Oca 19 2010

Üst Siyaset ve Fethullah Hocaefendi

Published by at 00:11 under Mehmet ALPEREN

yazdır / print
Bana sürekli hoca efendi ile ilgi sorular geliyor.

Hakkında ne diyorsun? Neden Amerika da vs gibi..

Benim çapım buna yetmez demekten dilim kurudu. Ama yinede bizde bir şeyler olduğunu sanan yarenler sormadan edemiyorlar. Son olarak “ mehdi geliyor com “ simli siteden böyle bir soru geldi. Oraya verdiğim cevabı biraz açmak istiyorum.

Fetullah hoca efendiyi seksenli yılların başından beri takip ederim. O dönemde kasetlerde konuşmaları dinlerdik. Doğrusu sahabeyi onunla anladım veya anladığımı sanıyorum. Allah razı olsun. Tarzı üslubu inancının sözlere sirayeti ile hoca efendi dini sevdiren imanı yeşerten bir alim zat. Siyasi manevraya gelince.

Hoca efendi bildiğimiz siyaset yapmıyor.

Bizim alıştığımız veya bize bu zaman kadar alıştırılan Demirel şeklinde şeytani, soysuz, çirkin, basit ve aşağılık siyasettir. Biz bunları gördük. Partiler arası sığ tartışmalar düşük tavırlar bayağı konularda bayağı tavırlar ile devlet adamı olmaktan çok basit aşiret reisleri gibi devlet yönetmeye kalkışan CHP silsilesinde ve mevcutta olan Baykal benzeri sözde siyasetçi adamlar gördük.

Bu sebeple ülkemizdeki partiler arasında, seçimden  seçime , iktidar ile muhalefet arasındaki sürtüşmeleri siyaset olarak biliyoruz biz.  

Onun neden Amerika da durduğunu bilmek için üst siyaset stratejisini de bilmek gerek. Hicretin anlam ve önemini ve dahi hikmetini bilmek gerek. Buları bilmeden konuşmak süfli mantığı harekete geçirir. Süfli mantık Demirel mantığı ile cevap verir buna. Zaten eleştirenlerde hep aynı mantıkla ve art düşünce ile yorum yapıyorlar. Bu sebeple hoca efendinin dünyayı saran siyasetini anlamak zordur.

Sanırım milyonlarca ona gönül veren izinden gitmeye çalışanlarında binde biri hoca efendiyi anlamıyordur. Sadece bir nur görmüşler bunca insan seli o nur izinden koşuyorlar. Bunun adına anlamak denmez.

Burada misali Allaha sığınarak, kâinatın efendisinden, Allahın habibinden vermek istiyorum. Sahabeden kaç kişi Resulullah ’ı anladı? Kaç kişi onun hali ile halleşebildi? Kaç kişi peygamberliğin ulvi noktasını görerek Resulullah’ a saygıda kusur etmezlik etti. Bilemiyorum ama sayılarının fazla olduğunu da sanmıyorum İşte Bu sebeple hoca efendiyi de çok kişinin anladığını ve anlayacağını sanmıyorum.

Üst siyaset nedir?

 ve  arkasından  akla gelen şu olacaktır.

Üst siyaset bilmek hoca efendiyi anlamaya yeter mi?

Zahiri planda hoca efendiyi kısmen anlamaya yeter. Meselenin batini boyutunu kenarda bırakmayız. Üst siyaset iki boyutun onun şahsında pırıldaması ile mümkündür. Bu anlamda benim bildiğim kadarı ile dünyaya peygamberler hariç üst siyaset uygulayıcısı gelen fazla kimse yok.

Aklıma gelenlerden bazıları;  Oğuz kağan, Ertuğrul gazi, Hoca Ahmet Yesevi ve son olarak üst siyaseti uygulayanlardan zahiri  planda Recep Tayyip Erdoğan ve on beş seneden beri  dünyanın dengesini değiştiren zahiri ve  batini planda Fetullah Gülen Hoca efendiyi biliyorum.

Üst siyaset nasıl olur diye sorabilirsiniz.

Benim  buna kısaca cevap vermek gibi bir kabiliyetim yok. Ancak Yunus Emre’den tasavvuf âleminin üst siyasetinden örnek verebilirim; “ Ete kemiğe büründüm / Yunus oldum göründüm “

Anlayan anladı herhalde

13 responses so far

13 Responses to “Üst Siyaset ve Fethullah Hocaefendi”

  1. Uğur ÖZALTINon 19 Oca 2010 at 09:44

    Yazınızı hayret ederek okudum. Fethullah Gülen hakkındaki görüşleriniz benim anladığıma göre siz onu mehti zannediyorsunuz belkide zannetmekten de ötedesiniz.

    Sizin neye nasıl ne orandan inanacağınız konusunda akıl verecek durumda değilim zaten beni ilgilendirmezde. Fakat ilerki yıllarda büyük hayel kırıklıkları yaşayabilirsiniz.

    Veli kulların siyasete bulaştıklarını, hesabı verilemez servetler edindikleri geçmişte olmuş mudur, bir örnek verebilir misiniz ?

    Tam tersine tasavvuf ehlinin bir çoğundan dünya menfaatleri ve siyasete bulaşmamaları tavsiyelerini çok okumuşumdur

    Ayrıca size bir kitap tavsiyesinde bulunacağım ve mutlaka okumanızı tavsiye ederim

    Bu Dinciler O Müslümanlara Benzemiyor
    Soner Yalçın

    KİTABIN ÖZETİ

    Ümit Zileli: CIA Kontrolundeki Cemaat…

    3 Aralik 2009
    “Bes kitada 475 universite ve yuksekokulu, 200 koleji vardi… 604 gazete ve dergiye sahipti… 52 radyo ve televizyon kanali araliksiz yayindaydi…”
    Dunyayi boylesine ahtapot gibi saran bu cemaatin adi Opus Dei (Tanri’nin Eseri) idi ve Madrid’de siradan bir Katolik papazi olan Josemaria Escriva de Balaguer tarafindan 2 Ekim 1928’de kuruldu.
    Papaz Balaguer “muritlerini” genelde Katoliklige sIki sIkiya bagli, varlikli, iyi egitim gormus zenginlerden olusturmaya gayret etti. Cemaat egitim yoluyla seckin onder elemanlar yetistirmeyi hedefledi. Okullar acti ardi ardina. Yetmedi, tasradaki basarili cocuklar icin yurtlar hizmete sokuldu.. Yetisen muritler devletin kilit yerlerine yerlestirildi.. Ve hep devlet destegi gorduler.. Cemaat icin komunistlerle mucadele esasti. Bu nedenle Ispanya ic savasinda Cumhuriyetcilere karsi fasist Franco’yu destekledi. Zamanla ulke disinda da “hizmete” basladi. Cunku soguk savas donemi baslamisti. 1947’de Balanguer Vatikan’a cagrildi ve “Papa Hazretleri’nin Yuksek Papazi” unvani verildi.
    Opus Dei’nin iki anahtar sozcugu vardi: “Hosgoru” ve “Diyalog”!.. Bu iki kavrami kullanarak dunyanin cesitli ulkelerindeki insanlara yakinlastilar, konferanslar duzenlediler, okullar actilar, TV-gazete satin aldilar. Adlari duyulmamis aydinlari unlu yaptilar.. Opus Dei ozellikle Ispanyolca konusulan Latin Amerika ulkelerinde solu ezmek icin aktif olarak kullanildi. Sili, Arjantin, Paraguay, Uruguay ve Peru’da Opus Dei CIA ile hep basrolu paylasti. Balanguer oldukten sonra azizlik mertebesine layik goruldu! Ancak Opus Dei kamuoyunda hep “Kutsal Mafya” olarak bilindi!..
    ***
    Yukaridaki bilgileri, gazeteci Soner Yalcin’in “Bu Dinciler O Muslumanlara Benzemiyor” isimli kitabindan aldim. Okurken defalarca, “Yok artik, bu kadar da benzerlik olmaz” dedigimi belirtmeliyim!.. Soner, Opus Dei’nin ibretlik oykusunun altina, Fethullah Gulen’in ABD’de nasil “Green Card” yani oturma izni aldiginin ilginc hikâyesini de eklemis.. Buraya tumunu almam olanaksiz, ancak Amerikan mahkemesinde kimler Gulen’in oturma izni almasi icin destek olmus bakalim: CIA ajani Graham Fuller, meslege CIA’da baslayip sonra diplomat olan eski ABD Ankara Buyukelcisi Morton Abramowitz ve CIA Balkanlar uzmani, Yunan asilli George Fidas!.. Su iliskiler zincirine bakin, olaganustu degil mi?!..
    Gunlerdir elimde kalem, satir satir altini cizerek okudugum kitapta Soner daha neler anlatiyor neler… Yeni Safak gazetesinin yazari Fehmi Koru’nun Beykoz’da, Bogaz’in en mustesna ancak civi bile cakilmasi yasak olan yerine nasil villa kondurdugu, Zahid Akman, Zekeriya Karaman, Hasan Huseyin Ceylan gibi isimlerin hangi iliskilerin sonucu Ankara’da 350 milyon dolarlik Armada Is Merkezi’ne ortak olduklari, Deniz Feneri yolsuzlugundaki rolleri, “bir lokma bir hirka” gunlerinden milyarlarca dolarlik servetlere ulasan “Musluman kilikli” dincilerin akillara seza oykuleri ve daha neler…
    Ve Tabii Ergenekon’un insani dehsete dusuren oykusu!..
    Siz yalnizca Turkiye’nin “Ergenekon”u mu var zannediyordunuz?..
    Hayir, Gurcistan’in, Ukrayna’nin, Sirbistan’in, Slovenya’nin da “Ergenekon”u var, hem de tipkisinin aynisi!. Taraf’iyla, Genc Siviller’iyle, iktidariyla, yargisiyla, emniyetiyle, acik toplum enstitusuyle, universiteleriyle… Okuyun, goreceksiniz…
    – Kalemine saglik Soner Yalcin

  2. mehmet alperenon 19 Oca 2010 at 10:12

    aekadaşlar tek soru soracağım . bu zamana kadara HOca efendinin islam hukukuna, islam akaidine islama aykırı bir söz fiil ve davranışta bulundupğunu gördünüzmü? OKudunuzmu tespit ettinizmi. Eğer var ise lütfen banada bildirin
    2. olarak mal varlığı hakkında yanlış düşünüyor veya biliyorsunuz. Saydığınız mallar onu misyonu adına kuruluyor ama onun değil.
    son olarak ben hoca efendiyi mehdi olarak görmüyorum tespitlerimden öyle bir şey çıkartmanız beni şaşkına çevirdi doğrusu
    saygılarımla

  3. mehmet alperenon 19 Oca 2010 at 12:03

    Her cemaat büyüdükçe arasına her türlü fitne, ajan, provakatör girecektir. Hatta cemaat büyüdükçe fkir ayrılıkalrı filanda olacaktır. Cemaati kullanmaya çalışanlarda olacaktır ve vardır da . Ben bu c emaatin her hangi bir kişiside değilim. Her hangi bir yerinde de değilim. Banada en küçük bir menfaatleri yok. Ben burada Osmanlıdan sonra İSlam alemini Türk mlletinin liderliğinde yeniden d erleyip toparlayacak bir üst fikir ve üst siyasettin bahsedyorum. Soner Yalçın kitabından alını nyu9kardaki alıntılar doğrudur. Ama herhade cemaatbu a dı geçen ülkelere silah zoru il igirecek değildi
    öyle değil mi

  4. tameron 19 Oca 2010 at 14:12

    sayın güleni eleştirken karşısına soer yalçını koymak veya ondan bahsetmek veya onun yazdıklarından bahsetmek ,cehalet değilse korkunç bir paradoksdur.
    eğitim için bir çivi çakabilemeyenler dünyanın bin noktasında açılan okulları görecek gözdendemi yoksunlar.
    eğitim misyonu ile başlanılan hareket ,diploması ve ihracat hamleleriyle büyük güç kazanıyor.

  5. Uğur ÖZALTINon 19 Oca 2010 at 15:22

    Vaizlik maaşıyla DÜNYANIN BİN NOKTASINA OKUL AÇMANIN sırrını bizede söyleyinde bizde bu cahillikten kurtulalım

    Ülkemizde özel okul açmanın maliyeti ortadayken hemde
    Bir insanın 30 yılda HELAL YOLDAN kazanabileceği para nedir sizce ?

    3-5 milyar dolar kazanılabilir mi lütfen söyleyin

    AMA HELAL YOLDAN OLACAK

  6. mehmet alperenon 19 Oca 2010 at 15:27

    uğur kardeş beni savunmaya zorluyorsun. Ben parayı nerden aldıklarını nerden kazandıkalrını bilemem. Hem bu kazanma değil bağış işi bildğim kadarı ile. Beni yazdıklarım çok farklı şeyler. Meseleyi bu noktaya indirmekten çok cxemaatin dünya genelinde neler yaptığına baksak ve oralardan konuşsak iyi olur kanatindeyim. Kiminnerde olduğu nerde durduğu değil konu o kişinin neler yaptığı. şikayet eden varmı benim paramı hocaefendi gasbetti diye. Şİkayet eden vermı bucemaat bizim malımızı elimziden aldı diye varsa bilelim bizde temkinli bakalım
    doğru değil mi?
    saygılar

  7. Yavuz Yavuzeron 20 Oca 2010 at 15:36

    Tamer Bey, öncelikle Gülen’i eleştirirken elbette karşısına Soner Yalçın gibi zıt görüşlü bir kişi koyulur. Fehmi Koru’yu mu bekliyordunuz ya da Yavuz Bülent Bakiler’i mi? Mesele eğitim amaçlı ise; doğrudur, eğitim verme amacıyla birçok alt/yan amaç gerçeğe kavuştu. Cemaatin tutunacak tek dalı, tek savunması var:” Biz Türkçe’ye hizmet ediyoruz.” Kime, nasıl anlatıyorsunuz ki bunları. Lütfen biri çıkıp söylesin, bir kere dahi olsun cemaat evlerinde Türkçe’nin ya da Türkiye’nin yararına bir sohbet SÖZ konusu olmuş mudur? O sohbetlerin askeriyeyi, mülkiyeyi ve idareyi ele geçirme yolunda boş ve hainlik kokan lakırtılardan ibaret olduğunu bilenlerdenim, orada bulundum ve yaşadım çünkü. Aklı olan artık savunmasın cemaati… Güzel ülkem için hep birlikte yalansız dolansız, kimseyi kimseden ayırmadan yaşayalım. Tabir yerindeyse “gelin birlik olalım” bırakın ABD’yi de ülke topraklarımızda rahatça yaşam sürelim. Bölücü olanlara destek olmadan, hainlik etmeden yaşamak varken, bu bile bile aldatmaca neden! Bakın yıllar önce Can Yücel ne demiş: Önce Elifbaydı/Sonra Alfabe/Derken Abece/Şimdi de ABD…

  8. Uğur ÖZALTINon 20 Oca 2010 at 17:17

    FEHMİ KORU denmişken ekliyem dedim

    Ayda 105 bin TL maaş alan gazeteci olur mu?

    Akşam gazetesinde ORAY EĞİN yazmış

    Okuyun bence

  9. Selami SAYGINon 20 Oca 2010 at 21:28

    SELAMİ SAYGIN
    Bence talihsiz yazı gibi. Mehmet bey kardeşim yanlış anlamaları düzltir her halde. Ama onun yazdıklarının da Soner Yalçın ve Ümit Zileli ile tashih edilemeyeceği açktır. Soner Yalçın ve Ümit Zileli İslam’la ilgili her şeye muhalif değil midir?
    Hoca Efendi ABD yerine Mekke’ye bile gitseydi yine Zileli için sonuç değişir miydi?
    Hoca Efendinin pek çok güzel işi var ama yanlışları da var. Mehmet bey belli ki bu yazısında olumlu yanlarına yer vermiş. Bir başka yazısında ise yanlışlarına da yer vererek yazılarını daha dengeli anlamamızı sağlayablir. Selamlar.

  10. tameron 21 Oca 2010 at 06:45

    selam,
    soner yalçının nasıl bir dünya görüşüne sahip olduğunu bilmiyorum.
    neyin yanında veya neyin karşısında anlayabilen yok.
    yüzlerce eğitim gönüllüsü yetiştiren iradeyi az anlamaya çalışmak büyük bir fedakarlık değil.
    gayretimizi ve anlama isteğimizi zorlayalım.
    yaşadığımız hayata doğru adımlarla yürüyebilmemiz ,empati yeteneğimizi yerinde kullanmaklada çok ilişkili.

  11. berkayon 05 Şub 2010 at 22:52

    1-Fethullah GÜLEN:

    Romantik bir insandır. Cemaatin yayın organlarındaki yazılarından ve hatta Sızıntı Dergisi’nin orta sayfasındaki şiirlerinden bunu anlamak mümkündür.

    Cemiyet bireylerinin büyük çoğunluğunun gözünde “Mehdi” yani son kurtarıcıdır. Yanlış yapacağını tahmin etmezler. Çünkü duyumları öte taraftan almaktadır. İnsan ötesi bir yaratık olarak tanıtılır. Biz zamanında buna inanmıştık.

    İnsan ötesi bir yaratığında her dediğine inanılır çünkü siz kirlisiniz, günaha batmışsınız. Ama o, yani lider, sizin çok üstünüzde, sizin ulaşamayacağınız bir noktada, size ötelerden haber getiren bir insandır.

    Cemaatin ana liderinin Peygamber, fikir liderinin Said-i Nursi, günümüzdeki liderinin ise Fethullah GÜLEN olduğu empoze edilir.

    2-Cemaat üyelerini birbirine bağlayan temel öğeler:

    Teşkilatı ayakta tutan üste itaat, üstün dediklerini sorgulamadan yapmaktır.

    Ayrıca cemaat üyelerini bir arada tutan diğer büyük bir olgu histir. Duygusal birlik cemaat üyelerini birbirine yapıştırıcı yapışkan gibidir.

    Lidere rabıta, yani tam bağlılık çok önemlidir ve ana unsurlardan birini teşkil eder. Batı toplumlarında Rönesans’tan sonra sistemler ve düşünceler, doğu toplumlarında ise eski zamanlardan beri kişiler, bireyler tarihi şekillendirmiştir. Onun için lider kavramı o cemaatin birlikteliği ve devamı için çok önemlidir.

    3-Cemaatin görevleri, nihai hedefi, geleceğe bakışı:

    Unutulmamalıdır ki Fethullah GÜLEN’in nihai hedefi ve rüyası, Fethullahçılar’ın son gayesi Türkiye liderliğinde İslam Birliği ve tanrının sözünün içtimai hayata egemen olmasıdır.

    Şifre kendisinin ifadesi ile üç kelimelidir. İman-hayat-iktidar. Said-i Nursi onlara göre imani dirilişi sağlamıştır. Bu safha, imamı hayata geçirme ve yaşama safhasıdır. Altın nesil de iktidarı sağlayacaktır.

    Cemaatin tüm çabası Türkiye’de ki siyasal ve ekonomik güç dengelerinde söz sahibi olmak ve rant ortaklıktır.

    İnsanlara yaklaşırken “Liberal İslam” anlayışı ile hareket etmekte, İslam’ın siyasal yüzünü göstermekten çok, tüm insanları kucaklayan bir hoşgörü felsefesi olduğu lanse edilmektedir.

    Üniversitede hedef olan çalışmanın bir kolu, gençlere cemaatin herhangi bir şekilde Türkiye’de laik demokratik düzeni bozacak bir hareket olmadığını, Türk insanını bir eğitme hamlesi olduğu imajı verilmektedir.

    Bu propaganda için özel olarak hazırlanmış kasetler de mevcuttur. Mesela Türk Cumhuriyetlerinde açtıkları okulların ve orada yetişen çocukların Türk kültürünü nasıl öğrendikleri konusunda hazırlanmış video kasetleri vardır. Ama bu gençlere rehberlik faaliyetleri adı altında cemaat öğretisinin götürüldüğünden bahsolunmaz.

    4-Örgütlenme usul ve esasları:

    Cemaat tek tip insan yetiştirme gayreti içindedir. Gerçi 1990’lı yıllarda tahminlerin üstünde büyüdüğü için bu amaç biraz sekteye uğramıştır.

    Hedef kitle, ortaokulun son sınıfındaki ve liselerdeki gençlerdir. Çünkü gençlerin en cahil olmakla birlikte, en idealist oldukları devir odur.

    Çocuğun aile durumu ve kişisel durumuna göre aylarca dinle ilgili bir şey söylemeyebilirler. Yapılan şey bu gençlere bir ağabey gibi davranmak, ona derslerinde yardımcı olmak ve geleceğe ait planlarda yol göstermektir. Yeterli konuma gelindiğinde cemaatin öğretisi verilmeye başlanır.

    Genç, evinde ne kadar sorumlu ise başarı oranı o kadar yüksektir.

    Fethullah GÜLEN’in gösterdiği doğrultuda ana hedef büyümedir. Bunun da yolu okulların etrafında örgütlenmeden geçer.

    Büyümenin iki kolu vardır: Okuyan gençler ve esnaftır.

    Gençler, cemaatin insan kaynağı, esnaf ise lojistik ve para kaynağıdır. Fethullah GÜLEN’e göre cemaatin lokomotifi Anadolu insanı ve himmetidir. Hiçbir dış katkı yoktur.

    Belli bir zamana kadar cemaatin ana hedefi eğitim olduğu için, hep öğretmen yetiştirmeye çalıştılar. Cemaat büyüdükçe bu ihtiyaç yerini diğerlerine bıraktı. Bu gün saatçisinden, mühendisine kadar herkesi yetiştirme gayreti içindeler. Ama ağırlık halen eğitim ve öğretmenler üzerinedir. Çünkü gençler ile oluşan tek meslek grubu öğretmenliktir.

    Harp okullarına ve Askeri Liselere sokulacak çocuklar bir gizlilik derecesinde eğitilir.

    Bu çocuklar özel evlere giderler. Cemaat sorumluları dışındaki insanlar bu evlerin ne yaptığını bilmezler. Çünkü cemaatin örgütü yerleştiremediği tek kurum askeriyedir. Fethullah GÜLEN’e göre askeriye hukuk, eğitim ve mülkiye teşkilatlanılması gereken kurumlardır.

    Üniversiteye hazırlanan gençlerin kendi dershanelerine gitmelerini sağlamaya çalışırlar. Üniversiteye hazırlık dershaneleri en aktif ve verimli çalıştığı organlardır. Buralara büyük insan kaynağı ve parasal destek ayrılmıştır. İstanbul’daki FEM dershaneleri, İzmir’deki Akyazılı gibi.

    Ev-hazırlık dershanesi ilişkisi üst düzeydedir.

    Cemaatin 1990’lı yıllarda güç kazanmış diğer önemli bir organı orta seviyede ve şimdi de yüksek seviyede kurulan öğretim kurumlarıdır. Okullar yatılı olduğundan öğrenci ile çok daha yakın ilişkiye girilmekte ve insan kazanmada daha etkili olunmaktadır.

    Bu okul ve dershanelerdeki eğitim, diğer okul ve dershanelerden daha yüksektir. Çünkü kadrolarında işi para için değil kendileri inandıkları için yapan pek çok insan vardır.

    Çocukların lise çağında hafta sonlarında gördükleri ilgi ve belki sıcak ev yemekleri bu çocukları cemaat elemanı yapmak için çok bile.

    Biraz analiz edilirse aslında cemaatin adam kazanma yönteminin çok sofistik de olmadığı görülür.

    Fethullah GÜLEN’i ve cemaati tanıtan kasetlerdeki ana tanımlar kısaca şunlardır.

    Türk insanı son iki üç yüzyılda İslam’ın özünden uzaklaşmasından dolayı materyal ve ruhsal bağlamda geri kalmıştır. Nurculuk hareketinin bir kolu olan Fethullahçılık görüşü 20 nci yüzyılda insanın tanrı inancından uzaklaştığını, bu uzaklaşmasının da bu dünyada mutsuzluk ve tatminsizlik getirdiğini, öteki dünyada ise insanları cehenneme götüreceğini savunur.

    Dolayısıyla bunun insan hayatında en önemli unsur olduğunu ve Türk insanını bu hatadan kurtarmak gerektiğini, bu görevin de yeryüzünde bu cemaatin omuzlarına tanrı tarafından verildiğini defaatle kasetlerde ve vaazlarda yineler.

    Fethullah GÜLEN’e göre harcadığımız her nefeste İslam Dini’ne uygun olmalıyız.

    Fen ilimlerini ve teknolojiyi öğrenmek gerekir. Ama bunun da amacı çağdaş terakki değil, tanrıya daha çok yaklaşmak için bir araç olmalıdır. Yaşamın amacı dolaylı veya dolaysız da olsa tanrıya hizmettir.

    Cemaatin bireylerine, cemaatin dışında bir hayatın cehennem olduğu sürekli empoze edilir ve cemaatten çıkanın da bir daha iflah olmayacağı ve cehenneme sürüleceği lafını ben bizzatihi bir kasette dinledim.

    Temelde bir Nur şakirdinin asıl olması gerektiği empoze edilir.

    5-Cemaatte hiyerarşik yapı:

    Cemaatin muazzam bir hiyerarşik yapısı vardır ve Türkiye’de askerden sonra en iyi teşkilatlanmış örgüttür.

    Şu kavramı iyi anlamak lazım. Said-i Nursi Nur talebelerini üçe ayırır

    Talebe-arkadaş-sempatizan.

    Talebe, işin gerçekte içinde olandır. Sempatizan da aktif olarak örgüt faaliyetlerinde olmasa bile, örgütün faaliyetlerine iyi gözle bakandır. Cemaatten ayrılan insanların hile üçüncü grupta olması örgüt için yeterlidir. Çünkü herhangi bir halk reaksiyonunda bu üçüncü grup önemli bir rol oynayacaktır.

    1990’lara kadar ana cemaat birimi onların “dershane veya Işık evleri” dediği öğrencilerin ve onların ağabeylerinin kaldığı evlerdir. Cemaatin iyi elemanları hep buralarda yetişmektedir.

    Her dershane veya ev bir bölgeye bağlıdır.

    Her ev hacmine göre 5-6 kişiden oluşur ve evlere kimlerin dağıtılacağı bölge imamları tarafından belirlenir.

    Ayrıca her evin bölge imamları tarafından tayin edilmiş bir imamı vardır. Ev imamları genellikle yaşça daha kıdemli insanlardır.

    Evde hayat özetle şöyledir.

    a) Evin birincil amacı adam kazanmak ve yeni kazanılan insanlara cemaat öğretisini empoze etmektir. Bu fonksiyonunu yitiren evlerin kadrosu da dağıtılır.

    b) İkinci amacı, evde kalanların kendilerini cemaat öğretisi üzerine devamlı yetiştirmesidir.

    c) Üçüncü amaç barınacak bir yer temin etmektir.

    Her evin sorumlu olduğu özel bir misyonu vardır.

    Ev sakinlerinin hizmet dışı sokakta dolaşmaları tasvip edilemez. Çünkü sokak günah ile doludur.

    6-Hedef kurum ve kuruluşlar:

    Fethullah GÜLEN’e göre askeriye, mülkiye, hukuk, eğitim teşkilatlanılması gereken bir kurumdur.

    Üst düzey bürokratlar ile sıkı ilişkiler kurmak, İçişlerinde ve Polis Teşkilatında örgütlenmek cemiyetin vizyonu içindedir.

    Spor dünyasını dahi ihmal etmeyen cemaat özellikle Galatasaray Futbol takımındaki aktiviteleri ile biliniyor. Bu küçük örnek cemaatin politika bireylerinin, vizyonlarının genişliğini ve hedeflerinin derinliğini göstermektedir.

    Boğaziçi, ODTU, Bilkent gibi seküler yaşamın kök salmış olduğu üniversitelerde, örgütün fakülte düzeyinde yapılanması kuvvetli değildir. Fakat bu üniversitelerde Asistan düzeyinde veya doktora çalışması yapan cemaat mensupları mevcuttur.

    Üniversitelerde bugün alt kadrolara hakim olma savaşı içindeler. Bugünün asistanı yarının doktoru, profesörü olacaktır.

    YÖK ve MEB’nin 5-6 sene evvel başlattığı proje ile yeni üniversitelerin kadro ihtiyacını karşılamak üzere yurt dışına binlerce öğrenci gönderildi. Bu öğrencilerin devlete maliyeti senede 40 bin Amerikan Doları ve her fırsatı değerlendirmede usta olan cemaat bu fırsatı da çok iyi yakaladı. Çünkü yurtdışına gönderilen bu öğrencilerin çoğunluğu dinci bir örgüte mensup.

    Şu anda devletin parası ile ileride devlet üniversitelerinde pozisyon verilmek üzere Amerika, İngiltere, Fransa başta olmak üzere okuyan yüzlerce örgüt elemanı var.

    Seküler kesimden insanlar bu hususlara fazla rağbet etmiyorlar. Çünkü mecburi hizmet gibi bir şartı var. Halbuki bu örgüt elemanları için ekstra bir fayda çünkü ileride üniversitedeki yeriniz garanti olmuş oluyor.

    Özel üniversiteler bazında Rektörü seküler bir insan olmasına rağmen Fatih Üniversitesi onlarındır.

    Akademide kadrolaşmanın öneminin farkındalar ve doktora seviyesinde yüksek lisans yapabilecek kapasitede öğrencileri buna teşvik ediyorlar.

    7-Gelir Kaynakları ve Sermaye Gelişimi:

    Evin içindeki bütün eşyalar örgütün esnaf kadrosu tarafından temin edilir.

    Öğrencilerin kendileri de evin ihtiyaçlarını karşılarlar. Maddi durumu kötü olanlara örgüt tarafından yardım edilir. Bu yardımlar cemaatin büyümesinde önemli bir etkendir.

    Ben Gültepe’deki yurtta kalırken onlarca öğrenciden yurt parası alınmadığını biliyorum.

    Esnaf üzerinde örgütlenme 1990’lar da arttı. Şu anda muazzam bir finansal güçleri var.

    İlk zamanlarda esnaf bölük pörçüktü ve bunların fonksiyonu cemaate para yardımı yapmak, lojistik destek sağlamaktı. Onlar para toplama olayına “Himmet” derler. En büyük yardım da Ramazan Ayı’nda toplanır. Esnaf büyük bir salonda toplanır cemaatin önemli bir üst düzey elemanı gelir. Duygusal bir konuşma yapar ve insanlar bir sonraki Ramazan Ayı’na kadar verilmek üzere para ve mal taahhüt ederler. Bu himmetin önemlilerini artık Çırağan Sarayı’nda bile yapıyorlar.

    Fakat 5-6 senedir, yeni strateji ile esnafın bir araya gelmesi sonucu 1996 yılında İstanbul’da İŞHAD (İşadamları Dayanışma Derneği) oluşmuştur. Bu dernek esnafın eğitimi, bir araya gelmesi için toplantılar, yemekler, resepsiyonlar vermektedir.

    Türki Cumhuriyetlerdeki muazzam iş potansiyeline Türk girişimcilerden evvela Fethullahçılar uyanmıştır. Buralardaki yatırımlarda en büyük pay onlarındır.

    Anadolu Kaplanları denilen yerli girişimcilerin önemli bir kısmı Fethullahçıları desteklemektedirler. Aralarında güçlü iş ortaklığı ve bilgi transferleri vardır. Bu dayanışma dış ticarete de yansımıştır.

    8-İbadet:

    Evlerde namazlardan sonra sürekli ya Nur Risaleleri, Fethullah GÜLEN’in kitapları okunur. Ya da kasetler dinlenir veya izlenir. Akşam ve yatsı namazları bunun için en uygun vakitlerdir.

    9-Şakirtlerin düşünceleri ve önerileri:

    Fethullah GÜLEN’in cemaate yansıyan bu doğrultudaki görüntüsü ve onun Müslümanlar dahil tüm insanlığı karanlıktan kurtaracak Mehdi pozisyonu bence üzerinde durulması gereken bir noktadır ve cemaatin pimi buradadır. Bu pim oynatılırsa cemaat büyük bir darbe yer. Herhangi bir şekilde Fethullah GÜLEN’in Amerika’dan destek aldığı ispatlanabilirse, ben çözülmeler olacağına inanıyorum.

    İstihbarat konusunda hayatiyetin farkındalar. Direkt bilgim olmamakla beraber devletin istihbarat örgütlerine eleman sokmaya çalıştıklarına inanıyorum.

    Siyasetle olan ilişkilerinde yeterince güçlenmedikçe Türkiye’deki güç dengesine direkt temas etmekten, katılımcı olmaktan ve açıkça parti desteklemekten kaçınmaktadırlar.

    Siviller radikal İslam’ın alternatifi olarak, bir ılımlı İslam teşkilatı olarak görülen Fethullahçılar’ı, gerek sahip oldukları oy potansiyelinden dolayı, gerekse sahip oldukları siyasal ve finansal güçten dolayı himaye etmektedirler.

    Cemaatin asıl gayesi sadece bir eğitim hareketi, üç yüz yıldır boyunduruk altında yaşamış ülkeyi bundan kurtarma ise, askeriyeye girme çabaları telaffuz edilmeyen ama kabul edemedikleri laiklik gibi hassas konularda niyetlerinin o kadar basit ve saf olmadığını gösteriyor.

    Sivil örgütlenmesini ne yazık ki sağlıklı şekilde gerçekleştirememiş Türkiye’de, askerlik kurumu olmasaydı bugün hayalini kurdukları İslam Devletini tesis etmiş olacaklardı.

    Benim gözlemim şu anda Türkiye’de Fethullahçılar ile askerler arasında gizli bir satranç oynanıyor. Cemaatin askere bakışı bellidir. Askerliği her fırsatta övdükleri halde büyümeleri önünde tek engelin askerlik kurumu olduğunun farkındalar.

    İstihbarat kaynaklarının bunları öğrenmesi ve çok iyi değerlendirmesi lazım.

    Diğer önemli bir unsur da gençliğini, üniversite yıllarını cemaatle geçirmiş, ancak daha sonra cemaatten aktif olarak ayrılmış bir sürü insanın örgüte karşı negatif bakışlara sahip olmaya başlamasıdır. Çünkü bu insanlar 10 sene sonra örgütün değişmeye başladığına şahit olmuş, geçmişte kendilerine söylenen şeylerin bugün geçersiz kılındığını görmüşlerdir.

    10 sene önce bir örgüt mensubunun bir kız arkadaş edinmesi hayal bile edilemezken, bugün bu konuda fetva vermektedirler. Değişik ilkelere sahip bir örgütten de insanlar kuşku duymaya başlıyor ve baştakinin samimiyetinden şüphe etmeye başlıyorlar.

    Şahsi görgüm, örgüt Türkiye’de tabii sınırlarını zorlamış ve anti tezi ile yani laik kesimle gerek içtimai hayatta, gerekse iş dünyasında yüz yüze gelmiştir.

    Yakın geçmişte Refah Partisi ve yandaşlarının uğradığı akıbetten ders alarak radikal davranışların ne zararlar getirdiğini görmüş ve Fethullah GÜLEN’in sık sık tekrarladığı hoşgörü felsefesini ve politikasını cemaatin amblemi olarak nazara vermiştir.

    Araştırma ve analiz yetisinden yoksun Türk Halkı ve küçük burjuvazisi bu maskeye hemen inanıyor ve çabuk verilmiş kararlarla “Ilıman İslam” olarak gördükleri örgütü destekliyorlar. Ama örgütün diğer bütün dinci örgütlerden daha akıllı olduğundan ve artık güce ulaşana kadar bu hoşgörü maskesini taktıklarının farkında değillerdir.

    Fethullah GÜLEN’in ölümü cemaatte şüphesiz ki önemli bir boşluğa yol açacaktır. Çünkü cemaatin her ferdi hissi bir rabıta ile liderlerine bağlıdır. Ama sahip oldukları maddesel güçle çıkar, örgütü hayatta tutmaya yeterlidir. Bu konuda sivil örgütlerin ve askerlik kurumunun politikalar üretmesi gerektiğine inanıyorum. Örgüt demokratik ortam içinde eritilme potansiyeline sahiptir.

    Gülen sonrası cemaat parçalanabilir ve siyasal bir güç olma yolu tıkanabilir.

    Örgütün politikalarına karşı ancak politika üretilerek karşılık verileceğine inanıyorum. Birinci politika, örgütü Türk kamuoyunda mercek altına almaktır. Fethullah GÜLEN ve izleyenleri sistemli bir şekilde cemaati ve hedeflerine kamuoyunda tartışmaktan kaçınmakta, ya kendileri ne istediklerini bilmemekte ya da ne istediklerini telaffuz etmemektedirler.

    Devlet televizyonlarında ve laik medyada programlar hazırlanmalıdır. Sadece öğrencilere karşı olan faaliyetlerde kullandıkları sinsi metodlara bile Türk Ebeveynlerinin tepki vereceğine inanıyorum.

    İkinci olarak istihbarat konularında ne kadar uğraşılsa azdır. Örgütün bir sonraki adımının bilinmesi lazım.

    Örgüt içindeki hesaplaşmalar ve rant kavgaları basına yansıtılabilir.

    Fethullah GÜLEN’in her kaseti o kadar masum değildir. Bunlar televizyonlarda yayınlatılabilir. Öncesi, 1980 öncesi kaydedilmiş kasetler çok daha radikaldir.
    41 dakika önce güncellendi • Yorum Yap •BeğenBeğenmekten Vazgeç • Notu Şikayet Et

  12. ayşeon 15 Eki 2011 at 14:35

    selamün aleyküm hocam size bir soru soracaktım organ bağışı iyi yada kötü bilmeden herkese verilebilir mi?

  13. ayşeon 15 Eki 2011 at 14:38

    selemün aleyküm hocam size bir sorum olacaktı organ bağışında iyi veya kötü olup olmadığını bilmeden organ verilirse bize de günah veya sevap alırmıyız

Trackback URI | Comments RSS

Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.