Eyl 24 2009

Genç Şair Neyzen Buğra İle Söyleşi

Published by at 00:01 under Tamer AVCI

yazdır / print
Açtığı yaraların kabuğundan oyuncak yapan genç şair Neyzen Buğra ile söyleşi

1-İsmet Özel bir kitabının girişinde kendi çağdaşlarından entelektüellerin bir çoğunun şizofreniyle mustarip olmaları bir çoğunun intiharı seçmelerine rağmen kendisinin o dönemi sağ salim geçirmesinde, şiirin saçağı altına girmeyi başarmasının rolünün çok büyük olduğundan bahsediyor.

Bundan hareketle şiirin dış dünyada ki anlamsız fırtınalara karşı iç dünyada bir sur oluşturma gibi bir fonksiyonundan bahsedebilir misiniz?

2-Açtığı yaraların kabuğundan oyuncak yapıp ,kulak memesi kıvamında bir hayat yaşıyorsun şiirlerinle.
İnsan bedeninin birkaç gün süren doku onarımını , şiirlerinin dokusuyla birleştirerek metafizik anlamda bir uyum sorunu çıkmasının önüne geçtiğinden bahsedebilir miyiz?

3-Ölmeden ölebilmeği okuduğumda Yalom’un Nietzsche Ağladığında kitabında geçen kusma sahneleri canlandı kafamda. Orada yaşanan problemli ve hastalıklı durumda kendini kusmuk içinde bir bitmişliğe bırakan büyük felsefeciye rağmen senin reklamlarda ki fillerin burnundan akan o kanı gelip içmesi gibi bir metaforla yaşadığın arızalı durumu ti’ye alıyor olman karşılaştırılabilir bir durum olarak görülebilir mi ?

4-Yazılarında ve şiirlerinde ki öfkeli halini kalabalıkların renksiz ve tatsız durumunu protest bir ruh hali ile karşılama çabası olarak görmek mümkün mü?
————————–
1) Şiir tehlikeli bir edebi nazım.Yazanı,yazabileni intiharın eşiğinden döndürdüğü doğru olabilir.Sanırım şu daha büyük bir gerçek ki okuyanı öldüren, kendini öldürmeye teşvik eden şiirler biliyorum. Bunun dışında ölüm faydalı ama sadece entellektüel bir kavramdır. Kimsenin bir şiir yazayım da ölmeyeyim gibi bir düşüncesi olduğunu sanmıyorum.Yada şizofreni değilim,çünkü şiir yazıyorum.Böyle bir önerme de olanaksız. Şiir muhalifdir. Sıkıntılarını şiir yoluyla rahatça anlatabilirsin. En azından anlaşılmak gibi bir derdin yoktur. Çünkü o şiirde herkes kendinden bir parça bulup, kaybedicektir okurken. Soruya tam anlamıyla cevap veremediğimi görüyorum çünkü ben şiir yazarken ondan bir beklentim olmadı hiç bir zaman. Çünkü şiirin formülünde ne mevkii, ne makam,ne sonsuz mutluluk,ne de yaşam iksiri yatıyor. Aksine daha karanlık bu yüzden tehlikeli diyorum ya. Şairin ölümü şiirden olsun..

2) Benim şiirlerimde mutluluk yok.Huzur veren insanı yaşama bağlayan bir anlatım da yok. Ben şiir yazmak zorunda olduğum için yazıyorum güzel şeyler anlatmak için değil. O yüzden genelleme yapamıyorum. Beni üzen yaralayan şiirlerim de var,farkındalık durumuna geçmemi sağlayan şiirlerim de var acılarımın üstünü örten şiirlerim de. Belki bu yüzden beğeniliyor çünkü beğenilme kaygısı taşımıyor şiirlerim. Metafizik anlamda şöyle bir etkisi olabilir benim için şiir yazmanın. Astral seyahat gibi insanın ruhunun bedeninden ayrılıp olayları egolardan sıyrılmış bir biçimde görme ve değerlendirme imkanı biraz.Biraz umut,çokça hüzün.

3) Aslında tam anlamıyla bu. Ti’ye alma.Hicvederek yaşama olanağı sağlıyor aslında.Hayat seni üzüyor, sen hayatı yoruyorsun. Hayat sana gülüyor sen ensesine şaplak atıyorsun. Hayat senden çalıyor sen şiir yazıyorsun. Bu bilinçli bir boşvermişlik. Bu danışıklı dövüş. Bu yüzden hiç sevemedim ve hiç anlam veremedim pastoral şiirlere.Ağaç ne güzel çiçek ne hoş ne güzeldir yaşamak!! Şiir de rahatsız edici birşeyler olmalı. Okuyanı rahatsız etmeli belki en kötü anısına geri götürmeli. Benim şiirim çağrışım yapmalı. Çünkü insanlara ulaşmanın en başarılı yolu çağrışım. En zararsızı çağrışım. Acıyı doğurmalı şiiri okuyan. Sancılarını dindirmeli şiiri yazan ve en önemlisi bazı şiirler sadece bazıları tarafından okunmalı.

4) Öfke. İşte doğru kelime. En gerçek duygu. Birini sevmeniz aslında çok fazla işe yarayan bir duygu hali değildir.Çok yadırganabilir şimdi söyleyeceğim şey yanlış anlaşılabilir. Ama başarının altında öfke yatar. Yıkım yapmanın en kolay yoludur. Ruh yıkıma uğramalı ki yeniden yapılandırılabilsin.Entegre restorasyonlar kalbi kurtarmaya yetmedi, yetmiyor, yetmeyecek.İşin ilginç yanı kalp o kadar küçümsenecek bir kale değil. Kayıtsızlık çağımızın sorunu.Olaylara karşı kayıtsızlık,durumlara karşı kayıtsızlık ve kabulleniş. Gençlere doğru şeyler öğretmektense yanlışa direniş öğretilmeli.Yazılarımın şiirlerimden farkı bu aslında.Ama ikisinin ortak paydada buluştuğu bir yer var. Ben içimden gelen herşeyi yazıyorum. Birinin üzülmesi gerekiyorsa üzülmeli, birinin yıkılması gerekiyorsa yıkılmalı. Teşekkürler..

No responses yet

Trackback URI | Comments RSS

Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.