Tem 29 2009

Dinazor Kurban Etmek Caiz midir?

Published by at 00:01 under Ramazan DOYUK

yazdır / print
Cumartesi minibüsle eve dönüyoruz,  sıcaktan bunalmış vaziyetteyiz,  tatilden dönmenin yorgunluğu,  rehaveti… Önümüzde oturan kadın gazete okuyor kendi kendine söyleniyor; beyaz saçlı 50 -60 yaş arası bir bey ayaktaydı, inen olunca gazete okuyan kadının yanına oturdu. Başladı anlatmaya… Oooo neler neler anlattı, “bunlar geldi böyle oldu”dan başlayıp “hey gidi günler heyyyy” diye devam eden  tek taraflı bir muhabbet. Kadın arasıra “hee hee” dese de beyimiz tek taraflı olarak anlatıyor, anlatıyor… Öyle bir tarzda da anlatıyor ki kibar biri en azından, yalan yanlış anlatsa da dinliyorum arkadan ben de. Bir yandan da çıkarımlarda bulunuyorum kendi kendime…

“World is change” devir orkların devri…  mi,  hobbitlerin mi,  insanların mı belli değil. Sonuç öyle olabilir ya da olmayabilir; bana öyle geliyor ki toplum dışı kalacak nesli azalıp tükenecek bir kuşağın temsilcisi idi beyimiz. Son nefesine kadar konuşacaktı, konuşacaklardı;  sadece konuşacaklar nefesleri bittiğinde temsil ettikleri düşünceler de bitecek ve yitecekti… Son denen şeyi bilemediğim/bilemediğimiz için, her söz, hareket, davranış, eylemin kendinden önceki ve sonraki ile sebep sonuç ilişkisi içinde olduğu… iyinin arkasından kötü gelebildiği, hayır gördüğümüzde şer, şer gördüğümüzde hayır olabildiği… bu sebeplerden hiçbir şeye iyi ya da kötü oldu demeden “öyle olması gerekiyordu” ve “öyle oldu” tevekkül halini takınmaya çalışıyorum kendi kendime. Dolayısıyla son nefesle nesillerinin bitecek olmasına, ortadan bir yerden bakmama rağmen üzülmekten de alamıyorum kendimi. İnsan eşya farketmez, hiçbirşeyi atmam saklarım; birileri müdahale etmezse, rahatlıkla içim dışım antika dükkanına ya da çöp eve dönüşmeye meyillidir. Bir gün gelir, lazım olur, bir işe yarar diye düşünürüm.

Yıllar önce tasarladığım bir projem vardı. Anadolu’da kurulan medeniyetlerin günümüze taşınması, yaşamaya devam etmeleri… Lidyalılar, Hititler, Urartular’dan başlayıp günümüze doğru gelen; genel karakteristiklerini yansıttıkları minik köycükler kasabacıklar… Bu yüzden çevremde gördüğüm herşeyi muhafaza etmeye eğilimliyim. Toplumun farklı kesimlerinden insanların da nesillerinin tükenmesini istemediğimi farkettim minibüs yolculuğu boyunca. Kızsam da bazen kendilerine, bana kalırsa var olmaya devam etsinler; koruma altına alınsınlar, doğal yaşam alanları oluşturulsun, müzeler kurulsun kendileri için…

Bir sonraki aşamada aklıma düşenler. Yahu… Tamam muhafaza edelim ama koruma yerine işi doğal seleksiyona mı bıraksak acaba? Kimdi o sakallı amca Marx mıydı doğal seleksiyon diyen yoksa Darwin amca mıydı? Sanırım Darwin’di evet evet Darwindi. Bir bildiği olabilir NETEKİM  “asmayalım da besleyelim mi?”

Dinazorların günümüzde yaşamaları gerektiğini düşündüm. Öyle ya onlar da bir zamanlar yaşıyorlardı, sevilemeyecek kadar büyüklerdi v.s. Yahuuu dedim tamam iki dinazor klonlasak, yaşasalar… Dinazor dediğinin de  türlü türlü çeşidi var. Şöööle en dinazorundan, en büyüğünden… Çoluk çocuk özlemi çekerler mi? Klonlanan dinazorlar üreyip çoğalabilirler mi? Akraba evliliği onlarda da zararlı mıdır? Amannn yaa zaten gıda savaşları başlayacak yakında bir de dinazorları nasıl besleyeceğiz… Etçil olanları var,  otçul olanları var…. Hıımmm. Şöyle en irisinden, en besilisinden… Tüm sülaleye, mahalleye, kasabaya, şehre yeter valla!!! Kaça alınır satılır ki bir dinazor, kurban pazarına çıkarsam… yok yok öyle internetten filan açık arttırmaya filan gelemem; alıcı ile el sıkışıcaz peygamber pazarlığı yapıcaz… Koç’tan, Sabancı’dan aşağısına da satmam valla… Dur bakıyımmmm… Dinazor kurban etmek caiz midir ?

No responses yet

Trackback URI | Comments RSS

Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.