Ağu 14 2009

Küreselleşen Kürt Burjuvazisi ve Aristokrasisi…

Published by at 02:00 under Ahmet FİDAN (Yrd.Doç.Dr.)

yazdır / print

Küreselleşen Kürt Burjuvazisi ve Aristokrasisi Kime Hizmet Ediyor?

Dün reel politikte Kürt açılımının ulusal bazda kazanan ve kaybeden taraflarını dile getirmiştik. Ne var ki, açılımı ortaya koyarken Kürt toplumunun iç dinamiklerine yeterince değinememiştik. Bu  konuda iç dinamiklerden  en başta gelen unsurun Kürt burjuvazisinin ve aristokrasisinin olduğunu belirtmek gerek.

Sorunsalın Tarihsel Açıdan Kaynağı:

Yarım yüzyıla yakın bir zamandır Türkiye’de “Kürt sorunu” konuşulmuş ve “Kürt sorunu vardır” argümanı Kürt olan olmayan insanlar arasında özellikle de göbeği şer güçlerle kesilmiş aydınlar tarafından dile getirilmekteydi.

Durum bunca zaman içinde o kadar kaşındı ki, özellikle Orta Anadolu’nun öyle pek ülkücü filan olmayıp ta milliyetçi, vatana millete duyarlı önemli bir nüfus kitlesi de, bu ülkede “Türk sorunu” diğer tabirle Beyaz Türkler sorunu olduğunu dile getirmeye başladılar.

Bir kere Türkiye’nin Kürt sorunu olduğu kadar, Türk sorunu, daha doğrusu Beyaz Türkler sorunu da vardır. PKK bu Beyaz Türkler sorununun önemli ölçüde bir sonucu sayılabilir. Çünkü PKK ne Diyarbakır’da ne de Erbil’de, bizzat Ankara’da kurulmuştur!

Beyaz Türkler diğer tabirle Sabetayist Yahudiler,  Cumhuriyetin kuruluşunun ilk yıllarında var olan güçlerini kaybettiklerinden dolayı ülke yönetimini elinde tutma noktasında beka sorunu yaşamaya başladılar. Böylece, Türkiye’yi Avrupa Birliği üyesi yapıp durumunu garantiye almak istemekteler.

Ne var ki, Türkiye’nin bir bütün halinde Avrupa Birliği üyesi olması, yönetilmesi kadar zor ve sorunlu bir durumdur. Bu yüzden Türkiye’nin bölünerek yalnızca batısı, AB ye alınmak isteniyor. Tıpkı Sevr deki çizginin batı bölümü şeklinde.

Öte taraftan tarihe bir göz attığımızda ne Selçuklu devletinin ne de son bir buçuk yüzyıllık dönem hariç Osmanlı’nın belirgin bir Türkçülük, veya Türklük kaygısı olmamıştır. Çünkü hem Selçuklu hem Osmanlı padişahları, “cihangir” sıfatını yaşamaktaydılar. Çünkü Selçuklu ve Osmanlı padişahları cihangirdi; bölücülük ne kelime dünyayı yönetmek istiyorlardı.

Avrupa Başkentlerinde okuyan hemen hemen  tamamıyla Sabetayist Yahudilerden oluşan Jöntürkler sözde ulus devleti çıkarma argümanıyla Osmanlı İmparatorluğunu iç etmişlerdir.

Kürt Burjuvazisi veya Aristokrasisi Çözümün Neresinde?

Bir taraftan ekonomik kazanç uman, bir taraftan da iktidarı elinde tutmak isteyen Kürt burjuvazisi, otuz yılı aşkın bir zaman içinde kaos (karmaşa) ortamında bile kendi gelir veya kazanç düzenini kurmuştu. Ne var ki, bu düzen legaliteyle (meşruiyetle çok ta fazla örtüşmeyen bir düzendi. Ve zaman içinde dönen ekonomik sirkülasyon, illegalite sınırını aşmaya başladı ve yeni meşru düzen arayışlarını zorunlu hale getirdi.

Bu zorunlu hale gelme süreci, dış şer güçlerin çıkarlarıyla da birleşince, ülkenin doğu kesiminin ekonomisini ve refahını düzeltmeye niyetlenen ve bundan uzun süreli siyasal taban oluşturmayı diğer koltuğuna koyan iktidar böylesi bir girişime başlamış oldu.

Son yarım yüzyıl içinde açık veya örtülü Kürt burjuvazisi oluşmuş, büyük kentlerin çok önemli noktalarını kontrol etmeye başlamışlardı. Mukaddesatçı kimliği belirgin olan Kürt burjuvazi, kendi sağlam zeminini oluşturmaya çalışırken, kozmoza inanan burjuvazi ise, [BİLEREK VEYA BİLMEYEREK] Beyaz Türkler’in ve Emperyalist güçlerin oyuncağı oturmuştur.

Kasr-ı Kanco’nun aristokrat beyi Ahmet TÜRK, Sedat BUCAK, Egemen BAĞIŞ,  Abdülmelik FIRAT, Dengir Mir Mehmet FIRAT vb. kürt burjuvaları ve aristokratları, bu bağlamda çözümün içindeler. Tabi burada olaya biraz dinsel açıdan bakmak gerek. Zira din hem milliyetçiliği minimize eder, hem de vatan sevgisini imandan kabul eder.

Bu burjuvazinin veya Aristokratların dinle olan özde  samimiyetlerini bilemeyiz. Fakat sözdeki icraatlarına göre, dinsel duygulara fazlaca atıf yapanların AK Parti’nin açılımının bir parçası olduğunu görürken, dinsel duygularla birebir ilintisi olmayan aristokratların ise, bu açılımı bir tuzağa dönüştürüp süreçten bir devlet doğurup o devletin iktidarını oluşturacak kabine üyesi olmanın hesaplarını yapmaktalar. AK Parti ise, bu mecrayı önceden bildiğinden dolayı oyunun senaryosunu [KİM NE DERSE DESİN] bütünlükten yana yazmak istemektedir.

Sürecin Gerginliği, (Enerji Boşaltımı Sonucu) Yeni ve İstenen Dengeyi Sağlayabilir mi?

Gelinen son noktada, ulusalcı Türkler ile ulusalcı Kürtler taviz alıp verme mücadelesi içine girerken muhafazakâr demokrat (ılımlı İslamcı) AK Parti iktidarı da arabuluculuk yapmakta. Doğu’nun bayındır hale getirilmesi, ekonomik olarak kalkındırılması niyetiyle çıkılan yolda radikal Türkçüler ile radikal Kürtçüler sınır çizme veya belirleme noktasına gelmişlerdir. Ki bu mitoz bölünme arifesinin herkes farkına varmalıdır.

Sürecin bir de alışkanlık yapma, yalama yapma boyutu bulunmaktadır. Kürt açılımı ile, PKK ve de önemli ölçüde uzantısı DTP bunlarla yetinmeyip hep daha fazlasını isteyeceklerdir. Çünkü biri silahsız diğeri silahlı olsa da ikisi de zihniyet itibariyle Marksist ve materyalisttir yani dinsiz ve inkârcıdır. Allah’a değil kozmosa inanan bu azınlığın Müslüman Kürtlerin temsilciliğini yürüttüğünü zannetmeleri  ise apayrı bir handikaptır.

Sürecin bir diğer ilginç tarafı ise, sabetaist beyaz Türkler ile ulusalcı Kürtlerin ödünleşmelerinden doğan psikososyal ortamın iki ayrı uç noktadaki gerginliğinin artmasının özde bir menfaat birliği üzerine oturmasıdır. Yani tarafların her biri gerilimin artmasını istemektedir. İktidar da,  İslamcı söylemi, Kürt vükelası (milletvekilleri), sözde veya özde milliyetçi maneviyatçı yaklaşımı ile gerilimi azaltarak sorunu çözmek istemektedir.

Ancak egemen küresel emperyalist güçler, “sorunu çözme“yi gerilimi artırmak ve mitoz bölünmeyi sağlamak için isterlerken, iktidar ise, siyasal rant amaçlı gibi de görülse sorunu çözmek için gerilimi azaltmaya çalışmakta.

Bir kısım çıkar sahipleri ve bu çıkar sahiplerinin uzantıları, kalabalıkları, güruhları, cemaatleri, tayfaları hangi kaynaktan ne şekilde beslenirse beslensin, kronikleşmiş sorunun çözülmesinin altında buzağı aramakta, hatta buzağıyı bizzat yerleştirmek istemektedirler.

Nihai olarak, her zaman ne şekilde olursa olsun, bir sorun varsa o sorunun çözümüne ilişkin ne tür girişim yapılırsa yapılısın her birey kendi ölçüsünde buna destek olmalıdır. Tabi eğer bu birey  sağlıklı noktalardan enformasyon alan ve ülke için “erdemli” bir vatan evladı ise.

Not:

Bu yazı, www.bilgiagi.net, www.timeturk.com, www.bilgievreni.com, www.kamudanhaber.com, www.haberanaliz.net, www.siyasalforum.net, www.gunesgazetesi.netwww.gercekgazete.web.tr, ile, Gerçek Gazete, Balıkesir Demokrat, Güney Marmara Yaşam ve Fatsa Güneş gazetelerinde yayınlanmaktadır. Yazarın izni olmaksızın başka hiçbir yayın organında kaynak veya dipnot göstermeksizin kısmen veya tamamen alınamaz, çoğaltılamaz.

One response so far

One Response to “Küreselleşen Kürt Burjuvazisi ve Aristokrasisi…”

  1. Halil DAĞon 14 Ağu 2009 at 09:43

    Sayın Hocam,
    Dilim döndüğünce bir kaç küçük katkı yapmak istiyorum.
    Bir kere bilinmesi gereken ilk şey;
    Kürtlerin anayasal bakımdan sizden ya da benden hiç bir eksiğinin olmadığıdır. Eksiği var diyen art niyetlidir. Dilimi falan konuşamıyorum diyorsa o zaman sıkıyorsa gitsinler o kendilerini bizden çok sevdiğini sandıkları Fransa’da Almanya’da Kürtçeyi resmi dil ilan ettirsinler. Ne de olsa orada da yeterince Kürt var.
    Bu arada şu çok iyi bilinmeli ki, bir Kürt Türkiye’nin istisnasız her yerinde iş kurabilir, çalışabilir ya da yerleşebilir. Bugüne kadar buna muhalif bir tane bile örnek yoktur. Ama ben bir Türk olarak doğuda bir çok yere giremem bile. Ki asker bile konvoy gibi olağanüstü güvenlik çabalarıyla görev yerine gider ya da gelir. Sivil halkın arasına da karışamayız. Ki batıya göçen Kürtlerin olduğu yerlere bile bizlerin gidip girmesi çok zaman mümkün değildir.
    Peki şimdi bu ülkede özgürlük sorunu olan kim? Kürtler mi ben miyim?
    Bu açıdan artık açıkça söylemek gerekiyor ki birileri çok olmaya başladı…
    Biz Türk milletinin asli unsurları olarak bu durumu çok fazla sineye çekemeyeceğimizi artık ortaya koyarsak şu bilinmeli ki bu topraklarda taş üstüne taş kalmaz. Onun için herkes elindekinin kıymetini bilmeli. Yoksa birilerinin gazına gelip de şımardığımızda elimizdekinden de oluruz. Ki Kürtler kendilerini şu an bu riskin içine atmış durumdalar. Seçim kendilerinin artık.
    Kürt Aristokrasisine gelince;
    Bilinir ki yeni devlet yani Cumhuriyet bir konsensüsle kurulmştur. Bu konsensüsün adı Kuvayı Milliyedir. Kuvayi Milliye genel olarak bölgesel iktidar sahiplerinin tehlikeye düşen iktidarlarını kurtarmak için bir araya gelerek oluşturdukları bir savunma hattıdır. Sonuçta bu savunma mekanizması askeri mekanizmalarla birleştirilerek yeni devletin kuruluşu sağlanmıştır.
    Devletin resmi sıfatı tayin edilirken de demokratik cumhuriyet kavramıyla bu organizasyonu sağlayan yerel iktidar sahipleri siyasetin içine alınarak meşrulaştırılmıştır.
    Adına eşraf dediğimiz bu yerel iktidarların batıda olanı dış dünyanın nimetlerini Kürt eşrafından daha erken farkettiği için devletle olan göbek bağını daha erken bir zamanda koparmış ve doğrudan merkezi iktidara sahip olmuştur. Menderes bir çiftlik ağası olarak bu yerelden merkeze geçişin sembolüdür.
    Daha fakir bölgelerin Kürt kimlikli eşrafı ise Cumhuriyetle pekiştirilen konumunu uzun süredir korumuş, bilgisiz cahil bıraktığı gelişimini engellediği halk üzerindeki feodal sömürüsünü bugüne kadar sürdürmüştür. Türkiye’de hala bir feodal ağalık sisteminin devam etmesi bu eşraf kesiminin devletle olan ortaklığının eseridir. Hala da sürüp gidiyor olması siyasi iktidarların bölgedeki en önemli meşruiyet dayanağıdır ve aynı zamanda sonucudur. Bu bir geri beslemedir. Aksi iddia edilemez. Çünkü hangi parti iktidara gelirse gelsin bölge insanından kendi siyasetine dahil ettiği kişiler hep de bu eşraf takımındandır. Kinyas Ağa ile başlayan Devlet-Kürt Eşrafı ortaklığı bugün de sizin saydığınız isimler ve benzer diğer isimlerle sürüp gitmektedir.
    Ancak bugün geçmişin ortaklık biçiminden farklı oluşumlar söz konusu olduğu için Kürt Eşrafı (Feodal Ağaları)merkezi otorite ile yollarını ayırmak istemektedir.
    Olay her ne kadar petrol paylaşımı ve Büyük İsrail çerçevesinde değerlendirilse de bölgedeki asıl sorun “Fırat ve Dicle Su Havzası” ve bu çerçevede ortaya çıkan “Su Sorunu”dur.
    Önümüzdeki yüzyıl içinde bölgenin paylaşımı sorun olacak asıl metası “SU”dur. Petrol ne de olsa zaten batının elindedir. Bunda bir sorun yoktur. Ancak su öyle değildir.
    Çünkü su bölgenin olduğu kadar Avrupa’nın da gelecekteki önemli bir kaynak sorunudur ve petrol ya da diğer materyaller gibi “ikame” edilmesi mümkün değildir.
    Avrupa Birliğinin Türkiye’ye dayattığı Uyum Hikayelerinin satır aralarına iyi bakarsak şunu çok net görürüz: Fırat ve Dicle Havzasının uzantısı olan bölgelerin ve toprakların yönetimi uluslararası bir konsorsiyuma bırakılacaktır hükmünü görürüz. Ayırca bu “Zart Zurt Meseleleri”nin gürültüsünden ayıkıp da kulağımızı Irak tarafına çevirebilirsek, Irak Yönetiminin de son zamanlarda, zaten sorunlu olan bu su mevzusunda sesini yükselttiğini göreceğiz.
    Kürtler bu bağlamda devlet mevlet olamaz. Kim kaybetmiş ki Kürtler bulsun. O kadar kolay yedirirler mi?
    Benim fikrim şu; Kürtler farkına varmadan hem sabrımızı zorluyorlar hem de ekmek yediği çanağa pisliyor.
    Şu an sadece bir gerçek var;
    Amerika Çin-Rusya-Hindistan-Pakistan gibi aktörler üzerinden Avrasya haritasını yeniden biçimlemeye çalışırken sömürgeci Avrupa da AB Hikayeleri ile “münhasır ekonomik alanlarını” Basra Körfezi’ne kadar genişletmeye çalışmaktadır.
    Tıpkı yüzyıl önce Almanların Bağdat’a kadar demiryolu döşemek istemesi gibi bugün de Almanya ve Fransa önderliğindeki Avrupa Basra Körfezine kadar sınırlarını genişletmek istemektedir.

    Mesele, yeniden şekillenen haritalar ve büyüklerin tehlike çanları çalan ihtiyaçlarını karşılama meselesinden ibarettir.
    Yoksa kime ne Kürt’ün ya da Türk’ün anayasal ya da bilmem ne haklarından. Avrupalıya sorsunlar bakalım: Kürt’ün kaçı kaç paraymış?
    Kürtlerin gecikmeksizin aklını başına toplayarak ekmek yedikleri sofraya ihtiram etmesi gerekmektedir. Aksi durumda gidişatı hiç iyi görmüyorum…

Trackback URI | Comments RSS

Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.