Ağu 24 2009

Konjonktür ve Egemen Siyaset – II

Published by at 00:03 under Halil DAĞ

yazdır / print

3 – Osmanlı Düşerken Konjonktürün Görünümü

Roma’nın yükselişinden beri Avrupa’nın hakimi olan güçler Anadolu merkezli Şark/Osmanlı coğrafyasına da hükmetmiştir. Eğer ki güçlü olan Anadolu’da değil de Avrupa’nın başka bir merkezinde olmuşsa bu gücün hâkimiyeti, iki coğrafyayı siyasal açıdan birleştiren konjonktürün bir gereği olarak Anadolu’da etkisini göstermiştir.

Osmanlı-Avrupa devletleri arasındaki ilişkiyi yakın zamana sınırlayarak belirli konjonktür devrelerine ayıracak olursak “1683–1914 arası dönem, ana konjonktür dönemi” olarak karşımıza çıkar.

Bu ana dönem kendi içinde;

  • 1775’e kadar süren “Merkantil İmparatorlukların” güçlendiği ve feodal kırıntıların ortadan kaldırıldığı “centralization (merkezileşme) dönemi”,
  • 1775-1781 arası dönem; İngiltere’nin tartışmasız bir şekilde ekonomik siyasi ve askeri üstünlüğü ele aldığı, Prusya, Rusya, İtalya ve ihtilalden sonra tekrar toparlanan Fransa’nın ulus devlet temelinde yükselişe geçtiği “nationalization (uluslaşma) dönemi”,
  • 1871-1914 arası ise ABD’nin de bir devlet ortaya çıktığı, yarışa katıldığı “savaşa hazırlık dönemi” olarak alt dönemlere ayrılabilir.

Osmanlı-Avrupa ilişkisi, Avrupa’nın kendi içindeki mücadeleyi bir kenara bırakırsak, her zaman için Avrupa-Osmanlı ana kıtasında Osmanlının egemenliğini ve coğrafi etkisini daraltmayı amaçlayan bir konjonktür içerisinde sürmüştür.

Gittikçe güçlenen Avrupa karşısında Osmanlı, oluşan konjonktür gereği Avrupalı devletler için kimi zaman bir müttefik kimi zaman da bir “Hasta Adam” olmuştur. Ana konjonktürün son evresinde ise Osmanlı artık paylaşılacak pastanın kendisi olmuştur. Bu konjonktürü belirleyen güçlerin arzuları doğrultusunda teknik olarak bir çaresi olmayan Osmanlı İmparatorluğu özellikle 1839–1914 arasında hep bir insaf arayışında olmuştur.

Özellikle 1839 ve 1856 Fermanları, o dönemin uluslar arası konjonktürünün ülke egemenliği üzerindeki etkileri bakımından bugün bile dersler çıkarılması gereken önemli gelişmelerdir. Bugün olduğu gibi o zaman da dış konjonktürü çok uygun bulan dönemin devlet adamları harici güçlerle iş birliğine giderek devletin kendi coğrafyasındaki egemenliğini zayıflatıcı bu iki önemli açılımı yapmıştır.

İngiliz Reşit Paşa’nın (Birileri hep Büyük Reşit Paşa diye yutturmuştur.) kaleme aldığı 1839 Tanzimat Fermanı genel bir açılım görünümündedir. Bu ferman ile padişahın otoritesi genel kaideler bakımından sınırlanırken devlet erkinin egemenliğinin müdahaleye açık hale getirilmesinin yolu açılmıştır.

1856 Islahat Fermanı ise daha özel nitelikli bir açılım olarak 19 madde içermektedir ve bu maddelerin tümü de gayrimüslimlere toplum içerisinde ayrıcalıklar verir. Kırım Savaşı ile Avrupalı devletlere iyice mahkum hale gelirken kasası boşaldığı için ilk defa da Avrupa’dan borçlanan Osmanlı Devleti, Islahat Fermanı ile Avrupa’ya konjonktür gereği, “İyi ki siz varsınız, sayenizde ben kendi vatandaşıma insan muamelesi yapmayı öğrendim” demiştir.

1871-1914 alt dönemi ise zaten hepimizin de iyi bildiği gibi Avrupa’nın elde cetvel haritamız başında yoğun mesailer yaptığı dönemdir.

Genç Cumhuriyet’in zamanında ise biri 1950’ye kadar süren diğeri ise 1950’den günümüze kadar devam eden iki ana konjonktür dönemi söz konusudur.

Birinci konjonktür dönemi savaşı görmüş bir kuşağın iktidarda olduğu ve bağımsızlık dürtüsünün ön planda olduğu bir dönemdir ve önemli ölçüde içe kapanma içerir. Çünkü bu dönemde gerek 1929 Buhranı gerekse İtalya ve Almanya’nın önlenemeyen arzularının da etkisiyle hem Avrupa’da hem de Türkiye’de ekonomik ve siyasi manada önemli bir içe kapanma görülmüştür. Bu dönemde ülkeler diplomatik ilişkilerini siyasi alandan askeri alana kaydırırken bir yandan da silah sanayine dayalı bir büyüme arayışında olmuşlardır. Bu bakımdan bu dönemde ülkelerin iç politikalarını güçlü bir şekilde etkileyen bir dış konjonktürden bahsetmek pek mümkün değildir. Her ne kadar İtalya’nın Akdeniz’deki girişimleri Türkiye ile Fransa ve İngiltere arasındaki güvenlik amaçlı diplomatik ilişkilerin ilerlemesine yol açmışsa da egemenlik paylaşımı anlamında önemli bir durum söz konusu değildir.              Devamedecek

No responses yet

Trackback URI | Comments RSS

Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.