Oca 14 2010

İsrail Sap(tır)ması

Published by at 00:05 under Halil DAĞ

yazdır / print

Son birkaç aydır Türkiye – İsrail ilişkilerinde tuhaf bir şeyler oluyor. Yaşananlara bakınca insan, “62 yıllık Türkiye – İsrail ilişkilerinde bir sapma mı var yoksa bir zihinsel saptırmayla mı karşı karşıyayız?” diye düşünmeden, sormadan edemiyor.

Öyle ya. Bir taraftan bakınca karşımıza Masonluğun ülkemizdeki en büyük düşmanı bir gençliğin iktidara gelmiş hali çıkıyor. Diğer taraftan bakınca da açılımlarla ve ekonomik krizin darbeleriyle köşeye sıkışmış bir hükümet var ortada…

Şöyle bakınca insanın “Davos’tan bu yana Türkiye’ye bir haller oldu, helal olsun!” diyesi geliyor. Çünkü halkın gözüyle bakarsak Davos, küstah ve arsız İsrail’e atılmış sağlam bir Osmanlı Tokadıdır. Daha sonra ise Osmanlının torunları Osmanlılığı iyice sevmiş olmalı ki bölgedeki siyasetin adı da “Yeni Osmanlı” siyaseti olarak kondu. Ardından ise bir dizi ile başlayan “Ayrılık” geldi. Başlayan “Ayrılık”, Konya’daki tatbikatın iptali ile belirginleşirken, başbakanımızın Pakistan ve İran ziyaretleri sırasında yaşananlar ile iyice derinleşti.

Bu arada İsrail’den gelen salvoların her birisine karşı atılan yeni bir Osmanlı Tokadı ile 1948 yılında başlayan “zoraki evlilik” bitme noktasına geldi. En son yaşanan diplomatik kriz sırasında devlet erkanının sergilemiş olduğu erkekçe duruş vatandaşa “işte bu…” dedirten bir gurura sebep oldu.

Dile kolay. Boynu bükük başı önde gezen devletimiz ve ahalisi hem de dünyaya hükmeden İsrail’e resmen posta koyuyordu, İsrail’den “tıss…” yoktu. Hatta duyumlarıma göre yakında başbakanımız, Polat abimi İsrail’e gönderecekmiş (Kurtlar Vadisi isimli dizinin “Kurtlar Vadisi-İsrail” namla yeni sineması çekilecekmiş.), Polat abim hışınızı çıkarsın da görün siz gününüzü!… Çok şükür yaradana ki elin “çıfıt” Yahudisi artık Malkoçoğlu’nun torunlarına ses edemiyordu. Ah bir de başbakanımız şu nankör attan düşmeseydi, “Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şen” olacaktık ya olsun, o kadar kusur kadı kızında da bulunur.

Buraya kadar iyi hoş. Şişinmenin de bir yeri, ölçüsü hududu var. İşin bir de öteki yüzüne bakmak gerekir.

Doğrusu devlet ricalinin “hal-i pür melali” bizde derin etkiler yaratır. Toplumların genel psikolojisi devletin başının dikliğiyle birebir korelasyon içindedir. Mesela geçmişte yaşandığı gibi bir hanım yetkilimiz Bill Clinton gibi sabıkalı biriyle kapalı kapılar ardında görüşürse işkilleniriz ve de zorumuza gider. Bir devlet büyüğümüz dengi olmayan birince “lakayt, yakışıksız” bir şekilde karşılanırsa gücümüze gider. Gururumuz kırılır, incinir öfkeleniriz.

Niye? Çünkü biz bir aileysek onlar da bizim anamız babamızdır. Onlara reva görülen direkt bize layık görülmüştür. İşin içinde bir de üç yüz yılı aşan yenilgiler ve geri çekilmelerin toplumsal belleğimizde yarattığı eziklik ve travmalar olunca Galatasaray’ın UEFA Kupasını alması bizde Viyana’yı fethetmiş kadar büyük coşku yaratır. Ben bile milli maçlar ile Türk takımlarının Avrupa maçlarına bir “ölüm-kalım meselesi” olarak bakarım. Bu nedir? Yenilgilerden muzdarip gönlümüzün “makus talihi” karşısındaki kırgın teselliden başka nedir?

Makus talih demişken, İnönü geldi aklıma. Üç yüz yıllık bir yenilgiler serüveninde makus talihin döndüğü İnönü Savaşı…

1920’ler gerçekten de Türklerin üç yüzyıllık makus talihinin döndüğü yıllardır. Sakarya Savaşı ile Türkler ilk defa bir savaşta geri çekilmeyi değil ileri harekatı düşünmüş ve planlamışlar, sonuçta kendilerine bir yurt edinebilmişlerdir. Ortaya konan bağımsızlık arzusu o günün şartlarında makus talihi altında ezilen diğer uluslara örnek olmuş 1920’lerin Türkiye’si o yıllarda bağımsızlıkçı bir çığır açmıştır.

Fakat 1947’de Harry Truman’ın başlattığı Sovyetleri çevreleme ve Ortadoğu’da İsrail’i yaratma politikası sonucu Türkiye, Sovyet-ABD denkleminde “iç güveysinden hallice” bir duruma razı olarak ABD tarafını seçmiştir. O gün bugündür belirgin bir bağımlılık ilişkisi sürerken Türkiye aynı zamanda İsrail’in birçok kere koruyucusu ve maşası görünümünden de kurtulamamıştır.

Şimdilerde yaşanan ise milletin gönlünde Ortadoğu’yu kana bulayan İsrail’in karşı oluşan nefretin bir coşkusu görünümündedir.

Ancak Türk – İsrail ilişkileri öylesine derinleşmiştir ki, bunun bir çırpıda değişivermesi o kadar da kolay görünmüyor. Çünkü bugün Amerika’yı yönettiğine vehmettiğimiz Masonik zihniyetin bu kadar kolay lokma olması zor gibi görünüyor. Şu an ki yaşanan gerilimler ne kadar gerçekçi bunu zaman gösterecek. Ancak ortada başka bir gerçek var. O da teğet geçen krizin, savaş dönemlerinde bile görülmeyen ölçüde yarattığı bir ekonomik tahribat ve açılımların yıprattığı bir imaj var. İşe buradan bakınca “Ayrılık Dizisi” ile başlayan sürecin bir imaj yenileme operasyonunun parçası olma ihtimali oldukça yüksek görünüyor.

Çünkü Anadolu Kartalı Tatbikatı’nın iptal edilmesi, İsrailli pilotların İncirlikte Amerikan uçaklarıyla eğitim yapmalarına ne kadar engel?

İsrail, 2002’den bu yana TSK’nın en büyük çözüm ortağı olmaya devam ediyor mu etmiyor mu? Değişen bir şey niye yok o zaman?

Bu aralar Türkiye’nin çevresinde ilginç gelişmeler olurken Türkiye neden ısrarla İsrail’e odaklanıyor?

Mesela;

ABD, İran’ı vuracağını artık daha açıkça ifade ediyor. Bir yandan da İran’ın menziline biraz daha uzakta bulunan Yemen’deki olayları bahane ederek Yemen’e yerleşmeye çalışıyor. ABD, Irak’taki doğrudan İran tehdidine maruz üslerini daha güvenli ve daha stratejik Yemen’e çekerken Türkiye, her koşulda Amerika ile hareket ederken Amerika’nın İsrail’ine niye posta koyar ki? Yılanın yavrusundan ne farkı var ki, ABD ile farklı İsrail ile farklı ilişkiler yaşıyoruz?

Yunanistan, MKE Silah Fabrikası’nın Yunanlı casuslarca havaya uçurulduğu dedikodularıyla sarsılırken neden bir devletlu çıkıp da “Bu işin aslı nedir” demez?

Yaşananlar Türkiye’nin makas değiştirdiği, klasik dış politikasında önemli sapmalar olduğu imajını verse de sahnenin eksik tarafları oldukça fazla. Eğer bir makas değişikliği olsa bunun güçlü bir altyapısının olması gerekir.

Ne gibi derseniz?

Bir kere ilk yapılması gereken askeri malzeme alımlarından İsrail’in devre dışı bırakılmasıdır. Çünkü en kritik alan burası. Bunun için de yasal değişiklikler yapılır. Askeri malzeme alımlarında İsrail ve İsrail ortağı hiç kimse ihalelere giremez. Ama hala Heron alıyoruz İsrail’den.

Ayrıca bu konuya benzer bir konu olan tekstil ürünleri ticaretinde ABD tarafından İsrail’e verilen ayrıcalıkların aynısı bir şekilde koparılırken Türk sanayisinin İsrail mahkumiyeti sonlandırılır. Bugün ABD, içinde % 11 ve daha fazla İsrail girdisi olan hiçbir üründen vergi almıyor. Bu yüzden Ortadoğu bölgesinde başta Mısır ve Türkiye, tekstil üretiminde İsrail’e göbekten bağlılar ve Türk sanayicisinin önemli bir kısmı ürünlerini İsrail’e vergi vererek İsrail üzerinden ABD’ye pazarlıyor.

Bir diğer konu ise devletler arası ilişkiler medya üzerinden ve tribünlerden yönetilmez. Üslubunca, sessiz ve derinden yürütülür. Ancak şu an tam tersi söz konusu. Onlarca tantana, kuru gürültü, ama fiiliyatta değişen hiçbir şey yok.

Yani krizin ve muhalefetin köşeye sıkıştırdığı hükümet, bu yıl mecburen gireceği seçimlerden önce hedef saptırmak için “Cambaza bak cambaza” mı yapıyor yoksa hakikaten hedeflerimiz değişiyor da tam olarak biz mi göremiyoruz?

15 responses so far

15 Responses to “İsrail Sap(tır)ması”

  1. ugurozaltinon 14 Oca 2010 at 15:35

    Evet bence de TC makas değiştiriyor.
    İran olayında iranla kuzey ıraklı kürtler kapıştırılacak bence.

    TC iran arasında bir sıkıntı oluşturulmayacak

    Kuzey ıraklı kürtler ABD ye diyetlerini ödeyecekler

    DTP nin kandilin israil in hırçınlıkları bundan bence

  2. Halil DAĞon 14 Oca 2010 at 16:57

    Kamyoncu diliyle söylersek;
    ŞANZIMANI DAĞITMASIN da ne yaparsa yapsın…

  3. ugurozaltinon 14 Oca 2010 at 20:43

    ABD SALAK MI adlı bir makale yamıştım. Orada ABD neden yıllardır filistinlilere ihsan etmediği bir devleti şu iki kürt aşiret reisine bahştsin diye sormuştum

    Ne kadar haklı ve yerinde bir soru olduğu bugün anlaşılıyor

    İranla ırak yıllar önce savaştırılmıştı. şimdi neden olmasın? ABD orada çöreklenmişken hemde

    TC ABD ve Rusya hep birlikte ortaasya da mücadele edecekler Çin ve AB ye karşı

    AB nin bir yahudi imparatorluğu olduğu söyleniyor bazı ağızlarca

    Almanya bile şu anda yahudilerin elindedir

    İşte bir gazete haberi vereyim

    Almanya Yahudiler Merkez Konseyi, Gazze Şeridi`ne düzenlediği saldırılar nedeniyle gittikçe daha yoğun şekilde tepkilere maruz kalan İsrail ile dayanışma çağrısında bulundu.

    Konsey Başkanı Charlotte Knobloch, Münih kentinde yaptığı yazılı açıklamada, Gazze Şeridi`ndeki mevcut durumdan sadece radikal dinci Hamas örgütünün sorumlu olduğunu ve bu örgütün tek taraflı olarak ateşkesi iptal ederek kışkırtıcılık yaptığını öne sürdü.

    Knobloch, `İsrail`in, vatandaşlarını koruma ve Orta Doğu`daki tek demokrasiyi terörist saldırılara karşı savunma konusunda yasal hakkı, hatta sorumluluğu vardır` şeklinde görüş belirtti.

    Orta Doğu sorunuyla ilgili olarak tek taraflı yapıldığını savunduğu tartışmaları da eleştiren Knobloch, İsrail devletinin ve halkının Hamas tarafından tehdit edilmesi konusunda ise suskun kalındığını, terörün hedefinin İsrail`i haritalardan silmek olduğunu ifade etti.

  4. Ahmet AYon 15 Oca 2010 at 11:22

    Sayın DAĞ,
    sizin de ifade ettiğiniz gibi bu denli köklü ilişkilere sahip Türk-İsrail ilişkileri birden bu yöntemle sıfırlanması olanak dışı. Ancak “makas değiştirme”ler bu süreçleri yaşayarak gerçekleşebilir. Bunu şöyle de anlamak mümkün; “konjonktür bu manevraya müsait iken değerlendirme” gereği duyulmuştur.
    Artık “ben de burada varım” ve bu gerçekliği kabul edin” babında bir dengeleme sürecidir yaşadığımız.

  5. vedud muraton 15 Oca 2010 at 20:03

    ”’Evet bence de TC makas değiştiriyor.
    İran olayında iranla kuzey ıraklı kürtler kapıştırılacak bence.”’
    bu yorum u benimseyemedim şahsımca eğerki böyle bir durum zuhur ederse bunu acaba tc dediğiniz ( türkiye cumhuriyeti) adına danışıklı döğüşü kimler organize eder yada başka bir deyişle kimler kazanır kimler kaybeder bu coğrafyada ben bir kürt kökenli türk vatandaşı olarak ülkemin budür pis oyunlarda ne jön nede başrol oynamasından yana değilim.
    bu toprakları kanımızla canımızla çanakale de malazgirt de allah u ekber de kanlarıyla destanlaştıran kanlarıyla ayyıldız hilal olarak bizlere emanet edenlerin dorunları olarak ahiret te dedelerimize hangi yüzle hangi cüretle emanetinize sahip çıkamadık diyeceğimiz bir andan korkarım..
    selametle

  6. Halil DAĞon 16 Oca 2010 at 05:37

    Konjonktür….

    Bugün içinde olduğumuz tüm süreçlerin sihirli kelimesi.
    İstediğimiz için değil, hakkımız olduğu için değil, gerektiği için değil, gücümüz olduğu için değil, yapmak zorunda olduğumuz için değil, …. değil diye uzatabileceğimiz bir değiller silsilesi içinde bu ara herşeyi konjonktür öyle gerektirdiği için yaptığmızın farkında mısınız?

    Benim asıl rahatsızlığım da bu noktada.
    Doğamıza uygun olmayan şeyleri sırf konjonktür uygun diye ya da gerektirdiği için yapıyoruz.
    Konjonktür yarın bize Hristiyan olmanız uygundur derse, yada siz biraz Hollandalılaşın hele, eşcinsel/travesti vs. yasalarını çıkartın, islamlık ettiniz yüzyıllarca biraz da i…nelik edin derse ne yapacağız peki?

    Konjoktüre teslimiyet tehlikeli birşeydir.
    Çünkü sonuçta bir teslimiyettir.
    Yorumcu bazı arkadaşlar hükümet ya da iktidar ve yahut da Kürt düşmanı olduğumu düşünüyorlar gibi geldi.
    Hayır hiç bir kimseye ya da şeye karşı tasarlanmış bir düşmanlığım yoktur. Bunun ne demek olduğunu iyi bilebileceğinizi düşünüyorum.
    Ancak bir şeye düşmanım sadece: Bu ülkenin hamuruna el atan her türlü zihniyete ve o zihniyete hizmet eden herkese, herşeye.
    Eğer hükümet de o hizmetliler arasındaysa hükümete düşmanlık da boynumun borcudur. Ya da siz veya bir başkası, her kim o güruh içerisindeyse düşmanlığımı esirgemem.

    Geri dönersek makas meselesine,
    Korkarım ki makas değiştirmiyoruz.
    Sadece birilerinin dişlilerinin arasındaki aşınmayı önleyici katkı maddesiyiz. Çünkü konjonktüre teslim olmuş bir zihniyetin bir makası olmaz ki değiştirsin. Ancak başkalarının makasına dişlisine GRESS Yağı olur.

    Selam ve Saygı ile

  7. farajullahashanion 17 Oca 2010 at 22:59

    konjoktür
    1 . Bir ülkenin ekonomik hayatının yükselme ve alçalma yönünde gösterdiği inişli çıkışlı,dalgalı hareketlerinin bütünü.
    2 . Her türlü durumun ve şartın ortaya çıkardığı sonuç:
    3 .”Seçim konjonktürü böyle ülkelerde bazen pek duygusal, pek yüzeysel faktörlerle değişebilir.”-

    konjoktür den anladığınız kadarı ile yazarsanız

  8. Halil DAĞon 17 Oca 2010 at 23:51

    farajull…’a
    arkadaşım, yazıyı okuyup da yorum yapacağın zaman edep sınırları içinde kalmanı tavsiye ederim. Bunu yapamayacaksan okumamanı rica ederim.

    Sizin verdiğiniz tanımlar ilk başlayanlar için basit tanımlar. Ama yine de iyi olmuş eklemeniz.
    Konjonktür kavramını iyi kötü anlattım diye düşünüyorum.
    Ama bunu yetersiz buluyorsanız, bu konuda daha önce bir yazı yazmıştım uzunca, onu gönderebilirim ya da vaktin varsa burada var o yazı.
    iyi okumalar, ancak edep dairesinde kalmak kaydıyla…

  9. Ahmet AYon 18 Oca 2010 at 00:15

    Sayın DAĞ,
    Sanırım “konjoktür”ü bendeniz vurgulamıştım. İnanın bundan haz almıyorum; ne varki uluslararası olan bazı sorunları çözmek için konjonktrün müsait olması gerek. Zira dünyada kendi başınıza yapamayacağınız için diğer etkenlerin müsait olması lazım. Bir zamanlar özne idik biz belirlerdik gündemleri konjoktürleri. ancak şimdi ülke olarak yeni yeni toparlanmaktayız. Bu sebeple haz almadığım sözcüğü ödünç kullanmış bulunuyorum.

  10. Halil DAĞon 18 Oca 2010 at 00:34

    Sayın AY,
    Farkındayım bunun, ancak konjonktüre ilişkin üç ayrı tanım ekleyen arkadaşımızın yorumunun devamında nahoş ifadeler de vardı. Konjonktür konusunda da ne anladığımı sormuştu, bu sebeple ona hitaben yazmak durumunda kaldım.
    Ancak bu konuda tartışmayı düşünürseniz, müsait zamanda yapabiliriz bunu.
    Ancak benim önce olduğu gibi yukarıdaki yorumumumda da vurgum şu idi:
    Konjonktür her zaman bizim için uygun olmayanı emretmeyebilir…
    vaktiniz olursa: http://www.bilgiagi.net/etiket/nur-cemaati/
    Saygı ve Selamlarla

  11. farajullahashanion 24 Oca 2010 at 13:02

    sayın dağ
    nahoş dan kastınız ”anladığınız kadarı ile yazarsanız” sözümse eğer yanlış anlaşıldığı görüşündeyim açıklayıcı olmasını istemiştim .bana hitaben yazdığınız yorum hakında ise yorumsuz bırakmak gereği hisediyorum kendimi. asla şahsa yönelik ferdi yazmam sadece konjoktür hakında tamamlayıcı olsun diye 3 ayrı tanım yazdım .
    saygılarımla …

  12. Halil DAĞon 24 Oca 2010 at 13:59

    yorumunun son cümlesinin hoş olmadığın kabul etmen gerekir.
    yazıyla ilgili olumlu ya da olumsuz değerlendirmenin her kimden gelirse gelsin başım üstünde yeri vardır. çünkü bana göre okurun düşüncesi o yazıyı olgunlaştıran ikinci bir çabadır.
    fakat sona eklediğin şey hoş değildi.
    silme işine gelince, yorumları onaylama ya da reddetme yetkim var, bunu ihtiyaç hissettim ve yorumunun son kısmı için kullandım.
    bunu kişisel alglamazsan sevinirim. çünkü bu siteye bu isimle ve başka isimlerle gönderdiğin yorumları sayacak olursan emin ol ki % 90’ını onaylamak bana kısmet oldu.
    Başka bir arkadaşımızın yazısına başka bir isimle eklediğin yorumda da aynı şeyi yapmak durumunda kaldım.
    Bu vesileyle sizin ve diğer arkadaşların bilmesi gerekir ki;
    yazıları beğenip beğenmemeniz gerçekten çok önemli değil, çünkü her yazan kendine değer vererek yazar, siz beğenin ya da beğenmeyin kendi yazdığını güzel bulur, ancak katkınız (olumlu ya da olumsuz) gurur verir.
    fakat değerlendirmelerdeki kişiselliği asla kimse kabul etmez.
    bu yüzden yorumlardaki kişisel ifadeleri tereddüt etmeden siliyorum.
    çünkü burası kişisel bir tartıma alanı ya da sohbet mekani değil. yazarlarımızın görüşlerini belirtme yeri.

    saygı ve selamlarla
    halil dağ

  13. vedud muraton 26 Oca 2010 at 19:36

    sayın DAĞ.
    açıklamanız için teşekür ederim . benim yorumlarım kişisel değil ama gel görki ilköğretim mezunu biri için imla kuraları geçerli olmamış. bunlardan dolayı yazdığım yorumlarda imla hatalarından kaynaklanan yerleri makaslamanız iyi olur .ancak önceden tarafıma bildirmeniz gerekmezmiydi? başka isim altında yazmam a gelince ben bu siteye 2 isimle yorum yazıyorum vedud murat farajullahashani kur’an söz konusu olunca şahsi olmamakla beraber oraya yoladığım yorumun rahatsızlık yerine bilgilendirme olduğu kanısındayım. belki yanlış aktarmışımdır . ama dediğim gibi öncelikle tarafıma bildirmeniz daha güzel olabilirdi.yazar olarak bana da hazırladığım metin özerine yer açarsanız sevinirim .
    saygı ve sevgi ile
    farajullah ashani & vedud murat

  14. Halil DAĞon 26 Oca 2010 at 20:03

    birden fazla isimle yorum yazmanızın benim açımdan sakıncası yok. sadece her iki isimle yazdığınız yorumları da gücenmeden beğenmesem de yayınladığımı söylemek istedim. benim açımdan aynı isimlerle farklı yorumlara devam etmenizin sakıncası yok.
    imla hatasına gelince,
    bunun öğrenimden ziyade bizlerin aceleciliği ile ilgili bir yanı var. ben şahsen kimsenin cebindeki diploma ile ilgilenmem benimkini de kimse bilmez.

    selam ile.

  15. vedud muraton 26 Oca 2010 at 20:19

    teşekür ederim sayın DAĞ

Comments RSS

Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.