Eyl 19 2009

Şirk-i Ekber Tasavvuf

Published by at 00:04 under Mahmut Celal ÖZMEN

yazdır / print
Kınayanın kınamasından korkmayan, tevhidi öğretme, şirki iptal etme azminde olan, hiç tanımadığı ve hatta görmediği bir yabancının bile cehennemden kurtulması için, hak olan tek ilahlı tek din İslam’ı öğretmeyi ve öğretmeyi en mühim vazife bilen muvahhitlere selam olsun.

Senelerdir okuduğum, tasavvuf terimi içeren dokümanlardan, enine boyuna araştırma niteliği taşıyan kitaplara kadar nice bilirkişi raporları, ümmet nezdindeki İslam’ın bünyesine bulaşan tasavvuf mikrobunu tespit etmelerine rağmen, kendi dinlerine bulaştırmasalar dahi, ümmeti bu şirkten sakındırma sadedinde hiçbir gayret göze çarpmamaktadır. Bu bilirkişiler -tasavvufçuların şerri bulaşır korkusuyla- ondan kaçmayı çare sanmışlardır. Hâlbuki tanıdığı bu mikroptan kaçmakla kendisini kurtarsa bile uyarıcı olmamak ve safını belirginleştirmemek yüzünden kendi neslini bile koruyamayacaklardır. Tâ ki apaçık tevhid safında yer aldığını ilan edip, şirke savaş açana kadar.

Sırtımızı yasladığımız dağ gibi ilahiyatçılar ordusu, küfrü tevil etmeyi kendilerine meslek edinmişken, ağzına baktığımız muvahhidiler sus diyen olmadan dilleri tutulmuşken, canının derdine düşmüş gariplere, elif cüzü öğrenen hacı anneye, cami avlusunda ezan bekleyen aksakallı dedeye merhamet eden bir âlim bekliyoruz. “O, cehennemliklerin inancıyla ölmüş” denmesin diye çırpınan bir can bekliyoruz. Kendisini cehenneme yakıştıramayan milyonlarca insana şu şirkten vazgeçin diyecek, cennetin yolunu gösterecek bir muallim arıyoruz. Yok mu?

İslam ümmetinin tevhidini şirke tahvil eden müşrikleri ilk rauntta nakavt etmek gibi bir hayalimiz olmasa da küfrün ve şirkin karşısına çıkacak cesaretimiz var elhamdülillah.
Tevhidi bilen âlimlerimizin çeşitli maslahatlarla, ağır devirde yol aldığı ve -kendilerince- bazı mefsedetlerin def’i için geri geri gittiği şu mâkus zaman dilimi şeytanın tam kapasite çalışmasına zemin hazırlamıştır. Galiba âlimlerin sustuğu dönemde (… gün, ay ve yıllar boyunca) şirk üzere ölenlerin hiç kıymeti yoktur!!

Şu tasavvufun tevhide aykırı şirkini, Kur’an’a aykırı küfrünü, hülasa İslam’a aykırı bir din olduğunu tespit etmiş olmalarına rağmen, onu reddetmenin fazilet olduğunu kavrayamadıklarından mı, elini taşın altına koyamayacak kadar kalem tutan elleri kıymetli olduğundan mı nedir, bir türlü bu batılı reddedip, yalın İslam’ı savunamamışlardır.
İslam ümmetinin dağınıklığı her sahada olduğu gibi hakikatleri dile getirenlerin ferdi gayretlerini yalnız bırakma sahasında da maalesef yükselme yönündedir.

Bugün bırakın dünyaya nizam vermeyi, evinin içine nizam veremeyecek kadar aciz Müslümanların bu içler acısı durumunun sebebi, inancının bünyesinde taşıdığı bulaşıcı mikroplardır. Bu mikropların hastalık sebebi olduğunu söyleyemeyecek kadar mikroptan korkan tabipler bu hastalıkla mücadele edemezler ve mücadele edilmeyen bu mikrop ümmetin iflahını kesmiştir. Ümmet aklını başına almalı mikroptan korkan tabipleri de, mikrop enjekte edenleri de terk etmelidir ki ebedi hayatını hüsran etmesin.

Mikrobun varlığını biz nereden anlarız? Bize göre mikrop nedir?

Öncelikle sağlıklı vücudun tanınması gerekir. İnançta sağlık sahih kaynağa müstenid (dayalı) olmak anlamına gelir. İslam’ın kaynağı Kur’an’dır. Bundan başka din adına bir inanç, Kur’an’da bulunmayan bir din anlayışı, bir ibadet işittiğimizde, biliriz ki bu, mutlaka sahih kaynağın muhalifi, düşmanı, bir mikroptur.

Bu gün İslam ümmetinin dağınıklığı, vurdumduymazlığı, gamsız, gayesiz, büyülenmiş gibi garip gidişatları, ne kan abdesti bozar mı ihtilafından ne şerbetle abdest alınıp alınmayacağından kaynaklanan mezhebî ayrılıklar değildir. Toplumların müptelası olduğu israf düzeni, hayâsızlığın teşviki ve yaygınlaşması mikrobundan da değildir. Bunların hepsine zemin hazırlayan asıl sebep, gerçek âlimlerin suskun, deccalların faal olmasıdır. Samimi Müslümanlara din diye mağara hayatının gösterildiği, mücadele ruhunun köreltildiği güya dinî toplantılarla ümmetin pasifize edilmiş ve ediliyor olmasıdır.

Tasavvuf bunun neresinde sorusunun tam yeridir.

Önce kısa bir tanışma uygun olur sanırım.

Etini sütünü kuzu kuzu teslim etmeyen Müslümanları koyunlaştırma mesleğinin adı tasavvuftur. Hatta saf koyunların saf yünlerini de kullanmak, tasavvuf teriminin sırrına kadem basmaktır. Bu sırra kadem basan Hıristiyan’ı, Yahudi’si, Mecusi’si, Emperyalisti, Kapitalisti, Komünisti ve her kimisi varsa, elini ayağını öptüre öptüre, camiye hapsedilmeyi reddeden Müslüman’ı dergâha hapsetmiştir.

Dergâh mı? Tezgâh mı?

Bu dergâhlardan geçen veya orada kalan Müslümanların, İslamî bilgisi artmalı, din kardeşine sevgisi artmalı, dünyanın birçok yerinde ve burnunun dibinde katledilen Müslümanlar için sancısı, çare arayışı artmalı diye dört gözle bekleşirken bir de ne görelim! Milyonlarca bay mürit –tasavvufî telkinatlar gereği- şeyhinin kerametlerini ezber etmede; öyle ya hâfız (!) olacak ümmete kıraat edecek ki sevap kazana!

Tıpkı okusun da adam olsun, memlekete fenni tekniği getirsin diye Avrupa’ya gönderilen soytarıların, Şekspir bozması tiyatrocu olup, Avrupa’nın modasından ve hayâsızlığından başka işe yarar hiçbir şey getirmedikleri ve Osmanlıyı yıkacak yönetimlerin başını çektikleri gibi, bu tasavvuf zadeler de hem o zaman hem bu zaman avamın dinini ineğe tapanların dinine çevirmişlerdir.. Allah’tan başka kutsal tertemiz bir inek de olsa koyun postunda oturan adam da olsa, şirk inancının objesi olduğundan teşbihte hata yoktur.

İslam dininin insanlar nezdinde tahrif olmasının birinci amili tasavvuftur. İslam la hiçbir alakası olmayan inançlar önce tasavvufta yerini bulmuş, sonra tasavvufa İslam kisvesi giydirilmiştir.

Tarihi gelişim safhalarını tek tek ele almak bu risalenin boyutunu aşar, fakat özetle belirtmek istediğimiz bir nokta var ki, toplumların İslam’ı kabul etmeleri, birden bire bütün eski inançlarını terk ederek olmamıştır. Hinduizm’in, Şamanizm’in öğretileri, nesilden nesile hikâye edilmiş ve bir türlü kökü kazınamamıştır. Bu inançlardan İslam’a bulaşan ölülerin ruhlarının diriler arasına geleceği, o ruhu memnun etme gereği sayılabilir. Bunun yanı sıra bu dinlerin temelini oluşturan felsefî yaklaşımlar İslam’ı anlamada etkili olmuştur ve Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ın öğretisi, eski inançlarla birleşerek, insanların kalplerinde sapma göstermiştir.

Çok tanrılı Mısır ve Yunan mitolojisinden etkilenmeler de din anlayışının bozulmasında çok etkili olmuştur. Büyük ilahın yardımcısı, küçük ilahlar olabileceği, dünyada olan biten işlerin bir tek ilah tarafından yapılmayıp yardımcıları olması gerektiği inancı da bir yerlerden İslam’a sızmıştır. Sızmıştır kelimesi haddi zatında pek iyimser kalmakta, zira hem Hıristiyanların, hem Yahudilerin hem bütün putperestlerin çanına ot tıkayan İslam dininin ne çok düşmanı olabileceği göz önünde bulundurulunca, kasten İslam’ı tahrif etme gayretlerinin varlığı daha kolay anlaşılacaktır. Bu gayret Müslüman olduğunu iddia eden münafıklar tarafından içerden devam ettiği gibi dışarıdan da sınırsız destek bulmuştur. Bu gün bile müsteşrikler, (gûyâ İslam’ı araştıran, batılı kâfirler) İslam’ı karalamak için ellerinden geleni yaparken, tasavvufu övmekte, ayrılıkları, İslam’ı tahrif etme faaliyetlerini teşvik etmekte, her türlü bölücü unsuru, değerlendirmektedirler. Vesselam..

8 responses so far

8 Responses to “Şirk-i Ekber Tasavvuf”

  1. Alişanon 19 Eyl 2009 at 13:25

    Allah razı olsun. Çok güzel bir yazı.

  2. metin hasırcıon 20 Eyl 2009 at 02:09

    İki emailinizi aldım aynı gün. Zaman zaman yazılar yazdığınızı bilyirdum yazdığınız için takdirlerimi bildirmiştim. Ne var ki;tasavvufu şirk görmeniz sizin adınıza beni üzmüştür. Dünya da ehlullaha ve onların keşf ü zevkine olumlu bakan tarikata duhûl etmemiş müslüman var. Öte yandan da yine milyonlarca da erbab-ı tarikatlı var. Bir beyitle: “Taklid ile setr oldu tahkik olan aşıklar/ Her birisi bir şeyy’dir nurâni alamet yok.” Hakikileri,sahtekârlar yüzünden yok sayarsak haksızlık yapmış oluruz. Fiemanillah.

  3. Ugur Ozaltinon 20 Eyl 2009 at 13:18

    Ashab-ı Kehf suresi hakkında ne düşünüyorsunuz ?
    Mağara arkadaşları sizce nelerin gizemi ve işareti olabilir ?
    Bu konuda bir makaleniz olursa okumayı çok isterim
    Selam ve saygılar

  4. Gülsüm Şenon 21 Eyl 2009 at 18:34

    Tasavvuf,insandan ve insanlıktan bahseder. İslam’ın özünü ve esasını açıklar.
    Özet olarak deriz ki,İslam’ın emirlerine ve Resulullah (s.a.v)ın sünnetine uymak,vecibelerin en kuvvetlisi ve görevlerin en önemlisidir.Zira esas odur .Dönüş O’nadır.Makbul olanda ancak odur.Şüphe yok ki Allah (c.c)ın rızası,istenilmesi her müslüman tarafından gaye edinilip aranması gereken bir hedeftir.
    Tasavvuf,insan batınını düşük ahlaktan ve kötü tabiatlardan kurtararak İslam prensiplerine ve Resulullah (s.a.v)in sünnetine büsbütün teslim olup,boyun eğmek suretiyle kişiyi faziletlerle donatmaktır.
    İslamı bir ceviz olarak kabul edersek, tasavvuf o cevizin içidir.Cevizin esas tadı içinde olduğu gibi, İslamın esas tadı da onu yaşamadır,yani tasavvuftadır. İslam’ın lezzeti yaşayınca anlaşılır. Bunun için: “Tatmayan bilmez” Peygamber Efendimiz (s.a.v)’ in ve güzide Ashabının yaşantısına bakacak olursak görürüz ki, onların yaşantısı hakiki tasavvufi bir yaşantıdır.son olarak bir Alim’in sözüyle bitirmek istiyorum yazımı diyor ki: “Ey hekim olan,Resulullah(s.a.v)’in sünnetine sımsıkı bağlı ve O’nun güzel ahlakıyla ahlaklanan bir mürşid aramada becerkli ol. Elma yemeyi tavsiye eden bir doktoru duyup da,cismin benzerliğinden hareket ederek Ebu Cehil karpuzunu yiyen adama benzeme. Cahillerden de olma. Aksi takdirde sapıtan ve helak olanlardan olursun. Asıl büyük zarar da budur.”

  5. yaralıon 01 Eki 2009 at 10:16

    kıble ehli tekfir edilemez…
    bunun nedemek olduğunu öğren ondan sonra yazını yaz adam diye yazı yazdırıyolar bunlara…

  6. halilon 03 Eki 2009 at 02:07

    Tasavvuftan mikrop diye bahsetmişsiniz. Ve ehli tariki küfür ile itham etmişsiniz. Hani kuranı kerimde yahudiler ahiret yurdunun kendilerinin olduğunu söyleyince kuran da o zaman sıkıysa ölümü isteyin diyor. Sen ehli tariki ve tarikatın hak olduğunu inananları küfür ile itham ederken kendini de doğal olarak tevhid üzerinde görüyorsun. Bakalım sen mi haklısın yoksa tarikat mı? Eğer biz haklıysak cennete girerken sana el sallayacağım. Ama sen içinde bulunduğun fırkayı zerre kadar sorgulamadığına göre %100 haklı olduğuna inanıyorsun. O zaman sıkıysa ölümü iste ya da karşılıklı lanetleşelim. Bakalım kimin duası kabul olacak. E biz sana göre zaten kafiriz ya o zaman duamız da kabul olmaz nasıl olsa. Korkmadan lanetleşebilirsin. Evliyaullahın duası kabul edilir bunu unutma zaten sana beddua etmekle hiçbir evliya uğraşmaz. Zaten sen şu halinle bedduaya ihtiyaç duymamaktasın. En iyisini Allah bilir. Hakkında ihtilaf ettiğimiz şeyde Allah hükmünü verecektir.Birini şirk ile itham ettiğinde o söz ikisinin arasında gider gelir. Bu durumda ya sen kafir olursun ya imam rabbani,azizmahmud hüdayi(haşa) aklını başına topla bazı şeylere inanmayabilirsin ama insanları da bu fikirlere çekmeye çalışma. O zaman senin için ahirette iyi olmaz.

  7. halilurrahman alion 11 Ara 2009 at 17:30

    Ne kadar şaşkın var bu memlekette ya rabbi cümle ümmeti muhammede hidayet et.tasavvuf (tarikat)yokmuş.Allah cümleye akıl fikir versin.mevlanalar yunus emreler nerde yetiştiler.onları kim yetiştirdi.tasavvufla alakadar olmayan insanda aşk olmaz şevk olmaz ihlas hiç olmaz.Biraz şu İmamu Rabbaninin eserlerini okuyalım Mektubatı şerife kitabını okursak bu konuda aydınlanmış oluruz. Allah cümlemizi cahillerin sapıtmasından korusun. AMİN.

  8. Meltemon 08 May 2016 at 15:47

    Sizi bu yazınızdan ve cesaretinizden dolayı gönülden kutluyorum. Pek çok insanın gösteremediği cesareti göstermiş olmanız, imanınızın gücü ve yalnız Allah’tan korkmanız ile açıklanabilir. Maşallah! Gözlerim yaşardı okurken, Allah sizi indinden kuvvetlerle, melekleriyle desteklesin ve size yardım etsin dilerim. Selam ve dua ile…

Trackback URI | Comments RSS

Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.