (imkânı) bulamazlar.&#8221; (4/121) </p>
<p>Görüldüğü gibi, bu konuda şeytanın kendisine, Allah&#8217;ın yarattıklarından pay alma tanımlaması; metodu, Allah&#8217;ın yarattığını değiştirme yolunda vereceği emirlerdir. Kim şeytanın bu emrini yerine getirirse şeytana pay olmuş olur. İsterse yaptığı değişiklik hayvanların kulaklarını yarma şeklinde olsun fark etmez. Allah, yaratılışı değiştirme olayı çerçevesinde hayvanların kulaklarının yarılmasına müsaade etmiyor. Nasıl olurda sünnet veya başka bir şekilde insanlar üzerinde değişiklik yapılmasına müsaade etmiş olsun. Yaratılışı değiştirme olayı, hiçbir ihtiyaç, hastalık gibi zaruretler olmadan, yaratılış üzerine yapılacak değişiklikleri kapsar. Zira bir koyun kesilip yenile bilir bu yaratılışı değiştirme manasında değildir. Veya bir kimsenin çürümüş dişi çekile bilir; çürümüş böbreği alına bilir, bütün bunlar zaruret veya tedavi amaçlı ameliyelerdir. Saç sakal veya tırnağı kısaltıp kesmekte öyledir, yaratılışı değiştirme manasında değillerdir. Zira tırnağı kesmekle, parmağı kesmek arasında belli bir fark vardır, biri ihtiyaç içerikli ve geçici, diğeri sakatlayıcı ve kalıcıdır. Bu zamanda sağlıklı genler üzerinde meydana getirilen veya getirilmesine çalışılan değişiklikler yaratılışı değiştirme olayı kapsamına giren işlemlerdir. Ayrıca, nasıl ki bir kimse tipi değişsin diye hayvanların kulaklarını yararsa veya sağlıklı dişini çeker veya törpülerse, vücudunun her hangi bir yerinden sağlıklı bir organı daha güzel olur diye keser veya vücudunun her hangi bir yerinden bu bağlamda bir parça et veya deri keserse, kısırlaştırma veya hadım yaparsa, deriyi tahrip ederek dövme yaparsa, küpe için kulak delerek kulağın yapısını değiştirmek v.s. gibi ameliyelerde bulunursa, bütün bu tür şeyler yaratılışa müdahale etmek suretiyle, Allah&#8217;ın yarattığını değiştirmedir.. Bütün bunlar, Allah&#8217;a ortak koşmayla eş anlamlıdır. Bunları yapan şeytana pay olduğu gibi, asla cehennemden ebediyen kurtuluş imkânı bulamaz. Sünnet olmak yaratılışa müdahale etmenin onu değiştirmenin tipik bir örneğidir. Zira küçük, büyük, kadın, erkek, sağlıklı bir kimseden bu şekilde parça et koparmanın başka bir izahı yoktur. </p>
<p>Bu itibarla sünnet konusunda uydurmuş oldukları rivayetlerin aslı yoktur.<br />
Rum Suresi 30. Ayet : &#8221; Öyle ise sen yüzünü içtenlikle dine çevir; Allah&#8217;ın insanları hangi fıtrat /doğa üzerine yaratmışsa -Allah&#8217;ın yaratmasında hiç bir değişme yoktur- işte dosdoğru din bu dur insanların çoğu bilmez&#8221; </p>
<p>Gerçek şu ki;<br />
Erkek ve Kız çocuklarının sünnet edilmesine ilişkin dini vecibe Kur&#8217;an&#8217;da yoktur. Sünnet&#8217;in tarihsel sürecini anlatmak istemiyorum. Herkes şunu iyi bilmelidir ki Kitabımız olan Kur&#8217;an&#8217;da erkek yâda kız çocuklarının sünnet edilmesi diye bir emir hüküm yoktur. Hatta ayette görüldüğü bu uygulamanın olmayacağından bahsedilir.<br />
Fıtrat; Fatır olan Allah&#8217;ın insanların ve varlıkların yerleştirdiği programdır. Bu durumda varlıklarda doğuş/yaratma ile gelen özellikler, yetenekler, organlar, bu organların faaliyetleri de fıtrattır. Yani göz, kulak gibi organlar nasıl fıtrat ise cinsel organ ve bu organın ucundaki koruyucu deride fıtrattır. </p>
<p>Dolayısıyla; Erkek ve Kız çocukları sünnet etmek dini bir emir olmayıp aksine Allah&#8217;ın yaradılış fıtratını değiştirmeye teşebbüs etmekten dolayı GÜNAH&#8217;dır. Rabbimiz İnsanı en mükemmel şekilde yaratmış ve tasarlamıştır. İnsanın işe yaramayan zararlı ve eksik bir organı yoktur. Sünnet ise fazla yaratılma işinin olduğunu düşünerek düzeltme işidir. Yüce Allah&#8217;ımız Kur&#8217;an&#8217;da yarattığını değiştirme teşebbüsünü Şeytani bir işlem olarak nitelemektedir. Nerden geldiği muamma olan Bir âdetin, bir örfün İslami bir emir bir hüküm olduğunu söylemek İslâm&#8217;dan, Kur&#8217;an&#8217;dan bihaber yaşamak demektir. İslâm yaşadığınız örf ve adetlerin hükümlerini değil Kur&#8217;an&#8217;ın hükümlerini ihtiva eder. Kur&#8217;an&#8217;ı en iyi şekilde uygulayan Allah&#8217;ın elçisi olduğuna göre Allah&#8217;ın elçisininse Kur&#8217;an emrine aykırı bir şey söylemeyeceği açıkça ortadadır. Olayı peygambere dayandırıp onun ağzından yalan sözler söylettirmek Elçiye yapılan en büyük hakarettir. Kur&#8217;an&#8217;da açık ve net bir şekilde görülmektedir ki; Sünnet İslâm dini ile uzaktan yakından alakalı değildir.<br />
Nereden kaynaklandığı kesin olarak bilinmeyen bir geleneğin İslâm Dini içine konulmaya çalışılması İslâm&#8217;a AYKIRIDIR.. </p>
<p>Şahsen hepimiz çocukken özgür irademiz dışında sünnet olduk. Ancak bu uygulamanın dinen söz konusu olmadığının farkında isek çocuklarımızı sünnet ettirmeyelim.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>İran’da Neler Ol(m)uyor? yazısına zafer h başak tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.kentakademisi.com/iran%e2%80%99da-neler-olmuyor/13038/comment-page-1/#comment-9660</link>
		<dc:creator>zafer h başak</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 20 Feb 2010 19:17:39 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.bilgiagi.net/?p=13038#comment-9660</guid>
		<description>Yok yok yazıyı yazan mahmut celal özmen İran ı biliyor;bizim onun işine geldiği gibi yazdığını bildiğimizi bilmiyor.Dünyada ittifakların yeniden şekillendiğini bildiği için şirret akıl hocalarının tam da istediği gibi bu ittifaklara karşı bizde nefret uyandırmaya çalışıyor.ALLAH SAKLASIN.Yanlış bilgi adamı meczup yapar.O da bizi yanıltarak meczup yapmaya çalışıyor.

Yahu düynadaki ittifakları artık çocuklar bile biliyor.Açıkça bellidir ki AB ile ABD arasında bir çatışma bugünün dünyasında gündemde değildir.Gündemde olan Abd+Ab şer ittifakının ayrıymış gibi görünse de aslında birlikte,Asya medeniyetine karşı caphe açmış olmasıdır.

Dikkat edin Türkiyede bürokrasi karşıyor;balyoz harekatı,b.arınç a suikast vs ile birileri şanlı ordumuza zarar vermeye çalışıyor ayni anda iranda olaylar çıkıyor,ayni anda pakistan da patlamalar oluyor.Bu Yukarıda zikrettiğimiz şer güçlerin komplosudur.

Mesele gayet açık.Çırpınan tükenen ABd ve AB medeniyetleri kuduz bir köpek gibi saldırmaya ve medeniyetlerimizi sömürgeleştirmeye çalışıyor.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Yok yok yazıyı yazan mahmut celal özmen İran ı biliyor;bizim onun işine geldiği gibi yazdığını bildiğimizi bilmiyor.Dünyada ittifakların yeniden şekillendiğini bildiği için şirret akıl hocalarının tam da istediği gibi bu ittifaklara karşı bizde nefret uyandırmaya çalışıyor.ALLAH SAKLASIN.Yanlış bilgi adamı meczup yapar.O da bizi yanıltarak meczup yapmaya çalışıyor.</p>
<p>Yahu düynadaki ittifakları artık çocuklar bile biliyor.Açıkça bellidir ki AB ile ABD arasında bir çatışma bugünün dünyasında gündemde değildir.Gündemde olan Abd+Ab şer ittifakının ayrıymış gibi görünse de aslında birlikte,Asya medeniyetine karşı caphe açmış olmasıdır.</p>
<p>Dikkat edin Türkiyede bürokrasi karşıyor;balyoz harekatı,b.arınç a suikast vs ile birileri şanlı ordumuza zarar vermeye çalışıyor ayni anda iranda olaylar çıkıyor,ayni anda pakistan da patlamalar oluyor.Bu Yukarıda zikrettiğimiz şer güçlerin komplosudur.</p>
<p>Mesele gayet açık.Çırpınan tükenen ABd ve AB medeniyetleri kuduz bir köpek gibi saldırmaya ve medeniyetlerimizi sömürgeleştirmeye çalışıyor.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Gönlüm(üz) Hep Bahar yazısına hadise tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.kentakademisi.com/gonlumuz-hep-bahar/1117/comment-page-1/#comment-9659</link>
		<dc:creator>hadise</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 20 Feb 2010 18:24:56 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.bilgiagi.net/?p=1117#comment-9659</guid>
		<description>çok güzel olmuş ciciş</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>çok güzel olmuş ciciş</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Surlar Arasında Ağlayan Şehir yazısına Ahmet Ay tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.kentakademisi.com/surlar-arasinda-aglayan-sehir/14427/comment-page-1/#comment-9622</link>
		<dc:creator>Ahmet Ay</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Feb 2010 13:15:38 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.bilgiagi.net/?p=14427#comment-9622</guid>
		<description>Sayın ULUCAK;
Diyarbakır&#039;da yaşayan bir Kürt olarak yazınızın içeriğinin bir kısmına katılmadığımı, ancak emek ürünü olan çalışmanızı saygıyla karşıladığımı belirterek ufak bir düzeltme yapmak istiyorum.
&quot;diyarbekir warê mine, [diyarbakır benim varlığımdır&quot; tercüme hatası vardır. Doğrusu Diyarbakır benim yaylamdır. Zira war yayla anlamındadır. Türkçedeki gibi varlık anlamında değildir. Sevgi ve saygılar</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Sayın ULUCAK;<br />
Diyarbakır&#8217;da yaşayan bir Kürt olarak yazınızın içeriğinin bir kısmına katılmadığımı, ancak emek ürünü olan çalışmanızı saygıyla karşıladığımı belirterek ufak bir düzeltme yapmak istiyorum.<br />
&#8220;diyarbekir warê mine, [diyarbakır benim varlığımdır&#8221; tercüme hatası vardır. Doğrusu Diyarbakır benim yaylamdır. Zira war yayla anlamındadır. Türkçedeki gibi varlık anlamında değildir. Sevgi ve saygılar</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Vee, Metrobüse ‘Bindiğin Kadar Öde’ Dönemi.. yazısına veysel kalkan tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.kentakademisi.com/metrobuse-bir-projem-var/14157/comment-page-1/#comment-9620</link>
		<dc:creator>veysel kalkan</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Feb 2010 11:25:48 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.bilgiagi.net/?p=14157#comment-9620</guid>
		<description>Mehmet abi Allah razı olsun. Projen çok güzel olmuş, Allah muvaffak etsin, daha iyilerini de yapmayı nasip eylesin. Sayende inşallah birçok istanbullu çok rahat edecek ve sadece istanbuldan değil bence dünyann her yerinden dua alaceksın, tekrardan Allah razı olsun dileklerimi sunarım, dua ile...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Mehmet abi Allah razı olsun. Projen çok güzel olmuş, Allah muvaffak etsin, daha iyilerini de yapmayı nasip eylesin. Sayende inşallah birçok istanbullu çok rahat edecek ve sadece istanbuldan değil bence dünyann her yerinden dua alaceksın, tekrardan Allah razı olsun dileklerimi sunarım, dua ile&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Katsayı Ödül Olmalı, Ceza Değil! yazısına mesut tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.kentakademisi.com/katsayi-oduldur-ceza-degil/14204/comment-page-1/#comment-9610</link>
		<dc:creator>mesut</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 17 Feb 2010 23:06:12 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.bilgiagi.net/?p=14204#comment-9610</guid>
		<description>KESİNLİKLE KATILIYORUM HOCAM SİZE AZINIZA KALBİNİZE SAĞLIK NE BU YAA PEMBE DİZİ GİBİ OLDU HERSENE DEĞİŞİKLİK YAPIN, ORTA NOKTASINI BULUNDA ÖGRENCİDE MEĞDUR OLMASIN PİSİKOLOJİSİDE BOZULMASIN NEYSE SEYGILAR HOCAM MUHABBETLE...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>KESİNLİKLE KATILIYORUM HOCAM SİZE AZINIZA KALBİNİZE SAĞLIK NE BU YAA PEMBE DİZİ GİBİ OLDU HERSENE DEĞİŞİKLİK YAPIN, ORTA NOKTASINI BULUNDA ÖGRENCİDE MEĞDUR OLMASIN PİSİKOLOJİSİDE BOZULMASIN NEYSE SEYGILAR HOCAM MUHABBETLE&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Trafik Canavarı Değil Trafik Kirliliği Öldürüyor yazısına mustafa tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.kentakademisi.com/trafik-canavari-degil-trafik-kirliligi-olduruyor/9400/comment-page-1/#comment-9603</link>
		<dc:creator>mustafa</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 17 Feb 2010 17:56:15 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.bilgiagi.net/?p=9400#comment-9603</guid>
		<description>Çok güzel tanımlamışsınız.Elinize sağlık , ödevimede yardımcı 0ldunuzz ::D</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Çok güzel tanımlamışsınız.Elinize sağlık , ödevimede yardımcı 0ldunuzz ::D</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Ben Diyeyim Mahalle Sen De Memleket.. yazısına bekir tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.kentakademisi.com/ben-diyeyim-mahalle-sen-de-memleket/14374/comment-page-1/#comment-9594</link>
		<dc:creator>bekir</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 17 Feb 2010 09:34:18 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.bilgiagi.net/?p=14374#comment-9594</guid>
		<description>gözlerimize sokmuşsunuz güzel abim
çok haklısınız bir de ne yaptığımızın farkına varabilsek bir biz değil alem düzelecek
hayırlısı inş</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>gözlerimize sokmuşsunuz güzel abim<br />
çok haklısınız bir de ne yaptığımızın farkına varabilsek bir biz değil alem düzelecek<br />
hayırlısı inş</p>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>
