Eyl 17 2009

Doğu- Güneydoğu Açılımı-

Published by at 00:02 under Mustafa YOLCU

yazdır / print
Benim memleketimde’ de Kürt kökenli insanlar bulunmaktadır.Bunlardan birisi olan Kürt Musdov hoca efendi medresesinde diğer âlimler ile birlikte ders verirmiş.Memlekette onun hatırı sayılır, önü geçilmezmiş.
Memleketim insanları arasında ayrılık olmaz, her kez aynı dert ile dertlenir, aynı neşe ile neşelenirdi.

Bizim mahallede Hanönü Camii denilen bir cami var.

Köyünden İskilip’e gelen Kürt kökenli bir hemşerimiz diyor ki” Ben masrafını karşılayacağım. Şuraya bir cami yaptıralım.” Onun bu talebine olur diyorlar.

Şehrin eşrafından birine altınları teslim ediyor.” Siz cami inşaatının başında durun. Sizin öncülüğünüzde bu cami yapılsın.” Diyor.

Cami inşaatına başlanılıyor ve kısa sürede tamamlanarak ibadete açılıyor.

Camiyi yaptıran insanın köyüne haber gönderiyorlar “ Cami inşaatı tamamlandı. Hizmete açıldı. Gelip yaptırdığın camini gör.”
Haberi alınca atına biniyor, İskilip’e geliyor. İskilip’te şehre girmeden Hindoğlu yokuşu diye bir yokuş vardır. Bu yokuşa gelince atını köyüne doğru geri çeviriyor. Diyor ki “ Ben bu camiyi Allah rızası için yaptırdım. Camiyi gidip görürsem nefsime büyüklenme gelebilir. Allah rızası için yaptığımda boşa çıkar.” Camiyi gelip görmüyor bile.

İnsanlarımız böyle yüce duygular ile yaşamış, birlikte olmuş, kız alıp vermiş, okul müdürlerimiz, kaymakamlarımız, doktorlarımız, hâkimlerimiz olmuş, etle tırnak olmuş iki toplumu birbirinden ayırmak, hasım yapmak mümkün değildi.

Şimdi ise bu insanlar, dağa çıkıp askerimize kurşun sıkıyor, adı konulmamış harp ilan ediyorlar. Yenilir yutulur şeyler değil bu olanlar.

Lise yıllarında arkadaş gurubumuzda üç tane Kürt kökenli arkadaşımız vardı. Bunlar sınıflarının da en başarılı talebeleri idi. Her kez onlara kıvanç ile bakardı.
Kendileri talebe evlerinde kalır, zor şartlarda öğretimlerini sürdürürlerdi. Biz kazadan olduğumuz için şükredeceğimiz kadar kaynayan çorbamız olurdu. Bazen bizim ve diğer arkadaşların evlerine gider, Allah ne verdi ise birlikte oturur yerdik.

Bu arkadaşımızdan birisi İstanbul siyasal bilgiler fakültesini kazandı. Burayı bitirince önce bir bankanın müdürü, sonrada müfettişi olduğunu duymuştum. Kendisi ile 20 yıldır karşılaşmamıştım.

Otobüs ile İskilip’e giderken yan taraftaki koltukta oturan biri bana dönerek ismimi sordu. Söylediğimde kendisini tanıyıp tanımadığımı sordu. Hatırlayamadığımı söyleyince ismini söyledi. İsmini duyunca kendisini hemen hatırladım. Hemen kucaklaşıp yan yana oturduk.

Konuşurken hiç alakasızca bana “ biz hemen Kürt devleti kurulsun demiyoruz. Bu zamanla gerçekleşecek” demez mi! Şaşırdım kaldımKonuştuğumuz konular genel konular idi. Bu konuya hiç değinmemiştik. Bende kendisine “ Talebelikte yıllarca birlikte olduk. Ben ve arkadaşlarımdan hiç birisi sana sen Kürt sün diye seni ayırdı mı? Sadece kıt imkânlarımızı, ekmeğimizi paylaşmadık mı? “ dedim.,Bana cevaben “hayır bizi ayırmadınız. Evet ekmeğinizi paylaştınız. “ dedi.

“Peki, sendeki bu değişiklik nerden geliyor “diye sordum. Cevap yok.

Gerçekten kardeş gibi olmuştuk. Hatta o zamanın şartlarında, solculara karşı birlikte fikir mücadelesi yürütmüştük.

Bu arkadaş Üniversitede kendisine tabanca çeken solcu bir kürdün elinden tabancasını aldığını, kendisini bunlarla korkutamayacaklarını söylediğini anlatmıştı. Nerden nereye.

Öyle bir ülkede yaşadık ki: Sağcı olmak suç. Solcu olmak suç. Türk’üm dediğimizde
Faşist dediler, Kürt olmak, Laz olmak, Çerkez olmak suç. Müslüman olmak en büyük suç. Alevi olmak suç. Devleti her konuda vatandaşını potansiyel tehlike olarak algılıyordu.

Bu ülkede sadece batılı bir Hıristiyan gibi yaşarsan sorun yok. Tehlikeli değilsin. Kiliselerde yılbaşı yortularına katılırsan hepten çağdaşsın!

Satanist olursan, popçu olursan, 8 yaşında içkiye, uyuşturucuya başlarsan sorun yok. Gece sabahlara kadar parklarda içkini içip, seks kölesi olursan, kumarını oynarsan sorun yok.

Bu ülkenin aydınlarına, düşünürlerine tuzaklar kur, onları öldür. Ondan sonra sucu duruma göre sağcıların veya solcuların üzerine at. Bunlarda sorun yok.

Binlerce silahı PKK’ya, Barzani’ye, Talabani’ye ver, Sınırlardan tonlarca uyuşturucu, silah, kaçak mal girsin, bu mallar Türkiye üzerinden Avrupa’ya gitsin kimse bunun farkında olmasın!Sınırlardan kaçak mülteciler girsin, bunlar Egeye, diğer sınırlara gidip Türkiye’den çıkmaya çalışsın! Kimsenin haberi olmasın.

Darbeler olsun, piyon olarak kullanılan bu gencecik insanlardan sağcısını, solcusunu Mamak ceza evinde, Kürdünü Diyarbakır ceza evinde işkencelere tabi tut. Hem de ne işkenceler. Savaşta düşmanı esir alsalardı, o esirlere bu ülkenin insanına yapılan işkenceyi yapamazlardı.

Guantalama ceza evi bu ceza evlerinden farklımıydı bilmiyorum.

Osmanlı devletinin yıkılması için Ortadoğu halkları İngilizlerin oyununa gelerek, Osmanlıyı birlikte hançerlediler. Bu ülkelerin yıllardır rahat ve huzuru yok. Diyorlar ki “ Biz Osmanlıyı arkadan vurduk. Osmanlının bedduası tuttu. Onun için rahat ve huzur bulamıyoruz, sıkıntılardan kurtulamıyoruz.”

Tabi’i ki bu millet öyle asil bir millet ki; asırlarca Anadolu da haçlılara karşı göğsünü siper etmiş. Buradan aşağı geçilmez demiş.

Her 20 yılda bir Ruslar ile harp etmişiz. Niye onların ulusal rüyalarına engel olmak için.

Sarıkamış’ta binlerce gencecik fidan soğuktan kırılmış, donmuş.

Çanakkale geçilmez demişiz 350000 fidanımızın orada sel olmuş akmış kanı.

Şimdi ise aramıza fitne tohumları ekilmiş. Et ile tırnak olmuş iki toplumu birbirine düşman etmeye çalışmışlar.

Bir coğrafya düşününki, orası “Yahudilerin vaat edilmiş topraklar dedikleri “yer.

Bir coğrafya düşününki, orası “süper devletlerin petrol rezervi olarak ilan ettikleri alan.”
Bir coğrafya düşününki, orası bütün gizli servislerin cirit attıkları alan. Bütün servisler ayrı bir hesap peşinde.

Bu coğrafyada Kürt devleti kurmak istiyorlar. 1000 yıldır birlikte yaşamış kardeş iki milleti düşman etmeye çalışıyorlar.

Bu talep yeni değil. Yüz yıllar öncesinden başlatılmış.

Yıllarca evvelinden Kürtlere demişler ki “ Sizin nüfusunuzu artırmanız lazım.”
Bakıyorsun evlerinde yiyecek ekmekleri yok. Ama kadroyu tamamlamışlar. Babaların iki üç evlilikten 10 – 12 çocuğu olmuş.

Anadolu insanı iki çocuğuna iş bulamıyor. Peki, aç insan 12 çocuğa nasıl iş bulup, nasıl karnını doyuracak?
Tabi buralarda elektrik parası yok, su parası yok, devlete vergi verilmez. Bu devlete TC. denilir. Bizim devletimiz bile demiyorlar. Ondan sonra her şey devletten bekleniyor. “Devletin işi ne. Devlet gelsin yapsın.” Diyorlar.

Devlete iş yapan müteahhitlerin % 80 doğu kökenli.

Bu müteahhitlerce devlete yapılan inşaatlar ne durumda?
Depremlerde ilk yıkılan binalar kamuya ait binalar olduğu ortada. Toprağa gömülen milli servetimiz ortada.

Doğu ve Güneydoğuya köprü yapılıyor, konut yapılıyor, teşvikten mandıralar tavuk çiftlikleri yapılıyor.

Peki, nerde bu yapılan köprüler, binalar? Bir kısmı yerinde yok, parası alınmış ama binalardan eser yok.

Biz bunu yerinde bulamadığımız afet konutları ile görmüştük. Hatta konut alanı olarak kamulaştırılan tarlanın üzerinde eski sahipleri buğday ekiyor idi.

Anadolu insanının tüyü bitmemiş yetimin hakkı var dediği bu milli servet, haksızlıkla bazıları tarafından el konulur çalınırsa ne olur?
Haksızlıkla elde edilen servet kimseye yaramayacaktır. İki yakaları bir araya gelmeyecektir.

Bu memlekette:
Haksızlık, adaletsizlik, düzensizlik yok mu?
Birileri darbeler ile bankaların içini boşaltmadılar mı?
İnsanlarımıza ikinci sınıf insan gözü ile bakılmadı mı?
Oylarının bile hükmü olmadığı söylenmedi mi?

Bunların hepsi oldu. Ama ayrım yapılmadan bu ülkenin bütün insanına aynı muamele yapıldı.

İşin realitesinde sadece geminin kaptan köşkünde oturanlar ile bunun dışındaki insanlar vardı.

Geminin kaptan köşkünde oturan baronlar buradan çıkmamak için, bu millete karşı her türlü baskı ve şiddeti uyguladılar.

Haksızlıklara hep birlikte karşı çıkılım. Haklarımızı kanuni yollardan arayalım.

Ama şehirde mafya, uyuşturucu kaçakçısı, silah kaçakçısı, beyaz kadın ticareti ile uğraşıp dağda eşkıya olmayalım.

Benim askerime kurşun sıkıp, benim ekmeğime ortak olan benim insanım olamaz.

O kurşunu sıktıran kim, o talimatı veren kim. Ne yapılmak isteniyor?
Kürdü Eliza sarayında ağırlayanlar kürdü çok sevdiği için mi ağırlıyor?
Tarih ten hiç ders alınmayacak mı? Dün molla Barzani’yi niye kendi başına bırakıp gittiler?
Saddam’dan kaçan Peşmergelere Eliza sarayı ve diğer Avrupa ülkeleri niye el uzatmadılar? Gıda yardımı diye onlara bozulmuş köpek maması göndermediler mi?
Peşmergelere yine benim âlicenap milletim sahip çıkmadı mı?

Ama o Peşmergeler yurdumuza PKK’ya silah cephane getirdiler. Yardımcı oldular.

Tabi besle kargayı oysun gözünü.

Ergenekon teşkilatlanması yurdumuzda siyasi Kürtçülük harekâtına ön ayak olmadı mı?

Şu anda hem bölücülük hareketine devam ediliyor, hem de yeniden Iraktan Ülkemize kaçış olursa kaçanlara imkân tanınması ve kabul edilmesini temin için zemin hazırlanıyor.

Her insan kendi dilini rahatça konuşabilmeli. Şarkısını söyleyip gülüp eğlenebilmeli.

Ama bu normal haklar bölücülüğü neden olmamalı.

Federasyon istiyoruz, kendi dilimizde eğitim istiyoruz, kendi korumamızı kendi güvenlik güçlerimiz sağlasın gibi taleplere neden olmamalı.

Milletimizin bir deyimi var: “ Oynarken çulunu yırtma” derler.

Gün birlik zamanıdır. Düşman oyununa gelmeme zamanıdır. Yan yana durma zamanıdır

1000 yıllık bir birlikteliği bozmaya kimsenin gücü yetmeyecektir.

No responses yet

Trackback URI | Comments RSS

Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.