Ağu 20 2009

Sürdürülebilir Büyüme… Sürdürülebilir Verimlilik..

Published by at 00:04 under Halit SUİÇMEZ (Dr.)

yazdır / print
Ekonominin en temel göstergeleri; üretim, istihdam ve verimlilik’tir.

2002-2006 döneminde ekonomi reel olarak yıllık ortalama % 7,3 oranında büyümüştür. Toplam istihdam ise yıllık ortalama  % 0,7 oranında artmıştır.(TÜİK, 2009)

2009 yılındaki büyüme rakamının negatif olacağı( % – 6)öngörülmüştür.

2005 yılındaki değerlere 100 dersek;

2009 yılının ilk çeyreğinde üretim endeksi 85,9’ a; istihdam 95,4’e; verimlilik ise 90,9’a düşmüştür.(Kaynak; Dr. Halit Suiçmez, Verimlilik-İstihdam İlişkisi, 2009, sf; 51)

2005 yılına göre üretimde, çalışan sayısında ve emek verimliliğinde önemli gerilemeler bulunmaktadır.

1990’lı yıllar üretim, verimlilik ve teknolojik gelişme açısından “kayıp yıllar”dı.

2001 büyük krizinden sonraki yıllarda, 2002-2007 döneminde ise, büyüme ve verimlilik açısından göreli olarak daha olumlu sayılan bir dönem yaşanmıştır. Ancak bu büyüme istihdam yaratamamış, dolayısıyla işsizliğin azaltılmasında başarı sağlanamamıştır.

Şimdi geldiğimiz bu noktada temel soru şudur:

Son beş yıldır(2002-2007) yüksek düzeyde giden büyüme ve verimlilik döneminin sonuna mı geldik ve bundan sonra üretimi, istihdamı, verimliliği ve reel ücretleri nasıl arttıracağız?

Türkiye’nin 2002 sonrasında yakaladığı yüksek büyümede ülkeye giren dış sermayenin payı büyük olmuştur. Örneğin, 2002-2006 döneminde özel sektör makine teçhizat yatırımları yıllık ortalama yüzde 30 artış göstermiştir. Bu oran 2007’nin ilk çeyreğinde ise, yüzde 1,9’a gerilemiştir.(TÜSİAD, Aralık 2007, sf;14)

Yatırımlardaki bu yavaşlama ileride verimliliği ve istihdam artışlarını sınırlayacaktır.

Ülkemizde büyümenin bileşenlerine baktığımızda hiçbir dönemde net bir stratejiden söz edemiyoruz.

Son beş yıllık dönemde büyümede toplam faktör verimliliğinin önemli katkısı olduğu hesaplanmıştır. Toplam verimliliğin ise makroekonomik istikrardan kaynaklandığı öne sürülmektedir.(a.g.k. sf; 16)

Toplam verimliliğin büyümeye katkısının 2005’te yüzde 75, 2006’da yüzde 57 olduğu belirtilmekte; 2007’de ise yüzde 22’ye gerilediği tahmin edilmiştir.(a.g.k. sf; 16)

Yukarıda belirtilen kaynakta şunlar da söylenmiştir:

“…toplam faktör verimliliği artışlarının sürdürülmesinin zorluklarla karşılaşacağı düşünülmektedir. 2003 yılından beri ertelenmiş olan reformlar, verimlilik kaynaklı büyüme(altını ben çizdim)nin sınırlarına gelinmesine yol açmıştır…”

Çok önemli gördüğüm için aşağıdaki uzun alıntıyı da buraya alıyorum:

“…işgücü piyasasındaki katılıkların devam etmesi ve istihdam üzerindeki yükler,beşeri sermaye birikimine dayalı bir büyüme sürecini olanaklı kılmamaktadır.(not: beşeri sermayenin geliştirilmesi sadece işgücü piyasasına mı bağlı, yoksa olayın özü eğitimin kalitesiyle ilgili değil mi?) Diğer yandan, yurtiçi tasarrufların yetersizliği, mali piyasaların daha da derinleştirilmesi ihtiyacı ve reel faiz oranlarının hala yüksek olması, fiziki sermaye birikimini kısıtlayan faktörlerdir. Nitekim, özel sektör makine teçhizat yatırımları artışı 2007’nin ilk üç çeyreğinde % 1,9’a gerilemiştir. Bu  değerlendirmeler, 2007 boyunca görülen büyümedeki yavaşlama eğiliminin geçici olmadığını düşündürmektedir. Kaldı ki, DPT tarafından yapılan orta vadeli(2008-2010) planda da 2008-2010 döneminde ortalama büyüme hızı yüzde 5,6 olarak öngörülmekte; bu artışın % 22’sinin istihdam artışından kaynaklanacağı, toplam verimlilik ve sermaye stoku artışının da % 39 ile eşit katkı yapacağı hesaplanmaktadır.”(a.g.k. sf;16)

Bu uzun alıntı bize öz olarak şunu söylemektedir:

Büyüme ya faktörlerin miktarını arttırmaya ya da faktörlerin verimliliğini arttırmaya dayanır.

2003’den beri reformları yapamadık, öyleyse verimlilikte artış yapmamız zor.

Diğer yandan, işgücü piyasasını geliştiremedik, öyleyse insan gücüne dayalı bir büyüme yaratamayız. İç tasarruflar yetersiz olduğundan fiziksel sermaye birikimine dayalı yatırımlarda da zorlanmaktayız.

Bu durumda büyümenin ve verimliliğin sonuna geldik demektir.

Peki, bu zor noktadan nasıl çıkabileceğiz ve ileriye doğru gerçek bir atılımı nasıl sağlayabileceğiz?

Çıkış noktası…

Bu soruya doğru yanıt arayabilmek için ekonomideki tüm tarafların katkısının alınması gerekir.

Ortak bir büyüme-gelişme vizyonu çerçevesinde yeni program yapılmalı ve her kesim en üst düzeyde uygulanabilir politikalar ortaya koyabilmelidir.

Burada adı geçen vizyon, sosyal paydaşların katılımı ile yeni dönemin büyüme dinamiklerinin ne olacağını içermelidir.

Büyüme dinamikleri derken işsizliğin çok yüksek düzeyde olduğu ve istihdam odaklı bir üretim artışının zorunluluğu gözden uzak tutulmamalıdır.

Ayrıca kriz sonrasında yüksek katma değerli üretimlerin ve sektörlerin daha da öne geçeceği öngörülerek teknoloji ve verimlilik artışları üzerinde özellikle durulmalıdır.

Sonuçta dinamik verimlilik dediğimiz politikayı esas almak gerekli. Yani, bir yandan istihdam ve üretim; diğer yandan verimlilik, ücret, yatırım ve ihracat boyutlarını bir arada düşünen kapsamlı ve çok yönlü bir iktisat politikası oluşturmalıyız.

Bu politikanın verimlilik cephesi, istihdamı ve üretimi birlikte arttıran yani hem teknolojik gelişmeye hem de nitelikli ve vasıfsız işgücüne olanak veren bir yaklaşım içermelidir. Örneğin, sektörel istihdam esneklikleri bilinmeli ve uygulamada bu bilgilerden faydalanılmalıdır. Tarımdan çok büyük bir kitle şehirlere göç etmekte, sanayi bu insanlara iş verememektedir.

Bu yaklaşımın sektörel, bölgesel ve kurumsal şekillenmesi daha detaylı veri ve çalışmaları gerektirmektedir. Anlaşılan bu alanda daha çok çalışacağız…

4 responses so far

4 Responses to “Sürdürülebilir Büyüme… Sürdürülebilir Verimlilik..”

  1. ahmet fidanon 20 Ağu 2009 at 09:27

    Halit Bey. Felaket tellallığı yapmak istemem ama, aslında sadece Türkiye olarak değil dünya olarak ta bir çıkmaza mı giriyoruz yoksa.

    Siz işin içindesiniz. Son 50 yılın (yıllara göre) issizlik oranlarını incelemek gerek, vaziyeti görebilmek için.

    Teknolojik gelişmeler karşısında ve de üretim verimlilğindeki gittikçe artan oranlara karşılık, bu verimliliğin dinamik verimlilği sağlayamaması ile, KORKUNÇ SONA gidiliyor endişesi var sanki.

    Daha açık tabirle Teknolojinin boşa çıkardığı iş güçü, diğer sektörler veya alanlar tarafından massedilememekte, bu da gittikçe artan oranlı bir istihdam açağı doğurmaktadır.

    Bu nedenle istihdam eğilimleri açısından sonucu hiç iyi görmüyorum. Yoksa Küresel bir İstihdam Krizinin arifesinde miyiz? (Bu başlık ta bir yazı konusu gibi aslında)

    Umarım ve dilerim ki yanılıyorumdur. Son 50 yılın dünya işsizlik oranları konusunda bir veriye ulaştığınızda yorum olarak yazar mısınız!

    Teşekkür ve saygılarımla.

  2. Halit SUİÇMEZon 20 Ağu 2009 at 10:42

    Ahmet Bey, merhaba;

    Önce duyarlılığına ve konuya ilgine çok teşekkür ederim.
    Çünkü hem dünyanın hem de ülkemizin en temel ekonomik sorunu işsizlik ve istihdamdır.

    Ayrıca dikkat çektiğin noktalar son derece önemli..

    Çünkü, dediğin gibi; bu işsizlik ve istihdam konusunda dünya olarak da bir çıkmaza doğru gitmekteyiz.

    Teknoloji kısa dönemde işsizlik yaratabiliyor ama uzun dönemde yeni iş alanları açılmasına da olanak sağlayabiliyor. Ancak önemli olan net etki.. Yani kapattığı iş ile açtığı iş arasındaki net etki önemli..Henüz bunu bilmiyoruz..

    Fakat bizde teknolojik gelişmenin yarattığı işsizlik çok fazla değil. Türkiye’deki işsizlik esas olarak yapısal nedenlerden. Yani, sanayileşmenin yetersizliği,tarımdan göç, yüksek doğurganlık, ithalata dayanan büyüme politikası gibi..
    Son elli yılın işsizlik oranlarına bakacağım.
    Bugünkü işsizlik son on yılın (dünyada) rekorudur.

    Bu da dünyada küresel spekülatif finans sermayesine
    dayanan balon büyümenin sonucudur. Bunları ayrıntılı yazacağım.

    Sorduğun sorular ve dikkat çektiğin noktalar çok güzel.. Tekrar teşekkürler..

    sevgilerimle…halit

  3. Halil DAĞon 20 Ağu 2009 at 12:54

    Büyüme üzerine çalışan bir akademisyen olarak 2002-2007 arasında reel büyümenin varlığından bahsetmeniz doğrusu çok şaşırttı beni.
    TUİK marifetiyle bir gecede %32 büyümüş bir ekonomide hangi bilimsel objektivite ile reel büyümeden bahsedebiliyorsunuz ya da buna inanıyorsunuz. Bunu gerçekten yazılarınızı takip eden biri olarak esefle karşılıyorum.

    İyi bilirsiniz ki büyüme, yatırım ve istihdam ile ilişkili ve birbirinden korelatif olarak ayrılamayan değişkenlerdir. Her ne kadar bu korelasyonu belirli bir değerde sabitlemek mümkün değilse de birindeki ilerlemenin diğerini de arkasında az da olsa sürüklemesi bu ilişkinin olmazsa olmaz koşuludur.

    Hele de ekonomik büyümenin spekülatif göstergelerin yarattığı şişmelere endekslendiği bir ekonomide büyümeden bahsetmek -iyi niyetinizi tenzih ederim ama- düpedüz sahtekarlıktır. Ülkemiz idareleri yıllardır bunu yapmaktadırlar ve bir babayiğit bilim adamı çıkıp da siz bu milleti hangi hakla kandırıyorsunuz diyemiyor ve bunu ispat yeteneğini gösteremiyor.

    Maalesef ki iktisat bilimi kendisini topyekün siyasetçilerin yalanlarına ve hırsızlıklarına meşruiyet kazandırmaya adamış durumdadır.
    Her ne kadar yazınızın devamında var olduğu iddia edilen büyümenin spekülatif kaynaklı olduğunu izah etmişseniz de sonuçta reel bir büyümenin varlığına ikna olmuş olmanız -benim naçiz nazarımda- tüm diğer değerli görüşlerinizi anlamsızlaştırıyor.

    Ayrıca bölüşümü yeniden düzenlemeyen, asıl tüketici olan emek kesimlerini gelir bölüşümünde gözetmeyen her türlü ekonomik teori pür kapitalist olmaya ve politik hırsızlıklara çanak tutmaya devam edecektir.

    Amacım incitici olmak değil ancak bu konuda iktisat biliminin iki yüzlülüğüne artık fazla tahammül etmemek gerektiğini düşünüyorum. Bu sebeple düşüncelerimi süzgeçten geçirmeden dile getirmeyi tercih ettim.

    Şahsınıza olan hürmetim bakidir.
    Halil DAĞ

  4. Halit SUİÇMEZon 20 Ağu 2009 at 16:18

    Halil Bey, merhaba;

    Önce ilginize ve görüşlerinize çok teşekkür ederim.
    Çok sevindim. Sizin de “büyüme” üzerine çalıştığınızı ve yazdığınızı bilmek gerçekten mutlu etti beni..
    Bilimin işte böyle sizin yaptığınız gibi “yöntemli ve derin” tartışmalarla geliştiğine inanmaktayım.

    Daha önce de istihdam konusunda yazmıştınız. Ve yazdıklarınız benim düşünce ufkumun genişlemesine de hizmet etmişti. Sağolun.
    Reel büyümeyi resmi kurumlar yayımlamakta. Aynı veriler Değerli iktisatçı arkadaşlarımız ve hocalarımız Korkut Boratav, Erinç Yeldan gibi akademisyenlerin yazılarında da kullanılmakta.
    Türkiye’deki büyüme üzerine ODTÜ’den Erol Taymaz hoca ile de birlikte çalıştık ve “istihdam yaratmayan spekülatif küresel sermayeye dayanan bir büyüme” olduğunu bulguladık. Size tümüyle katılıyorum.
    Elbette ekonominin özü bölüşümdür. Ve kriz sonrasında ülkemizde bölüşüm geniş kitleler aleyhine daha da bozulmuştur.

    üretim ithalat kaynaklıdır. Önemli olan istihdamı artırmak, işsizliği önlemek, bölüşümü adil ve insancıl yönde hızlıca iyileştirmektir.

    Görüşlerinize katılmanın yanısıra konuları iktisat felsefesi açısından da tartışmaya çekmeniz de ayrıca mutlu etti.

    sevgilerimle..halit

Trackback URI | Comments RSS

Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.