Şub 12 2010

İran (Devriminin) Muhalifleri

Published by at 00:05 under Ahmet AY

yazdır / print
Son günlerde ve haftalarda değil; aylardır İran ile ilgili çok şeyler yazıldı söylendi:

“İran yine karıştı”

“İran’da neler oluyor”?

“İran dünyaya meydan okuyor”

“İran ABD ve BM kıskacında”

Neler oluyor İran’da?

Gerçekten İran karışıyor mu?

Süper güçler İran’ın kendileri için tehlike arz ettiğini baştan beri biliyorlardı. Bunun için ne gibi önlemler almaları gerektiğini de… Devrimden hemen sonra ABD ve işbirlikçilerinin kurguladıkları bir savaşa İran’ın zorlanması bu tehlikeden dolayıydı. Zira yükselmekte olan “radikal İslamcılık” akımı üstelik Şii mezhebine bağlı İran’da zaferle sonuçlanması aynı zamanda diğer Arap ülkelerinde de kısa sürede batının arzu etmeyeceği bir duruma doğru gidebilirdi.

Körfez ülkeleri, Mısır, Lübnan, Irak, Suriye, Pakistan ve hazırda bekleyen Afganistan ve diğer Afrika ülkelerinde bir “İslami devlet”in kurulma tehlikesi adımlarını hissettirmişti.

Zengin petrol yataklarının “radikal İslamcı”ların eline geçmesi Batılı ülkelerin asla işine gelmeyecekti. Böylesi bir değişimde ucuza ve silah karşılığında aldıkları petrolü artık kolay alamayacaklarını biliyordu batılı ülkeler.

Bunu bilen batı İran’da Rahmetli Humeyni ile başa çıkmanın tek yolu olarak Irak savaşını gördü.

Bu savaş sürerken neler oldu? Batı beklemedik bir İran direnişi ile karşılaştı. Bu arada İşgal edilen ABD büyük elçiliğinde rehin tutulan Elçilik görevlilerini ajan olarak yargılayacağını açıklayan İranlı yetkililer ABD ile bilek güreşine başlamıştı bile. Zaman hızla akarken ABD savaşta istediği sonucu göremeyince yeni manevralara başladı. Bunlardan en çarpıcı olanı İran’a silah satmasıydı. İrangate olarak adlandırılan skandalın patlak vermesi aslında “kirlilerin” kirli işlerini de açığa çıkarıyordu. Yaklaşan başkanlık seçimlerinde C. CARTER’ın yerle bir ettiği ABD ve cumhuriyetçilerin prestijini kurtarmak için elçilik görevlilerinin kurtarılması gerekiyordu. Hava operasyonuyla hezimet yaşayan ABD silah konusunda sıkıntı yaşayan İran’ı masaya çekti. İran ve ABD yetkilileri silah alımı konusunda gizli görüşmelere başladılar. ABD yetkilileri İran için hayati önem arz eden silahların temini karşılığında elçilik görevlilerinin serbest bırakılmasını istiyorlardı.

Skandal duyulduğunda ise olan olmuştu.

Neticede ABD seçimleri bitti. Cumhuriyetçiler hezimeti yaşadılar. Aslında bu ABD’nin hezimetiydi. Bu acıyı dünya durdukça iliklerinde hissedecek olan ABD o gün bu gündür İran’ı rahat bırakmama kararında. Ama iş sadece ABD ile bitmiyor; Çin ve Rusya pek çok kez İran’ı yalnız bırakmadı. İsrail’in güvenliği İran’ın sahibi olacağı silahlara bağlı kılındığı sürece ne ABD ve ne de diğer batılı ülkeler İran’ı rahat bırakmayacaklardır. Hem içerden ve hem de dışarıdan İran’ı zor durumda bırakmak için seferber olan ülkeler şimdi hem muhalefeti destekleyerek ve hem de uluslar arası yaptırımlarla İran’ı kuşatma altına almaya çalışıyorlar. Doğrusu İran muhalefetini destekleyenlerdenim. Zira İran henüz “İran” olamadı, devrim çocuklarını harcamaya hızla yol almaktadır. Bütün inançları, etnik unsurları kuşatmayan bir düzenin adına “İslami” dense de İslami/insani olamayacağına inanıyorum ve bu sebeple muhalefetin taleplerini haklı ve yerinde buluyorum.

İran İslam devriminin yıldönümünde yine muhalif kesimin gösterileriyle gündemi meşgul eden İran aynı zamanda silahlarıyla da boy gösterince medyada;

“İran vurulacak”, “İran’ın sonu geldi” gibi yorumlar arttı. Herkes çok iyi biliyor ki İran Türkiye olmadan vurulamaz. Bunu çok iyi biliyorlar ki Türkiye ikna edilmediği sürece İran’a yönelik her operasyon başarısız olacaktır. Türkiye bu saate kadar iyi direndi. Aslında İsrail ile ilgili son iki yıldır yaşananların önemli bir kısmı Türkiye’nin İran’a yönelik operasyona hiçbir şekilde destek vermeyeceğini deklare etmesiyle (de) alakalıdır. İsrail’in zıvanadan çıkması önemli ölçüde İran’a yakın bölgelerde konuşlanmasına kesinlikle izin verilmeyişinden kaynaklanmaktadır. Türkiye bu konuda oldukça erdemli bir siyaset yürütmüştür Türkiye. Satranc hamlelerini çok iyi düşünmüş ve oyunu öyle oynamıştır. Kişileri taciz edecek kadar alçalan İsrail hiç bit konuda en ufak bir ilerleme kaydedememiştir. Bunun neticesinde dönüp tekrar Gazze’yi bombalamakla teselli ve çare aramaya başlamıştır. Geçtiğimiz Salı günü Gazze’ye bomba yağdıran Siyonist rejim Filistin halkının alaylarına nasıl kon olduğunu duyunca da çılgına dönmüştür.

Tekrar İran’a dönecek olursak İsrail İran muhalefetinin gösterilerinden yararlanmak istediğini alenen duyurmuştur. Ancak onurlu muhalefet sergileyen İranlı muhalifler İsrail’in desteğini “düşman başına” deyip geri çevirmiştir.

Şimdi ne olacak?

Eğer İran muhalefeti örülmekte olan ağı iyi fark etmiş ise hem muhalefetini yerine getirmeli ve hem de dış müdahalelerin doğuracağı sorunu iyi okumalıdırlar. Hem Musavi ve hem de Karrubi donanımlı şahsiyetlerdir. Geçmişte İran’ı yöneten kadrolarda en önemli mevkilerde olan söz konusu şahsiyetler oyunların farkındadırlar. Ahmedinecat da bu oyunu iyi görüyorsa gereğini yapmalıdır ve muhalefeti susturmak için değil;

Muhalefetin söyleyeceklerini, isteklerini iyi dinlemelidir. Muhalefet de şiddete yol açacak her türlü davranıştan kaçınmalıdır.

Yani,

Hem içeriye yönelik muhalefet etkinlikleri olacak ve hem de dışarıya karşı ülkelerini satmayacaklardır. Asil bir geleneğe sahip İran’a da bu yakışır.

İsrail’in kirli emellerine kavuşmasına engel olmak da bize…

No responses yet

Trackback URI | Comments RSS

Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.