Ara 15 2009

Dubai – Yunanistan hattında yeni Türkiye

Published by at 00:03 under Faruk BAKAÇ

yazdır / print
Dünya ve bulunduğu bölgesi bu kadar karışık olan bir zamanda Türkiye daha istikrarlı duruşunu koruyor. Her ne kadar ekonomik veriler olumsuza doğru gitse de konjonktür el olarak ülke sivrilmektedir. Karışıklıklarda tam bu noktada çıkmaktadır.

Abu Dabi yönetimi Pazar günü Dubai’ ye sorunları için 10 Milyar Dolarlık destek verdi. Bu haber uluslar arası piyasalarda olumlu etki yaptı. Ondan önceki hafta sonu da ABD piyasaları olumlu kapanmıştı.

Olumlu etkide ABD perakende satışlarının beklenenden iyi çıkması idi. Parite ile hisse senedi piyasalarının ters korelasyonu son açıklanan bu veriler ışığında biraz değişti. Artık parametreler farklı algılanmaya başlandı. Öyle ki daha evvelki haftalar ABD dolarının değer kazanmasının etkisi uluslararası borsaların çökme eğilimine getirirken artık Euro/ Dolar paritesi 1.50 ler den 1.46 ya gerilerken endeksler prim yaptı. Bu dönüşüm tabii ki olumlu temel verilerin hisse senedi yatırımcılarına cesaret vermesi ile olmuştur.

Yunanistan da son zamanlarda likidite sorunlarını aşamama gibi bir krizle karşı karşıya iken birden iç ve dış borç çevireme durumuna sürüklenmektedir. Özellikle milli gelirin %3 ünü geçmeyecek bir bütçe açığı yapısı hedeflenen AB birliğinde olan Yunanistan da bu oranın % 13 lere tırmanmış olması ciddi sıkıntılar yaratıyor. Yıllarca komşusunu öcü gösterip AB den ve başka merkezlerden ciddi mali yardımlar alarak ekonomisini ayakta tutmaya çalışan Yunanistan, daha sonra Euro bölgesine dahil olması ile temel ekonomik faaliyeti olan üretim araçlarını da zamanla kaybetmiştir. Toplum bir çalışmama, üretmeme sürecine girmiş ve artık mali durum sürdürülemez hale gelmiştir. Bugün iç ve dış borç sorunları olan, sosyal güvenlik sisteminde ciddi açıkları olan, ciddi bütçe açığı veren bir ülkonumuna gelmiştir. 14 Aralık akşamı Yunanistan başbakanı mevcut sorunların çözümü için acı reçete uygulayacaklarını açıklamıştır. Süreç artık doğu Avrupa da sıkıntılı bir dönemi işaret etmektedir.

En kısa sürede komşu ülkede bu problemlerin çözülmesini diliyoruz. Elbette AB merkez bankası ve AB ekonomi bakanlarının ciddi müdahaleleri beklenebilir. Bunun yanında olumsuz bir durumda da EURO bölgesinin zayıflama ihtimali yüzünden Euro’nun değer kaybetmesine sebep olabilir diye düşünüyorum.

Türkiye süreci göreceli olarak daha sakin bir ekonomik ortamla geçiştirmektedir. Öyle ki; koşar adım bütçe açığı arttıran bir ülkede olmamıza rağmen, verilerin hızla bozulmasına rağmen bölge ve komşu ülkelerin durumları ile konjonktürün bize sağladığı avantajlar ile finansallarımız çok olumsuz etkilenmemektedir. Birçok riski olduğu halde ülke olarak ciddi bir sınav veriyoruz. Elbette orta vadeli program ile açıklanan istikrar programı ve stabilizasyon önlemleri etkili olmuştur. Ama asıl beklenen uluslar arası çapa etkisi olmadan da bunun sağlanabiliyor olması ilginç ve takdir edilir olmuştur.

Buna rağmen bir uzman gözü ile gelecekte oluşabilecek bir handikapı bertaraf etmek adına bir uluslar arası çapa varlığı – ihtiyacı- önemli olmaktadır. Devemizi sağlam kazığa bağlamak bizce en önemlisidir. 10 Milyar TL hedeflenen Bütçe açığı 62 Milyar TL de seyrediyor. Bunun artmasını kabullenebiliriz ama bu oranda artması, elbette açıklanması gereken ve bertaraf edilmesi gereken bir sorunun varlığını bize işaret etmektedir. Yeni yılda alınan birçok tedbir aslında bunun önlemleri gibi dursa da asıl temel politikaların ciddi değişikliğe uğradığını da bize gösterir niteliktedir. Özelikle iktidarın temel propaganda hizmetlerinde önemli bir yer tutan sağlık hizmetlerinde ciddi önemler getiriliyor. Bunun gibi doğrudan sosyal bir müdahale ve kitleleri ilgilendiren bir sürecin varlığı elbette toplumda yeni etkiler yaratacaktır. Bununla birlikte toplumda kümülatif olarak biriken hane halkları borçları, çek–senet mağdurları, tüketim çılgınlıklarının yarattığı bataklar sosyal yaralar açmaya adaydırlar. Bunlar ile ilgili her zaman kamunun bir müdahalesini beklemek doğru değildir.

Manidar bulduğum kaotik ortam;

Son zamanlarda ekonomide ( üretim hariç) yaşadığımız yumuşak geçişler ve olumlu havaya rağmen siyaset arenasında yaşadığımız fırtınalar çok dikkat çekmektedir. Aslında ciddi bir istikrar odağı gibi duran Türkiye de son zamanlarda çeşitli unsurları bahane ederek kaotik ortam yaratılmaya çalışılması acaba; “çevresi ekonomik sorunlarla boğuşan ülkelerle dolu bir coğrafyada sıyrılabilecek bir gücün önüne mi geçilmeye çalışılıyor?” sorularını sorma ihtiyacı hissetmiyor değilim. Birazda işin içinde siyaset olduğunu düşünerek bundan sonraki süreci analiz etmekte fayda var diye düşünüyorum.

Hukuk devleti demokratik siyasete, demokratik siyaset rekabetçi ekonomiye,  rekabetçi ekonomi refah devletine dönüşür.

No responses yet

Trackback URI | Comments RSS

Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.