Kas 30 2009

Milli Devlet ve Milli Eğtim (2)

Published by at 00:04 under Mustafa Nevruz SINACI

yazdır / print
Ana Dilde Eğitim

CHP liderinin diğer uyarısı ise anadilde eğitim konusunda oldu:

“Etnisite kavramını ve etnik ölçüleri Milli Eğitim politikalarının dışında tutmaya mutlak ihtiyaç vardır. Etnisite, Milli Eğitim’e girerse o eğitim milli olmaktan çıkar.

Devleti etnik dillerde ders verme sorumluluğuna çekmek hangi gerekçe ile açıklanırsa açıklansın, gerçekte toplumu ayrıştırma ve milleti bölme sürecinin ilk adımını oluşturur. Eğitimin milli niteliği etnik anlayışlarla parçalanacak olursa bunun vahim sonuçları ortaya çıkar.”

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, ”Bizim etnik kimliğimiz Türk milli kimliği içinde herkesin yer almasına yönelik bir davettir, bir çağrıdır, bir el uzatmadır” dedi.

KONUYLA İLGİLİ BİR KONUŞMA

Baykal, Kayseri’nin Dadaloğlu beldesinde düzenlenen 21. Ulusal 11. Uluslararası Kültür ve Sanat Şenlikleri’nde konuştu.

Avşarların milli kimliğin, ulusal bütünlüğün, huzurun, barışın, kardeşliğin, bayrakların bu topraklarda özgürce dalgalanmaya devam etmesinin en büyük güvencesi olduğunu ifade eden Baykal, ”Buraya kimlik iddiasıyla geliyorsunuz ama herkesin bilmesi gereken bir şey var. Bu Avşar kimliği bizim Türk milletinin temeli olan sahip olduğumuz milli kimliğin hasmı ve düşmanı olan bir kimlik değildir. O, milli kimliğin gücü olan, temeli olan, ona sahip çıkan bir kimliktir. Bizim şimdi Türkiye’ye anlatmak istediğimiz budur” diye konuştu.

”HEPİMİZ TÜRK MİLLETİNİN BİR PARÇASIYIZ”

Herkesin kendine göre bir kimliği, boyu, soyu, sopu, aşireti olabileceğine dikkati çeken Baykal, şunları kaydetti:

”Herkes geldiği yerle, soyuyla, sopuyla, boyuyla, aşiretiyle, şerefiyle etnik kimliğiyle elbette iftihar edecektir. Herkesin etnik kimliği şerefidir, şanıdır, gururudur, buna kuşku yok. Hepimiz kendi etnik kimliğimize sahip çıkacağız ama aynı zamanda bileceğiz ki bizim etnik kimliğimiz başka etnik kimliklere husumet, düşmanlık anlamına gelmez.

Bizim etnik kimliğimiz Türk milli kimliği içinde herkesin yer almasına yönelik bir davettir, bir çağrıdır, bir el uzatmadır. Böyle bir anlayış için hep beraber olacağız.

Hepimizbirbirimizi seveceğiz. Hepimiz birbirimize saygı göstereceğiz ama hepimiz Türk milletinin bir parçası olduğumuzu unutmayacağız. Hem etnik kimliğimiz hem de milli kimliğimiz, ikisi bir arada olacak.Bunun en güzel örneklerinden birisi de işte bugün bu toplantıda bir araya gelmiş siz Avşar kardeşlerimiz. Hem Avşar-Türkmen kimliğinizle iftihar ediyorsunuz hem de Türk milletinin bir parçası olduğunuzu aynı şekilde göğsünüz kabararak söylüyorsunuz.”

Deniz Baykal, halkın sorunlarını bildiğini belirterek, bu sorunların tümünün çözülebilir olduğunu ifade etti.

Türkiye’nin sıkıntılarının tümünün altından rahatlıkla kalkabileceğinden bir an bile kuşku duymadığını belirten Baykal, şöyle devam etti:

 ”Bunları hepsi geçici sıkıntılardır. Bu memlekette dürüstlük egemen olursa, hırsızlığı son verebilirsek yoksulluğun da üstesinden gelmenin ilk adımını atmış oluruz.

Türkiye’nin adalet içinde kalkınmasının yolu var, onu buluruz, uygularız, hiç kuşku yok. Türkiye’de dürüst ve egemen kalmak lazım, milletvekili dokunulmazlığınıkaldırmak lazım, siyasi imtiyazlara son vermek lazım, herkesin hesap vermesini mutlaka güvence altına almak lazım, herkesin hakkına, hukukuna saygı göstermek lazım.

Bunların çaresi bulunur ama çaresi bugün bulunacak bir şey var. Türkiye’nin milli birliğini, beraberliğini bozacak bir noktaya ilişkilerimizin taşınması. Bu mutlaka önlememiz gereken bir ana noktadır. Bu topraklarda huzur, barış ve kardeşlik içinde yaşamamızı engelleyecek, bizi birbirimize düşürecek, birbirimizden ayrıştıracak yaklaşımlara kesinlikle engel olmak hepimizin önde gelen görevidir. Huzurumuzu, kardeşliğimizi kimsenin bozmasına izin vermemeliyiz. Huzurumuzu, barışımızı, kardeşliğimizi mutlaka korumalıyız. İşin özü, temeli budur. Onu sıkıntıya sokmazsak, kardeşliğimizi bozmalarına izin vermezsek, hiç merak etmeyin bütün sorunların üstesinden geliriz.” (*) (alıntı: Görsel Basın)

 Şimdi meseleyi, bir de, akademik ehliyet ve üniversal liyakat sahibi, çok değerli Hocamız Prof. Dr. Ramazan Demir’den dinleyelim. Güncel değerlendirme, bilimsel analiz ve gerçek anlamda mütalâamızı; Değerli Hocamızın sunduğu “ilmi öneriler ve alternatif çözüm yollarını dikkate alarak” bundan sonra yapalım…   

TÜRK PATENTLİ İKİ EĞİTİM PROJESİ (*)

 Köy Enstitüleri ve Yüksek Öğretmen Okulları

 (24 Kasım Öğretmenler Günü Dolayısıyla Anma ve Anımsatma…)

Prof Dr Ramazan Demir.

Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kurulduğu ilk yıllarda, en büyük hamle şüphesiz ki eğitim alanında yapıldı. Yeni alfabenin kabul edilmesi ve buna göre okuryazar seferberliğine başlanması başlı başına bir olaydır. Üç ay gibi kısa bir zaman içinde, tüm ülke sathında, çoğunluğu “eğitmen” denilen, sadece okuyan ve yazabilen insanların dagörevlendirilmesiyle, toplumda okur-yazar oranı olağan üstü derecede yükseldi. 

 Cumhuriyet kurulmadan önce Türkiye’de okur-yazar oranı erkeklerde sadece %1, kadınlarda %0.7 (binde yedi)… Bu oranı bilerek okuyalım bu yazıyı lütfen…

Bir taraftan da ekonomik kalkınmanın ne kadar gerekli olduğunu da bilen Gazi Paşa, cumhuriyetin ilk on beş yılında, ki zaten o kadar yaşadı, sanayileşme hızını %19, kalkınma hızını da %10 olarak gerçekleştirdi. Bu hamle dünyada eşi görülmemiş bir sonuçtur. Ülkedeki bu ekonomik kalkınma, sanayileşme ve eğitim alanında olan büyük hamleler, cumhuriyet fikrinin anlaşılmasına ve ulus devlet felsefesinin yaygınlaşmasına etkili oldu.

Türk halkı insanca ve özgürce yaşamanın ne olduğun öğrendi.

Ülkemizin eğitim sisteminin kalitesi, çağdaşlığı ve sonuçta yetiştirdiği eğitimli insan gücü, bunların ilerideki muhtemel potansiyeli her gün tartışma konusu olmaya devam etmektedir. Sorunu özetleyecek olursak; Ülkemizin eğitim sistemi bugün her yönü ile sorgulanabilir duruma gelmiştir.

Gelişen ileri teknoloji ve eğitim araçları sayesinde sadece “okur-yazar” olmak yetmiyor. Çağın gerekleri ve gerekçeleri bizlerden çok daha farklı şeyler ve veriler, birikimler istiyor. Bu bağlamda eğitim sisteminde ve uygulamalarında, özgür düşünme kadar eleştirel düşünme ve farklı bakış açısı oluşturma zorunluluğu vardır.Bunun temeli eğitim kurumlarında verilmesi gerekiyor.

Bunun için fiziksel yapıdan öte iyi yetişmiş, bilgi ile donanımlı “eğitici” ordularına gereksinim vardır. Bunlar öğretmenlerdir.

 Deneysel çalışmaya, gözleme ve incelemeye dayalı bilim temelli eğitim programları öğrenciyi ezbercilikten kurtarabilir. Bilim felsefesine dayandırılmış eğitim programları, yeni kuşakları farklı düşünmeye, eleştirel ve sentezleyici olmaya yöneltir. Yeni teknolojik bilgileri alması zorunlu kılar. Bunun için de deneysel çalışmaya, gözlem ve incelemeyi yapmaya yöneltir; eğitimin bir anlamda “öğrenci merkezli” olarak işlenmesi gerekir.

Günümüzdeki eğitim sorunlarına bu kısacık girişle yaklaşımda bulunulduktan sonra, öğretmenler günü dolayısıyla geçmişe ait bazı hatırlatmaları burada sunmak istiyorum. Bir ulusun hayatında hiç eksilmeyen birçok sorunun temel nedenin “eğitim” konusu olduğu bilinir… Bugün de her sorun karşısında “eğitim eksikliği” konusu gündeme gelir ve tüm sorunların eğitimle çözülebileceğine inanılmaktadır…

No responses yet

Trackback URI | Comments RSS

Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.