Kas 03 2009

“Sâdıklarla Beraber Olun” Ayetini Çarpıtanlar..

Published by at 00:03 under Mahmut Celal ÖZMEN

yazdır / print
Hilecilerin, kapkaççıların arasından çarpılmadan, çırpılmadan geçene helal olsun.

Öyle şeytanlar, deccallar ayetleri yem olarak kullanıyor ki vay dinini öğrenmek üzereyken onların eline düşenin haline!

Bugün hangi cemaat, tarikat mensubu olursa olsun kendi şeyhini sâdık diye isimlendirmiş ve insanları ona şu ayetle çağırıyor.

“Ey iman edenler Allah’tan korkun ve sâdıklarla beraber olun.” (Tevbe Suresi,119)

Bu sahtekârların şerrinden emin olalım ve tezgâhladıkları hileye düşmeyelim diye bu ayetin tefsirine ihtiyacımızın olduğu gayet açıktır.

Bu ayetin evveline ve ahirine de müracaat edin göreceksiniz ki, birilerinin dizinin dibine oturun, ağlayın sızlayın, hû deyin manasında değildir.

Ayetler Tebuk Seferine katılmayan münafıkları, onlardan tövbe edenleri konu etmekte ve savaşa katılanlar için “sadıklar” sıfatını kullanmaktadır. Yani sadıklar imanına sadakat gösterenler, Allah’a ve peygambere verdikleri ahde sadakat gösterenlerdir. Bunu ispat için başka bir ayete dönelim.

Müminler içinde Allah’a verdikleri sözde duran nice erler var. (minel mü’minine ricalen sadekû ma âhedullahe aleyhi) İşte onlardan kimi, sözünü yerine getirip o yolda canını vermiştir; kimi de (şehitliği) beklemektedir. Onlar hiçbir şekilde (sözlerini) değiştirmemişlerdir.

Ayette geçen sadekû sadâkat gösterenler demektir,

Neye sadakat gösterenler? Allah’a verdikleri söze..

Ne hususta söz vermişlerdi? Eğer Allah onlara savaşı yazarsa O’nun yolunda şehit oluncaya kadar savaşmaya. Bu ayetin bu şekilde nazil olması, bir olay üzerinedir.

“Mü’minler içinde Allah’a verdikleri sözde sadakat gösteren nice erler var! İşte onlardan kimi adadığını ödedi, kimi de (bunu bekliyor). Onlar hiçbir surette (ahdlerini) değiştirmediler” (Ahzab, 23).
Tevbe suresi 119. ayetinde de aynı durum söz konusudur ve Allah orada da müminleri Allah’a verdikleri söze sadakate davet etmektedir.

Şimdi görüyoruz ki bu ayet tasavvufçuların yem olarak kullanmalarına –insanların kandırıldığına bakılırsa- müsait olsa da bilenler bu yanlış te’vili yutmaz.

Ümmetin bu gün içinde bulunduğu zillet inancımızı hurafelerle bozanların, cesaretimizi unutturup, üçler, beşler, yediler ve ölülerden yardım bekletenlerin eseridir.

Muhterem kardeşlerim “Sadıklarla beraber olunuz” fasıklarla değil. Yüzyıllardır postuna yapışmış meczupların dininizi oyuncak etmesine müsaade etmeyin. Dininizi onların ağızlarından öğrenmeyin. Hiçbir tarikatçının sohbetine katılmayın. El almayın, tövbe vermeyin. Yakınlarınızı da hiçbir tarikata girmemesi için uyarın.

Tövbenizi Allah’a yapın.

Duanızı, sığınmanızı, istimdadınızı Allah’a yapın.

Peygamberimiz öyle yapardı, ashabı öyle idi.

Onun öğretmediği yollarda ömrünüzü çarçur etmeyin.

İblis ve âvânesi sizi sırat-ı müstakıymden alıkoymak için onun sağından solundan çağırır durur, onlara iltifat etmeyin.

Tasavvuf mikrobunu kalbinize bulaştırmayın.

Rasulullah’ın öğrettiği din tasavvuf değil, O’nun ashabı tasavvufçu değildi.

Onların hiçbiri Ene’l Hak demezdi.

Elbiselerini tutup bu elbisenin içinde Allah var demezdi.

Hacca gidene benim etrafımda tavaf et, Allah benim içimde demezdi.

Onlar kendilerinden önce ölmüş hiçbir peygamberi, hiçbir sahabeyi yardıma çağırmaz, ölülerden bir şey ummazlardı.

Onların dini İslam’dı. Onlar Müslüman’dı. Tevhidi öğreten peygamberin izinden giden nesiller yetiştirdiler. Ta ki bu tasavvufçular üç asır sonra Müslümanların arasında palazlandı. İşte ondan sonra yaşayan Müslümanların imtihanı şiddetlendi.

Şimdi siz bir noktadan bakınca en önemlisiniz.

Yani herkes önce ben demeli, önce kendini kurtarmalı. Öyle ya bataklıkta çırpınan adam yanındakine el uzatabilir mi?

Şimdi imtihan salonunda meşgul olan benim ve saat çıt çıt ederken benim ömrümü yiyor.

Ben ise bu salonda cevap vermeden önce okunması gereken kitapların yerine benden önce masalara, sandalyelere karalanmış yazılarla uğraşıyorum, onların peşinden dalıp gidiyorum.

Hâlbuki imtihan olunacağım kitabı açsam o bile bana diyecek ki:
“Bilmediğin bir şeyin ardına düşme, çünkü kulak, göz ve kalp bunların hepsi o (ardına düştüğünden) hesaba çekilecektir.”

5 responses so far

5 Responses to ““Sâdıklarla Beraber Olun” Ayetini Çarpıtanlar..”

  1. Ethemon 03 Kas 2009 at 19:35

    Yazıda ayetleri çıkarırsak tek bir anlamlı cümle yok. Bu yazıyı karalayanın üzerinde çokça düşünmesi gereken son cümle olarak yazdığı ayet-i kerime’dir. bunca atıp tutmadan sonra, ardına düştüğü şeyi ne kadar bilip bilmediği ve bunca saldırganlığının altında yatan “cesaret”in kaynağının hangi kelimenin kökünden geldiğini düşünmesini rabbim nasip etsin.

  2. Mustafa Kemal OYMANon 03 Kas 2009 at 22:07

    Yazının son iki satırın kaynağından şüpheliyim: “Bilmediğin bir şeyin ardına düşme, çünkü kulak, göz ve kalp bunların hepsi o (ardına düştüğünden) hesaba çekilecektir.” Sahih olsa bile, yanlış yorumlanmamalı.
    Bilmediğimiz şeyin, ardına düşmese idik, “İlim Çinde olsa, öğrenmek için gider mi idik?”, “Zira her ilim sahibinin üstünde daha iyi bilen birisi vardır.[Yusuf 76]” demeyip, ama bilmediğimiz şeyin ardına düşmeyip; tembellik mi etmeliyiz? Henüz çok azını bildiğimiz Kitâb-ı Kâinât’ı inceler miydik?

    Kitâb-ı Kâinât’ı inceler mi idik?

  3. Tarıkon 07 Kas 2009 at 21:09

    “İnsan, şeriata göre üç kişiden biridir: Ya, katıksız bir bâtınîdir. Bu kişi bize göre hal ve fiil bakımından tevhidi soyutlamayı kabul eden kişidir. Bu durum, bâtınîde olduğu gibi, şeriat hükümlerini işlevsizleştirmeye ve Şâri’nin amacından sapmay ayol açar. Herhangi bir dini ilkenin yıkılmasına yol açan her davranış, bütün müminlere göre, kesin bir dille kınanmıştır. İkinçi şık olarak, insan kendini büsbütün bırakmış katıksız zâhirî olabilir. Bu tavır onu (Tanrı’yı) cisimleştirmeye ve (yaratıklara) teşbihe sevk eder. Böyle bir insan, tıpkı Bâtınî gibi, din tarafındana kınanır. Üçüncü olarak insan, dildeki anlayışa göre, şeriatla paralel yürür. Öyle ki Şârî’nin yürüdüğü yerde yürür, durduğu yerde durur, ayak be ayak O’nu takip eder. İşte bu, orta haldir.”
    Fütuhat-ı Mekkiye
    Muhyiddin-i Arabi

  4. Alper Selçukon 29 Oca 2010 at 14:25

    Yazısı ve niyeti için Mahmut Bey’i tebrik ediyorum. Karşı eleştirileri de alışılageldik eleştiriler sınıfından görüyorum. Seviye sorunu bol karşı saldırı da eleştiri de yok aslında. Kör saplantı yöntemiyle çirkin bir saldırı var.”Yazıda ayetleri çıkarırsak tek bir anlamlı cümle yok” diye yazan yorumcu, acaba o anlamları mürşidlerinden nasıl öğrenmiş? Onların anlamsız anlamlarına uymadığı için mi anlam olmuyor Hz.peygamberin, sahabinin yaşayışı ve imanı algılayışı? Küfür nedir birader? Gerçeği örtmek değil mi? Gerçek kuru mu geliyor size?

    Yazının son kısmında verilen ayet, nasıl ve hangi mantıkla bilimsel meeraka engel oluyor, acaba? Açık değil mi, Allah hakkında ellerinde delil olmayanların bir sürü saçmalığı iman esasıdır diye anlatmaları. Bu ayette kastedilen şey, açıkça sapıklaşmayın demek değil midir? Hakkında delil bulduğun her bilgi zaten sana oku diye emredilen bilgidir.

  5. vedud12on 31 Oca 2010 at 14:33

    Bakara(*) Sûresinin 143 . Ayetinde
    Böylece, sizler insanlara birer şahit (ve örnek) olasınız ve Peygamber de size bir şahit (ve örnek) olsun diye sizi orta bir ümmet yaptık. Her ne kadar Allah’ın doğru yolu gösterdiği kimselerden başkasına ağır gelse de biz, yönelmekte olduğun ciheti ancak; Resûl’e tabi olanlarla, gerisin geriye dönecekleri ayırd edelim diye kıble yaptık. Allah imanınızı boşa çıkaracak değildir. Şüphesiz, Allah insanlara çok şefkatli ve çok merhametlidir.

    net cevap allah indinden idirililenle verilmiştir zaten .
    yoldan çıkmışlığa engel sabikunlar’a yoldaş olma ayetlerinden biri… bu Ayet tir…
    selam ve du aile

Trackback URI | Comments RSS

Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.