Ağu 15 2009

Avrupa ve Geleceği – II

Published by at 00:03 under Halil DAĞ

yazdır / print

2 – Avrupa’nın İkincil Ulusları

Bunlardan birincisi Antik Grek-Helen kültürünün artığı olan Yunanlılardır. Roma döneminin başlamasıyla siyasal anlamda yeryüzünden silinmiş olan Yunanlılar, 1980’de Yunanistan’ın Birleşik Avrupa içine dâhil edilmesiyle adeta yeniden doğmuşlardır. Avrupa’nın özellikle Türkiye ilişkilerinde Türkiye’ye karşı Yunanistan’ı bir “demarş unsuru” olarak kullanması Yunanistan’a siyasi bir varlık niteliği kazandırmaktadır. Ancak Yunanistan’ın Avrupa’nın geleceğinde etkin bir güç olarak yer alması imkânsız gibi görünmektedir.

Bir diğer önemli kültürel güç ise İspanyollardır. 15–16. yüzyıllarda dünyanın en büyük deniz imparatorluğu olan İspanyollar, günümüzde Latin Amerika’nın kültürel kodlarında yaşıyor olmanın verdiği güçle hala önemli bir ulus olarak varlığını sürdürmektedir. Ancak Avrupa uluslar ailesi içerisinde en etkisiz ulus olmanın yanında Avrupa içinde ABD politikalarının sözcüsü konumuyla (BOP ve Medeniyetler İttifakı gibi Amerikan projelerinde İspanya, Türkiye ile beraber papağanlık rolü üstlenmiştir.), Birleşik Avrupa anlayışının dışına düşmektedir. Ama yine de ispanya deyince benim aklıma daha çok engizisyonlar ve diri diri derisi yüzülen Yahudiler gelmektedir.

Roma… Hannibal’ın ülkesi Kartaca’yı tarih sahnesinden silen[1] ancak bugünkü Birleşik Avrupa’nın genetik kodlarını oluşturan hukuk, medeniyet ve kültür şehri…

Roma, Sezar’ın görkemli döneminden sonra da eski dünyanın uzun süre hakim gücü olarak ilk küresel imparatorluklardan birisi olarak var olmuştur. Ancak Atilla’nın Kılıcı Roma’yı ortadan ikiye bölünce Doğu 1453’e kadar ayakta kalırken Batı Roma kısa sürede (M.S. 476) çökmüştür. Ondan sonra da hiçbir zaman toparlanamayan Roma ancak 1870 yılında Garibaldi’nin İtalya’da siyasi birliği sağlamasıyla tarih sahnesine yeniden çıkabilmiştir. Ancak Roma’nın, Papalık otoritesi sayesinde her zaman için Avrupa siyasal yapılanması üzerinde (Ortaçağ Avrupa’sında İmparatorlar, Papa’nın onayı ile taç giyerdi) söz konusu olmuştur.

20. yüzyılın İtalyanları diğer Avrupa ulusları için hiç de tekin olmayan bir yapıya sahiptir. Çünkü Birinci Dünya Savaşına Almanya ile giren İtalya, Almanya’nın yenileceği anlaşılınca saf değiştirmiş, müttefikleri olan Almanya, Avusturya – Macaristan İmparatorluğu ve Osmanlı İmparatorluğu’nu paylaşanların yanında yer almıştır. Aynı İtalya, 1935 yılından itibaren Akdeniz’de Fransız, İngilizler ve Türklere karşı yarattığı tehdidin neticesinde 2. Dünya Savaşının ana hazırlayıcılarından olmuş ancak İtalya yine savaşın sonlarına doğru saf değiştirerek galiplerin yanında yer almıştır. Bugün de İtalyanların hovardalığı ile meşhur başbakanı hem Rusya’nın hem Amerika’nın hem Türkiye’nin yanında yer almayı becerebilecek kadar yüksek bir deha sergilemektedir. Böylesi bir toplumun yarın da ne yapacağını şimdiden kestirmek biraz zor görünüyor.

Ancak tüm bu anlatılanlara karşın benim dikkatimi özellikle iki ulus çekmektedir. Bunların ikisinin de Avrupa kıtasında coğrafi olarak konumlanışı oldukça ilginçtir. Çünkü bunlardan birisi kıtanın Karadeniz Geçidini tutarken diğeri de Baltık Geçidini tutmaktadır. Ayrıca bu uluslar tarihte bizim bildiğimizden daha büyük aktörler olabilmeyi başarabilmiş uluslardır.

Bu iki ulusun bir diğer önemli özelliği ise, Rusya’nın Avrupa’ya açılan güney ve kuzey kapıları olmalarıdır. Kıtanın orta bölgelerini Cermenler tutarken kuzey geçidini Polonyalılar (Osmanlıdaki adıyla Lehler/Lehistan), güney geçidini ise Ukraynalılar (Kozaklar/Kazaklar) tutmaktadır. Amerika ile Rusya arasında gidip gelen Ukrayna’yı bir kenara bırakarak Lehler hakkında birkaç şey söylemek istiyorum.

Sırplarla beraber Avrupa’nın en cesur ve en savaşçı milletlerinden birisi olan Lehler, Korkunç İvan (4. İvan) ile tarih sahnesine çıkan Moskova Knezliği’nin batıya doğru olan genişlemesi önündeki iki büyük engelden birisidir. Diğer engel ise bir dönem için İsveç’tir. Günümüzde de 50 yıl kadar süren komünizm felaketine karşın hala etnik kültürü en yüksek Avrupa toplumlarından birisi olan Polonyalılar, baskın Katolik özellikleri ile de Birleşik Avrupa’nın genel kültür yapısından önemli farklılıklar taşırlar. Bu Katolik nitelikleri; yakın dönemde Batı tarafından çok iyi değerlendirilmiş olup komünizmi yıkma süreci de ilk önce Polonya’da başlatılmıştır. Bilindiği üzere Papa 2. Jean Paul (Karol Józef Wojtyła) bir Polonyalı Katolik papazdır. Papa 2. Jean Paul’un Katolikliğin başına getirilmesi tesadüfî olmadığı gibi, komünizme karşı ilk direnişin Polonya’da başlaması da tesadüfî değildir. Nihayetinde tabiatı gereği önemli bir Rus muhalifi olan Lehler, her daim Rusların batıya ilerleyişi karşısında en önemli engellerden birisi olmuşlardır. Bugün de Avrupa içerisindeki en güçlü milli şuur ve aktif demografik yapısıyla Polonya Avrupa’nın gelecekte oluşturulacak siyasi haritasında geçmişe göre daha da etkin bir şekilde yer alacaktır.

Polonya için unutulmaması gereken bir diğer önemli husus da bugün dünyada etkin konumdaki Yahudilerin çoğunun Polonya asıllı olmasıdır. Ayrıca Türklerle birkaç istisna dışında her daim barış ve dayanışma içinde olmuş olan Polonya içerisindeki bugün sayıları tam olarak tespit edilemeyen Karaim Türkleri de (Polonya’ya Yahudiliği Karaim Türkleri götürmüştür.) Polonya’yı diğer Avrupalılardan ayıran bir diğer konudur.

Ayrıca Avrupa haritası dikkatlice incelenince Rusya’nın Avrupa ile kara sınırı iki ülke ile olmaktadır. Bu ülkelerden birincisi, Rusların tarihi düşmanlarından biri olan Polonya diğeri ise Ukrayna’dır. Rusya’nın bu ülkeden başka hiçbir kara Avrupa’sı ülkesi ile kara sınırı yoktur. Dolayısıyla Rusya’nın bu ülkeleri aşmadan Avrupa’ya girmesi ya da açılması mümkün değildir. Rusya’nın kuzeyde Baltık Denizi üzerindeki Avrupa sınırı ise bir diğer tarihi düşman olan İsveç tarafından tutulmuş vaziyettedir (İmkânı olanların yazının bu kısmını Avrupa Haritasını önüne alarak okumalarını tavsiye ederiz. H.D.). Zaten yazımızda bu üç ülkeyi görünenden daha önemli kılan husus da bu ülkelerin bir kafes gibi Rusya’yı steplere hapsetmiş olmalarıdır.

 


[1] Romalılar, Kartacalıları yenip de başkent Kartaca’ya girdikten sonra şehri tamamen yıkmışlar, şehrin sokaklarını sabanlarla sürerek kenti tümüyle tarih sahnesinden kaldırmışlardır.

No responses yet

Trackback URI | Comments RSS

Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.