Ara 15 2010

Zamanlamasından Planlamasına Bilinçaltı Eğitimi

Published by at 00:08 under Ercan HARMANCI

yazdır / print

Zamanlamasından Planlamasına Bilinçaltı Eğitimi

Ercan HARMANCI

Eğitim kavramı, kökleri insanlığın ilk günlerine kadar uzanan kavramların başında gelmektedir. Eğitimin iki yansıması vardır. Eğitilmiş birey ve eğitilmiş toplum. Bulunduğunuz zaman ve mekânda huzur istiyorsanız bu ikisi için çalışmalısınız. Eğitim bir süreçtir. Eğitim süreci ehil kişiler tarafından doğru bir şekilde yürütülmelidir. Tüm toplumlarda “Eğitime ya da eğitmeye ne zaman başlamalıyız?” sorusu asırlardır hem ehil olanlar hem de ehil olmayanlar tarafından tartışıla gelmiştir.

Sürecin sağlıklı işleyebilmesinin en önemli ön koşul doğru zamanda başlanılmasıdır. Zamanından önce ya da zamanından sonra başlatılan süreçler hep hüsranla sonuçlanır. Bu süreç birçok toplumlarda yıllarla aylarla ifade edilir. Kimisi için bu 3 yaştır kimisi için 5 yaştır kimisi için de bu süreci çocuk belirlemelidir şeklindedir. İslam kültüründe bu süreç sayılarla değil kavramlarla belirlenir. İslam’a göre bu süreç anne rahminde başlar ve musalla taşında sona erer. Bireylerin ve toplumların eğitilmesini zora sokan iki temel düşünce akımı vardır. Bunların ilki her şeyi somutluk ilkesine göre temellendiren Deneyselcilik diğeri ise Liberalizm başka bir ifade ile özgürlük çığırtkanlığıdır.

Deneyselciliğin ve Liberalizmin temel işlevi bireyleri ve toplumları kutsal olanlardan dezenfekte etmektir. Deneyselcilik insanların zihnini kutsal olandan dezenfekte ederken Liberalizm ise kalplerimizi kutsal olandan dezenfekte etmektedir. Dezenfekte kelimesini kullanıyorum çünkü kutsal olanı bireylerden ve toplumlardan uzaklaştırmazsanız hayatları yok olur argümanını savunmaktadırlar.

Dikkat ederseniz modern dünyada eğitim sürecini belirlerken insanlar bu iki düşünce eksenli delillendirmelerde bulunuyorlar. Eğitim süreci ile öğretim sürecini birlikte başlatmak tatlı ile tuzluyu birlikte yemeye benzer… Sonuç işlevsellik kazanılmadan direk boşaltım sistemi devreye girer. Bugün okulu bir sisteme benzetecek olursak ilk aklıma gelen sistem boşaltım sitemidir. Eğitim süreci olgunlaşmadan öğretimin dayatılması öğrencileri ötekileştirmektedir. Ötekileşen birey ve toplumların ilk sorduğu “neden?” içselleştirebilmiş birey ve toplumların ilk sorduğu ise “nasıl?” sorularıdır. Okullarda her geçen gün “neden?” diyen öğrenciler çığ gibi büyümektedir. Liberalizm de olayın vahamiyetini tahmin ettiği için sürekli Liberalizmin başarısını kutlamaktadır. Eğitim kurumlara sığmaz ama öğretim yapıldığına kendilerini inandırmaya çalışanlar sürekli etkinlikler yaparak kendilerini tatmin etmeye çalışmaktadırlar.

Eğitim işlevselliğini kaybetsin ve murat ettikleri olsun diye deneyselci yaklaşımın ilk itirazı “çocuk ne anlar” itirazıdır. Bu itiraz çocukların zihnin zorlanması karşısında onların zarar görmelerini istemek gibi masum bir sebeple ilgili değildir. Çocuklar ergen oluncaya kadar kutsal olandan uzaklaştırma isteği ile açıklanabilir. Ergenlik aşamasına gelen çocuklar Liberalizmin kolları arasındadır. Aileler ya sorumluktan kurtulmanın rahatlığıyla Liberalizm mekânlarına sponsorluk yapacaklardır. Ya da o Liberalizmin elinden çocuklarını almaya çalışacaklardır. Geç kaldıklarını çocuklardan aldıkları “siz bana karışamazsınız, istediğimi yaparım!”itirazıyla anlayacaklardır. Bu itirazın örtük mesajı “bugüne kadar neredeydiniz?” mesajıdır. Haksızda sayılmazlar…

Kimse baş belası çocuk istemez. Kimsenin hayali çocuklarım bana sorun çıkarsa da bende onlarla gece gündüz uğraşsam olamaz. Diğer yandan hiçbir çocuk ben nasıl yaparımda ailemden uzaklaşırım hesabı yapmaz. Ama demeyin… İstisnalar Rabbin takdiridir…

Bilimsel gelişmeler onları çocuğun anne karnında iken etkilendiği sonucuna götürse de yüksek sesle “sigara içmeyin çocuklarınız etkilenir” deseler de… Bir sabinin kulağına ezan okuyan eğitimciye yaka kartlarını göstererek “çocuk ne anlayacak” demektedirler. Öğretim bilinçsel bir süreçtir eğitim ise bilinçaltı bir süreçtir. Öğretim açıklanır, açıklama ister; eğitim ise açıklanamaz inanılması gerekir.

Öğretim bir yarıştır zorlandığınızda ya da yarış meşruluğunu yitirdiğinde vazgeçebilirsiniz kaybedeceğiniz sizin olması ihtimallere dayalı bir ödüldür. Oysa eğitim bir sürek avıdır. Vazgeçerseniz hayatınız tehlikeye girer… Öğretim ötekiler içindir tıpkı bir yarış gibi ama eğitim kendiniz içindir…

Okullar eğitim mekânları değildir öğretim mekânlarıdır. Zira eğitim mekânla ve zamanla sınırlandırılamaz. Okullardan eğitim beklemek kasaptan ameliyat yapmasını beklemek gibidir. Eğitimi ehil insanlar yakmalıdır derken profesyollerin yapmasını kast etmiyorum. Eğitime en ehil kişiler anne babalardır. Evet, çocuğa matematik ya da bir dil öğretmek bir profesyonelin işidir ama çocuğu eğitmek anne babanın asıl işidir.

Öğretim yarın içindir. Eğitim ise yarını olmayan bir gelecek içindir. Yarın için bilinçsel süreçlere gelecek içinse bilinçaltımıza ihtiyaç duyarız. Burada bilinçaltı kavramını S.Freud’un bastırılmış duygu ve düşüncelerin biriktirildiği alan olarak düşünmenizi istemiyorum. Açıklanabilenler, bilebileceklerim alanına bilinçsel alan; açıklanılamayacak ancak inanılması gereken alanı da bilinçaltı alan olarak kabul ediyor ve düşüncelerimi bu eksen üzerinde devam ettirmek istiyorum. Zaten inandıklarımız açıklayamadıklarımızdır. Hakikatler birer paradokstur aslında siz açıklayabileceklerinize inanamazsınız açıklanabileler beraberinde sorgulanmayı getirir sorgulama ise inanmayı yok eder. Bir şey sorgulanılabiliniyorsa düşüncedir yine bir şey sorgulanamıyorsa dindir. Bu süreçte bazen düşünceler dinleşir bazen de dinler düşünceye dönüşür.

Erken dönemde çocuklara öğretilen ya da özendirilen kritik düşünme ya da eleştirel düşünme dinin düşünceye dönüştürülmesini hızlandırma etkinlikleridir. Özgürüm ve eleştirebilirim diyen bir öğrenciye öğretemezsinizde… Eğitim sürecinde sorgulamaya yer yoktur. İlim edeb ile başlar kadim kuraldır. Edeb varsa cezada vardır. Liberalizmin “ bırakın yapsınlar bırakın geçsinler” kuralı kargaşadan nemalanmak içindir. Hiçbir akıl sağlığı normal olan insan diğer insan iyi olsun diye şiddet uygulamaz ama ceza ve mükâfat vermezseniz iyi insanlar, sağlıklı toplumlar meydana getiremezsiniz. Dünyanın tüm dinlerinde ceza vardır. Ceza zevk almak için değil düzen sağlamak için verilir. Ceza vermeyen bir eğitimci olamaz olsa olsa bir öğretmen olur. Ceza vermemenin örtük mesajı “ne halin varsa gör, umurumda değilsin” demektir. Ceza vermemek kişinin yabancılaşması ve karşısındaki kişinin de ötekileşmesidir. Kısacası duyarsızlaşmadır…

Allah resulü doğan çocuğun kulağına ezan okuyun diyorsa J.Loke’i değil Allah resulünü dinleyeceksin. Eğitim de kademe kademedir. Her yaşın ayrı sorumlulukları vardır. Beş yaşında çocuk namaz kılmıyor diye ceza verirsen bu senin egondur. Ama 12 yaşına gelmiş çocuğa da namaz kılmadığı için ceza vermezsen bunun sevabını da Hümanizm’den bekleyeceksin. Çünkü Allah resulü bana bir metot gösterdiyse sorgulama hakkım yok. Yarın hesap günü çocuklarımızın yanlış eğitilmesinden en çok biz sorumlu tutulacağız o zaman çocuklarımızı eğitirken ölçümüz ne formel sistem olmalıdır ne de toplum… “Ya ne olmalıdır?” derseniz… Kime hesap verecekseniz ölçünüz o olmalıdır.

Sivil eğitim sadece bireyin değil sivillerin yani toplumun sorumluluğunu taşıma bilinci kazandırır. Sivil eğitim ne denenmemiş belirsizliler ne de denenip terk edilmiş yanlışlar üzerine kuruludur. Sivil eğitim, bireylerin zekâsının ürünü değil Rahmanın Resulü aracılığıyla bizden istedikleri hakikatler üzerine kuruludur. Sivil eğitim formel eğitimin yetersiz kaldığı alanları doldurmak için vardır. Sivil eğitimde iki temel ders vardır. İlki İyi Bir Kul Nasıl Olunur? ve Hayırlı Bir Ümmet Nasıl Olunur?”dersleridir. Kimse dersin başlaması için zilin çalmasını beklemesin ders başlayalı çok oldu zil değil de belki Sur’a da yakında üflenebilir. Sur’a üflenince herkes dersini almış olacak…

No responses yet

Trackback URI | Comments RSS

Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.