Etiket arşivi: insan

Yer misiniz Yemez misiniz?

TÜRK MUTFAĞI ÜZERİNE KATEGORİK BİR YORDAMLAMA:
Hani ayrıntıları ve tali konuları bitirdikten sonra, bütün olarak esas konuya girmek için söylenen bir söz vardır. “Gel gelelim Kurufasülyenin faydalarınaaa!… Gündem sıkışıp çıkmaza girdiğinde en güzel yazı başlığıdır benim için bu söz. Gündemin ağır konularının girizgahını yaptıktan sonra, kurufasülyenin faydalarına Okumaya devam et

Bir Ev Ne Zaman Ocak Olur?

Bir evin ne zaman ocak olacağını ocak olmanın şartlarını ocağın Türk Toplumundaki yerini ve önemini belirtmeden önce ocak kelimesinin bütün anlamlarını ortaya koymak istiyorum öncelikle.

OCAK NEDİR?
Ocak sözcüğü, kavramlaşmış bir sözcüktür. Sözcüğü / kelimeyi etraflı olarak düşünüp araştırdığımda şu tanımlamalarda bulunabilirim.
1. Yılın 31 gün süren ilk ayı. Birinci ay. kanunusani
2. Kentsel mekanlarda evlerdeki şöminenin köylüsü.
3. Mutfaklarda veya sanayide, herhangi bir şey pişirmeye, kaynatmaya, eritmeye yarayan elektrik ya da gazla çalışan gereç, eşya.
4. Rakım ÇALAPALA’nın 12 ay şiirinin ilk kıtası,))) Tabi bu durumda ben de bir ocak şiiri yazmalıyım.
5. Fındık dallarının veya sebze bahçelerinin ekim ve dikim yapılırken üç beş tanesinin toplu halde bulunduğu diğer bitki gruplarından ayrıldığı yer.
6. Kahvelerde ve/veya kuruluşlarda çay, kahve vb. nin yapıldığı yer,
7. Yer üstünde veya yer altında maden veya cevher çıkarılan yer,
8. Dernek, vakıf, cemiyet topluluk örgüt vb. anlamları da vardır. (Yeniçeri ocağı, ülkü ocağı, aydınlar ocağı vb.)
9. Genel anlamda tasavvufta özel anlamda tarikatta derviş mekanı,
10. Alevi kültüründe evlad-ı resul sayılan din ulularının adları, Hz. Ali’ye kadar uzanan karizmatik soy, bir diğer bakışla “dede evi” anlamına gelir.
11. Ev, aile, soy…
Önemliler sona bırakılır mantığıyla özel olarak kavramsallaştırmak istediğim anlamını son maddeye bırakarak konuya girebiliriz.

OCAK KAVRAMI ÜZERİNE: Bir Ev Ne zaman Ocak Olur?
Ocak, 11. tanımda da belirttiğim gibi, ev aile soy anlamına gelmektedir. Bir evin ailenin soyun ocak olabilmesi için bence belli başlı özelliklerin olması gerekmektedir. Bunları şöyle sıralayabilirim.
İlk olarak, bir evin, ailenin ocak olabilmesi için o evde veya ailede mutlak surette en az 50 ve üstü yaşta bir veya birden fazla bireyin olması gerekmektedir. Bu kişinin bay veya bayan olması fark etmez. O soyun veya ailenin dünyada kalan en yaşlı kişisi olması yeterlidir.

Bir evin veya ailenin ocak olması için bazı temel özellikleri de taşıması gerekmektedir. İlkin bu aile veya evde genellikle söz veya karar bu kişidedir. Ocakta 50 nin üzerinde birden fazla kişi varsa, erkek olan birey ocağın liderliğini üslenir. Bu Türk ve asya ülkelerinde böyledir. Anaerkil aile yapılarının olduğu diğer dünya ülkelerinde kadının ocak reisliği yaptığını söyleyebiliriz.

Ocak, sevginin, güvenin, sağlamlığın, devamlılığın, mutluluğun bilgeliğin adresidir. Bir evin veya ailenin ocak olabilmesinin diğer şartı da, bu ailenin veya evin genellikle kendi kendine yeterliliği gerekmektedir. Ekonomik olarak, sosyal olarak bu ev veya aile kendi kendine yeterlidir. Ocak olmayan aile veya evler ocak olan ev veya ailelerden maddi manevi yardım veya destek alır. Ocaklarda araç gereç bakımından, imkan bakımından hemen her şey bulunur, bulunmak zorundadır. Ocaklarda araç gereç (ev eşyaları, takım taklavat) eksikliği olmaz, tarım toplumlarında öküz, at, büyük baş hayvanlar standarttır. Kentsel mekanlarda ise, öküzün veya atın yerine otomobil standarttır.

Ocaklar neredeyse istisnasız olarak mülkiyettir. Kirada oturan bir ocak düşünülemez. İstisnaidir. Ocakta genellikle iş bölümü hemen hemen belli ve nettir. Herkesin ocak içindeki fonksiyonu ve/veya görevleri mutlaktır.

Genelleme ile yazımı bitirmek istiyorum. Her ocak bir evdir ve bir ailedir ama her ev veya aile bir ocak değildir. Üzerinde yaşadığımız Türk ülkesinin ocaklarının tütmesi ve çoğalması ve güçlenmesi temennisiyle…
Not:1
Bu çalışma bu şekliyle literatüre ilk defa girmekte ve bu türden başka bir çalışma olmadığından dolayı, yazıdan yararlanmak isteyenler ancak dipnot veya kaynak göstermek suretiyle alıntı yapabilirler.

Not2:
Bu sitede yayınlanmakta olan yazılar http://www.yazarport.com, http://www.gunesgazetesi.net http://www.bilgiagi.net http://www.bilgievreni.com, http://www.siyasalforum.net http://www.gercekgazete.web.tr ile, Gerçek Gazete, Halkın Sesi, Güney Marmara Yaşam ve Fatsa Güneş gazetelerinde yayınlanmaktadır. Yazarın izni olmaksızın başka hiçbir yayın organında kaynak veya dipnot göstermeksizin kısmen veya tamamen alınamaz, çoğaltılamaz.

Teknoloji Zaman Bağışlar, Peki Ya Onca Yoğunluk Niye?!

Yoğunum, yoğunum, stresliyim, meşgulum, programım dolu. Bu nedir anlamıyorum. Bunun üzerine iki yazı yazmıştım daha önce. Yoğunluk psikozu ve sendromu ile ilgili. Teknoloji denilen nane bütün insanlara her açıdan zaman bahşediyor veya hediye ediyor. Her bir bireye teknoloji günde en az üç saat ortalama zaman bağışlamakta. Sırayla bunları sorgulamak istiyorum.

– Çamaşır makinesinden bir saat, mektubun yerini alan cep telefonunda iki saat. (Eskiden vasat özenli bir mektuba en az bir saat harcanırdı.)

– Otomobilden büyük kentlerde yaşayanlar için iki, küçük yerlerde yaşayanlar için yarım saat,

– Elektirik süpürgesinden yarım saat, basit bir mikserden onbeş dakika,

-Evlerde kullandığımız kalöriferden en az iki saat, (sobaya göre) zaman armağanı oluyor.

Bu veriler ışığında, bayları bir ölçüde anlarız. Yoğunsalar yoğundurlar. Çalışan bayanları da anlarız. Ancak ev hanımlarının yoğunluğunu işleri yetiştirememesini anlamamız mümkün değil. En ilginç olanı da yine ev hanımlarımızın temizliği teknolojiye yaptırması, eknolojiye yaptıramadığı işi hizmetçiye yaptırmasıdır. İlginçlik burada değil tabi. İlginçlik, öncelikle hizmetçi temizlik yaparken bir şeye elini sürmeden çalışan kişinin başında durup dır dır ederek vücudunu çalıştıranı seyrederken çenesini çalıştırmasıdır. Aynı kişi evinde temizlik yapmazken, tabi doğal olarak tembellikten top top et olup yağ bağlamakta, bu yağları eritmek için binbir türlü rejim hikayeleri okuyup yazmakta, lakırdı etmekte, akşam üstü de güzellik merkezi veya fitnees salonlarında, jimnastik salonlarında bu yağlarını harcamak için hem çaba harcamakta hem para harcamakta.

Ne komik bir paradoks. Evde bir ton iş varken temizliği temizlikçiye yaptırırken, tembellik nedeniyle bağlamış olduğu yağları eritmek için hem zaman hem de para harcamakta. OYSA Kİ, EVDE İŞ SPOR AMAÇLI YAPILMIŞ OLSA, NE TEMİZLİKÇİYE GEREK KALACAK NE DE CİMNASTİK SALONLARINI ARŞINLAMAYA. Yoo amaç kocaya para harcatmak olduğu için bunlar yapılmamalıdır.(!)
Şu örneği iyi belleyin ev hanımları. Mevsimlerden kış mevsimi. Soba yakıyorsunuz. Evde ahşap bir eşya kırıldı, kullanılmaz oldu. Bu durumda ahşap parçasını ne yaparsınız. Cevap çöpe atarsınız. Peki doğru mu. Sonuna kadar yanlış. Neden? Çünkü o ahşap parçasını çöpe değil de sobaya atmış olsaydınız, öncelikle ısınmak için daha az enerji tüketecektiniz, yani yakıttan tasarruf sağlayacaktınız, Çop boş yere dolmayacak, çöpü boşaltma işi ortaya çıkmayacak, gereksiz bu çöpten öncelikle kurtulmuş olacaktınız. Kısaca, çöpün hızlı dolması boşaltımı için zaman kaybınız vb. olumsuz durumlar, ters bir etkiyle olumluya dönecektir. Bir taşla dör kuş vurulmuş olacaktı.
Zaman ne oluyormuş demek ki. Teknoloji önce bize hediye ediyor, sonra boş yere çerez gibi ziyan ediyoruz.
Esenlikle.

Not:
Bu sitede yayınlanmakta olan yazılar http://www.yazarport.com, http://www.gunesgazetesi.net http://www.bilgiagi.net http://www.bilgievreni.com, http://www.siyasalforum.net http://www.gercekgazete.web.tr ile, Gerçek Gazete, Halkın Sesi, Güney Marmara Yaşam ve Fatsa Güneş gazetelerinde yayınlanmaktadır. Yazarın izni olmaksızın başka hiçbir yayın organında kaynak veya dipnot göstermeksizin kısmen veya tamamen alınamaz, çoğaltılamaz.

Büyüyoruz Amaaa, Nece Büyüyoruz?

Şöyle bir çevremize bakarsak, Rusya’nın 2006’da yüzde 7,4, 2007’de yüzde 8,1 büyüdüğünü görürüz. Peki Rusya bu oranları yakaladı da ne değişti? Onlar büyümenin etkisiyle ceplerine giren paranın artmasından hemen büyümeyi hissetti. Bu durumda kişi başına düşen gelir kağıt üstünde kalmadı, gelir bölüşümü de adil olduğundan bireysel olarak kişilerin refahı reel olarak yükseldi, ücretler arttı. Ev kadınlarına emeklilik hakkı tanındı. Yabancıların elindeki madenler tek tek millileştirildi. Işsizlik azalırken enflasyon düşmeye başladı. Vergi oranları düşürüldü.

En düşük gelirin 2000 dolar seviyesine çıkarılması konuşuluyor bu günlerde. Doğum yapan her anneye 9 bin dolar para verilmekte. Bizde ise, sosyal güvenlik sistemiyle, AB uyum süreciyle her bir tarafımızdan biraz daha kırpılmakta, buna karşın vergi ve zam konusuna gelince eklenmeye yer aranmakta. Ne gariptir ki, maaşlara zam yapılacakken enflasyon oranları mikrobik boyutlara iniverir, toptan eşya veya hizmet giderlerine zam yapılacağı zaman enflasyon yükseliverir. Bizler büyümeyi cebimize giren paranın azalmasıyla hissettik. İşsizlik gititkçe arttı. İşsizliği azaltmak için, üniversiteler artırıldı. Sınavsız geçişler hızlandı. Yine işsizlik dağlarını eritmeye çare olmadı. İç ve dış borçlar artama devam etmekte. Dış ticaret açığı zirveye koşmakta. Kemal Zamakıtan her bir değişimden gözle görülür şeyden vergi almak için tepemizde akbaba gibi durmakta. Allah onu bizim başımızdan ekisk etisin. Millet git gide borçlanmakta.
Maden sahaları ve milli kuruluşlar “babalar gibi” satıldı. Satın alma gücünde kalıcı düşüşler yaşanmaya devam ediliyor.

Bütün bunları hükümet görmüyor, görmek istemiyor. Aldıkları oya güveniyorlar. MUHALEFETSİZLİKTE II. SEÇİMDE KENDİLERİNE KERHEN VERİLMİŞ OLAN OLYARA GÜVENİYORLAR. NEREYE KADAR??

Peki bunca gelişmişlik ve büyüme rakamına rağmen neden ama neden benin gelirim reel bazda geriye doğru gitmekte. Neden ben hala yerimde sayıyorum. Bir kamu çalışanı olmak mı bütün suçum. Bizim de hesabımız olur bir gün diyoruz ve bu şikayet ve sitayiş yazısını burada noktalıyorum. Rahat olun siz ey hükmedenler…

Not:
Bu sitede yayınlanmakta olan yazılar http://www.yazarport.com, http://www.gunesgazetesi.net http://www.bilgiagi.net http://www.bilgievreni.com, http://www.siyasalforum.net http://www.gercekgazete.web.tr ile, Gerçek Gazete, Halkın Sesi, Güney Marmara Yaşam ve Fatsa Güneş gazetelerinde yayınlanmaktadır. Yazarın izni olmaksızın başka hiçbir yayın organında kaynak veya dipnot göstermeksizin kısmen veya tamamen alınamaz, çoğaltılamaz.