Ara 01 2009

Kürt Sorununa Kardeşçe Ve Barışçı Çözüm

Published by at 00:04 under Ahmet AY

yazdır / print
Eğer bir sorun çok çetin, amansız ve çözülemez gibi görünen bir noktaya gelmiş ise o sorunun aşılması yakın demektir. Bu demek değildir ki sorunlarımızı içinden çıkılamaz hale getirdikten sonra çözme yoluna gidelim. Ama maalesef kimi zaman çok basit müdahalelerle giderilebilecek sorunlarımızı devasal hale getirdikten sonra dönüp çözüyoruz.

Hazır “kardeşlik açılımı” gündemdeki yerine “taht” kurmuşken bu sorunu adil ve kardeşlik esaslı ölçülerle değerlendiren bir ses çıkmalıdır. Yoksa sarmal karıştıkça karışacaktır.

Türkiye karıştırma konusunda dereceye girecek kadar başarılı! bir ülkedir. Din-devlet-laiklik, sunilik-alevilik, terör-anarşi ve Kürt sorununu içinden çıkılmaz hale getirmeden çözemezdik sanki. Oysa bütün saydığımız sorunlarımızı basit bir empati ile çözmemiz içten bile değildi. Kardeşlik duygularımız, birlik ve beraberliğe verdiğimiz değer, insan hakları ve özgürlüklerinin vazgeçil(e)mezliği bilinci ve kabulü bu sorunları bir çırpıda çözmemizde bize yol gösterici ve kolaylaştırıcı unsur olmak için hazır bekliyordu.

En sıcak (hatta yakıcı/öldürücü) olan ve çözülmesinin aciliyeti bakımından Kürt sorununu ele alabiliriz. Zira kan akmakta, silah sesleri “biz kardeşiz” feryatlarının duyulmasını engellemektedir.

Evet, Kürt sorunu dediğimiz, 40 bin insanımızı kaybettiğimiz, yıllarımızı kan ve gözyaşı içinde geçirmemize, yüz milyarlarca dolarlık ekonomik kayba neden olan bu sorun özverilerle, empati ve kardeşlik duygularıyla çözülebilirdi.

Peki, niçin çözülmedi/çözülemedi?

Bir sorunu çözebilmeniz için öncelikle o sorunun var olduğunu kabul etmeniz gerekiyor. Başka bir deyişle o sorunun adını doğru koymanız ve sorunu teşhiste isabet etmeniz gerekmektedir. Eğer var olan sorunu tanımlamada hata yapılırsa ve hele hele bu hatalı tanım “art niyetle” ve/veya çözüme yardımcı olacak şekilde değilse o zaman sorunu çözümsüzlüğe kendi ellerinizle sürüklemiş oluruz.

Kürt sorunu da aynen böyle;Kürtlerin ayrı bir etnisiteye ait olduğunun yani bu ülkede adına “Kürt” denen bir halkın da yaşadığının kabul tartışmaları neredeyse bir asrı bulacaktı. Ama (bir sürçü lisan mı desem, hesapsız kitapsız ifade mi  desem, ya da siyasetin cilvesi mi desem) (1991-1993) döneminin Başbakanı sonraları Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı olacak Süleyman DEMİREL (1993-2000)  (yanında Türkiye Cumhuriyeti’nin II. Cumhurbaşkanı olan merhum İ.İNÖNÜ’nün oğlu merhum Erdal İNÖNÜ’nün de bulunduğu bir gün) Diyarbakır meydanında (1991) “Kürt Realitesini tanıyoruz” diyerek “buz” gibi bir tespitte bulundu. (buz gibi’liği sonradan ifadenin eriyip buharlaşmasıyla alakalı)Dedi hazret ama deyiş o deyiş… Ne gelen oldu sonradan, ne giden. Bu Kürt realitesini tanımak nece bir şeydir… ne yer, ne içer… Soran yok… (gerçi ‘S. DEMİREL demiş ise desin boş ver’ dememiz gerekiyordu. Zira hazret nasıl olsa bir süre sonra ‘dedimse dedim, dün dündür…’  Ya da ‘Kürt sorunu var dedik de ne oldu? Varsa vaadır, yoğusa yoğudur)Sorunun adı doğru konulmazsa, doğal olarak sağlıklı tespit ve gereği gibi kalıcı tedavi de yapılamaz. O zaman elbette ki çözümsüzlük devam edecektir.

Zira adına Kürt denilen bir halkın varlığını tartışma konusu yaparsanız ve baskın olan görüş böyle bir halkın yaşamadığı yönünde ise geriye çözeceğiniz bir sorununuz değil; nur topu gibi çözülemez bir sorununuz olmuş olur. Ama kan, gözyaşı ve kaosa varacak çaptaki anormal ortam olunca da gördüğünüz gibi bir ‘sorun’un var olduğu gerçeğini de inkâr etmek mümkün olamamaktadır. O halde yanlış teşhis (Kürt sorunu yoktur; geri kalmışlık sorunu ve terör sorunu vardır), sorunun adını da yanlış koyma durumunu beraberinde getirecektir.  Veya tam tersi… Mecburen! literatürde sorunu çözmeye/tedavi etmeye derman ararken başka bir hastalığa yarayan ama ne yazık ki bu hastalık! için deva olmaktan fersah fersah uzak olan bir tedavi yöntemi ve araçlarını kullanmadan dolayı sorun/yaratır gittikçe derinleşmektedir.Kelimenin tam anlamıyla (tüm ısrarlarımıza rağmen) yıllarca sorunun adını, teşhisini, tedavide kullanılacak araç ve gereci doğru tespit etmedik/edemedik. Kabul ediyoruz sorunun bir boyutu askeri tedbiri gerektirebilirdi. (keşke hiçbir şekilde silaha gerek duyulmasaydık) Ama deve sadece hörgücünden, fil yalnızca hortumundan ibaret değildi ki…

Daha açık konuşalım. Kürt sorununu yıllarca “terör sorunu, Kürtlerin bilmem kaçıncı isyanı, doğu sorunu, fakirlik/geri kalmışlık meselesi vs.” gibi en önemli boyutunu görmezden gelerek çözmeye kalkmak neredeyse PKK’ yi Kürtlerin! tek ve vazgeçilmez hamisi! durumuna getirecekti…Tamam, Kürtlerin “kürt olarak” varlığı inkâr edilmeseydi, Kürt diline “kamusal alanda” yasaklanma getirilmeseydi ve Kürt-Türk kardeşliği geçmişte olduğu gibi essah bir kardeşliğe kavuşturulsaydı, nihayet en son 12 eylül darbesiyle beraber cuntanın ürünleri olan imha operasyonları ve Diyarbakır askeri cezaevi (zindanı) insanlık dışı olayları olmamış olsa idi bu gün bu sorunu silah ve bomba sesleri arasında konuşmak zorunda kalmazdık elbet. Belki bu sorun çok önceden kardeşliğe yakışır bir şekilde kapanmış olacaktı… ama olmadı, bunu başaramadık. Demiştik ya bizde önce bulanıklık son kerteye getirilir sonra çözüme dönük adımlar atılır.

ÇÖZÜM, AMA NASIL?

Gelelim bu güne… İtiraf etmeliyim ki sorunun çözümüne yönelik hiçbir zaman bu kadar ümitli olmamıştım. İlk kez sorun çözülür diye ümit taşıyorum. Sebebi sorunun çözümüne yönelik iyi niyet taşıyan insanların etkili ve yetkili konumda olmaları değil; artık dökecek kanımız ve gözlerimizden akacak bir damla yaşın dahi kalmayışıdır. Aslında sorunu çözmek isteyenlerle sorunu çözümsüzlüğe götürmek isteyenlerin çok da fazla tercihleri bulunmamaktadır. Oldum olası bu sorunların çözüm veya çözümsüzlüğüne yönelik iki, en fazla üç farklı yaklaşımı olduğudur.

Nedir bu farklı yaklaşımlar?

İnkârcı (“Kürt sorunu diye bir sorun yoktur” anlayışındaki) yaklaşım. Tutmazsa;

Militarist (en çok denenen ve sonuç alınmayan “öldürelim, imha edelim” e dayalı) yaklaşım,

İnsani-Demokratik-Kardeşçe (evrensel/tabii insan haklarına dayalı) yaklaşım.

Şimdi sözü daha fazla uzatmadan bu yaklaşımları mercek altına alalım.

Birinci yaklaşım yani Kürt diye bir halk yoktur yaklaşımı iflas etmişti zaten. Ortada Türk kardeşleri ile asırlarca dilleri, kültürleri farklı ama insanlık ve inanç idealleri aynı olan bir kardeş halk vardı ve bu halk da Kürtlerden oluşuyordu. Yok saymak tutmadı.

İkinci olarak on yıllarca süre boyunca en çok denen militarist yaklaşımdır. Bu tarz “devlet yaklaşımı” da denilebilen tarzdır. Bu yaklaşımı gösterenler: “Bu bir terör sorunudur. Bir kısım şaki insan dışarıdan da destekle ülkemizin birlik ve beraberliğini bozmak, ülkemizi bölmek istiyorlar. Dolayısıyla ‘tek bir terörist kalıncaya kadar’ mücadeleye aynen devam edilmelidir” diyorlar.

Böyle düşünenler “24 kez çıkarılan ‘Kürt İsyanına’ bir 25. si eklendi, öncekilerini nasıl bastırdıysak bunu da öyle bastırırız” diyorlar.

Peki sonuç, sonra… 10 yıl, 20 yıl, 50- 100 yıl sonrasına yönelik bir planınız var mı?

Bu soruyu bize soranlara cevabımız;

Evet, bu sorunu çözmeye yönelik kütüphane dolusu yazılar yazıldı. “Ama”lar faslını saymazsak çok kolay yollardan çözüm bulmak mümkün görünüyor… “ama”lar olmazsa…

Aslında soruna bir de Irak işgali sonrası durumun oluşturduğu “Bağımsız Kürdistan” fobisi tuz biber ekti. Demokratik çözümü engelleyen güçler için bulunmaz bir bahane…

“Kürt sorunun uluslararası boyutu ve özellikle Irak Savaşı sonrası sivil savaş ve siyasi parçalanma olasılığının artmasının Kuzey Irak’ta bağımsız bir Kürt devleti kurulma olasılığını güçlendirmesi, bu sorunun demokratik çözümü için çok önemli bir siyasi engel yaratıyor.” (F. KEYMAN Radikal 26.03.2006)

Şimdi durum bu diye meseleyi ertelememiz mi gerekiyor? Asla… her geçen gün kan akmakta, analar yüreklerini Ağrı Dağ’ının karı ile serinletmekte, bölge her geçen gün biraz daha karamsarlığa doğru kaymakta iken –zaten mantıkla açıklanabilir bir tarafı olmayan meseleyi – büsbütün izahsız bırakıyor.

O halde ne yapılmalı? Ne yapılmalı ki mesele çözüme kavuşsun?

Bir sonraki yazıda…

Selam ile.

9 responses so far

9 Responses to “Kürt Sorununa Kardeşçe Ve Barışçı Çözüm”

  1. Uğur ÖZALTINon 01 Ara 2009 at 14:28

    Belediye otobüslerini içindeki yolcularla yakmaya kalkışan VAHŞİLER ile hangi sorun çözülebilir, bu hayvanlarla nasıl sorunsuz yaşanır, bunların hangi haklı talepleri var acaba sorularından kurtulamıyoruz ki.

    Bu hayvan sürüsünü yakalayıp 2-3 ay kodeste tutup salmakla işler düzelmiyor toplum iç savaşa sürükleniyor

  2. vedud muraton 01 Ara 2009 at 19:31

    uğur özaltın ne güzel bir isim ama gel görki isimden öteye gidememiş olsa gerek bu tür sözleri sarf ediyor yaklaşımınız ve de uslubunuz ne kadar isminize ters farkındamısınız ? yazının ana ihtivası gereği aslında sizi muhatap almak kadar adilsizce bir durum olmaz ama dayanamayıp yazma gereği duydum yazarın yazdıklarından çok sadece ağza aldığınız şey kürt halkına bakışınızı yansıtıyor bakınız ben bir kürt vatandaş olarak yazının bugüne değin yazılmış eniyi yazıların başında görüyorum burada yazarın kardeşlik adına yazdıkları hakında sizin kafanızda nelerin cereyan etiği 81 ilin 70 milyon insanının kafasındaki akan kanın durması yönündeki bu girişimleri asla bağlamadığı kanatindeyim siz ve sizin düşüncelerinizdeki insanların çıkıp 70 milyon insandan İNSAN lık adına ÖZÜR dilemesi gerekir yazarı bu yazısından dolayı enderin saygılarımla selamlıyorum ayrıca yazarın nete rekor okumaya giden bir başka yazısını da hatırlatmak istiyorum çanakaleden malazgirte türk kürt kardeşliği sizi bu yazıyıda okumaya davet ediyorum aydınlık yarınlar için !!!! deve sadece hörgücünden, fil yalnızca hortumundan ibaret değildi ki !!!!! saygılarımla

  3. robin samyelion 01 Ara 2009 at 23:08

    Dayı,öncelikle yazının devamını sabırsızlıkla beklediğimi söyleyeyim çünkü en güzel yerinde “to be continoued” demişsin…sevgili Uğur ÖZALTIN kardeşime;kimse çıkıp da o “vahşiler”le bu sorunu çözelim demedi ki aklı başında birinin çıkıp o “vahşi”leri savunacağı da yok. Bu sorun ateşi yakanlarla değil o ateşin düştüğü yerdeki yananlarla bereber çözülür.Yaptığın yorum “ateş” kokuyor,yorumunun sonuna bir de “bunları sallandıracaksın,bak bakalım bi daha yapıyorlar mı”yı da eklesen tam itfayelik olacaktı.Ayrıca iç savaş çıkacak diyenler o savaşı çıkarmazsa,emin ol, iç savaş falan da çıkmaz… selametle…

  4. Halil DAĞon 02 Ara 2009 at 08:20

    istanbul’u verelim mi?
    neyi eksik kürtlerin merak ederim, bir istanbul’u eksik onu da verebiliriz istiyorlarsa.

    geçelim bu ağlama edebiyatlarını.
    kürtler kendi efendilerinden kurtulsun önce, önce kendilerini satılığa çıkaran feodal ağalarından falan kurtulsunlar.
    öyle her bir haltı bizden ya da devletten görmesinler.
    biz de her bir haltın arkasında kürtleri aramaya başlarsak nolacak.

  5. Uğur ÖZALTINon 02 Ara 2009 at 10:21

    Belediye otobüslerinde insan kebabı yapmaya çok meraklı bu zavallı vahşileri siz adam yerine koyup habur da davul zurnayla karşılayabilirsiniz ama bende VEDUD ismini size yakıştıramadım.

    El Vedud aşk sevgiyi yaratan Allah demektir.

    Kurban bayramında kurbanlık dananın ayakta iken iki ayağını kesen kasaba binlerce insan lanet etti.

    Belediye otubüsündeki o insanları yakmaya çalışanları siz insan diyorsanız size de yazıklar olsun. Siz de onların seviyesindesiniz demektir bu.

    Hayvana yapılmayan işkenceyi insanlara yapanı ve bunlardan yana olanları ben insan yerine koymam , insan da demem.

    Benle bir daha muhatap olmayın lütfen. Bana yazı da yazmayın yazılarıma yorum kesinlikle yazmayın

  6. Elif Turanon 02 Ara 2009 at 14:26

    Amerikalılar siyahileri insan bile görmezken şimdi o siyahilerden biri Başkan oluverdi.. Sorunu ne kadar büyük görürsek o derece zorlaşır çözümü.. Herkes biraz feragat edecek duygularından.. Kürtler ve Türkler ayrı ırk Tek millet gibi olmuşlardır yüzyıllardır. Bu sorun da elbet bitecek.. Kürt kardeşlerimizden ve biz Türklerden istediğim tek bir şey var o da sakin ve sukunetle,birbirimizi incitmeden barışa ve kardeşliğe atılan adımı omuzlarımızda taşımaya devem edelim..

  7. Muhammedon 02 Ara 2009 at 16:26

    “Dilinizin küçümsendiğini, dininizle alay edildiğini, kültürünüzün aşağılandığını hissederseniz, farklılığınızın işaretlerini abartılı bir gösterişle sergileyerek tepki verirsiniz. Tersine saygı duyulduğunu hissettiğinizde, yaşamayı seçtiğiniz ülkede yeriniz olduğunu hissettiğinizde daha farklı davranırsınız.”(Amin Maalouf, Ölümcül Kimlikler)

  8. vedud muraton 02 Ara 2009 at 17:42

    sayın özaltın a cevaben ben asla onları insan niyetine saymadım saymamda dikkat etiyseniz insandan bahsedyoruz doğunun batının insanları dan siz hala kendi fikirlerinizde haklı olmak yolunda haksızlığı tercih ediyorsanız sizin sorununuz ben halkların kardeşliği insanlık adına atılan adımlardan bahsediyorum polemiğe gerek yoktur siizn fikirleriniz sizin benim fikirlerim benim dir yazarın yazısından ne anladığınıza bağlı herşey eğer içinde zere kadar o dedeiklerinizi savunucu bir taraf varsa hep beraber yorumlayalım yazının başlığından rahatsızım derseniz ayrı anlaşılan yazıyı akila ne bir biçimde okumamışa benziyorsunuz selam ve dua ile

  9. Metinon 03 Ara 2009 at 14:01

    alıntı- (istanbul’u verelim mi?
    neyi eksik kürtlerin merak ederim, bir istanbul’u eksik onu da verebiliriz istiyorlarsa.)

    Bu söz tamamen hadini aşmış bir sözdür. sebebine gelince bunu yazan arkadaş nereli bilmiyorum ama bundan 6-7 yıl önce doğu ve göney doğunun ne durumda olduğunu bildiğini sanmıyorum yada bilmek istemediğindendirki burda yaşanan olayları çekilen çileleri ızdırapları anlamıyor biz yılarca horlandık yılarca işkencelere tabi tutulduk. biz simamız yaratılış gereği ve dogunun soğuk oluşundan biz kürtler esmeriz. esmer olduğumuz için karakollarda işkencelere tabi tutulduk başımıza take taktınığımız, yürüyüşümüz ve konuşmamız bahane edilerek işkencelere tabi tutulduk. bu ülkede yaşayan türk kardeşlerimiz gibi yaşamak istiyoruz. biz silahı tasvip etmiyoruz. ama biz artık sorun yaşamak işkence görmek istemiyoruz. biz kürçe olan dilimizi konuşmak öğrenmek öğretmek istiyoruz.Uğur ÖZALTIN kardeşime soruyorum tenin esmer diye hiç işkenceye tabi tutuldunmu acaba eğer tutulmuş olsaydın bunu anlardın. selam ve dua ile SEVENE EMANET OLUN

Trackback URI | Comments RSS

Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.