Ağu 09 2009

Parmağım Kesikti; Sardım…

Published by at 00:02 under Ramazan DOYUK

yazdır / print
Bayram ya da seyran… cümbüş var, her yer kalabalık. Akın akın geliyor gidiyor insanlar bir yerden başka bir yere. Hem bayram hem de seyran… 

İnsanlar akıyor bir yerden başka bir yere… Geç kaldım; ama çok da geç değil. Başlamadı henüz birazdan başlayacak olan. Erken davrananlar doldurmuşlar alt katı. Geç kalanlar, erken gidecek olanlar değil de gençler, çocuklar çıkıyorlar ikinci kata. 

Alt kat… Düzenli gelenlerin, her gün gelenlerin, bir daha gelip gelemeyeceğini düşünenlerin yeri… ciddiyet aşağıdaysa; eğlence yukarıda… korku, endişe aşağıdaysa; sevinç yukarıda… ölüm aşağıdaysa; hayat yukarıda…Kural, nizam, kimin nerede oturacağı nasıl davranacağı aşağıda kaldı. Düzensizlik, karmaşa yukarıda… ne ki geç gelen, aşağıda olması gerekirken yukarı çıkanlarda var yukarıda. Şekil, kalıp, düzen taraftarları… iki arada kalanlar… Aşağıda düzene uymaktansa; yukarıda düzen sağlamaya çalışanlar… “laf ile dünyaya verir nizamat…” 

Parmağım kesikti, sardım; öyle girdim içeri. İçeri ve yukarı… Karmaşa kargaşa anında arada kaynar giderdi kesik parmağım. Umurumda bile değildi kesik olup olmaması… “Neden sarılıydı parmağım? Önemli bir şey var mıydı?” Sinirlendim birden… Önemli bir şey olup olmadığının sorulması… önemsiz bir şeyi önemli gösterdiğimi… göstermeye çalıştığımı… birinin belki de birilerinin öyle düşündüğünü… düşünebileceğini… düşündürdü bana. Birilerinin ne düşündüğü, ne düşünebileceği… bir şey düşünebilme ihtimali… neden bu kadar ilgilendiriyordu ki beni… 

Çıkardım bandajı… kanamaya başladı parmağım… yangın merdiveninden aşağıya inmeye başladım. Yukarıdan aşağıya, içerden dışarıya değil de; içerden dışarıya sonra dışarıdan dışarıya… yangından “mal” kaçırıyordum; yaralı kanayan parmağımı… suçluluk duygusuydu belki beni yangın merdivenine iten… önemsiz birşeyi önemli gösterme çabamın anlaşılması, önemsiz bir şeyi önemli göstermeye çalıştığımın düşünülmesi/ düşünülebilme ihtimalinin benim tarafımdan düşünülmesi… belki de önemliydi durum vakit kaybetmemeliydi. Yukarıdan aşağıya, içerden dışarıya yol almaktansa; içerden dışarıya, dışarıdan yukarıdan aşağıya ve yine dışarıya… daha kolay yol alınırdı… 

Dışarı çıktım… ama dışarlıklı değildim, ayakkabım kalmıştı içeride.. kapıdan kovulan bacadan girerse masallarda; yangın merdiveninden kaçan da girerdi kapıdan düşlerde. 

İlim yaymadan, ilim yaymayan biri ile karşılaştım ayakkabılıkta. İlim yaymadan, ilim yaymayan… ilmi kendine saklayan, kitap yüklü merkep, ilmiyle amel etmeyen, öğretmeyen, öğretemeyen… yani öğretmen…

 Geri döndürmeye çalıştı beni, geriye… geriye… içeriye ve yukarıya… dinlemedim onu… belki dinlerdim… belki… lakin onun derdi içeri girenlerleydi… içeri girenlere nizam verme, yol gösterme… dışarı çıkanlarla, dışarı kaçanlarla değil…

No responses yet

Trackback URI | Comments RSS

Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.