Eki 10 2009

Trafik Canavarı Değil Trafik Kirliliği Öldürüyor

yazdır / print
Uluslararası Çevre İçin Hekimler Birliği (ISDE)’ nin İstanbul Tabip Odası tarafından Türkçeye çevrilerek yayınlanan ‘’Ulaşım-Çevre-Sağlık’’ isimli kitapçığında okuduğum şu sözler bana çok ilginç geldi:

“Hislerimize demiryolundan daha fazla eziyet eden bir şeyin icat edilmediği fikrine kim katılmaz ki? Tüm o takırtı tukurtularıyla trenler sadece ruhsuz bir gürültü kaynağı olmakla kalmaz, bir de cömertçe etrafa kurum saçar dururlar. Mevcut şekliyle demiryolu kesinlikle en iğrenç şeydir, ancak az sonra vagonların tüm o ufak tefek taşları engel tanımaksızın ezip geçecek olması da bütün bütün katlanılamaz bir düşüncedir. Gürültü ve pis koku yüz misli kötüleşmekle kalmayacak, zincir pranga tanımayan bir canavarın altında ezilecek olan yaya ve hayvanların sayıları da düzineleri bulacak, kurum gökleri kaplayacak, pislik yeryüzünü yok edecek, hepsinden beteri de, çağımızın en berbat alışkanlığı olan seyahatlere rağbet dünya çapında çılgınca artacaktır.”

Bu sözler, 1788-1860 yılları arasında henüz otomobilin icat edilmediği bir dönemde yaşayan Arthur Schopenhauer’ e ait.

Elbette, söyledikleri içinde bugün için geçerli ve doğru olmayan ifadeler de var, ama ulaşımın sağlığımız üzerine olan etkilerini bundan 200 yıl önce bu kadar ayrıntılı olarak tanımlaması da oldukça şaşırtıcı. Ünlü filozof, ulaşımın hava kirliliği, gürültü kirliliği, trafik kazaları ile psikolojik ve sosyal etkilerini ta o zaman büyük bir isabetle tahmin etmiş.

Otomobillerin, otobüslerin, kamyonların, trenlerin, gemilerin, uçakların… bütün ulaşım araçlarının hayatımızı nasıl rahatlattığını, nasıl kolaylaştırdığını, nasıl hızlandırdığını… söylemeye gerek yok.

Ancak, bunun bir de sağlığımızı ilgilendiren bir faturası var.

TRAFİK KİRLİLİĞİNDEN ÖLÜMLER KAZALARI GEÇİYOR

Trafik kazalarından dünyada her yıl binlerce insan hayatını kaybediyor, milyonlarcası yaralanıyor ve sakat kalıyor. Ülkemizde trafiğe verdiğimiz kurban sayısı 10 bin.

Ama, ulaşım sadece trafik kazaları ile insanları öldürmüyor.

Ünlü tıp dergisi Lancet’ de 2000 yılında yayınlanan bir araştırmaya göre Fransa, Avusturya ve İsviçre’ de her yıl 40 binden fazla insanın hava kirliliği yüzünden öldükleri ve bu ölümlerin yarısının trafikten kaynaklanan kirlilikten kaynaklandığı bildirilmişti. Amerika’ da da bir yılda trafik kazarlından ölenlerin sayısı 40 bin iken, hava kirliliği yüzünden ölenlerin sayısı 70 bini buluyor.

Trafikteki araçların kimi benzin, kimi mazot… ama hepsi fosil yakıtlarla çalışıyor. Fosil yakıtlar, çürüyen tarih öncesi bitki ve hayvanlardan milyonlarca yılda oluşmuş, kömür, petrol ve doğalgaz gibi yakıtlardır. Unutmayalım ki, fosil yakıtlar yenilenebilir kaynaklar değillerdir.

Araçların egzozlarından çıkan azot oksitleri, karbon monoksit, uçucu organik bileşikler, kükürt dioksit, partiküller ve ozon gibi maddelerin başta akciğer ve kalp olmak üzere sağlığımız için ne kadar zararlı olduğunu artık çok iyi biliyoruz.

ACİL TEDBİRLER ŞART

Trafiğin yarattığı hava kirliliğine karşı tüm dünyanın seferber olması gerekiyor. Tabii, bunun başında devlet ve hükümetlerin alması gereken tedbirler geliyor.
Meksiko ve Sao Paulo’ da araçlar plakalarının son rakamına göre haftanın belirli günleri trafiğe çıkabiliyorlar. Bogota’ da bazı ana caddeler belli saatlerde trafiğe kapatılıyor; benzinden hava kirliliği vergisi alınıyor.

Bizlere de kişisel olarak düşen görevler var tabii ki. Bir kere mümkün olduğu kadar otomobile binmek yerine, genel ulaşım araçlarını, bisikleti tercih etmeli veya yürümeliyiz. Bu genel sağlığımız için de çok yararlı olacaktır.

Asıl, hava kirliliğine neden olmayan yeni enerji kaynaklarının bulunması ve kullanılması çok önemli. Farkında değiliz ama, yaktığımız bu fosil yakıtlar hepimizin geleceğini de yakıyorlar.

6 responses so far

6 Responses to “Trafik Canavarı Değil Trafik Kirliliği Öldürüyor”

  1. Ugur Özaltınon 10 Eki 2009 at 07:51

    83 yılından beri ANAP iktidaruyla birlikte ülkemizde ölümcül bir hata yapıldı.Demir yolları ve deniz yolları adete unutturuldu. Dünyanın dev araba üretim şirketleri ülkemizi araç mezarlığına çevirdiler.Sonucun böyle olması çok normal. Ama bu sonucu 25 yıl evvelden göremeyen körler hala yaptıkları hataların idrakında değiller.

    Hatta o zamanlar çok iyi hatırlıyorum Turgut Özal demir yollarını kominizm ile özdeşleştirdi ve Semra hanımla bol bol araba gezilerine çıkıp devamlı şekilde araç alımını ve otoyol yapımını körüklediler. Halbuki otoyol maliyeti demir yolu maliyetinden 4 kat fazladır. Halk hep aldatıldı.

  2. dr. ahmet fidanon 10 Eki 2009 at 08:28

    Uğur Bey,
    ANAP iktidarıyla değil, Atatürk’ün ölümünden bu yana, yani 1938 den beri demiryolları ihmal edilmiş, edenler de ihanet etmiştir.

    Cumhuriyetle birlikte demirağlarla vatan örülmüş,
    Atatürkten sonra demiryolları tarihe gömülmüş.

    AK Parti iktidarında demiryollarıyla ilgili 1938 e kadarki ivme yakalanmaya çalışılmakta, bu güzel bir gelişme olsa da, bence hala çok çok yavaş ilerlemektedir.

    Ayrıca, hocam çok önemli bir konuya değinmiş. Trafik kirliliği, hem salınım olarak, hem görsellik olarak başlı başına tümördür.

    En başta belediye otobüsleri en büyük kirli gaz salınımı yapmakta. Bunun yanında devlet dailerelerinin ve siyasi ve bürokrat kişiler daha çok bireysel araç kullanmakta ((((Bedava ya!!!!))))

    Üstüne üstlük kendileri koskoca makam araçlarına tek başına binerek rahat ulaşım yaptıklarından otobüslerdeki insanların halinden anlamaları ne mümkün.

    Acilen milletvekilleri ve kamu tüzel kişiliklerinin sadece ve sadece genel müdürleri hariç kayıtsız şartsız makam araçları kaldırılmalıdır.

    Derhal düz kentlerde bisiklet altyapısı mutlak surette teşvik edilerek yaygınlaştırılması gerekmektedir.

  3. Ugur Özaltınon 10 Eki 2009 at 15:07

    Demiryollarımızın en ihmal edilmiş bölüm olduğu muhakkaktır.
    Ben ne yalan söylüyem ANAP iktidarını ve ülkemize verdiği zararları düşünürdüğünde faydalarının yanında zararlarının telafi edilemez boyutlarda olduğunu düşünenlerdenim.

    Bu konu tartışılır bir konudur ama ben ANAP iktidarını çok vebal toplamış bir topluluk olarak görüyorum.Tabiki bu benim fikrimdir Bu konuda eleştiri alsamda fikrim değişmeyecek çünkü herkes hata yapabilir ama yöneticiler hata yaptıklarında bu kendileriyle sınırlı kalmaz nesillere uzanır. 80 doğumluların hali ortadadır.

  4. Halil DAĞon 10 Eki 2009 at 16:44

    Demiryollarını ihmal etmek 1980 sonrasına özgü değildir.
    Demiryolu politikasından vazgeçmek 1947 Thornburg Raporu ile Türkiye’ye dayatılmış bir direktiftir ve kabul etmeyenler gitmiş kabul edenler gelmiştir.
    Gneç Cumhuriyet 1950’ye kadar 4000 km civarında yol yaparken ondan sonra gelen tüm sağ iktidarların yaptığı demiryolu toplamı sadece 1000 km civarındadır.
    Onlar da ara yollardır hiç bir yeni ana arter yapılmamıştır.
    Ha bu arada Duble Yollar projesi de yine aynı mihraklarca dayatılmış bir politikadır. Yani iyi birşey değildir.
    Ne kadar asfalt yol o kadar FORD otomobil, ne kadar otomobil o kadar Amerikan petrolü, ne kadar petrol o kadar kan…

  5. ahmet fidanon 10 Eki 2009 at 17:05

    Ahmet hocamın yazı konusu dışında ama, belirtmek durumundayım. 1930 Dünya Ekonomik Krizinden J.M. Keynes’in kamusal yatırıp programı konulu yönteminin önemli etkisi olmuştu. (Ekonomistler bilir, kamusal harcamaların çarpan etkisi nedeniyle.)

    Bu gün için de demiryolu ve duble yol atyapısı yatırımlarının özellikle sürdürülmesi dünyada olduğu gibi, ülkemizde de ekonomik kriz için önemli bir çıkış alternatifidir.

    (Tabi burada altyapı ihalelerinin saydamlığı ve hakça yapılıp yapılmadığı da son derece önemli)

    Ahmet hocam, yazı konunuzu bu önemli gerçeklerden dolayı mecrasından çıkardığım için şimdiden özür dilerim.

  6. mustafaon 17 Şub 2010 at 19:56

    Çok güzel tanımlamışsınız.Elinize sağlık , ödevimede yardımcı 0ldunuzz ::D

Trackback URI | Comments RSS

Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.