Şub 15 2010

Kürt’lerin Lozan’a Gönderdiği Mektup

Published by at 00:04 under Mustafa Nevruz SINACI

yazdır / print
Hakikatte bilumum-u Yahudi, Ermeni, Rum, Sırp ve Cermen dönmesi oldukları halde; amansız bir aşk, şevk ve sevda ile “Kürt Meselesi” ne sarılan-soyunan sahtekârlara: “1923′ DE KÜRT HALK HEYETİNİN LOZAN’A GÖNDERDİĞİ TARİHİ MEKTUP” ithaf olunur.

“Bu günlerde (Lozan Konferansı görüşmeleri sırasında) İngiltere yetkili kurul başkanı Lord Curzon’un Kürtlere bağımsızlık verilmesi fikrini ortaya atarak, Kürtlerin koruyucusu tavrını takınmasını, hayret ve şaşkınlıkla karşıladık!..

Biz Kürtler, Turan neslinden bir kavimiz. Milli hatıralarımız ve özelliklerimizden dolayı Türkler bize, “yiğit ve cesur” anlamına gelen “Kürt” ismini vermişlerdir. Kürt adıyla anılan ve büyük hizmetleri geçen kahramanların isimlerinin yaşaması amacıyla Deminan, Hayderan, Kureyşan ve Lolan gibi isimler kabile ve aşiretlere verilmiştir. Bu aşiretler bugün anavatanın Doğu Türklerini oluşturmaktadır.

Kürtlerin 1876 tarihinden önceki ve sonraki durumları araştırılacak olursa, “İranlı misyonerlerin” aşiretler üzerinde yaptıkları çalışmaların sonucunda Kürtler kendi öz dilleri olan Türkçe lehçesini ve öz kültürlerini yavaş, yavaş kaybettiler. Bundan dolayı Erzurum, Van, Bitlis ve Musul taraflarındaki aşiretler, Farsçadan başka bir şey olmayan, Kırmanç adı verilen Farisi lehçeyi konuşmaya başladılar. Bu misyoner faaliyetlerinden az etkilenen, Harput ve Diyarbakır taraflarındaki Kürt aşiretler ise ana dilleri olan Türkçe lehçesi ile karışık Zaza lehçesini konuşmaya başladılar. Bu Öz Türkoğlu Türkler’i Yavuz Sultan Selim Han, Kürtlerin hanı Şeyh İdris-i Bitlisi’ye gönderdiği fermanla kendi ülkesine dâhil etti. O günden bu güne kadar, Türk akrabalarının şefkat ve himayelerinde huzurlu ve rahat yaşamakta ve Türk lehçesi ile de konuşmaktadırlar.

Yukarıda yapılan değerlendirmeden sonra, İngiltere yetkili kurul başkanı Lord Curzon’a sorarız ki; İranlıların dilini biraz konuşmakla, o millete mensup olunduğu kabul edilirse, İngilizlere de dâhil her milletin durumu tartışılır. Doğu ülkelerini istila eden ve genellikle dünyanın kendi toprakları içerisinde olmasını hayal eden İngilizlerin, diğer milletlerin kabullenemediği “müstemleke” kelimesinin yerine kulağa hoş gelmeyen ve aynı anlamı taşıyan “manda” kelimesinin de aslında aynı şey olduğunu Kürtler anlamıştır.

Dünyadaki zenginlik kaynaklarına sahip olmak isteyen İngilizlerin, 10/12si Türk olan Musul’u ve petrol kaynaklarını biz Müslüman Türk’lere çok görmesini hayretle karşılıyoruz. Lozan Konferansı’nda İngiltere yetkili kurul başkanı Lord Curzon’un, Dersim (Tunceli) ve Bitlis olaylarından bahsederek tek millet olan Türk-Kürt arasına ayrılık düşünceleri sokma gayretini biz Kürtler anladık. Biz Kürtler, Avrupa ve İngiliz diplomatlarının parlak vaatlerinin altında kendi menfaatlerinin olduğunu biliyoruz. Bundan dolayı kendi direniş kuvvetlerimizi oluşturduk. 1917 yılında İngiltere yetkili kurul başkanı Lord Curzon gibi bağımsızlık vaatlerinde buluna Ruslara biz Kürtler: “Bizi anavatandan hiçbir kuvvet ayıramaz. Bizim rahata kavuşmamız sizin hemen bu topraklardan çekilmenizle olacaktır,” dedik.

İşte bugün bütün Kürtler, Lozan’daki Avrupa ve bilhassa İngiliz diplomatlarına aynı yanıtı veriyoruz. Kürtler bağımsızlıklarını, kendilerini yok edecek yabancılara değil, kendi ailelerinden olan Türk’lere ve Onları temsil eden Büyük Millet Meclisi Hükümeti’ne emanet etmiştir. Sonuç olarak biz Kürtler, İngiltere yetkili kurul başkanı Lord Curzon’un bizler için fikirler üretmemesini rica eder ve Lozan’daki Temsil Heyetine ve başkanı sevgili hemşerimiz (Kürt) İsmet Paşa hazretlerine başarılar dileriz.”
İMZALAR: Umum Kürt Amele ve Esnaf Cemiyeti; İstanbul Umum Kürtleri adına Reis Salih Kâhya; Lolan aşiret reisi; Sabık Erzurumlu İsazade Ahmet; Kürt Gençler Cemiyeti; Düzerzade Dersimli Mehmet Sabri.

Kaynak: 24 Kânun-u Sani (1339 – 24 Ocak 1923) Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Başbakanlık Osmanlı Arşivi, HR.İM, 60/

6 responses so far

6 Responses to “Kürt’lerin Lozan’a Gönderdiği Mektup”

  1. Cahit KARAÇon 14 Haz 2011 at 10:52

    AKLIMIZ ALLAH’A DÜŞÜNCEMİZ BİZE AİTTİR. ONUN İÇİN KENDİ DIŞIMIZDAKİ TÜM AKIL SAHİPLERİ İLE İLAHİ KADER HÜKMÜNCE MÜCADELEMİZ KİŞİLİĞİMİZİ VE KADERİMİZİ OLUŞTURUR.

    İŞTE BU SEBEPLE NE KADAR ÇOK OKUYUP AKLIMIZI BÜYÜLTÜRSEK, BİR O KADAR ÇOK DA DÜŞÜNCE ÜRETİRİZ. ÜRETTİĞİMİZ DÜŞÜNCE ÇEŞİTLERİNİ DE AKLA
    NE KADAR ÇOK SUNARSAK BİR O KADAR ÇOK DA AKIL İÇİNDEKİ EN DOĞRU ÇÖZÜME ULAŞMIŞ OLURUZ.

    ÇÜNKÜ AKILDA ÇÖZÜMSÜZLÜK YOKTUR. DÜŞÜNCE ÜRETEMEYEN AKIL İÇİNDEKİ DÜŞÜNCESİZLİKTE ÇÖZÜMSÜZLÜK VARDIR.

    İNSAN DÜŞÜNEBİLDİĞİ KADAR ALLAH’A YAKINDIR. ALLAH’DA ÇÖZÜMSÜZLÜK OLMADIĞINA GÖRE AKIL İÇİNDEKİ DÜŞÜNCEDE DE ÇÖZÜMSÜZLÜK YOKTUR.

    YETERKİ BİZLER ÇOK DEĞİŞİK YENİ DÜŞÜNCELER ÜRETEBİLELİM. YADA BAŞKALARININ DÜŞÜNCELERİNDEN DE YARARLANMAK İÇİN ÜRETİLEN HER DÜŞÜNCEYE SAYGI DUYUP DEĞERLENDİRMESİNİ BİLELİM.

  2. Mustafa Nevruz SINACIon 22 Ağu 2011 at 14:03

    Çok teşekkürler ve selâmlar.
    Akıl sahipleri için elbette yol birdir.
    Lâkin, aklı olmayan veya kendi aklını kullanmaktan aciz “taşıma sulu kafalar” veya beyni kiralık kriptolar için ne demeli?

  3. Cahit KARAÇon 26 Mar 2012 at 21:27

    ŞAŞIRTMA YA RAB

    Ey Adem oğlu! geçmişten ders alarak yaşasana.
    Aklın yolu bir, doğruyu gösteren Hak sana.
    Danışmadan aklına, gitme sakın nefisten yana.
    Sonra başını taştan taşa vursan kaç para.

    …..

    Cahit KARAÇ

    * AKILSIZ BAŞ, MEZAR TAŞINA BENZER. HER İKİSİ DE BOŞ BEDENİ BEKLER. BİRİNDE AKIL, BİRİNDE RUH YOKTUR. Cahit KARAÇ

  4. Cahit KARAÇon 26 Mar 2012 at 21:31

    Kardeşiz

    Tarihte hepimiz kardeştik
    Acı da kıvançta birleştik
    Hep beraber tarihleştik
    Şimdi neden kalleşlik

    Adem’den bu yana var insanlık
    İslam’dan önce Hıristiyanlık,
    Hepsinin gayesi kardeşlik
    Şimdi neden kalleşlik

    Allah’ın bizden istediği birlik
    İnsanlığın gayesi barış ve kardeşlik
    İslam’la tekamüle eriştik
    La ilahe illallah ta birleştik
    Şimdi neden kalleşlik

    Cahit Karaç

  5. Cahit Karaçon 28 Haz 2015 at 13:31

    Yer gök Allah’ın adaletiyle tüm varlıklara hayat verip yaşatır. O’nun adaletinde ne ölçü kaçar, ne denge bozulur.

  6. Mehmet Zeki Çanakçıon 15 Nis 2016 at 13:25

    yeter ki Allah’ın bizi ne amaçla yarattığını unutmayalım ve Eşref-i Mahluk olmamızın gereğini SAMİMİYETLE yapalım ya da yapmak adına samimi gayret sarfedelim

Trackback URI | Comments RSS

Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.