Bürokrasi’de Parkinson hastalığı diye bir hastalık vardır. Buna aslında OBEZİTE DİYEBİLİRİZ. Yani bürokrasinin obezleşmesi.
Kamu kurumlarında bir hizmetin sunulması için bir personel çalışır. Bu personel Okumaya devam et
Bürokrasi’de Parkinson hastalığı diye bir hastalık vardır. Buna aslında OBEZİTE DİYEBİLİRİZ. Yani bürokrasinin obezleşmesi.
Kamu kurumlarında bir hizmetin sunulması için bir personel çalışır. Bu personel Okumaya devam et
Yoğunum, yoğunum, stresliyim, meşgulum, programım dolu. Bu nedir anlamıyorum. Bunun üzerine iki yazı yazmıştım daha önce. Yoğunluk psikozu ve sendromu ile ilgili. Teknoloji denilen nane bütün insanlara her açıdan zaman bahşediyor veya hediye ediyor. Her bir bireye teknoloji günde en az üç saat ortalama zaman bağışlamakta. Sırayla bunları sorgulamak istiyorum.
– Çamaşır makinesinden bir saat, mektubun yerini alan cep telefonunda iki saat. (Eskiden vasat özenli bir mektuba en az bir saat harcanırdı.)
– Otomobilden büyük kentlerde yaşayanlar için iki, küçük yerlerde yaşayanlar için yarım saat,
– Elektirik süpürgesinden yarım saat, basit bir mikserden onbeş dakika,
-Evlerde kullandığımız kalöriferden en az iki saat, (sobaya göre) zaman armağanı oluyor.
Bu veriler ışığında, bayları bir ölçüde anlarız. Yoğunsalar yoğundurlar. Çalışan bayanları da anlarız. Ancak ev hanımlarının yoğunluğunu işleri yetiştirememesini anlamamız mümkün değil. En ilginç olanı da yine ev hanımlarımızın temizliği teknolojiye yaptırması, eknolojiye yaptıramadığı işi hizmetçiye yaptırmasıdır. İlginçlik burada değil tabi. İlginçlik, öncelikle hizmetçi temizlik yaparken bir şeye elini sürmeden çalışan kişinin başında durup dır dır ederek vücudunu çalıştıranı seyrederken çenesini çalıştırmasıdır. Aynı kişi evinde temizlik yapmazken, tabi doğal olarak tembellikten top top et olup yağ bağlamakta, bu yağları eritmek için binbir türlü rejim hikayeleri okuyup yazmakta, lakırdı etmekte, akşam üstü de güzellik merkezi veya fitnees salonlarında, jimnastik salonlarında bu yağlarını harcamak için hem çaba harcamakta hem para harcamakta.
Ne komik bir paradoks. Evde bir ton iş varken temizliği temizlikçiye yaptırırken, tembellik nedeniyle bağlamış olduğu yağları eritmek için hem zaman hem de para harcamakta. OYSA Kİ, EVDE İŞ SPOR AMAÇLI YAPILMIŞ OLSA, NE TEMİZLİKÇİYE GEREK KALACAK NE DE CİMNASTİK SALONLARINI ARŞINLAMAYA. Yoo amaç kocaya para harcatmak olduğu için bunlar yapılmamalıdır.(!)
Şu örneği iyi belleyin ev hanımları. Mevsimlerden kış mevsimi. Soba yakıyorsunuz. Evde ahşap bir eşya kırıldı, kullanılmaz oldu. Bu durumda ahşap parçasını ne yaparsınız. Cevap çöpe atarsınız. Peki doğru mu. Sonuna kadar yanlış. Neden? Çünkü o ahşap parçasını çöpe değil de sobaya atmış olsaydınız, öncelikle ısınmak için daha az enerji tüketecektiniz, yani yakıttan tasarruf sağlayacaktınız, Çop boş yere dolmayacak, çöpü boşaltma işi ortaya çıkmayacak, gereksiz bu çöpten öncelikle kurtulmuş olacaktınız. Kısaca, çöpün hızlı dolması boşaltımı için zaman kaybınız vb. olumsuz durumlar, ters bir etkiyle olumluya dönecektir. Bir taşla dör kuş vurulmuş olacaktı.
Zaman ne oluyormuş demek ki. Teknoloji önce bize hediye ediyor, sonra boş yere çerez gibi ziyan ediyoruz.
Esenlikle.
Not:
Bu sitede yayınlanmakta olan yazılar http://www.yazarport.com, http://www.gunesgazetesi.net http://www.bilgiagi.net http://www.bilgievreni.com, http://www.siyasalforum.net http://www.gercekgazete.web.tr ile, Gerçek Gazete, Halkın Sesi, Güney Marmara Yaşam ve Fatsa Güneş gazetelerinde yayınlanmaktadır. Yazarın izni olmaksızın başka hiçbir yayın organında kaynak veya dipnot göstermeksizin kısmen veya tamamen alınamaz, çoğaltılamaz.
Sevgili okurlarım. Beni bağışlayın. Bu gün işlerimin yoğunluğu nedeniyle yazımı yazamadım. Gündemimde konuların birikmesi de cabası. Ancak sizlere 1991 yılında kaleme aldığım ve 1996 senesinde Okumaya devam et
Şöyle bir çevremize bakarsak, Rusya’nın 2006’da yüzde 7,4, 2007’de yüzde 8,1 büyüdüğünü görürüz. Peki Rusya bu oranları yakaladı da ne değişti? Onlar büyümenin etkisiyle ceplerine giren paranın artmasından hemen büyümeyi hissetti. Bu durumda kişi başına düşen gelir kağıt üstünde kalmadı, gelir bölüşümü de adil olduğundan bireysel olarak kişilerin refahı reel olarak yükseldi, ücretler arttı. Ev kadınlarına emeklilik hakkı tanındı. Yabancıların elindeki madenler tek tek millileştirildi. Işsizlik azalırken enflasyon düşmeye başladı. Vergi oranları düşürüldü.
En düşük gelirin 2000 dolar seviyesine çıkarılması konuşuluyor bu günlerde. Doğum yapan her anneye 9 bin dolar para verilmekte. Bizde ise, sosyal güvenlik sistemiyle, AB uyum süreciyle her bir tarafımızdan biraz daha kırpılmakta, buna karşın vergi ve zam konusuna gelince eklenmeye yer aranmakta. Ne gariptir ki, maaşlara zam yapılacakken enflasyon oranları mikrobik boyutlara iniverir, toptan eşya veya hizmet giderlerine zam yapılacağı zaman enflasyon yükseliverir. Bizler büyümeyi cebimize giren paranın azalmasıyla hissettik. İşsizlik gititkçe arttı. İşsizliği azaltmak için, üniversiteler artırıldı. Sınavsız geçişler hızlandı. Yine işsizlik dağlarını eritmeye çare olmadı. İç ve dış borçlar artama devam etmekte. Dış ticaret açığı zirveye koşmakta. Kemal Zamakıtan her bir değişimden gözle görülür şeyden vergi almak için tepemizde akbaba gibi durmakta. Allah onu bizim başımızdan ekisk etisin. Millet git gide borçlanmakta.
Maden sahaları ve milli kuruluşlar “babalar gibi” satıldı. Satın alma gücünde kalıcı düşüşler yaşanmaya devam ediliyor.
Bütün bunları hükümet görmüyor, görmek istemiyor. Aldıkları oya güveniyorlar. MUHALEFETSİZLİKTE II. SEÇİMDE KENDİLERİNE KERHEN VERİLMİŞ OLAN OLYARA GÜVENİYORLAR. NEREYE KADAR??
Peki bunca gelişmişlik ve büyüme rakamına rağmen neden ama neden benin gelirim reel bazda geriye doğru gitmekte. Neden ben hala yerimde sayıyorum. Bir kamu çalışanı olmak mı bütün suçum. Bizim de hesabımız olur bir gün diyoruz ve bu şikayet ve sitayiş yazısını burada noktalıyorum. Rahat olun siz ey hükmedenler…
Not:
Bu sitede yayınlanmakta olan yazılar http://www.yazarport.com, http://www.gunesgazetesi.net http://www.bilgiagi.net http://www.bilgievreni.com, http://www.siyasalforum.net http://www.gercekgazete.web.tr ile, Gerçek Gazete, Halkın Sesi, Güney Marmara Yaşam ve Fatsa Güneş gazetelerinde yayınlanmaktadır. Yazarın izni olmaksızın başka hiçbir yayın organında kaynak veya dipnot göstermeksizin kısmen veya tamamen alınamaz, çoğaltılamaz.
Bu haftaya meslis komisyonlarında tartışılmakta olan Sosyal Güvenlik Reformu tartışmalarıyla başlamak istiyorum. Sosyal güvenlik konusunda otoritelerden birisi olan Şükrü KIZILOT’un aşağıdaki yazısını özet olarak sizinle paylaşmak istiyorum.Sosyal güvenlik reformumuz şu anki haliyle delik deşik durumda. Yani üzerinde hayli düzeltme ve mutabakat sağlanması gereken konular bulunmaktadır. İşin en can alıcı noktası ise, burada. Bu aşamada en çok sesi çıkan kişinin kişilerin ve kurumların etkinliği olacaktır. Bu durumda pek tabi ki sesi en çok çıkan işverenler olacaktır. Çünkü bu işverenler hem politikacıları hem de medyayı elinde tutmaktadır. En çok organizeli ve hızlı hareket etmesi gereken kesim ise işçi veya çalışan kesim olmalıdır. Çünkü bu reformun içinde çalışanların veya sabit gelirlilerin aleyhine bir çok düzenleme bulunmaktadır. Bu aşamada en can alıcı ve herkes açısından en makul çözümün bulunması gerekmektedir.
Bu gün itibarıyla hem uygulanmakta olan sosyal güvenlik mevzuatı delik deşik, hem de reform açmazlarla dolu. Halihazırdaki düzenlemeler netleştikçe hayal kırıklıkları da artıyor. Tasarı ile ilgili alt komisyondaki çalışmalar sonuçlandı.
Son duruma göre, 5510 sayılı Yasa ile vatandaşlara verilen sosyal haklar, bu Kanun’u değiştirmek için hazırlanan tasarıyla geri alınıyor. Şimdi sayın Kızılot’un satırlarını aynen aktarıyorum.
Tasarı veya “reform dikkatle incelendiğinde, ilk göze çarpan, tasarının milletin aslına değil vekiline yarayan düzenleme oluyor.Tasarıya göre; TBMM üyeliği sona eren milletvekillerinden, emeklilik için gerekli koşulları sağlayamadığı için aylık bağlanamayanlara, sigortalı bir işte çalışmadıkları ya da aylık bağlanmadığı takdirde, memur maaş katsayısının 30.000 gösterge rakamı ile çarpılması sonucu bulunan tutar kadar “temsil tazminatı” ödenecek. Bugünkü katsayıya göre, 1.485.00 YTL “temsil tazminatı” ödenecek. Örneğin 25 yaşında milletvekili seçilen bir kişi, 4 yıllık dönemin sonunda yeniden seçilemezse ve sigortalı olarak bir işte çalışmazsa, ölene kadar her ay bu tazminatı alacak. Öldüğünde de aylığı, dul eşi ile yetim çocuğu alacak.
ÖLÜM AYLIĞI ZORLAŞIYOR
Yürürlükteki yasaya göre, SSK’lı bir işçinin, en az 900 gün prim ve beş yıllık sigortalılık süresi varsa, öldüğü zaman geride kalan eş ve çocuklarına dul-yetim (ölüm) aylığı bağlanabiliyor.Yasa yürürlüğe girdikten sonra ölenlerde, 900 yerine 1.800 gün prim ödeme koşulu aranacak. Yeni Yasa Tasarısı, 1.800 günün altında prim ödeyen SSK’lılara adeta “ölmekte acele edin” diyor.
CENAZE YARDIMI DÜŞÜRÜLÜYOR
5510 sayılı yasada, ölen sigortalıların yasal mirasçılarına, cenaze masraflarını karşılayabilmeleri için “asgari ücretin üç katı tutarında” yani bu gün itibariyle 1.825.00 YTL cenaze yardımı öngörülüyordu. Yeni tasarıda, cenaze yardımı “bir aylık asgari ücrete” yani 608.00 YTL’ye düşürülüyor!..SÜT PARASI DA DÜŞÜRÜLDÜ
Sigortalı kadına ve eşi çalışmayan sigortalı erkeğe “süt parası” olarak, “asgari ücretin üçte biri” tutarında, altı ay süresince, bugün ki asgari ücrete göre 1.216.00 YTL ödenmesi gerekiyordu. Yeni düzenlemeye göre, bir defaya mahsus olmak üzere, doğum tarihindeki “asgari ücretin üçte biri” yani bugünkü asgari ücrete göre 203.00 YTL ödenecek.
YETİM KIZLAR VE DULLAR
Yeni düzenleme, SSK’dan aylık alan yetim kızlar ve dul kadınlara da acımadı. Bunlar evlendiklerinde 24 aylık tutarında “çeyiz parası” alıyorlardı. Yeni Yasa ile 24 aylık çeyiz paraları, 12 aya indiriliyor.65 YAŞ VE 9000 GÜN PRİM
Yeni düzenleme yürürlüğe girdiğinde, emekli olabilme yaşı ve prim ödeme gün sayısı, kademeli olarak artacak. Şu anda 7000 gün olan prim ödeme gün sayısı, yeni yasadan sonra işe girenlerde her yıl için 100 gün artacak ve 20 yıl sonra 9000 güne çıkacak.Şu anda kadınlar için 58, erkekler için 60 olan emeklilik yaşı da kademeli olarak artırılıp, hem kadın hem de erkekler için 65 yaşa yükseltilecek.
AYLIK BAĞLAMA ORANI DÜŞÜYOR
Mevcut sistemde, 25 yıl prim ödeyen SSK’lının ve Bağ-Kur’lunun aylık bağlama oranı yüzde 65, TC Emekli Sandığı’ndan 25 yılda emekli olanda, yüzde 75′tir.İlk reformda, 2015 yılına kadar emekli olanlar için, aylık bağlama oranı her yıl itibariyle yüzde 2,5 (yani 25 yıl için yüzde 62.5) ve 2016 yılından itibaren de yüzde (her yıl yüzde 2 itibariyle 25 yıl için) yüzde 50 olacaktı. Ancak alt komisyon, süreyi öne çekti ve yeni yasanın yürürlük tarihi itibariyle, aylık bağlama oranının yüzde 2 uygulanmasını öngördü. Böyle olunca aylıklar da düşecek!..”
Evet sayın Kızılot bu tırnak içi cümlelerindeki belirlemelerde bulunmakta. İşin kötüsü durum sadece bunlar değil, bunların dahası da bulunmakta. Bu durumda, Sosyal Güvenlik Tasarısı’na müdahale edilmezse, ciddi tartışmalar bizi beklemekte…Sosyal güvenlik açısından yarınlar mutlu görülmese de sizler ve bizler doğru tepki verdiğimiz sürece yarınlar daha mutlu olacaktır. Aksi takdirde sesi güçlü olanın dediği olacak bu da biz sabit gelirlilere ve emekçi kesime mutsuzluk getirecektir. Aksi takdirde eski yasayı arnavut kaldırımı nostaljisi nağmeleriyle anacağız.
Not:
Bu sitede yayınlanmakta olan yazılar http://www.yazarport.com, http://www.gunesgazetesi.net http://www.bilgiagi.net http://www.bilgievreni.com, http://www.siyasalforum.net http://www.gercekgazete.web.tr ile, Gerçek Gazete, Halkın Sesi, Güney Marmara Yaşam ve Fatsa Güneş gazetelerinde yayınlanmaktadır. Yazarın izni olmaksızın başka hiçbir yayın organında kaynak veya dipnot göstermeksizin kısmen veya tamamen alınamaz, çoğaltılamaz.