Etiket arşivi: Siyaset

Bırakın Kendi İsteğimizle AK Partiden Vazgeçelim!

Dünkü yazımızda, AK Partinin neden kapatıl(a)mayacağı konusunda söz konusu gerekçelerimizi dile getirmiş ve bu kolundaki zorunlu ve hayati konuları özet halinde dile getirmiştik.

Türkiye’deki cari olan siyasal süreç içinde metazorik anlayışla büyük oranda toplumsal tabana oturmuş ve kitleselleşmiş bir partinin bir takım seçkinci olduklarını iddia eden kitleler, devletin (sözde) gerçek sahipleri, Levanten ve mandacı özentileri, içinde yaşadığı toplumuyla barışık bir siyasal hareketin başarısını hazmedememenin hışmıyla devletin bütün kurumlarını bu partinin alaşağı edilmesi için seferber etmek istediler. Her bir girişimlerinde siyasal olarak karşı tarafın daha büyük bir zaferi kendilerinin ise çöküntüleriyle karşılaştılar.

Ne var ki bu halktan kopuk ve intikam duygularıyla hareket eden bir kısım azınlığın partinin sosyal ve siyasal tabanına karşı ortaya koydukları dışlama, AK Parti’den zaten ümit kesmekte olan ve belki bir sonraki seçimde vazgeçecek olan kitle üzerinde REFLEKS etkisi yapmakta ve bin kat daha iştiyakla yeniden kenetlenerek kerhen ite kaka destek verdikleri belki de kötüler arasında en iyi olarak gördükleri siyasal partiyi hak etmediği yeni siyasal zaferlere taşımaktadır.

Zaten partiden ümidini kesen ve yeni ayakları yere basan toplumla barışık toplumu daha da sahiplenen, yeni arayış veya belki de oluşumların ortaya çıkması bu koro halindeki saldırı hareketleriyle imkansız hale gelmektedir. Kısaca insanlar kendi iradeleriyle bir partiyi terk etme veya vazgeçme hakkını kullanmak istemekte, bu istekleri de kursaklarında kalmaktadır.

Toplum katmanlarının devlet kurumlarının sivil toplum kuruluşlarının bu ince noktayı artık görmeleri çok çok çok büyük önem taşımaktadır.

Esenlik dileklerimle.

YAZI SÖZLÜĞÜ:
Metazorik: Zorlamayla, zorla
Refleks: Vücudun sinirsel olarak otomatik tepki vermesi

Not:
Bu sitede yayınlanmakta olan yazılar http://www.yazarport.com, http://www.gunesgazetesi.net http://www.bilgiagi.net http://www.bilgievreni.com, http://www.siyasalforum.net http://www.gercekgazete.web.tr ile, Gerçek Gazete, Halkın Sesi, Güney Marmara Yaşam ve Fatsa Güneş gazetelerinde yayınlanmaktadır. Yazarın izni olmaksızın başka hiçbir yayın organında kaynak veya dipnot göstermeksizin kısmen veya tamamen alınamaz, çoğaltılamaz.

Toprak Reformu, Tarım Politikası ve Beyin Reformu Üzerine…

Osmanlı’nın toprağa verdiği önemi, yönetimine veya başına tımarlı sipahileri koymasından anlayabiliriz. Yine Osmanlı kamu gelirleri, tarih bilgilerimizi hatırlarsak “has” “zeamet” ve “tımar” olarak ayrımlanırdı. Bu gelenek Cumhuriyetle birlikte günümüzdeki halini almıştır. Bu günkü toprak yönetimi sistemi (toprağın sahipliği açısından) doğru bir sistemdir. İnsan psikolojisine en uygun sistemdir. Bu sistemi Cumhuriyeti kuran Atatürk şekillendirmiştir ve medeni kanunumuzda mülkiyet hakları ve mülkiyet ilişkileri olarak değerlendirilmiştir. 1940 lı yıllara kadar ülkemizin taşradaki ve yüksek kesimdeki toprakları vatandaşlara dağıtılmıştır. O zamanlarda “tutma” sistemiyle sahiplik veya iyelik başlamıştır.

İster satın alma suretiyle ister miras, isterse “tutma” sistemiyle ele geçirilmiş olsun 1935 li yıllardan itibaren 1980 lere kadar Türkiye’de toprak yoğun olarak kullanılmıştır. Ülkenin her sathı dağ dere tepe, bizzat işlenmekteydi. Toprağın işlenmesi ovalarda pazara yönelik üretim şeklindeyken, yüksek kesimlerde kısmen pazara ama önemli ölçüde bizzat kullanıma yönelik olarak işlenmekteydi.

1955-80 yılları arasında arazilerin 1 metrekarelik kısmı bile değerlendirilirdi. O günün şartlarında Pazar için üretilen pazara götürülür, yerine şeker, tuz, gazyağı alınır, ev için üretilen de bir yıl boyunca evlerde veya yüksek direkler üzerine oturtulmuş ambarlarda depolanırdı.

1960’lı yıllardan itibaren yoğun olarak başlayan ve 1970 li yıllarla hızla devam eden göç ve göçle paralel kentleşme, kentleşmeyle birlikte kentsel sorunlar ve kentsel sorunlara kentsel çözüm arayışları başlamış ve bu kapsamda önce marketler sonra süper marketler daha sonra da hiper marketler kentlerin önde özeksel bölgelerine daha sonra da kent çeperlerine (çevrelerine) yayılmaya başlamıştır. Bu sosyolojik gelişme çeşitliliği kentte yaşayan yığınları ciddi oranda cezbetmiştir. Market, süpermarket ve hipermarketlerin artması bu artışla birlikte 1983 yılında başlayan I. ve II Özal hükümetleriyle serbest piyasa ekonomisi çerçevesinde birbiriyle ciddi rekabete girmeleri, fiyatları düşürmüş ve üretim ve tüketim dengelerinin şaftını kaydırmıştır.

Taşrada Yaşayanların Üretim Bağlamında Beyin Formatlarındaki Değişim:

Yukarıda belirttiğimiz serbest piyasa ekonomisi ve rekabet kapsamındaki fiyat düşüşleri ve alabildiğince gelişen market kültürü, tarım toplumunu on yıllar içinde eritmiştir. Kentsel mekanın dışında yaşayanlar bile günümüzde köylerine giderken, yeşil sebzeyi meyveyi, yumurtayı hatta sütü marketlerden almaya başlamışlardır. Bu trend nasıl oluşmuştur? Daha düne kadar kendi evi için dahi olsa toprağı işleyen köylü veya taşra insanı bu gün yumurtayı, sütü veya yeşil sebzeyi marketlerden alır hale gelmesini sadece ve sadece kentleşme ve marketlerin yaygınlaşmasıyla fiyat düşüşlerine mi bağlamalıyız. Elbette ki hayır. Bu düşün zinciri bizi büyük yanılgılara götürür.

Toprağın işlenmesi ve üretilen mahsulün fiyatlandırılması gerçeğine indiğimizde durumun hiç te görüldüğü kadar masum olmadığı anlaşılmaktadır. Sözde kitlesel üretimin ve modern tarımın teşvik edilmesi vb. söylevlerle 1960 lı yıllardan itibaren toprak mahsullerinin ederleri reel bazda düşmüş, maliyetler ciddi anlamda yükselmiş, küresel çevre sorunları nedeniyle gübresiz ürün yetişmez olmuş bu durumda zaten nüfus artışıyla git gide bölünen topraklar sahiplerince terk edilmeye başlanmıştır.

Tarım Politika(sız)lığının Anlam ve Önemi:

Bu konuda Cumhuriyet hükümetleri o günden bu güne, son AK Parti hükümeti de dahil olmak üzere tam anlamıyla dışa bağımlı hatta güdümlü bir tarım politikası izlemişlerdir. Destekleme alımları sosyal devlet olarak görülmüş, taban fiyat maliyenin düşmanı olarak görülmüş bu ve bu gibi gafil ve kolaya kaçan bakış açılarıyla ülke tarımı önce duraksama bu gün itibarıyla da çökme sürecine girmiştir.

Ülke dışından gelen tarım ürünleri hangi tür ürün olursa olsun, altın hükmünde görülerek sorgulama bile yapmaksızın satın alınmıştır. İşin en can alıcı noktası ise, laboratuar ortamında üretilen DNA dizilimleriyle oynanmış hibritler çok dar kapsamlı uygulanmıştır. Bunların ülke geneline yayılması ülke sınırları içinde her türde hibrit üretimi yapacak enstitülerin açılması gereği görülmemiştir.

Sevgili okurlarım, hibrit üretimi ve dağıtımı konusunu ayrı bir yazı konusu olarak ileride işlemeyi düşündüğümden bu günlük bu üzüntülerimi sizinle paylaşmakla yetineyim. Bizlere düşen sürekli olarak bilinçli ve etkili hareket etmektir.

Not:
Bu sitede yayınlanmakta olan yazılar http://www.yazarport.com, http://www.gunesgazetesi.net http://www.bilgiagi.net http://www.bilgievreni.com, http://www.siyasalforum.net http://www.gercekgazete.web.tr ile, Gerçek Gazete, Halkın Sesi, Güney Marmara Yaşam ve Fatsa Güneş gazetelerinde yayınlanmaktadır. Yazarın izni olmaksızın başka hiçbir yayın organında kaynak veya dipnot göstermeksizin kısmen veya tamamen alınamaz, çoğaltılamaz.

Bu Ne Aceledir A Uşaklar!

Yine mi?
Evet yine!. Yine siyaset, yine politik ACI yine patinaj, yine yerinde sayma.
Birileri yine Türkiye’nin yerinde sayması, patinaj yapması için düğmeye bastı. Parti başkanıyla aydınıyla, esnafıyla çiftçisiyle her kesimiyle koro halinde sayma oyununa başlandı.

Peki olanlar oldu da, düğmeye basıldı da, bu acele, bu telaş ne bunu anlayamadım. Benim ufaklık Fatih Furkan’ın bir huyu vardır. Ne yaparsa yapsın hemen bulunduğu ortamın yaptığı işin sonunu bitişini merak eder ve sabırsızlıkla sonunu, ondan sonra gelen olayın sonunu…. Hep sonun aceleciliği ve doyumsuzluğunu yaşar. Tıpkı FURKAN sendromu gibi bu gün politik tartışmalarda da aynı durum söz konusu.

POLİTİKADA FURKAN SENDROMU:
Bir cumhuriyet başsavcısı bir ülkenin ezici çoğunlukla iktidar olmuş partisini kapatma davası açmış. Davayı Anayasa Mahkemesine göndermiş. Durum şu an bu noktada. Henüz anayasa mahkemesi kararını vermemiş olmasına rağmen parti öldü bitti kapatılıp gitti mantığıyla inanılmaz bir vaveylaaa her tarafta.

1. AK Partinin kapatılması davası AY mahkemesine yeni vermiştir, henüz sonuç değil formaliteler tamamlanmamıştır. Bir ülkenin anayasa mahkemesi başkan ve üyeleri AK Parti hakkında bu durumu görmeyecekler mi, onlar hiç vicdan taşımıyorlar mı, onlar Türkiye’nin ulusal ve uluslar arası şartlarını veya durumunu görmüyorlar mı? Üstelik AY mahkemesi başkanı AK Parti zihniyetine yakın birisi değil mi, ayrıca AY mahkemesinde şu an için benim bildiğim kapatmayı kabul etmeyecek başkan da dahil 4 üye var. Başkan bir ikisini ikna etse ki bu çok kolay olur, zaten sorun yok. Daha RP nin kapatılmasında olumlu düşünen Özbudun Hoca bile bu gün tam tersi görüşte. AY Mahkemesi üyelerinde de buna benzer durum pek tabi ki olacaktır, vardır da.

2. AK Parti üyelerini, milletvekillerini, bakanlarını hatta başkanlarını da anlamakta zorluk çekiyorum. Sanki partileri kapatılmış gibi hışımla ve suçlu çocuk psikolojisiyle agresif ve panik tepkiler vermekteler. ÖYLE KOLAY MI Kİ YÜZDE 50 YE YAKIN BİR İKTİDAR PARTİSİNİN CUMHURİYET BAŞSAVCISININ BİR DAVA DİLEKÇESİYLE KAPATILMASI. AKIL VE İZAN SAHİBİ OLANLAR ZATEN BUNUN FARKINDA.

3. Politikada fiili durumun son aşamalarının son aşamasının üzerine hamasi söylemlerde bulunmak oldukça yersiz ve mantıksız tepkilerdir. Ayrıca bir diğer dominant faktör de, Cumhurbaşkanlığıdır. Söz konusu dava dilekçesinde T.C. Devletinin Cumhurbaşkanı hakkında da siyaset yasağı istenmektedir. Bu talep trajik, dramatik kısaca trajikomik bir durumdur. T.C. Vatandaşı olarak bundan utanç duyuyorum. Konuya şu açıdan bakarak ta kendimi teselli ediyorum. Demek ki hukuk sistemimiz o kadar üstün ki, bir devletin başkanı bile yargı karşısına çıkarılmak isteniyor. Hz. Ömer Adaleti işte budur.)))) Tabi bu duygularım polyannacı duygularımdır.

4. Durun uşaklar durun, parti kapatılmadı, sadece basit bir kapatma dilekçesi verildi. Paniklemeyin. İktidarıyla vatandaşıyla muhalefetiyle, sivil toplum kurumlarıyla biraz vitesleri küçültün ve FURKAN sendromuna düşmeyin. Aklı selim her zaman galip gelecektir.

Mutlu yarınlar temennisiyle.

Not:
Bu sitede yayınlanmakta olan yazılar http://www.yazarport.com, http://www.gunesgazetesi.net http://www.bilgiagi.net http://www.bilgievreni.com, http://www.siyasalforum.net http://www.gercekgazete.web.tr ile, Gerçek Gazete, Halkın Sesi, Güney Marmara Yaşam ve Fatsa Güneş gazetelerinde yayınlanmaktadır. Yazarın izni olmaksızın başka hiçbir yayın organında kaynak veya dipnot göstermeksizin kısmen veya tamamen alınamaz, çoğaltılamaz.