Eyl 17 2009

Sömürü Edebiyatı..

Published by at 00:02 under Mahmut Celal ÖZMEN

yazdır / print
Dünyada sömürü düzeninin vazgeçilmez kuralı önce alt tabakalaştırmaktır. İster milli ister siyasi ve isterse dini anlamda yapılan tabakalaştırma sömürge kurmanın ilk adımıdır.

politika

Örneğin Hintlilerdeki KAST’lık sistemi; Hindû’ların en eski dini metinleri Veda’lardır. Vedalar Ariler tarafından yazılmış hikâyeler ve şiirlerden oluşmaktadır. M. Ö. 1500’lerde Kuzey batıdan gelerek Hindistan’a yerleşen Ariler’in kendilerini üstün ırk olarak yerleşik halka benimsetmeleri ve fakir halkın inançlarına soktukları, “önceki hayatta işlenen günahları affettirmek için yeni hayatında itaatkâr ve sabırlı olma inancı” hâkimiyetlerini güçlendirmiş ve halkın kendilerini aşağı tabaka olarak kabul etmesiyle soyluların sömürü tezgâhı işlemeye başlamıştır. Çocuklar anne ve babalarının kastına bağlıdır. Kast değiştirilemez.

Ne çok benziyor değil mi? tıpkı babası seyyid olmayanın sonradan seyyid olamayacağı gibi! Durum böyle olunca bu seyyidlik edebiyatı iyi bir gelir kapısı, işlek bir tezgah ya da günümüz tabiriyle rant meskeni.

Seyyidlik iddiasında bulunan cemaat liderlerinin, tarikat şeyhlerinin kendilerini masum imam, Allah dostu şeyh, ilan ederek kurdukları hegemonyanın bundan farkı yoktur. Hepsinde de maksat sömürüdür, Allah için din için, insanlık için varını yok eden âlimler itibar görmezken bu sahtekârlar sömürüldüğünü anlayamayacak kadar gafil olanların efendisi (seyyidi)dir.

Nasıl olur, bu kadar insan ahmak mı ki sömürülsün diyesi geliyor insanın değil mi?

Hâlbuki üç kuruş paranın hesabında cin gibi olan insanların milyonların hesabında ne gafil olabildiklerini görmüşsünüzdür. Hani derler ya “o küçük hesabın peşindedir, büyüğü gözü görmez” işte bu deyim birçok insanın halini tanımlamakta, gafletini sergilemektedir.

Yine azın veya çoğun hesabında gözü açık olan insanoğlunun dini meselelere yıllar boyunca ilgisiz, bu sebeple bilgisiz, bomboş ve tabiri caizse yaşının çok gerisinde olduğunu toplumumuzda gözlemlemek her zaman mümkündür.

Gerek siyasi küfür sistemlerinin eğitimle cahilleştirme politikaları, gerek kendi toraklarında müstemleke valiliği yapan hainlerin ihanetiyle oluşan iktisadi sıkıntıların insanı ekmeğe mahkûm etmesi, gerek münafık din adamlarının bu şer güçleriyle dirsek teması ve halkları Allah adıyla Allah’a isyan ettirtme çabaları hiçbir zaman boşuna gitmemiş ve yeterli miktarda cahil üretilmiştir. Hem lâik, hem Müslüman olduğunu iddia edenler siparişle mi geldiler bu ülkeye?

Şimdi bu cahillerin din adına Allah adıyla şirke küfre düşürülmelerine ve kandırılarak soyulmalarına mı şaşıyorsunuz?

İşte hem şirk içerisinde yüzüp, hem de Müslüman olduğunu iddia edenlerde böyle üretilmektedir. Allah’ın buyurduğu gibi: “Onların çoğu ancak ortak koşarak Allah’a iman ederler.” (Yusuf Suresi /106)

Tevhid eğitiminin olmadığı yerde şirk türer/ürer. Çünkü tevhid her türlü şirk/küfr zehrinin panzehiridir. Yüzündeki ifadeden düşündüklerini tahmin eden adama sen keramet gösterdin, kalbimden geçeni bildin diyerek şirk zehrini yudumlayan cahile “Kalplerde olanı ve gaybı ancak Allah bilir” diyecek muvahhid âlimler yoksa insanlık bu şirk zehrinin tesiriyle can verecektir.

Zehirlere panzehir terkip etmek eczacı işidir. Allah’ın tüm peygamberleri vasıtasıyla insanlığa ulaştırmayı dilediği tevhid dininin eczacısı o peygamberlerin mesleğini yürüten âlimlerdir. Kimin soyundan olursa olsun, âlimin, zalimin, cahilin, hiç fark etmez yeter ki muvahhid (Allah’ı birleyen) O’na ortak koşmayı yasaklayan âlimler olsun.

Günümüzde insanlığı helak eden cehaletin iki ana sebebi vardır.

Birincisi gerçek âlimlerin suskun, pasif, küskün, mücadeleyi terk etmiş olması.

İkincisi de din simsarı şeyhlerin, münafık bozguncuların cahil gevezelerin, velhasıl şeytan ve yandaşlarının son derece aktif olmaları.

Eczacının yokluğunda kocakarı ilaçları, tütsüler, kurşun dökmeler, otlar, çöpler, hastaların içinden geçirildiği delikli taşlar, insanı acizliği, cahilliği ve maskaralığıyla yeterince betimlemiyor mu?

Bütün bu cehennem macerası yeryüzünde cereyan ederken âlimlerimizden birçoğu sanki yer altına inmişler, ya da cennetle müjdelendikleri bir ameli işler işlemez, gözlerini ve kulaklarını kapayıp uzaydaki mağaralarına çıkmışlar, meydan da şerrin seyyidlerine kalmış.

8 responses so far

8 Responses to “Sömürü Edebiyatı..”

  1. Ugur Ozaltinon 17 Eyl 2009 at 12:03

    Yazınız çok güzel ve düşündürücü.
    Alim şahsiyetler var ve uyumuyorlar inanın.
    Ama dediğiniz gibi şeytanlı kesimiz tefli dümbelekli sesleri öyle yüksek tonda ki, Alimler kaybolmuş gibi görünüyor ama kaybolmadılar gece uyumuyor onlar çalışıyorlar.
    Ortam gerçekten çok bozulmuş durumda ve daha da bozulacak sanırım.
    Ucuz malın nasıl ki rağbet edeni fazlaysa sahtekar üfürükçü Alim müsvettelerinin de müşterisi o kadar çok.Her şeyhin bir holdingi veya sponsor holdingi oluştu artık

  2. SEVİM DURMAZon 17 Eyl 2009 at 22:11

    MERHABA,
    öncelikle çok güzel açıklanmış emeğinize ve kaleminize sağlık.”ZEHİRLERE PANZEHİR TERKİP ” etmek gerçek dinimizi bilen alimlerin insanlardaki kör cahilliğe panzehir terkip edebilmeleri.Çünkü cehalet en büyük zehirdir.Atatürk Bunun farkındaydı ve bu bizim için en güzel örnek.Bunun bize gösterdiği yolda devam etmek cehaletin içindeki günlerde,şartlarda neleri başardığını örnek alarak yola çıkmak alimlerin aydın insanların en büyük görevi kalemi,karanlığa bir mum yakabilmektir.GERÇEK DİN’İ ÜFÜRÜKÇÜLERDEN KURTARIP ATATÜRK’ÜN BAŞLATTIĞI KUR’AN ayetlerini anlamlarını tam olarak ne dediğini
    cahil olanlara anlatmak insanlık görevimiz olmalıdır ki geleceğimiz gençlerimize bir ışık olabilelim.saygılarımla.Başarılar kolaylıklar.

  3. emir şenolon 18 Eyl 2009 at 15:54

    http://www.yalovacizgi.com/KoseYazilari/YaziDetay.aspx?YaziID=496

  4. emir şenolon 18 Eyl 2009 at 15:55

    http://www.bolge.com.tr/KoseYazilari/YaziDetay.aspx?YaziID=346

  5. emir şenolon 18 Eyl 2009 at 15:56

    GENÇLİĞE HİTABE ve NASİHAT

    Türk Bilge Kağan der:İşitin beni!

    Benim çağlar aşan,benim en yeni,

    Ey Türk bir gün gaflet basarsa seni,

    Gönül ver,kulak ver,bendeki üne,

    Uyan ey!!! Kendine dönmeyi dene…

    Bir deli kuyuya taş atıyor kırk akıllı çıkaramıyor misali .Eğer planlı proğramlı bir Erivan maçına gidilmediyse, bu sözümde ısrarlıyım.Yok eğer her şey de olduğu gibiyse,yani emir ve direktiflerle oluyorsa.Ya da gündem değiştirmek ve toplumu oyalamaksa maksat. O zaman işin içinde GENÇLİĞE HİTABE var. Atatürk ün söylediklerinin muhatapları var şu an Türkiye de demektir .İktidar sahipleri gaflet,dalalet ve hatta ihanet içinde bulunabilirler diyor gençliğe hitabe.

  6. salih güleron 18 Eyl 2009 at 17:05

    Bir milletin sahsiyeti ve karekteri bulundugu ülkenin kanunlarina göre sekillenir

  7. nail altunözon 19 Eyl 2009 at 21:40

    söylenecek herşey söylenmiş kaleminize sağlik

  8. Niyazi RENDEon 20 Eyl 2009 at 13:17

    Tipik ve klasik (1000 yıllık) bir birikimin yorumu.
    Arapların çoğu dahil bütün müslümanlar arapça dilini tam , yeterince bilmeden Dinler Tarihi ve Kur’an-ı Kerim’i yorumlamaya çalışmaktadırlar.Eksik ve yanlış yorumlanan bir ideoloji huzur ,refah , güvenlik ve zenginlik getirmesi amaçlanan düzen yerine soygun , ırk üstünlüğü siyasi rakipleri yok etme ,katliam ve soygun sistemi Din ve Allah adına kurulmuştur.Türkiye Cumhuriyeti’nin yaptığı en büyük hata Latin Harflerinin kabülü sırasında Arapçanın kaldırılmasıydı.Halbuki Türkçenin geliştirilmesi için bir kıstas kurumu oluşturulması gerekiyordu. Bu da Arapçanın hem bir yabancı dil olarak hemde Dinimizin dili olarak kimsenin bizleri sömürmemesi adına okullarda okutulması gerekiyordu.Böylece konuşulan her yabancı kelimenin Türkçe karşılığı incelenecek konuşmaya sunulacak gerekiyorsa değiştirilebilecektir. Ama Türkçemizi kıyaslayacak bir kıstas ve çalışma olmayınca da yabancı kelimeler gerçek anlamlarıyla değil Dilimizdeki eksikliği giderecek anlamda kullanıyoruz.Böylece de Dinimizi ve Tarihimizi yanlış ve eksik anlıyoruz ve yorumluyoruz.

Trackback URI | Comments RSS

Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.