Haz 15 2010

Küreselleşmenin Kıskacında Dillerin Entegrasyonu

Published by at 00:04 under Ahmet FİDAN (Yrd.Doç.Dr.)

yazdır / print

Teknoloji Cenderesinde Diller ve Entegrasyon Sorunu

Dr. Ahmet FİDAN

Teknoloji Yerel Dilleri Nereye Kadar Kırpacak?

Her geçen gün yeni bir teknoloji kelimesi veya kavramı dilimize girerken, buna karşılık,  yaklaşık her ay bir kelime de yeni jenerasyonların dijital terimleri ile yok olmakta.

Yeni yetme gençlerin cep telefonu mesajlarını, e postalarını, yazılı sohbetlerini gördükçe Türk Dili ve Türk Edebiyatı üzerine ağıtlar yazmak istiyorum. Bu pop ve sözde tiki gençlik kendilerine göre yaratmış oldukları eksiketek cümleler kurmayı, sesli harfleri yok etmeyi, kelimeleri bozarak söylemeyi maharet saymaktalar. Ayrıca her gün yine yeni hafifmeşrep dizilerdeki dramatik karakterlerden bu örnekleri harfiyen öğrenmekte ve bunu kendi içsel hayatlarında baskın olarak kullanmaktalar.

Bir koldan küreselleşme etkisiyle Türkçe üzerine Latin kaynaklı kelimeler saldırıp ve acımasızca yerleşirken, bir koldan da bu kelimelerin eksiketek yazılması, (eksiketek: sesli harflerin kullanılmayarak oluşturulan yazı türü) bir koldan da yine Türkçedeki kelimelerin bozularak aksan değiştirerek telaffuz edilmesi kültürümüzü dil bazında hepten törpülemektedir. Bu etkileri birer birer ele alacak olursak:

Zaten ilkinin sebebini ifade ettik. Dilimizdeki Latince kaynaklı kelimelerin istilası, iletişim teknolojilerindeki gelişme sonucu küreselleşmenin bir etkisiydi.

İkinci bozulma süreci de sesli harflerin yok olması. Bunun sebebi de, ister bilgisayarda yazılı sohbet esnasında ister cep telefonuyla kısa mesaj esnasında olsun teknolojiye henüz tam adapte olamamış parmak ucu toplumu olmayı içlerine sindirememiş insanların, tuş veya klavye karşısına geçince uğradığı acemiliği cümleleri harfleri kısaltarak (eleyerek) yazmalarından kaynaklanmaktadır. Böylece yeni yetme gençler daha hızlı ve zahmet etmeden iletişim kurduklarını söylemekteler. Tabi bunun ulusal olarak bir dilin yıpranmasına bozulmasına yol açması kimin umurunda.

Kelimelerin telaffuzunun ve/veya aksanının değiştirilmesinin altında da yine görsel ve işitsel basın kuruluşları bulunmaktadır. Bu iletişim organlarındaki dizilerde radyo sohbetlerinde yeni jenerasyonun özenli değil son derece yüzeysel olarak dili kullanmaları ve yumuşatılmış ve yuvarlanmış bir Türkçeye doğru hızlı bir gidişi gösetermektedir. Dilimiz üzerindeki bu üç koldan saldırıda, yeni yetmelerin, dizilerin, üreten değil tüketen gençliğin büyük etkisi bulunmaktadır.

Kırpılan cümleler, klavye kullanırken yaşanılan kabızlıktan doğma, korkunç bir dil bozulması akımıdır. Şiddetle ve öncelikle uzak durulması kültürümüz açısından önemlidir.

ÖNCELİKLİ VE ÖZENLE YAPILMASI GEREKENLER:

İletişim organlarının karar merciinde olanların, dizi veya film yapımcılarının ilk orta ve yüksek öğretimdeki Türk Dili öğretmenleri ve/veya hocalarının bu konularda olabildiğince hassas davranarak uyarıcı ve aydınlatıcı olmaları gerekmektedir. Yoksa iş işten geçtikten sonra, “Ey dilim seni dilim dilim dilimledim” diye hayıflanmamız fayda vermeyecektir.

Küreselleşmenin yoğun bombardumanı altında ulus devletlerin, yerel ve küresel bağlamda dil ölçeklerinin belirlenmesinde çok büyük zorluklar bulunmaktadır.Bilgi iletişim ve ulaşım teknolojilerindeki geometrik olarak artan oranlı ilerleme hızının ortaya koyduğu küreselleşme sürecini çoğu kez insanların ‘aynılaşması‘ süreci olarak adlandırmaktayım.

Elbette ki bu aynılaşma süreci iyi yönleri bulunsa da istenen ve makul görülen bir süreç değildir. Çünkü bu süreç insan türünün hatta canlı türünün farklılığının doğal haline ipotek koymaktadır. Bu durum doğanın asıl öz dengesine de aykırı bir durumdur.Küreselleşme sonucu aynılaşan zevkler beğeniler, alışkanlıklar, yaşam kalıpları görünümler abartısız bütün bir dünyayı hızla sarmaktadır. Bu durum en çok ta ulusun ve özelde yerelin kimlik sorunuyla çoğu zaman birebir çatışmaktadır.Kitle iletim ve iletişim araçları ve ulaşım araçlarının gelişmesiyle yerelin sesinin ulusalda, ulusalın sesini uluslar arası ortamda duyurması yönüyle sempatik olarak yakalaşacağımız bu sürecin en büyük sıkıntısı da dev ve/veya devleşmiş kartellerin sermaye gruplarının yönlendirdiği yaşam çizgisinin pop kültür veya popüler kültür veya dominant kültür olarak ve yeğ tutularak yansıtılmasıdır.

Bu süreçte yine en ciddi sorun olarak karşımıza dil sorunu çıkmaktadır.

Dil bilimsel yaklaşımla bütün dünya insanlarının hemen hepsinin aynı dili konuşmalarının istenen bir durum mu istenmeyen bir durum mu olduğunu ileri sürmek hayli zordur.

Uluslar kendi dillerinin kullanılması konusunda biraz daha çekimser, duygusal ve kıskanç davranacakları ön görüsünü de unutmamak gerekecektir.

Dünya insanlarının tek dil kullanması yerel dillerin lehçelere dönüşmesine karşı ulusların tavrı, Yine dil entegrasyonunda ölçeğin geniş veya dar olarak belirlenmesinin sorunları ve sonuçları üzerinde ayrı ayrı durulması gereken konulardır.

Türkçe gibi sonradan eklemeli dillerin geliştirilmesi çok kolaydır. Ancak dil kültürümüze yeni yerleşen kelimelerin ne kadarlık bir toleransla içselleştirileceği, ne kadarının benimsenmeyeceği konusu kimsenin tekelinde değildir. Bu tam anlamıyla küresel etkiler ve Türk insanının genel kabulleriyle çok ta kısa olmayan bir zaman diliminde yer bulmaktadır.

Dilimize yerleşmiş diye, özenti veya ekonomik kaygılarla aynısıyla ikame edebileceğimiz kelimeleri mümkün olduğunca kullanmamak gerekmektedir. Ancak tam olarak ikame edemediğimiz kelimelerin yerine hiç te hoş olmayan uydurma kelimeleri kullanarak ta kendimizi komik duruma düşürmenin gereği yoktur.

İnsanlarımız, kendi tercihleriyle çok ta güzel kelimelerimiz bulunurken yabancı kelimeleri kullanarak asırlar ötesi kültürümüzü zaman sürecinde törpülemektedir. Bu durum üç beş sene içinde çok ciddi görülmemesine karşı on yıllar içinde vahameti ortaya çıkmaktadır. Veee korkarım, “biz” e ait çok ta fazla bir şeyin kalmadığını göreceğiz. Ne var ki bu konuda kısa zaman içinde elden bir şey gelmeyeceği de bir gerçektir. Bu durumda önceki yazımda dile getirmiş olduğum “ey dilim, seni dilim dilim dilimledim!” diyerek üzülmek fayda vermeyecektir.

Bilinmektedir ki ulusal/milli kültür özneldir. Yani taraf tutmayı gerektirir. Milli kültürümüz Türk İslam öğeleriyle yoğrulmuş değerler bütünüdür. Bu bütüne sahip çıktığımız oranda “BİZ” olarak kalırız ve “bizim” diyebileceğimiz bir şeyler kalır. Aksi takdirde küresel dünyada pop kültür ve popüler kültür içinde sermayenin egemen olduğu psikozda uzun zaman içinde yok olur gideriz.

Tercihte bulunmak tamamen bize aittir. Biz olarak kalmak mı istersiniz, yoksa “onlar“ınkini kullana kullana içi boşalmış elbiseler olarak yürümeyi mi tercih edersiniz. Bu tamamıyla bize kalmış bir şey. Akıl sizin, tercih sizin izan sizin.

Dilimize sahip çıkma konusunda her hangi bir tercihte bulunulmazsa VATANDAŞ TÜRK OSMANIN HİKAYESİNİ YAŞARIZ KORO HALİNDE YAŞAYACAĞIZ. Vatandaş Türk Osman’ın hikayesini de haftaya ele alırız.

Dikkate Almanızı istediğim konular şunlardır:
1. Dünya üzerinde tek ortak dil kullanılırsa bunun olumlu yönleri nelerdir?
2. Dünya üzerinde tek ortak dil kullanılırsa bunun olumsuz yönleri nelerdir?
3. Dillerin birbirine geçişmesinde (etkinenmesinde) ölçek ne olmalıdır?
4. Yerel dillerin / lehçelerin de aynılaşma sürecine uyumu veya tepkisi ne olmalıdır?
5. vb. konular.

SONUÇ:

Dilller hakkında bu sorular hakkında ayrıntılı alan araştırması yapıması gerekmektedir. Bu konulara ilişkin bir alan araştıramsını en kısa zamanda yapmak isteri.

No responses yet

Trackback URI | Comments RSS

Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.