Şub 03 2010

P İle K Arasındaki Fark

Published by at 00:04 under Edip YÜKSEL (Prof.)

yazdır / print
Taşla öldürme cezasının, takke giymenin, peygamberler adına haramlar uydurmanın, mezheplere bölünmenin, teferruatta kılı kırk yarmanın ve daha nice hurafenin Muhammed peygamberden yüzyıllar sonra hadisler yoluyla Yahudilerden ithal edildiğini biliyoruz. Pipi’lerin sünnet edilmesi de büyük olasılıkla hadis uydurma faaliyetlerinin durduğu dönemden sonra mezheplerin fıkıh kitapları yoluyla ithal edilmiştir.

Hadis, sünnet, icma, ve selef gibi kelimelerin Kuran’daki kullanılışlarının kendisine ihanet edenleri ifşa eden müthiş birer gaybi haber olduklarını Mesaj adlı Kuran çevirimde delilleriyle tartışmış bulunuyorum. Kuran’da Allah’ın Sünneti (Allah’ın Yasası) olarak Allah’ın doğaya ve doğamıza koyduğu değişmez yasalar için kullanılan bir ifadeyi erkeklerin cinsel organlarını kesme işi için kullanarak anlamını tahrif ederek aşağılama şeytanlığını gösterenler Allah’ın yaratılışını değiştirme ile ilgili ayetin kapsamına girerler. Allah’ın sünnetine meydan okuyarak, sünnet kelimesini yaratılışı değiştirme eylemine isim olarak kullanmak müthiş bir ironidir.

Ben bu gerçekleri dile getirerek çocukların sünnet edilişine karşı çıkınca Sünnetçilerden olumsuz tepki alıyorum. Kuran’a düzinelerce hadis ve mezhep kitaplarını ortak koşanların en yaygın itirazlarından biri cinsel organı kıl ile karıştırmaktan kaynaklanır: “Eğer P’yi sünnet etmek yanlışsa o zaman kılları traş etmek de yanlış olmalı” diye itiraz ederler.

Hem P’si ve hem K’s kesilmiş biri olarak bu itirazı kısaca cevaplamak istiyorum. Traş edilen nesne (K) ile sünnet edilen nesne (P) arasında birçok fark vardır. İşte birkaç tanesi:

1. K,  ölü hücrelerden oluşur; P ise diri.

2. K, kökü hariç, DNA içermez; P içerir.

3 . K , traştan sonra tekrar büyür; sünnet edilen P tekrar eski haline gelmez.

4 . K’ yi traş edenler bunu sevap kazanmak için yapmaz; P’yi sünnetleyenler bunu sevap için, Allah adına peygamber adına yaparlar.

5 . Normal olarak erkek çocuklar hemen hemen K’siz doğarlar; P’siz doğan erkek çocuklar ise anormaldir.

6 . K, kesilince kan akmaz; P kesilince akar.

7. K’ yi kesmek genelde sakatlığa yol açmaz; P’si kesilenler bazan sakat kalabiliyor.

8. K,  kesilince acı duyulmaz; P kesilince acıdan dolayı bir süre ördek gibi yürünür.

9 . K kesilince davul zurna eşliğinde şölen yapılmaz; P için mahallede yer yerinden oynatılır.

10. K,  ergenlik çağından sonra genelde kişinin öz iradesiyle kesilir; P ise genelde daha çocukken babanın ve amcanın zoruyla kesilir.

11. Kutsallaştırılmış kişilere ait olduğuna inanılan kesilmiş K’ler bazan “Kıl-ı şerif” diye cam mahfazalarda merasimle öpülürek tapılır; kesik P’ler ise şişelerde “Pipi-yi Şerif” diye korunup merasimle öpülmez, tapılmaz.

12. K,  kesenlere berber; P kesenlere sünnetçi denir. K’yi kırk yarıp yüzlerce haram uyduran, Ramazan aylarında cam kavanozlarda korunan K’yi şerifleri öpen ve K’yi P ile karıştıran mukallitlere de sünni denir.

6 responses so far

6 Responses to “P İle K Arasındaki Fark”

  1. vedud muraton 03 Şub 2010 at 18:58

    Erkeklerin sünnet olmasının penis kanserini önleme gibi bilinen bazı faydaları dışında, diğer bazı yararları giderek artan sıklıkta belirtilmektedir. Sünnet ve çeşitli patolojik durumlar .
    Sünnet olmayanlarda oluşabilecek hastalıklar şunlardır:

    1-Sünnet derisi iltihabî hastalıklar. (Balanitis, posthitis)
    2-Sünnet derisi darlığı. Bu durum acil sünneti gerektirir. Çünkü idrarını tam yapamayan çocuk içerisinde biriken idrar nedeni ile böbrek yetmezliklerine kadar varan hastalıklara neden olur.
    3-Sünnet derisinin uzun ve dar olması nedeni ile derinin geriye kaçarak penis başını boğması.(Parafimosis). Bu da acil sünnet gerektiren bir durumdur. Sünnet olunmazsa penis başının kansız kalması sonucu kangren meydana gelir
    4-Sünnet derisi altında taş teşekkülü. Bu salgı normalde sünnet derisi altından salgılanır. Dışarıya atılmazsa taş oluşur.
    5-Sünnet derisi altında toplanan idrar sonuçta iltihaba dönüşür ve böbreklere varan hastalıklara sebebiyet verir.
    6-Sünnet olan penis dış temaslara sürtünmelere karşı dayanıklı olur. Bu nedenle sık sık yara oluşması önlenir
    7-Sünnetlilerde penis başı hassasiyeti azaldığı için erken boşalma dediğimiz izal hadisesi daha azdır.
    8-Sünnet olmayanlarda seksüel durumlarda meninin sünnet derisi altında kalmasından ve daha az miktarda atıldığından dolayı kısırlıklar görülmüştür.
    9-Sünnetsiz olanlarda selim ve habis kanserler daha sık görülür.Eşlerinde ise Rahim ağzı kanserlerine daha sık rastlanır.
    10-Sünnetsizlerde Frengi Belsoğukluğu gibi zührevi hastalıklar daha sıktır.
    Prepisyumun kesilmesi bölgenin temiz kal-masını sağlamaktadır. ABD’de fakir ailelere bilhassa bu sebeple çocuklarım sünnet ettirmeleri tavsiye edilmektedir . Fakat bu ülkede sünnet zengin, yüksek eğitim yapmış ve beyaz ırktan olanlar ara-sında daha yaygındır .
    Üriner sistem enfeskiyonları ile sünnet arasındaki ilişki son yıllarda üzerinde durulan bir konudur . Bu konuda yapılmış bir araştırmada sünnetli çocuklarda üriner enfeksiyonların daha az olduğu gösterilmiştir. ABD’de sünnet sıklığının yukarda bahsedilen sebeplerle azalması üriner enfeksiyonları artırmıştır .
    Penis kanseri çoğunlukla sünnet olmamış topluluklarda görülür. Sünnet olma yaşı küçüldükçe penis kanserinin görülme sıklığı azalmaktadır. Bu kanser Yahudiler arasında hiç görülmezken, Paraguay’da en sık görülen genitoüriner kanser olarak bildirilmiştir . Türk tıp liiteratüründe şimdiye kadar yayınlanan penis kanserli vakaların sayışı 41′dir. Bunların da 30′unu sünnetsiz gayrimüslimler teşkil etmektedir..

    delilsiz ve asılsız bir kaynaktan da olsa belirtirseniz yazınızın muhtevasını daha iyi olur .
    ancak sadece laf olsun diye yazılmışlığın ötesine geçememiş bir yazı..

    konuyla ilgili daha detaylı bilgi için http://www.tiphastaligi.com/cocuk/sunnetin-faydalari.html

  2. azadon 04 Şub 2010 at 00:33

    Edip Bey’e;
    K ile P arasındaki farkı geçersek, yazının diger kısmına katılmamak mümkün degil. (keşke mumkun olsaydı-yani hayır katılmıyorum yanılıyorsunuz Edip bey; sunni paradigma çok saglıklı bir şekilde oluşmuştur kur’an’ı ve DİNİ dogru anlamış ve yaşayıp yaşatmıştır diye bilseydim.) Ne yAzıkki DİN-MEZHEP-EHLİ SÜNNET vb. kavramların içini abuk subuk şeylerle doldurmuşuz. Bunun farkında olup eleştirenleride tekfir etmekte asla geri durmamışız.

    VEDUD bey’e; TEBRİKLER!!!!!!!!!!!!!!!!?????
    …..!!!!yo yo yo dam üstünde saksagan vur beline kazmayı demek istemdim.

    SAYGILAR.

  3. Edip Yukselon 04 Şub 2010 at 02:13

    Sevgili Vedud Murat. Demek ki P’nin derisini yüzmek hadis kitaplarında ve ondan esinlenen şifa kitaplarında hacamat ve dağlama için listelenen mucizelerle yarışacak mucize bir ilaçmış. Hani listenize “Sünnet olmak mezhepçilik kör taktlitçiliği içinde şifa verir” olsaydı her sünni arkadaşa, “Rabbim sana bol sünnetler nasip kılsın. Umarım her yıl sünnet olursun” derdim.

    Şaka bir yana, bu uydurma listeyi yayınlayan listenin sahipleri kim? Sünni veya Yahudi olma ihtimali o kadar yüksek ki…

    Selam,
    Edip

  4. vedud muraton 05 Şub 2010 at 20:33

    sayın yüksel ben böyle bir şey yazmadım.
    velevki kaynağınıda belirtmiş bulunuyorum .
    bakara suresi 6-7-8-9 ayetleri kimler için inmiştir bunu iyicene düşünerek nuzulu sebebini iyicene araştırarak.sizce uydurma olan bir imam ALİ nakli geldi aklıma ..
    hani kendisine gelenler ya ALİ neden bu kadar çok ALLAH tan korkup ona ibadet ediyorsun diye sormuşlardı.
    imam ALİ ben öldükten sonra ALLAH a hesap vereceğimi bildiğimden dir ki namazımı ibadetlerimi layıkıyla yerine getirmeye çalışıyorum demiş.
    bakara suresi 6-7-8-9 .cu ayetlere tabi olanlar ya eğer öldükten sonra hesap yoksa demişler.
    imam ALİ hesap olmaz sa da yaptıklarım sağlık ve sıhatim için çok iyidir demiş.. namazla eklemlerimde kireçlenme olmaz oruçla denemimin dinlenip sağlıklı kalmasını sağlıyorum hücrelerimin yenilenmesini sağlıyorum der imam ALİ ..
    buna da itirazı çıkan olur elbete ama ALLAH indinden bildirlipte gerek dünyevi gerek uhrevi zararı olan bir durumu yazarlarmı acaba itirazı olanlar.
    sayın azad :
    dam üstündeki ne olursa olsun evet !!!!!! sırtımızdan yılardır indirilmeyen kazmaların sebebi belidir..
    mezhep,tarikat,sünnet,tasavuf,kelam,nizam,hadis ayırımlarını yapanların acaba rahmana yaraşır rahmanın kendilerinden hoşnut olduğu ne kadar sevabı vardır .. bir dala tutunup hele hele dalın kurumaya mahkum olduğunu bile bile ateşlere atılmanın acısını ne kadar derinliklerinde hisederler bu ayırımı yapanlar .
    bilinmelidirki ! fikri zikri rahmanın rızasının dışında olanlar
    dam üstünde saksagan vur beline kazmayı demek isterdim ama DAM ÜSTÜNDE SAKSAĞAN BELİNDE KENDİ YAKITI ODUNLARLA demem daha doğru olur bu bağlamda ..
    edep ve haya yolunda ilmi paylaşımların olması dileklerimle …
    vedud murat

  5. Erkan Ayanon 10 Şub 2010 at 11:29

    Çok gereksiz bir yazı, Edip Yüksek’e yakıştıramadım. Bu tartışılanlar kimin ne işine yarayacak, sevgili Edip, daha derin konularda yazmanızı rica ediyorum. Mesela Kur’an’da senin de muhatap olduğun ancak nedense görmezlikten geldiğin ‘akraba’ kavramıyla ilgili derin bir makale mesela. ‘Allah akrabaya yardımı emrediyor’ buradaki emrin, sünnette öngörülen p’pi kesmekten daha önemsiz olduğunu ileri sürme lütfen. vs. vs.

  6. Mahmut CelaL Özmenon 21 Şub 2010 at 12:53

    Bilindiği gibi, hadis öğretisine bağlı bütün mezheplerde çocukların sünnet edilmesi olayı vardır, Kur’an öğretisine göre yasak olan bu ve benzeri işlemler, rivayetler dini mensupları tarafından özellikle sünnet ameliyesini fıtrattan saymak suretiyle farz kabul etmişlerdir. Hal bu ki, Kur’an’ı esas alarak olaya baktığımızda bu tür işlemlerin İslâm dininde kabul görmesi mümkün değildir. Şöyle ki: Konuyla ilgi olarak Ehl-i Sünnet tarafından delil kabul edilen rivayet örneklerini yazdıktan sonra, Kur’an’dan konuyla ilgili ayet meallerini de yazarak, okuyucunun karşılaştırma yaparak değerlendirmede bulunmasına olanak sağlamaya çalışacağım.

    KONUYLA İLGİLİ OLARAK İLERİ SÜRÜLEN RİVAYET ÖRNEKLERİ:

    92- Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “İbrahim (aleyhisselâm) Kaddûm nâm-bazısı da şeddesiz olarak Kadûm demiştir- mevkide seksen yaşında olduğu halde sünnet oldu.” (K.S. 2150 C .7 S.531 Akçağ 1988 alıntıları, Buhari, İsti’zân 51, Enbiya 8; Müslim, Fedâil 151,(2370))

    Yukarıda ki, metinde de her ne kadar, Kadûm nam mevkide İbrahim peygamber sünnet oldu falan diyorsa da, Metnin aslında, İbrahim peygamber seksen yaşında keserle sünnet oldu şeklindedir. Kaddum keser demektir, “bil kaddum”, keser ile manasınadır.

    93- Useym İbnu Kesir İbni Küleyb an ebihi an ceddihi’nin anlattığına göre (ceddi Küleyb) Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’a gelerek: “Müslüman oldum! der. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm; “Üstünden küfür saçını at!”der ve tıraş olmasını söyler. Useym’in babası dedi ki: “Bana bir başka (sahabe)nin bildirdiğine göre Aleyhissalâtu vesselâm, beraberinde olan bir diğerine de; “Üzerindeki küfür tüyünü at ve sünnet ol!” buyurmuştu.” (K.S. 3817 C .11 S.33 Akçağ 1991 alıntısı, Ebû Dâvud, Tahâret 131,(356) )

    Bu uydurma rivayetleriyle de, Müslümanların sünnet olması gerektiğini rivayet ettiler. Rivayetlerine delil olarak ta peygambere isnat ettikleri hadiste, İbrahim peygamberin seksen yaşında keserle sünnet olduğu rivayeti ile Müslüman olan bir kimsenin derhal sünnet olması gerektiği rivayetidir. İbrahim peygamber için söyledikleri alay etmekten başka bir şey değildir. Sünnet olayının yaygın bir şekilde uygulandığı toplumlarda dahi, bir kimseye baban seksen yaşında balta veya keserle sünnet oldu deseler bunu hoş karşılamaz alay olarak kabul eder. Böyle bir iddiayı İbrahim peygambere yakıştırdılar. Bununla da yetinmediler, kızlarında sünnet olması gerektiği yolunda iddia ve rivayetlerde bulundular. Ayrıca sünnetin kendilerince ne kadar iyi bir şey olduğu konusunda şu tür izahlarda bulundular:

    94- Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Fıtrat beştir: Sünnet olmak, etek tıraşı olmak, bıyığı kesmek, tırnakları kesmek, koltuk altını yolmak.” (K.S. 2147 C .7 S.523 Akçağ 1988 alıntısı, Buhâri, Libas 63, 64, İsti’zan 51; Müslim, Taharet 39,(257); Muvatta Sıfatu’n Nebiyy 3, (2,921); Tirmizi, Edeb 14,(2757), Ebû Dâvud, Tereccül 16, (4198); Nesai, Taharet 10,11,(1,14, 15,))

    Böylece sünnet olmayı fıtrattan saydılar.

    Kızların sünneti için ise:

    95- Ümmü Atiyye (radıyallahu anhâ) anlatıyor: “Bir kadın Medine de kızları sünnet ederdi. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) (kadını çağırarak) kendisine: “Derin kesme. Zira derin kesmemen kadın için daha çok haz vesilesidir, koca için daha makbuldür” diye talimat verdi.” (Ebû Dâvud, Edeb 179, (5271)) Rezin rivayetinde Resûlullah şöyle buyurur: “Kızları sünnet ederken üstten kes, derin kesme, bu şekilde kesilmesi yüze daha çok parlaklık, kocaya daha çok haz verir.” (K.S.2153 C.7 S.534 Akçağ 1988)

    Ehl-i Sünnetçe, Kelime-i Şahadette olduğu gibi, Müslüman ile kâfiri birbirinden ayıran alamet olarak kabul edilen sünnet ameliyesi, bazı Sünni önderlerce vacip ve hatta farz denecek kadar mühim bir emir kabul edilmiştir. Şafiiler. “Buluğ yaşına ermezden önce çocuğu sünnet etmek velisine vaciptir.”derler. Bir kısım önderleri de, sünnet olmadıkça, mühtedinin Müslümanlığının noksan olacağına, sünnetsizin namazının caiz olmayacağına, kestiğinin yenilemeyeceğine, Kâbe’yi tavaf edemeyeceğine hükmetmiştir. Hadiste bu hususta “İslâm’a girince küfür tüyünü at, sonra sünnet ol” diye emreder iddiasındadırlar. Hülâsa bazı âlim kabul ettikleri kimselere göre: “Hayatına mâl olacak dahi olsa..” yaşlı kişinin bile sünnet olması gerektiği hükmünü verecek kadar bu meseleye ehemmiyet verilmiştir. “Muhtar olan zamanda doğumun yedinci günüdür.” derler.

    KIZLARIN SÜNNETİ:
    Kızlarında sünnetinden bahseden bir hadiste: “Hıtân, erkekler için sünnet, kadınlar için mekrüme (şeref verici)’dir. ” denmektedir. Ebu Hanife, hadisin zahirine bakarak, sünnet erkekler için mendûb, Şafii ise her ikisi için de vacip hükmünü çıkarmıştır. Her hâl’u kârda sünnet mevzuunda kadınlarla ilgili olarak da farklı görüşler ileri sürülmüştür. Bir kısım kimseler, bu meyanda, Maşrık kadınları ile Mağrip kadınlarının fizyolojik bakımından farklı olduklarını kabul ederek, Maşrık kadınlarındaki yaratılıştan gelen fazlalık sebebiyle sünnetle yükümlü olduklarına hükmetmişlerdir. Kızların sünnet edilmesi hakkında, Aliyyu’l Kâri şöyle der: “Kadının yüzünü taze kılar ve güzelliğini arttırır. Şehveti teskin eder, cimayı lezzetli ve cazip kılar, kocanın karısına karşı sevgisini arttırır.”Ebû Dâvud’un da bu konuda söylediği rivayette: “Medine’de bir kadın(ki ismi ümmü Atiye’dir) kızlarısünnet ediyordu, Peygamber ona. “Fazla derin kesme, böyle yapman hem kadın için ahzâ (en ziyade haz ve lezzet vesilesi) hem de kocası için daha hoştur” der.”ifadesinde bulunuyorlar.

    Sünnet olayına o kadar ehemmiyet veriyorlar ki, onu Kelime’i Şahadet’le özleştirerek, Müslümanlı kâfiri birbirinden ayırma ölçüsü alameti olduğunu, hatta hayatına mal alacaksa dahi bir kimsenin sünnet olması gerektiği şeklinde ısrar etmeleri ve sünnetin çok iyi bir şey olduğu yolunda övgüler ileri sürmelerine asıl temel neden ise. İslâm Dininde bu tür ameliyelerin şiddetle yasaklanmış olmasından dolayıdır. Zira bu tür ameliye, Allah’ın yarattığını değiştirme manasındadır. Allah’ın yarattığını değiştirenler ise Kur’an’da şeytanın payı olarak nitelendirilmişlerdir. Bu konuda Kur’an’dan mealen:

    KONUYLA İLGİLİ OLARAK KUR’AN’DAN MEALEN:

    — “Allah, kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz, bundan başka her şeyi dilediğine bağışlar. Allah’a ortak koşan da uzak bir sapıklığa düşmüştür.” (4/116)
    — “O (Allah’a ortak koşa)nlar, O’nu bırakıp birtakım dişilerden başkasına çağırmıyorlar ve onlar, inatçı şeytandan başkasına yalvarmıyorlar. ” 84/117)
    — “O şeytan)ki Allah ona lânet etti ve o da, “Elbette senin kullarından belirli bir pay alacağım.”dedi.” (4/118)
    — “Onları mutlaka saptıracağım, mutlaka onları boş kuruntulara sokacağım ve onlara emredeceğim: hayvanların kulaklarını yaracaklar; onlara emredeceğim: Allah’ın yaratışını değiştirecekler!” Kim Allah’ın yerine şeytanı dost tutarsa, muhakkak ki açık bir ziyana uğramıştır.” (4/119)
    — “Şeytan) onlara söz verir, ümit verir, fakat şeytanın onlara va’di, aldatmadan başka bir şey değildir.” (4/120)
    — “İşte onların varacağı yer cehennemdir. Asla cehennemden kaçmak (imkânı) bulamazlar.” (4/121)

    Görüldüğü gibi, bu konuda şeytanın kendisine, Allah’ın yarattıklarından pay alma tanımlaması; metodu, Allah’ın yarattığını değiştirme yolunda vereceği emirlerdir. Kim şeytanın bu emrini yerine getirirse şeytana pay olmuş olur. İsterse yaptığı değişiklik hayvanların kulaklarını yarma şeklinde olsun fark etmez. Allah, yaratılışı değiştirme olayı çerçevesinde hayvanların kulaklarının yarılmasına müsaade etmiyor. Nasıl olurda sünnet veya başka bir şekilde insanlar üzerinde değişiklik yapılmasına müsaade etmiş olsun. Yaratılışı değiştirme olayı, hiçbir ihtiyaç, hastalık gibi zaruretler olmadan, yaratılış üzerine yapılacak değişiklikleri kapsar. Zira bir koyun kesilip yenile bilir bu yaratılışı değiştirme manasında değildir. Veya bir kimsenin çürümüş dişi çekile bilir; çürümüş böbreği alına bilir, bütün bunlar zaruret veya tedavi amaçlı ameliyelerdir. Saç sakal veya tırnağı kısaltıp kesmekte öyledir, yaratılışı değiştirme manasında değillerdir. Zira tırnağı kesmekle, parmağı kesmek arasında belli bir fark vardır, biri ihtiyaç içerikli ve geçici, diğeri sakatlayıcı ve kalıcıdır. Bu zamanda sağlıklı genler üzerinde meydana getirilen veya getirilmesine çalışılan değişiklikler yaratılışı değiştirme olayı kapsamına giren işlemlerdir. Ayrıca, nasıl ki bir kimse tipi değişsin diye hayvanların kulaklarını yararsa veya sağlıklı dişini çeker veya törpülerse, vücudunun her hangi bir yerinden sağlıklı bir organı daha güzel olur diye keser veya vücudunun her hangi bir yerinden bu bağlamda bir parça et veya deri keserse, kısırlaştırma veya hadım yaparsa, deriyi tahrip ederek dövme yaparsa, küpe için kulak delerek kulağın yapısını değiştirmek v.s. gibi ameliyelerde bulunursa, bütün bu tür şeyler yaratılışa müdahale etmek suretiyle, Allah’ın yarattığını değiştirmedir.. Bütün bunlar, Allah’a ortak koşmayla eş anlamlıdır. Bunları yapan şeytana pay olduğu gibi, asla cehennemden ebediyen kurtuluş imkânı bulamaz. Sünnet olmak yaratılışa müdahale etmenin onu değiştirmenin tipik bir örneğidir. Zira küçük, büyük, kadın, erkek, sağlıklı bir kimseden bu şekilde parça et koparmanın başka bir izahı yoktur.

    Bu itibarla sünnet konusunda uydurmuş oldukları rivayetlerin aslı yoktur.
    Rum Suresi 30. Ayet : ” Öyle ise sen yüzünü içtenlikle dine çevir; Allah’ın insanları hangi fıtrat /doğa üzerine yaratmışsa -Allah’ın yaratmasında hiç bir değişme yoktur- işte dosdoğru din bu dur insanların çoğu bilmez”

    Gerçek şu ki;
    Erkek ve Kız çocuklarının sünnet edilmesine ilişkin dini vecibe Kur’an’da yoktur. Sünnet’in tarihsel sürecini anlatmak istemiyorum. Herkes şunu iyi bilmelidir ki Kitabımız olan Kur’an’da erkek yâda kız çocuklarının sünnet edilmesi diye bir emir hüküm yoktur. Hatta ayette görüldüğü bu uygulamanın olmayacağından bahsedilir.
    Fıtrat; Fatır olan Allah’ın insanların ve varlıkların yerleştirdiği programdır. Bu durumda varlıklarda doğuş/yaratma ile gelen özellikler, yetenekler, organlar, bu organların faaliyetleri de fıtrattır. Yani göz, kulak gibi organlar nasıl fıtrat ise cinsel organ ve bu organın ucundaki koruyucu deride fıtrattır.

    Dolayısıyla; Erkek ve Kız çocukları sünnet etmek dini bir emir olmayıp aksine Allah’ın yaradılış fıtratını değiştirmeye teşebbüs etmekten dolayı GÜNAH’dır. Rabbimiz İnsanı en mükemmel şekilde yaratmış ve tasarlamıştır. İnsanın işe yaramayan zararlı ve eksik bir organı yoktur. Sünnet ise fazla yaratılma işinin olduğunu düşünerek düzeltme işidir. Yüce Allah’ımız Kur’an’da yarattığını değiştirme teşebbüsünü Şeytani bir işlem olarak nitelemektedir. Nerden geldiği muamma olan Bir âdetin, bir örfün İslami bir emir bir hüküm olduğunu söylemek İslâm’dan, Kur’an’dan bihaber yaşamak demektir. İslâm yaşadığınız örf ve adetlerin hükümlerini değil Kur’an’ın hükümlerini ihtiva eder. Kur’an’ı en iyi şekilde uygulayan Allah’ın elçisi olduğuna göre Allah’ın elçisininse Kur’an emrine aykırı bir şey söylemeyeceği açıkça ortadadır. Olayı peygambere dayandırıp onun ağzından yalan sözler söylettirmek Elçiye yapılan en büyük hakarettir. Kur’an’da açık ve net bir şekilde görülmektedir ki; Sünnet İslâm dini ile uzaktan yakından alakalı değildir.
    Nereden kaynaklandığı kesin olarak bilinmeyen bir geleneğin İslâm Dini içine konulmaya çalışılması İslâm’a AYKIRIDIR..

    Şahsen hepimiz çocukken özgür irademiz dışında sünnet olduk. Ancak bu uygulamanın dinen söz konusu olmadığının farkında isek çocuklarımızı sünnet ettirmeyelim.

Trackback URI | Comments RSS

Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.