May 26 2009

Bankaları Önce Fırçala Sonra Onlara Borçlan..

Published by at 00:01 under Dilek GAPPİ

yazdır / print
Türkiye’nin 2008 yılında ilk dört ayda bütçe açığı 5.4 milyar TL’ydı, 2009 yılının ilk dört ayında bu açık 20 milyar TL’ye yükseldi.

“Krize karşı sıkı bütçe uygulamasından taviz verin, kamu harcamalarını artırın” şeklindeki yaklaşımlara kulağını tıkamış görünen Hükümet bu rakamlara göre aslında “sıkı taviz” vermiş. Ancak aynı süreçte kamu yatırımlarında artış olmadığına göre bütçeden tavizin yerel seçimlere yönelik kullanıldığı ortada.

Rakamlara bakıyoruz açığı yaratan en önemli kalemi yüzde 37’lik artışla cari transferler oluşturmuş; Yeşil kartın da içinde bulunduğu Sağlık ve sosyal yardım harcamaları, sosyal güvenlik kuruluşları açıkları ilk 4 ayda 5.3 milyar TL artmış. Vergi payı olarak mahalli idarelere ise 5 milyar TL verilmiş.

Üstelik bu dönemde vergi gelirlerinde de yüzde 4 azalma yaşandı. Sonuçta bu durumda bütçe açığı, milli gelirin yüzde 6’sını aşacağa benziyor.

Şimdi ne olacak ?

*******

Şüphesiz bundan sonra bütçe açığının küçülmesinin tek çaresi devletin borçlanması.

Aksi takdirde vergi gelirlerinin artması ya da harcamaların kısılması gerekir ki; var olan koşullarda bunlar düşünülemez bile…

Sonuçta bütçe açığı bir şekilde devletin borçlanmasıyla kapatılacağına göre şu anda IMF’ye mi borçlanılacağı ya da bankalar eliyle borçlanmaya devam edilip edilemeyeceğinin hesapları yapılmaya başlandı. Hükümette “madem benzer şartlarda borçlanabiliyorum o zaman neden IMF’i kendi iç işleyişime karıştırayım” yaklaşımını sezmek mümkün.

Bu durum öncelikle merkez bankasının işini zorlaştıracak. Durgunluk dönemlerini değerlendirerek enflasyon hedefine doğru koşmaya başlayan Merkez Bankası, kendini tamamen yalnız hissedecek. Para politikasını gevşetse, enflasyon riski ortaya çıkacak, döviz kurları tırmanış eğilimine girecek. Para politikasını sıkılaştırsa bu kez de ekonomiyi küresel piyasalara göre yüksek faiz sarmalı altında bırakmakla suçlanacak.

*** 
Şimdi dönüyoruz madalyonun öbür yüzüne…

Karşı karşıya olduğumuz gerçek şu ki; devlet, önümüzdeki günlerde daha fazla bono ve tahvil satarak borçlanacaktır. Devletin satacağı bono ve tahvilin ana müşterisi ise bankalardır. 
Devlet yeniden bankaların gözdesi olmaya başlayacaktır.

Bu durumda bankaların reel sektöre yönelik kredileri artırmasını beklemek ne kadar gerçekçi ? Aksine, bankalar tüketiciden, üreticiden, yatırımcıdan parayı keserek devlete vereceklerdir. Siz istediğinizkadar bankalara kızın, parlayın.

Aslında döngüyü yine piyasalara yeterli güveni aşılayamayarak Hükümet oluşturmuş olacak.

*******

IMF ile anlaşabilir ya da anlaşmayabilirsiniz ama risklerini iyi görmek, önlemini iyi almak lazım. Köklü bir ekonomik program hazırlayabiliyorsanız ona göre yol alabilirsiniz.

Ama bu programı hazırlamadan nasılsa bir şekilde borçlanıyoruz” denilerek IMF kartı hep elde tutuluyorsa bunun zararını artan işsizler ordusu ve reel sektör çekiyor ve çekmeye de devam edecektir.

Ürettiğini akıncılara vermekten bıkan köylünün durmadan sefere çıkan Padişah için söylediği gibi “söyleyin ona, benim zürriyetime güvenerek fethe çıkmasın, halim kalmadı” demesi gibi, eğer IMF’e karşı alınacak tavrın acısını yine bu halk çekecekse söyleyin gerçekten hal kalmadı

No responses yet

Trackback URI | Comments RSS

Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.