Eki 15 2009

Mustafa’nın Dünyası…

Published by at 00:04 under Beril DİLSİZ

yazdır / print
Bir dönemin en dramatik filmlerinden biri… Geçen yıl 29 Ekim’de vizyona giren ve çok ses getiren Mustafa filminden bahsediyorum. Mustafa Kemal Atatürk’ün anlatıldığı, daha da ötesinde yaşadığı acıklı hayat öyküsünün biraz olsun hissettirilmeye çalışıldığı ve ünlü yazar Can Dündar’ın kaleminden dökülen ifadelerin, beyaz perdede biçimselleştirildiği ve yazarın aynı zamanda yönetmenliğini de yaptığı belgesel… Herkesin ilahlaştırdığı asil kahramanın da aslında bir insan olduğunu; onun da duyguları, hayalleri, kendine ait bir dünyası olduğunu hatırlatan  güzel bir yapım…

 

Buram buram Atamız kokan bir arşiv… Her karesinde farklı duyguları barındıran kısacık ama insanlığa sunulanlarla dopdolu bir yaşam hikayesi… Bir toplumun hazin sonunu değiştirmek uğruna, kendi küçük dünyasını silip geçen bir lider…

 

Bizler Mustafa Kemal Atatürk’ü, hep ülkemizi düşmanlardan arındıran; asker, önder, savaşçı, kahraman sözcükleriyle taçlandırdık bugüne değin… Çünkü halkı  politik kimliği, savundukları ilgilendiriyordu işin özünde. Arkasında bıraktığı değerleri, duruşu, düşünce tuğlalarıydı bizlere empoze edilen, öğretilen…

 

Oysa ki Atatürk, sadece toplumun ve insanlığın gördüğü vitrinin ötesinde, herkes gibi bir insandı. O da sevdi, o da ağladı, o da hayaller kurdu, o da bazen sorunları bırakıp kaçıp uzaklaşmayı diledi her insan gibi… Ama piyango ona vurmuştu. Bu piyango onun, her daim Türk Milleti’nin taptaze tuttuğu umutları olmasını sağlayacaktı gelecekte… Onu ebedi bir kahraman yapacaktı, Türk insanının gözünde… Herkes ona hayran olacaktı, her 10 Kasım’da yaşlar akacaktı gözlerden, onun her sözünde ışık bulacaktı millet…

 

Peki onun için piyango muydu bu kahramanlık görevi?! Yoksa piyango onun 57 yaş gibi genç bir yaşta ölümüne mi sebepti?!.. Onun omuzlarındaki ağır sorumluluklar, sıradan bir insan gibi yaşamasını önlememiş miydi aslında?.. Sevmeye zaman bulamaması, evleneceği insanın dahi belki de onun isteği dışındaki gelişmelerle hayatına girmesi- sokulması, üstündeki yoğun baskıyı, sorumluluğu, gerginliği içki ve sigaranın arkadaşlığıyla düşünmemeye çalışması, birini sevdiyse dahi içine gömmesi duygularını, derin uykulara hasret kalması, huzuru ölümün kucağında araması…

 

Mustafa Kemal bir seçim yaptı. Bir Mustafa’yı (kendisini) harcadı ama onun yürüdüğü yollardan geçen nice Mustafalar bıraktı miras… Şimdi her birimiz onun ışığından güç alıyoruz… Onun, Türklerin atası olduğu bilinciyle yürüyoruz yolumuzda…

 

Mustafa filmini geçen yıl yoğun bir dönemime denk geldiğinden izleme fırsatı bulamamıştım. Geç de olsa iki gün önce izledim… Atamızın ağzından çıkan her sözü, gözlerindeki her ifadeyi yakalamaya çalıştım her bir karede… İzledikçe ona bir adım daha yaklaştım, “keşke yakından onu bir kez görebilme şansım olabilseydi” dedim içimden… Ve sonunda göz yaşlarıma hakim olamadım, ağladım, ağladım…

 

Atam’a Not: Atam seni çok seviyorum, hayranlık duyulan özelliklerinin yanında, hayatını bizler uğruna feda etmiş bir  insan olman dolayısıyla da seni seviyorum. Türkiye Cumhuriyeti, ilkelerinle senden bizlere miras..  Biz de senin o hayallerinde yaşattığın huzur, barış, sevgi, saygı ortamını senin de her zaman belirttiğin gibi eğitim düzeyimizi arttırarak yakalayacağız. Zira her şeyin başı eğitim. Eğitimsiz, cahil bir toplum; beynini de, ruhunu da, bedenini de  medenileştiremez ve yeniliklere, gelişime, büyümeye hep kapalı kalır. Böyle bir toplumda da huzur, barış, sevgi, saygının ve kalkınmanın görülmesi beklenemez.

“Memleketimizi, toplumumuzu gerçek hedefe, mutluluğa eriştirmek için iki orduya ihtiyaç vardır. Biri vatanın hayatını kurtaran asker ordusu, diğeri milletin geleceğini yoğuran kültür ordusu…” Mustafa Kemal Atatürk

2 responses so far

2 Responses to “Mustafa’nın Dünyası…”

  1. serap yakaron 19 Eki 2009 at 16:05

    Mustafa filmini geçen yıl sinemada seyrettiğimde hiç bir duyguyu bana geçirememişti Can Dündar, tepkisiz ve hisssizz çıkmıştım sinemadan, sıradan bir belgeseldii bana göre, her zamanki Can Dündar anlatımıydı…Oysa çocukluğumuzda O mavi gözlere bakınca içimiz titrerrdi.Beni mutlu eden bu yazıdaki genç kalemin filmden etkilenmesi ve benim çocukluğumda yaşadığım duyguları hissedebilmesii,
    kalemine ve yüreğine sağlık sevgili Beril…

  2. dr. ahmet fidanon 19 Eki 2009 at 16:21

    Bu konuda ben de daha önce bu belgeseli 7 Kasım 2008 tarihinde (http://www.siyasalforum.net/forum/showthread.php?tid=1044&pid=1405#pid1405)
    değerlendirmiştim kendime göre. Burda da belirttiğim gibi, herkesin kendine göre bir Atatürk’ü olabilir. Ama bana mustafa daha samimi geldi. Bana daha yakında. Kendimi buldum adeta. Son derece insancıl bir sanat ürünü bence.
    Tekrardan Can Dündar’ı kutluyorum.

Trackback URI | Comments RSS

Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.