Şub 22 2010

Mutlak İktidar ve Güçlünün Egemenlik Sorumluluğu

Published by at 00:03 under Yavuz KAÇTAN

yazdır / print
Düşünce tarihinde iz bırakmış bazı sözler vardır. Bu sözler, asırların tecrübelerini imbikten süzerek öz haline getirir ve bunu bir cümle ile ifade eder.”İktidar yozlaşır Mutlak iktidar, mutlaka yozlaşır.” Bu söz zalim hükümdarların, zalim iktidarların mutlak güçlerini mazlumun zayıfın güçsüzün üzerine iktidar sahiplerinin nefsine uygun olarak öldüresiye uygulamasının ifadesidir.

İktidarın gücünü kullanırken iktidarın aklı ve tasarruf yetkisi iktidar sahiplerinin nefislerinin emrindedir. İlim, düşünce, istişare ve akıl ve hak bir kenara koyulmuş, firavunların yaptığı gibi iktidar imkânları şeytanın ve nefislerin eline verilmiştir. İktidar bunu yaparken kendisine meşru gerekçeler bulabilir çoğunluk tarafından desteklenebilir, çoğunluk her zaman meşruiyet değildir.

Peygamberimizde hakkı tebliğ ettiği zaman önceleri azınlıktı, ama bu onun meşruiyetine engel değildir. Gaile’de dünya dönüyor dediği zaman çoğunluğu arkasına alan papazların zulmüne uğramadı mı? Önemli olan “Zulüm Azrail de olsa önemli olan hakkı tutabilmektir.

Bu günlerde ülkemizde gücü elinde bulunduran iktidar sahipleri bu gücü hukukun emrine değil de nefislerinin ve şeytanın eline vermiş gözüküyorlar.

İktidar kavgası meşru zeminlerde değil her türlü hukuk dışı manevraların yapıldığı bir zeminde cereyan ediyor. Türkiye’de uzun dönem Askeri ve sivil bürokraside yer tutmuş Solcu seçkinlerle, Hükümet gücünü elinde bulunduran İslamcı Siyaset Tüccarları, adeta kayıkçı kavgasını andırır bu kavgalarını yaparken devletin ve hukukun bütün örf adet ve geleneklerini en acımasız biçimde kullanarak bir taraftan mevzilerini sağlamlaştırıyor kendi yandaşları ve beslemelerini teyakkuz halinde tutuyorlar edindikleri mevzileri koruma içgüdüsü içerisinde yaptıkları şeytani tasarruflar, halkı gerdiği gibi, devletin ve milletin asıl sorunlarını gündem dışı olmaya itiyor.

İktidar sahipleri, basit çıkar hesapları ile demokrasinin hilelerini kullanarak sayısal üstünlüğün verdiği güçle kendisine biat etmeyen ve iktidarına rakip gördüğü her şeyi acımasızca kahretme içgüdüsüyle hareket etmektedir.,iktidarı elde tutma içgüdüsüyle devletin ve hukukun temellerini sarsan her türlü genetik faaliyeti, kendisine ortaklık eden cemaat guruplarının ve yandaşlarının gerek din istismarı gerek gasp yolu ile elde ettikleri medya vasıtalarını kendisine karşı “gık “diyenlere karşı yargısız infaz vasıtası olarak kullanmaktadırlar.

Buna karşın teröristlere, vatan hainlerine, sömürgeci para tacirlerine, uluslar arası kan emci spekülatörlere, emperyalistlere, Mehmetçiğini başına Çuval geçiren alçaklara karşı gösterdikleri merhameti ve hoş görüyü, sade vatandaşına, yani yasalarına uyan vergisini düzgünce ödeyen devlete ve millete karşı asgari vazifelerini bir ibadet kasti ile yapan askerine polisine onun güvenlik güçlerine karşı sevgisini ve muhabbetini eksik etmeyen devletin ve milletin varlığını kendi varlığından üstün tutan, sade vatandaşına Tekel işçisine, Eczacısına, doktoruna, noterine, avukatına, bakkalına, küçük esnafına sanayicisine, üreticisine, memuruna, gösterememektedir. Bunlara adeta zulüm etmektedir. Bu duruma karşı maalesef Türkiye’de güven duyulan bir muhalefet gücü bulunmadığı için bu muhalefet gücünü Askeri ve sivil Bürokraside yer edinmiş seçkinci laikçi sol çevreler bu boşluğu doldurma durumunda kalmaktadır.

Bu iktidarında işine gelmiştir. Halkın geniş kesiminin güvenden
Ve sevgisinden mahrum bu seçkinci kesim Cumhuriyet tarihi boyunca yaptığı yanlış dayatmalar ve çıkardığı boş kavgalarla adeta son otuz yıldır Türkiye’yi sanal ve içi boş kavgalarla meşgul ettirerek Türkiye’nin asıl meselelerini göz ardı ettirerek Türkiye’de siyaseti kısırlaştırmış ve Türkiye’de siyaset kendisini yenileyememiş. Son otuz yıldır da Türkiye başörtüsü, laiklik gibi meselelerle adeta meşgul edilerek kaynaklar ve zaman heba edilmiştir.

Otuz yıldır da Türk siyaseti bir arpa boyu yol elde edememiştir. Türkiye’de Milli bir iktidar sorunu olduğu gibi milli bir Muhalefet sorunu da vardır. Maalesef bugün siyaset arenasında bulunan aktörler Türk siyasetinin kısırlaştırmakla kalmamıştır. Şimdide bulundukları mevzileri koruma pahasına milletin genleriyle oynamaktadırlar.

Bu arada milletin asıl problemleri göz ardı edilmekte kaynaklar heba edilmekte, Türkiye zaman kaybetmekte kaybedilen zaman içerisinde her geçen gün daha da fakirleşmektedir. Siz bakmayın iktidarın istatistik palavralarına kendi cebinize bakın.

Güvenliğinize bakın. Her geçen gün sizi soyanların sayısı artıyor mu artmıyor mu? Para ödediğiniz kişi ya da kurumların kimliğine bakın, kaç tanesi Türk, kapınızı bacanızı on sene önce kilitlediğiniz kilitle aynı kilidimi kullanıyorsunuz? Yarınınıza, kaçınız güvenle bakıyor!

No responses yet

Trackback URI | Comments RSS

Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.