Eyl 03 2009

Toplumsal Paradigma

Published by at 00:02 under Eren ERDEM

yazdır / print
Paradigma dediğimden zihinlerde ‘’bakış açısı’’ tanımı oluşmuştur. Aslında bu da makalenin bir amacı… 

Paradigma, Türkçe bir karşılık oturtulamayan ender kelimelerden biri, ancak Prof.Dr.Doğan Cüceloğlu güzel bir nokta atışı yapıyor bu konuda ; 

 “Paradigma, bireyin iç ve dış dünyasını algılayıp yorumlamasında etkili olan tüm faktörleri kapsar. Algılama, yorumlama ve bilme süreçleriyle ilgili tüm etkenlerin yarattığı örgütlü ve dinamik düşünsel sisteme algı düzeneği ya da paradigma adı verilir. Paradigma, farkına varmadan taktığımız bir psikolojik gözlüktür; iç dünyamızı olduğu kadar dış dünyamızı da bu gözlük aracılığıyla görürüz” 

Paradigma iflas ederse ne olur  ? 

Cevap; AKP, %47 oranında bir oy alarak ‘’tek başına iktidar’’ olur…

Prof.Dr Cüceloğlu bir örnek vererek devam ediyor;

Örnekte küçük bir kedi yavrusu bir evin önünde oturmuş, yoldan geçenlere miyavlıyor. Eve sol tarafından yaklaşan çocuklara bir “sözcü” kedinin sahipsiz, zavallı, sevgiye muhtaç olduğunu söylüyor. Diğer taraftan yaklaşanlara ise “sözcü” kedinin kuduz hastalığına yakalanmış olduğunu, ona yaklaşanları tırmalayacağını söylüyor.

Bu örnekte iki farklı mesaj, iki farklı davranışa yol açacaktır. Birinci gruptaki çocuklara “şefkat paradigması” gözlüğü takılmıştır. Öte tarafta ise çocuklara “korku paradigması” aşılanmıştır.

Bu açıklama ve örnekten sonra varacağımız sonuç şu olabilir: Büyürken anne-babamız, okulda öğretmenlerimiz, siyasi partiler, devlet ve hatta haftalık olarak size ulaşan elinizde tuttuğunuz gazete, belirli paradigmaları size öğretmeye çalışıyor.

Yaşadığımız topraklardaki beka probleminin özünde yatan ‘’algı bozukluğu’’, paradigmaya dayalıdır. Sürekli belirli odakların dikta ettiği ezberleri gündeme taşıma hastalığının ürünü olan, ‘’paradigmanın iflası’’ gerçeği gözler önündedir.

Bunun en ilginç örneği şudur;

Amerikanın Irak işgali öncesinde mecliste oylanan tezkere ‘’red’’ oyu aldı. Akp kanadı süreçte bu sonucu bir ‘’başarı’’ olarak görme ve gösterme noktasında çeşitli çalışmalar yürüttü. Biz de saf saf seyredip, ‘’evet! Tezkere geçmedi, helal olsun dedik’’…

 Sormak gerekir; o mecliste, komşu Irak halkına zulmetme ve bölgedeki uzun vadeli gayeler adına işgal etme arzusu güden emperyalist bir donanma ile ‘’çarpışmalımıyız ? çarpışmamalımıyız ?’’ oylamasının yapılmayışının nedeni nedir ?

Algı böyledir.

Kedinin eline geçerse, fare oyuncak olur.

Toplumsal yozlaşmanın temeli, kavramları-değerleri-inançları yozlaştırıp, koşullayan konumuna gelenlerin ürettiği ‘’tahakküm’’ ile ilintilidir. 

Bugün açılım üstüne açılım açanların karşısında duranlar dahi, koşullayanların imalatı ise, toplumsal paradigma iflas etmiş demektir. 

Koşullayan ile koşullanan ilişkisi önemlidir. 

Koşullayan, eğer bireyci ise; koşullanan halay başının mendili olur. 

Koşullayan, koşullananın kendisi ise, kendi dışındaki koşullama sevdalıları helak olur… 

Bu nasıl mı mümkün ? 

Elbette her şeyi unutup, kavram-değer ve inançları ana merkezine, kendimize inerek algılamak ve örfümüzü kendi elimizle yaşatmak. 

Aksi halde, koşullayıcının elindeki oyuncaklar haline gelen bir toplumun ‘’Küresel sistem içindeki çırpınışlarını’’ izleyerek kahkahalar atan baronlara beş çayı konusu olursunuz… 

AKP karşıtıyım!

Aynı zamanda CHP karşıtıyım!

Küresel pavyondaki bütün garsonlara karşıyım…

Kendi gerçeklerimi, kendi topraklarımın ana öznelerine dayandırmak sureti ile yaşama sevdalısıyım…

Bir dem olur, Nietzche’de vücud bulurum,

Bir dem olur, Hacı Bektaş’ta nefes olurum…

Bu topraklarda bugün ‘’dindarlık adına dindışılık’’, ‘’atatürkçülük adına batıcılık’’ yapılıyorsa, bu; sadece ve sadece benim hatamdır.

Koşulayanın ana gayesi budur. Bu ‘’paradigmanın esas öznelere dayandırılmayışından ileri gelen bir BEKA problemidir’’.

Paradigma, emperyalist haçlının diktasında ise, netice hüsran olmak zorundadır.

Tarihin ve Hakkın yegane ifadesi böyledir.

Basit bir örnek daha vererek meseleyi tamamlayalım;

Günümüzün moda sakızı olan ‘’açılım(saçılım)’’, 2007 yılında Amerikan Foreign Policy’’ adlı komitenin hazırladığı belgede bir öneri olarak yer edinmektedir.(sayfa 8)

Bu belge, DISARMING, DEMOBILIZING, AND REINTEGRATING THE KURDISTAN WORKER’S PARTY sloganı ile, etrafa güller saçıyor gibi görünürken, aynı zamanda şöyle bir ifade barındırır;

 A solution to the problems posed by the PKK cannot be achieved on the battlefield.

Rather, the PKK must ultimately make a strategic decision that it wants and will pursue

peace. Should this occur, an amnesty arrangement for former PKK members will be

necessary. Amnesty is repugnant to many Turks, whose emotions are riled daily by media

reports of grieving families clutching pictures and crying over the coffins of PKK

victims. However, without amnesty, Turkey will at best manage but never solve the PKK

problem. Turkey has a long tradition of amnesties, but when it comes to the PKK, the

term “General Amnesty” (Genel Af) is too contentious. Instead, “Winning to the Society”

(Topluma Kazanma) would be a more palatable way to characterize the DDR process.

Genel olarak söylenen şudur ;

Af çıkartın, ama bunu GENEL AF değil, TOPLUMA KAZANDIRMA/Eve Dönüş olarak tanıtın J

İşte PARADİGMA,

İşte Koşullayan,

İşte Güçlü ve İstikrarlı TÜRKİYE…

Sistemin içinde kalmak sureti ile cambazlık yapmak, bizim köklerimize aykırıdır. Siyasetin ve sistemin geldiği noktanın tespiti adına şunu düşünmek gerekir;

Açılımlar, saçılımlar…vs.,

Amerika bu işlerin neresindedir ?

Amerikayı da geçtim,

Çok savunduğunuz Din bu işin neresindedir ?

No responses yet

Trackback URI | Comments RSS

Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.