İki Mektup Yazıldı Bugüne…

yazdır / print
Dünyanın en sakin yerleri nereleridir bilir misiniz? Mezarlıklar. Orada sakinlik en büyük doruktadır. Sakinlik genelde huzur verir insana. Ama mezarlıktaki sakinliğin adını değiştirmeye çalışıyorum, bulamıyorum.

 Sakinlik hafiftir, genelde buradaki sakinliğinse bir ağırlığı var. Tıpkı görünmeyen ruhumun terazide tartıldığında vücut ağırlığımdan fazla çıkması gibi bir şey…

Birde huzurun ve huzursuzluğun iç içe olması var. Tıpkı düşman iki kişinin hiçbir sorun yaratmadan, aynı yerde beraber yaşaması gibi.

Bu gün benimde ruhum terazide ağır geliyor… İnsanların duygularını tanımak isteyip bilinenleri ve bilinmesi gerekenleri inceleyip yüzeye çıkarışım, bu gün pahalıya mal oldu bana…

Birkaç cümleleriyle, o derin duygularına karşılık kendimi onların yerine koymaya çalışmam,  burdu beni bugün…

 “Hiçbir şey tesadüf değildir” sözüne çok inanıyorum. Yaşanan o tesadüf sanılan olayda mutlaka diğer yaşananlarda olduğu gibi alınacak bir ders ve mesaj vardır.

Bir küçük anlık da olsa bir kıvılcım, sevgi verir, yaşama tutunması gereken bir daldır aslında… Bir güçtür, eğer alınırsa… Hele de birbirlerini tanımadıkları halde paylaştıkları duygu aynıysa…

İki mektup yazıldı bu gün. Yarın yerine ulaşması için… Adresi belli… Yazan iki kişi… Bir kız, bir baba… Ve mektupların gideceği yer, aynı mezarlık…

İki kabir yan yana. Birinde bir baba yatıyor, yanında da bir kız… Başlarında dua eden iki kişi… Babasına bir genç kız, kızının başucunda bir yanık baba…

 

Yüreğim ağır bu gün. Kendime paye biçiyorum yine en zor işi ben mi yapıyorum diye… Onların yüreği… Benimse kalemim ağlıyor bu gün…

Kız; dal gibi bir fidan… Yatansa daha kırkına varmadan göçmüş bir koca çınar…

Yanındaysa, daha hayatının baharında susuz kalmış bir filiz… Başında duransa gövdesi, evlat acısından kırkında bükülmüş bir ağaç…

 Kız bir dünya güzeli… Uzun bir savaş vererek büyük başarı elde etmiş, onu paylaşmaya gelmiş babalar gününde babasına. Uzun ve güçlü süren bir eğitimi hiçbir eksiksiz tamamlamış henüz aldığı diplomasının getirmiş… Bir de kısa yazdığı mektup…

Aynı vakit aynı zaman… Babanın da kızı yaşasaydı, yanında duran kız gibi üniversiteyi bitirip müjdeyi verecekti belki aynı zamanda…

Aynı kaderi paylaştılar… Tek bir yürek olup serin serin akıttılar sevgilerini iki avuç toprağa…

                    **   

 ” Liseyi de, üniversite yıllarımı da sensiz geçirdim. Yaşam güç de olsa cılız vücuduma ağırda gelse bir babanın taşıyacağı yükü, baba yoksa evladı taşıyormuş babacığım. Ben itiraz edemeden taşıdım yıllardır sensiz, senin yükünü. Şimdi buraya getirdim sana bırakıyorum…

 Artık sensiz yoluma devam etme vaktim şimdi geldi… Biliyor musun? Bundan sonra daha mı hafiflerim bilemiyorum ama benimde sorumlu olacağım kişiler, ailem olacak… Ama senin sevgin hiç azalmadan daha derin yerde son nefesim, çıkana kadar benimle yaşayacak bundan emin ol… Sana sevgim, hasretim, diplomam ve de anneme, yaşadığında her zaman getirmeyi ihmal etmediğin bir tomurcuk gül getirdim babacığım.

Bu sensiz yıllarda, sensizlik bir bedelle yaşanıyormuş… Benimse bedelim, midemdeki yara oldu. Olsun üzülme… Bak bitirdim okulumu… Çalışır, ilacımı alır, tedavi olur iyileşirim… Asıl önemli olan yüreğimdeki yaraydı… Ama onun içinde üzülme… Acımasız dediğimiz yıllar öyle bir maharetle sarıyor ki yarayı bilemezsin, ben bunu çoktan öğrendim babam…

 Küçükken sen değil de biz sana masal anlatırdık hatırladın mı babacığım. Kardeşimle ben, artık büyüdük… Emanetin annem de, emin ellerde bizimle, merak etme. Seni çok seviyoruz…”

 “Babalar günün kutlu olsun canım babam… İyi geceler, rahat uyu… Rabbim seninle olsun.

                   

                           **         **                                            

 “Bir ilkbahar gününde yüreğimizi yakan acıyı tüm ağırlığıyla duyarak seni toprağa bıraktık. Yüzüm bir yıkıntının izlerini halen taşıyor. Ellerim buz gibi, vücudum yorgun… Fakat kalbim ne denli dertli yanıyor bilemezsin…

 Bu yıl üniversiteyi bitirecektin bebeğim… Bana gelip vereceğin müjdeye karşılık söyleyeceğim sözleri çok önceden hazırlamıştım… Başka şehirde okumak için gittiğinde yazacağım mektubu da çoktan yazmıştım… Tıpkı babamın bana yazdığı mektubu sakladığı gibi… Bende saklayacaktım… Kış geceleri şu masanın başında oturup sana uzun uzun mektuplar yazacaktım. Yazdım da… Hiç birini postalamadan saklayacağımı düşünemezdim…

O sabah ayrılırken yüzüme yumuşacık, sevgiyle bakmıştın… Ayrılık vaktin gelmişti demek, bilseydim bir kez daha sarılır koklardım… Gözlerindeki o ifadeyi senelerdir özlemle anımsıyorum kızım benim…

Seninleyken saatler hızla tükenirdi. Sensiz bitmek bilmiyor meleğim…14 senelik yaşantında bize verdiğin mutluluk için sana teşekkür ederim…

Güneş çekiliyor… Akşamın tarifsiz hüznü camları sislendiriyor, odamdaki gölgeler çoğaldı… Düşüncelerim geçmişin güzel anılarıyla geleceğin sensizlikle ıssızlaşan günleri arasında mekik dokuyor… Annenle ben varlığınla doldurduğun yıllar için tanrıya şükrediyoruz.

Yokluğunun geçici olmasını, kahkahalarını ve güzellikleri yaşaman varken meçhulde kaybolmanı sindiremedim halen bir tanem… Sana yazdığım bu kaçıncı mektubum bilmiyorum. Diğerleri gibi bu da bitmek üzere… Annen bekliyor, yanına gideceğim… Her zaman olduğu gibi yine senden bahsedeceğiz.

 Yarına hazırlanmalıyım… Babalar Günü’mü kutlaman için sana geleceğim… Karanlık iyice çöktü… Bir an durup etrafı dinliyorum… Sanki senin “iyi geceler baba” deyişini işitiyorum…

 İyi geceler kızım… Rabbim seninle olsun… Rahat uyu…

 

Bu gün babalar günü… Yaşayan babaların babalar gününü kutlayarak hepsinin ellerinden öpüyorum. Ölenlere de rahmetler diliyorum.

Bir cevap yazın