Oca 18 2010

Nesnel Gerçeklik Alanı ya da Medya Krizi

Published by at 00:03 under Bülent ESİNOĞLU

yazdır / print
Medyanın yaşadığı krizi anlamakta yararlar var.

Aslında medyanın yaşadığı kriz, sahte demokrasi krizidir.Demokrasi üstü kapalı varsayımlar dünyasıdır. Demokrasi adına istediğin kadar yalan söyleyebilirsin. Şirket çıkarlarını korumak için sahte demokrasi söylemleri geliştirebirsin.

Medya sadece iktidar yanlısı olduğu için yalan söylemez. Ya da, haberleri karartmaz.

Elbette, medyanın menfaatleri ulusal pazarları satanlar ile bütünleşiktir.

Halkın çıkarları, hep işbirlikçi sermayenin çıkarları adına feda edilecekse, medya yalan haber üretmek ve gerçeklik alanını kapatmak zorundadır.

Küçük bir zümrenin menfaatlerini uzun bir süre korumak, devamlı yalan söylemeyi, ya da haberleri çarpıtmayı gerektirir.

Türkiye’deki medya krizi, uzun süre halka yalan söylemenin yarattığı sonuçtur. Medya nesnel gerçeklik alanını kaybetmiştir. Mevcut toplumsal siyasal örgütlenme çerçevesini olumlayan yani kendi ideolojisini pompalayan bir konumdadır.

Yayınlamazlar ya… Medya için bir güven anketi yapılsa, en güvenilmez kurum olarak medya ortaya çıkar.

Aydın Doğan’ın uzun yıllar medyanın büyük bir kısmına hâkim olmasına karşın, krizin içine düşmesi bundandır.

Gazete tirajlarının bir türlü artmaması, yalan ve ideoloji yüzündendir.

Sadece yalandan dersek bizde yanlış yapmış oluruz.

Medyanın tertipleştirilmiş olması, bırakınız halkın muhalefetini, liberal muhaliflerin bile haberlerinin verilmeyişi, tek yönde imal edilmiş kamuoyu tarafından görmezden gelinebiliyor.

Medyaya güvenin azalmasının bir diğer nedeni ise; kalitesidir.

Medya kaliteli gazeteciye göz göre göre yalan yazdıramaz. Ancak yazdığı yalanını karşılığında ücret alanlar medyanın hayatını devam ettirmeye çalışır. Medyanın kalitesiz gazeteciye ihtiyacı vardır.

Özetlersek, medyanın temel hammaddesi yalandır. Yalanı da kalitesiz insanlar üretebilir. Sonuç krizdir.

Tekellerin hâkim olduğu bir düzende, halkın televizyonu ya da medyası hiç olmamıştır. Var olanların da hep mali sorunları olacak, tanınmış sanatçı ve kişileri medyasına taşıyamayacaktır. Hulasa bu gün adına medya dediğimiz anlamda medyası olamayacaktır.

Peki halkın gerçekleri öğrenmesi için hiç mi çaresi yok?

Var elbet… Ama emek ister. Okuma ve araştırma ister. Halkın buna ne zamanı var, nede tertipleştirilmesinden ötürü niyeti var.

Aslında halkın medya yolu ile sindirilmiş olması da okuma ve izleme oranını aşağı çekmektedir. Yoksulluk, çaresizlik, umutsuzluk sadece medya bakımından değil, hayatın diğer dinamik alanlarından da çekilmeyi zorunlu kılıyor.

Yalanla beslenen, yalan üreten, ürettiği yalana kendisi de inanan bir zümre ortaya çıkıyor. Hani sanal toplum diyorlar ya, öyle bir şey.

Bu yalanlardan kurtulmamızın tek yolu, halkçılaşmadan geçiyor.

No responses yet

Trackback URI | Comments RSS

Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.