Ara 18 2009

Darbeler ve Anılarım -II-

Published by at 00:04 under Ahmet AY

yazdır / print
Ben davacıyım hakim bey!..
1970’li yılların ortalarını henüz geçmiştik. Gencim, gençliğimi yaşamak istiyorum, arkadaşlarımla en güzel yıllarımı en güzel şekilde geçirmek istiyorum ama nerdeee! Ders çalışmak, okumak istiyorum. Ama okuduğum

 memlekette 54 tane fraksiyon çatışıyor. Okulum bir gün açık 3 gün boykot… Doğru dürüst gelip birkaç ay kalan hocamız yok, kalanı da can derdinde, ne ders anlatabilir ki?.. İyi bir eğitim alamadığım için çok istediğim Hukuk Fakültesini kazanamadım (bu halkın haklarını sanki hukuk fakültesini okumadan savunamıyorduk), beni boş iddialarla, gerçekleştirilen darbelerle eğitimsiz bıraktınız. Zaten diğer akranlarım gibi eğitim maratonuna 2000 m. geride başlamıştım, devletim bana iyi bir eğitim imkânı da sunmayınca babama “babacığım oğlun Hukukçu olacak diyemedim”. 1970’li yıllarımı “komünizm gelecek” kâbusuyla heba ettiler, komünizm gelmedi ama darbe geldi… binlerce insanımız öldü. Sonradan öğrendik ki sabah komünistleri vuran silah akşam anti-komünistleri vuruyormuş…

Evet Sayın Hâkim, doğru dürüst -bırakın iyi şartlardan vazgeç(iril)dik- normal şartlarda iyi büyümedim bu memlekette, çocukluğumu hele hele gençliğimi hiç yaşayamadım. Ülkem bana iyi bir gelecek hazırlamadı ve bana da ülkeme faydalı olmam için yeterli olanak sunulmadı, davacıyım.

Ben davacıyım hakim bey!..

Evet Hâkim Bey, ben davacıyım bana zehir edilen çocukluğum, bana yaşatılmayan gençliğim, bana çok görülen yetişkinliğim ve heba edilmek istenen geleceğim için davacıyım…

Ben davacıyım, çünkü dünyanın en güzel duygularından mahrum edildim… her insanın en güzel duygusu, en anlamlı, en gerekli ve en tatlı yanı: AŞK’tan, SEVDA‘dan ettiler bizi…

Ben davacıyım Hâkim bey!..

1980 Eylülünden önce bir lise öğrencisi iken bugün okullarımızı/üniversitelerimizi kurcalayıp kan gölüne çevirmek isteyen “derin çeteler” o yıllarda emdiğimiz sütü burnumuzdan getirmişlerdi ve âşık olur isek yârimizi yerde bırakacaktık; ölüm vardı, çürümek vardı mahpus damlarında çok iyi bilirsiniz… Her günümüz bu telaşla, öldürülme korkusu yaşıyorken kimin günahını alabilirdik söyler misiniz Hâkim Bey, kimin? Hal böyleyken nasıl âşık olabilirdik nasıl? Olmadık olamadık işte. Ben aşkımı istiyorum Hâkim Bey! Bana ne ben aşkımı istiyorum!!!

Davacıyım Sayın Yargıçlar! “Biz delikanlı idik; sevgilimiz orta yerde kalmamalıydı… Korkumuz yarın vurulur veya hapis yatar isek sevgilimiz bizsiz ızdırap çekmesin” idi… Haksız mıydık Hâkim Bey? ERKEK ADAM! ın sevgilisi uluorta kalır mıydı yerde? Sen içerdeyken onu kime bırakacaktın?! Bırakamazdık, bırakmamalıydık ve bırakmadık da… Haklı değil miyim Hâkim Bey?

Bir gün bir inci tanesine ne dedim biliyor musunuz Hâkim Bey?

“Sen dünyanın en güzel yarınlarına müstahaksın, ama ben korkuyorum” dedim!.. Aldığım cevabı hala unutamıyorum Hâkim Bey:

“Bir gün bile bütün ömre bedel değil mi, neden korkuyorsun?”

Hiçbir cevap veremeden ayrılmıştım ve bir daha asla görmemek üzere döndüm ve gittim… o gün bu gündür gördüğüm her güzel gözün beyazlığında inciler görüyorum Hâkim Bey!

O gün gitmiştim gitmesine de neyi kaybettik biliyor musun Hâkim Bey?
AŞK’ı
SEVDA’yı

KAPKARA, volkanın en kızgın yerindeki yangın karası gibi KARA SEVDA’yı…Ben aşkımı istiyorum Hâkim Bey! Bana ne ben aşkımı istiyorum, hiç itiraz istemem, bana aşkımı verin…

Bir bu mu sanki? Kazandığımız fakültelerde okuyamamıştık. Birçoğumuz mecburen ve istemeyerek can güvenliği olan ama istemediğimiz bölümlerde iyi eğitim alamadan okumak zorunda bırakıldık…

Ben de öyle bir yerde okumak zorunda bırakılmıştım. Babam annem günlerce yalvardılar: “Yavrum n’olur uzaklarda okuma gözümüzün önünde ol, hatta boş ver okul falan istemiyoruz” deyip beni iyi bir eğitimden mahrum bıraktılar istemeyerek… Sadece yaşayayım, hayatta kalayım, yeter ki bir kör kurşuna hedef olmayayım diye. Çünkü beni onlar yetiştirmişlerdi ve haksızlıklara tahammül etmeyeceğimi çok iyi biliyorlardı. Kırmadım onları, aşamadım, kıramazdım. Çünkü onların her şeyiydim, “okuldan olmak candan olmaktan daha iyi” tercihine zorlandık Hâkim Bey. Ne acı değil mi? Yoksa sizce acı değil mi?..

Bütün sıkıntılara rağmen okumaya mecbur bırakıldığım okulda (arkadaş ve hocalarımızla) can derdine düştüğümüz için iyi bir eğitim alamadım. Bir insanın en iyi şekilde yaşaması gereken gençlik yıllarımı can korkusu, öldürülme paranoyasıyla geçirdim. Geçirdiğim travmalar neredeyse Aksaray-Sirkeci hattında çalışan tramvayların sefer sayısı kadardı.

12 Eylül 1980’de sabaha karşı düdük çaldılar ve terör olayları bıçak gibi kesildi. Bir zamanlar cumhurbaşkanlığı da yapan ve bu günlerde de darbe çığırtkanlığına soyunan s. DEMİREL de sormuştu: “11 Eylülde akan kan nasıl oldu da 12 Eylülde durdu?” gerçekten de bunun makul-gayrimakul bir açıklaması yoksa -ki 28 yıldır yok- o halde (akan kanın hesabını istemiyorum) ben gençliğimi istiyorum… çalınan o 8 yılımı kim, nasıl ve ne zaman geri verecek?!

Ben davacıyım Hâkim Bey!

“Netekim amca” 12 Eylül darbesini yaptığında henüz dünyayı tanımaya başladığım yıllardı ve yaşayamadığım gençliğimin en güzel olması gereken yılları… Ama her nereye gittiysek karşımızda elleri silahlı üstümüzü başımızı arayan, bir çakı için (bazen dayak, ama her zaman) olmadık hakaretler savuran, “bu köye gelen-giden kim?” sorularına varana dek abuk sabuk sorgulamalarla insanları muhbirleştirici yeni mezun görevlilerin acımasızlığıyla karşılaştık.

Siyaseti, sosyolojiyi, yörenin örf ve adetlerini bilmeyen, bildiklerini de hiçe sayan bu eli silahlı görevliler o yıllarda gençliğimizi burnumuzdan getirdiler. Dünyadan, dünyanın gidişatından sosyal bilimlerden o kadar habersizlerdi ki kitaplara ismine göre yasak kararı getiriyorlardı.

Benim çocukluğumu aldılar elimden, gençliğimden 8 yıl almışlardı. Bu yıllarda ömrümüzden yıllar almaya devam ediyorlardı…

Bu hale biz kendiliğimizden gelmedik. Ülkem bana iyi bir gelecek, iyi bir gençlik, iyi bir eğitimi çok gördü… Üstelik en güzel yıllarım sıkıyönetim, askeri darbeler ve terör olaylarından dolayı acı içinde geçti. Devlet dediğin vatandaşını mutlu etmeli, can güvenliği sıkıntısı yaşatmamalı; eğitim, sağlık vb. konularda da bir ihmale mahal vermemeli değil mi Hâkim Bey? Ama ben devletimin buimkânlarından doğru dürüst yararlanamadım ki?..

Ben davacıyım Hâkim Bey, ben davacıyım…

One response so far

One Response to “Darbeler ve Anılarım -II-”

  1. robin samyelion 22 Ara 2009 at 10:35

    Bir aralar çok okunanan ve okuyanı sıkıntıya sokan Seyyid KUTUB’un Yoldaki İşaretler kitabını bir üniversite öğrencisinde yakalayan bir polis,”ehliyet almaya mı hazırlanıyorsun” diye sormuş ve “evet” cevabını almıştı.O öğrenci ilk kez birinin “kitap okumuyor” oluşuna sevinmişti. Birinin cehaleti diğerinin beraaati olmuş…Sevinmeli mi üzülmeli mi…??? Selametle

Trackback URI | Comments RSS

Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.