Yazar arşivleri: EDİTÖR

Enerji Transferinde Kablonun Sonu

Genelde evrenin özelde dünyanın yaradılışından bu yana gözle görülemeyen “şey”lere “gaib” denmiştir. Bu bahisle her şey ya astrolojiyle, ya mucize veya kerametle izah edilmiştir. Oysa ki bu gün “metafizik” kelimesi anlamını yitirmiştir. Önceleri fizikle metafiziğin bileşimi olan quantum fiziği nanometrik hacimler içinde işlenmeye başlanmasıyla birlikte, daha önceleri büyüyle, sihirle, kerametle yapılan ne varsa yarın pozitif bilimle yapılmaya başlanacaktır.

Dün itibarıyla (dünden kastımız bin yıllar öncesini kastediyorum) Süleyman AS. Döneminde Belkıs’ın tahtının saniyeler içinde bir şehirden bir şehre aktarılması, yarın için (yarından kastımız, gelecek on sene sonrasıdır) moleküler fisyon ile ışınlanarak gerçekleştirilecektir. Yalnız ışınlanma teknolojisinden önce, nano robotlar da, potansiyel enerjinin kontrollü olarak tutulması, yönlendirilmesi gerçekleştirilmiş olacaktır.

Bundan on yıl sonra, gözümüzle göremediğimiz cisimler bizimle birlikte dolaşacak, hatta yarı organik olarak dolaşacaktır. Daha ilerisi, evimizi arabamızı bu görünmez mekatronik nesneler temizleyecek, hijyenik hale getirecektir. Bütün bu kolaylıklar olurken insanoğlu ne yapacaktır diye düşündüğünüzde, evet bundan on yıl sonra insanoğlu şu an yapmakta olduğu ve “angarya”” olarak gördüğü işlerin yüzde ellisinden kurtulacaktır.

Enerji transferinde kablonun bitişi veya anlamsızlaşması zaten işin başında ““mekanik”” kavramını aşındırmaktadır. Dün bahar ayları için söylediğimiz “”hava canlanmaya başladı”” tabiri artık hem gerçek hem mecazi olarak doğrulanacaktır. “Artık daha önce ortalıkta dolaşan virüsler, bulaşıcı hastalıklar, on yıl sonra, organik, yarı organik veya elektronik hale gelecektir. Bu gün için bulunduğumuz odanın hijyeninin sağlanması için yaptığımız dezenfeksiyon işlemleri yerine çok yakın gelecekte bulunduğumuz odanın elektronik virüslere karşı korunması ve yaşadığımız mekanların elektronik saldırılardan veya zararlı virüslerden kurtarılması sektör haline gelecektir.

Bu gün için en önemli sorunlardan birisi de, sahip olunan potansiyel enerjinin depolanmasıydı. Bu sorun, işe yarar veya köklü şekilde çözülemediği için, bu gün itibarıyla ulaşım ve iletişim araçları olan otomobillerin, uçakların, büyük şileplerin uyduların katı veya sıvı yakıt sorunları bulunmaktadır. Oysa ki, elektrik enerjisinin çok yüksek potansiyel voltaj veya güç değerlerinde depolanmasıyla ve bunun gündelik hayatta kullanımının ciddi derece ucuzlamasıyla enerji transferinde kabloların eski önemi kalmayacaktır. Bunun yanında elektrik akımlarının taşınmasında kullanılan kablolar yerine nanometrik enerji nakil tünelleri oluşturulacaktır.

Bütün bunlar olurken yine çevremizde yoğun olarak varolacak enerji kirliliği oksijen bileşimlerindeki değişim, insanoğlunun hayatta kalabilmesi için güvenli ve sağlıklı enerji kalkanlarının oluşturulması bu kalkanın niteliği gelecek onbeş yılın yeni sektörü olacaktır. Şu an için kullanılan bilgisayar virüsleri, on onbeş yıl sonra nefes aldığımız havada dolaşabileceğinden, belki de bu gün kullanılmakta olan Adavare, Spybot, Avast vb. virüs tarama programları oksijenin taranması ve temizlenmesi konusunda yeni programlar devreye girecektir. Bunlar bilgisayara eli değsin değmesin hangi yaş cinsiyet ve meslekte olursa olsun her insanın yapması zorunlu işler arasında yer alacaktır.

“Not:
Bu sitede yayınlanmakta olan yazılar http://www.yazarport.com, http://www.gunesgazetesi.net http://www.bilgiagi.net http://www.bilgievreni.com, http://www.siyasalforum.net http://www.gercekgazete.web.tr ile, Gerçek Gazete, Halkın Sesi, Güney Marmara Yaşam ve Fatsa Güneş gazetelerinde yayınlanmaktadır. Yazarın izni olmaksızın başka hiçbir yayın organında kaynak veya dipnot göstermeksizin kısmen veya tamamen alınamaz, çoğaltılamaz.

Bir Genç Kalemin Editörle Sohbeti

Genç nerelerdesin, kaleminin mürekkebi kuruyacak!
Beyim,  yayaş yavaş köşeye çekilmeye karar verdim,
Sizde fark etmiş olmalısınız artık yazıp çizmekten uzaklaştırıyorum kendimi.
Daha hayata atılmadan ne köşesi genç!
Sokratın çok güzel bir sözü var. ” gördümki köşedekiler bilgide üstünmüş ” der yine gazali ve nietzcze büyük adam olmak Okumaya devam et

Türbanlı Sayısı ve Başörtülü Sayısı

Ön Not: Konunun önemi nedeniyle bu yazımı Yazarport ile paylaşıyorum.

TÜRKİYE’DE ve DÜNYADA TÜRBANLI SAYISI ve BAŞÖRTÜLÜ SAYISININ GELİŞİMİ ÜZERİNE YAPILAN ARAŞTIRMALAR ÜZERİNE TOPLUMBİLİMSEL BİR İNCELEME
Gazete veya medya diliyle ifade etmek gerekirse, “türbanlı ve başörtülü sayısı” olarak koyduğum yazımın asıl akademik dil ile ifadesi alt başlığımdır. Yani bu yazının başlığı asıl olarak, “Türkiye’de ve Dünyada Türbanlı ve Başörtülü Sayısının Gelişimi Üzerine Bir İnceleme” dir. Olayları değerlendirirken doğal olarak gözlemleyip, objektif veya nesnel olarak değerlendirmek zorundayız. Bu konuda ortaya konulan istatistikleri de iyi okumak gerek.

İSTATİSTİKLERİ OKUMAK TA SORU SORMAK KADAR UZMANLIK GEREKTİRİR
Sosyal ve siyasal alanlarda yapılan anketlerde aynı örnek kütle üzerinde aynı zaman diliminde bir soru cümlesinin vurgu kelimesinin yeri, anket sözelse anketörün ses tonu jest ve mimikleri son derece önemlidir. Öyle ki, “ha hasan kel, ha kel hasan” sözü ilk başta aynı anlam ifade ediyor gibi görülse de her iki cümle birbirinden çok farklı anlam taşımaktadır. Bu tür değerlendirme veya soru cümleleri ilk başta aynı anlam taşıyor gibi görülen cümleler deneklere tam tersi bir işaretleme veya tercihte bulunmalarına neden olmaktadır.

Son günlerde bu konuda yapılan anketleri ve bu anketler üzerine yapılan tartışmaları da bu şekilde değerlendirmek gerek.

Örneğin, “Kaç yıldır başınız kapalı” sözü ile “kaç yıldır başörtüsü kullanıyorsunuz” sözü aynı olmadığı gibi, “kaç yıldır türbanlısınız” sözü de farklı anlamlar taşımakta, kişileri farklı cevaplara yöneltmektedir. Başın örtülülüğü ile, başörtüsü, türban kelimeleri veya kavramları birbirinden çok farklıdır. Bunların kullanılma saiklerinde (nedenlerinde) ciddi derece farklılıklar vardır.

BAŞI KAPALILIK:
Gerek dinsel gereklilikten, geleneksel faktörlerden gerekse fiziksel faktörlerden (soğuk, kellik, sağlık sorunları vb.) başın kapatılmasıdır. Başı kapatan nesne, ise, Türk dilinde eşarp olarak adlandırılmaktadır. Küçük ebatlı eşarp ile, ve üçgen olarak katlanıp tavşan kulağı olarak bağlandığında bu eyleme başı kapalılık adı verilmektedir. Fular, şal, şapka, bere, kaşkol vb. nesnelerin kullanılması durumuna da başı kapalılık denilebilir. Ama fiziksel ve sağlık nedenleriyle kapatılma olayı genelde arızi (geçici) dir.

BAŞÖRTÜSÜ:
Gerek büyük ebatlı eşarp ile, gerek yemeni ile gerek yazma ile gerekse peştamal veya çarşaf ile kapatılsın, bu tür kapanma biçimi genellikle dinsel faktörledir pek az olarak ta geleneksel faktörle olan bir kapalılıktır. Eşarpla başı kapatanların büyük ebat eşarp kullanmaları, bu eşarbı tam üçgen olarak değil de köşesinden çok az içe katlayarak başlarını çoğunlukla iğnesiz olarak bağlamaları durumuna başörtülülük diyebiliriz.

TÜRBAN:
Türk toplumunda çoğunlukla yanlış olarak kullanılan kelimedir. Gerçek anlamda türban, başı kapalılık durumudur. Yani bere tarzı bir giysinin sadece saçları kapatacak şekilde boyunların açıkta kaldığı ve çoğunlukla da kalın kumaştan dikilen bir kıyafettir. Türban çoğunluğun hatalı kullandığı şekliyle siyasal olarak giyilen bir kıyafet değildir. Sadece dekoratif olarak veya belki de fiziksel faktörlerle kullanılan bir giysidir.

SİYASAL SİMGE OLARAK KAPALILIK (SIKMA BAŞLILIK):
Üzerinde kıyametler koparılan giyinme tarzıdır. Bu giyinme tarzı ise şu şekildedir. İnce olarak genellikle siyah ve beyaz bir iç örtü saçları toplayacak şekilde alnı kapatacak şekilde giyilir, onun üzerine büyük veya orta ebatlı eşarbı üçgen olarak değil de üçgene yakın büyüklükte ama başörtüsü takanlara göre de daha fazla içe katlayarak (eşarbı küçülterek) kapanma tarzıdır. Bu tür kapanmada eşarp farklı usullerle bağlanır, ve eşarbın bir ucu iğne ile sağ veya sola tutturulur. Takvaca üstün olanlar bu eşarbın eteklerini (kenarlarını) daha fazla göğüslerinin üzerine doğru yayarlar, modernist, siyasal veya dekoratif olarak kullananlar ise bunu daha az göğüslerinin üzerine alarak temel olarak eşarbı boyuna arkadan sararlar (bağlarlar). Bu bağlama şekli Türk toplumunda “sıkma baş” olarak adlandırılır.

Toplumda başı kapatmanın, ve başörtüsü kullanmanın örtünmenin birden çok fazla etkeni olduğunu dile getirdik. Gerçek şu ki, başını siyasal olarak kapatanlar veya başörtüsünü siyasal simge olarak takanlar vardır. Kimse bunu inkar edemez. Bu tam anlamıyla dinsel tabirle “münafıklık” kelimesiyle ifade edilebilir.

Sıkma baş örtünme (ki siyasal simge olarak kullananlarla en çok karıştırılan bu tarzdır) geleneksel kültürden veya seçkinci kültürden modernize olmuş, yer yer burjuvalaşmış, kentlileşmiş, iş dünyasına girmiş bayanların Türk toplumunun Osmanlı’dan bu güne modernleşmesi ve günümüze kadar değişerek gelmesi ve moda kavramıyla birleşerek modernize olmuş halidir. Bu kapalı kitle toplumda giderek artmaktadır. Ama artan bu kitleyi irdelediğimizde şu gerçek karşımıza çıkar.

Salt siyasal olarak bu kıyafeti kullananların sayısı Türkiye’de yüzde ikileri bile bulmaz. Bu tarz kıyafeti kullananların sayısındaki artışın yarısı, daha düne kadar çalışmayan, çalışmasına aile ve geleneksel faktörlerle izin verilmeyen kentsel mekanlarda yaşayan “çalışmana izin veririm ama başını kapatarak çalışabilirsin” zorunluluğu ile çalışanlardır. Bu tarz kapananların diğer yarısı ise, geleneksel ve dinsel faktörlerle kapananların modernleşmesidir. DAHA DÜNE KADAR YEMENİ, YAZMA, PEŞTAMAL, ÇARŞAF VB. BAŞ ÖRTÜLERİNİN YERİNİ eşarp almıştır. Sevgili okurlarıma şunu sorarım. Yaşı yirmi olan ve yazma kullanan veya peştemal başörtüsü takan veya çarşaf takan Türkiye genelinde kaç kişi kalmıştır ki. Bundan yaklaşık yirmi otuz yıl önce bu şekilde kapanan bayanların oranı toplumda yüzde kırk iken, artık bu kıyafetlerin yerini bu tür kapanma şekli almıştır. Yani başörtülü sayısındaki artış, kişisel bazda değil de evrimleşme şekil değiştirme olarak karşımızda çıkmaktadır. Zira artık moda diye bir kavram vardır. Eskiden bütün kıyafetlerin üzerine beyaz yazma bağlanmakta ve bu konuda moda kavramı hiç önem taşımamaktaydı. Ama günümüzde ayakkabıya göre, bluza göre, elbiseye göre çantaya göre başörtüsü renkleri tercih edilmektedir. BU DURUMU YAYGIN OLARAK MUHAFAZAKAR BAYANLARIN GİYİMLERİNDEKİ MODERNLEŞME olarak algılamak gerekmektedir.

Sıkma başlar içinde siyasal olarak kapalı olanları, veya ailesel ve geleneksel olarak zorla kapananları veya çağdaş giyinip te inançları için bu tarz kapananları şu şekilde birbirinden ayırabiliriz.

Daha çok bütün vücut hatlarının ortada olduğu, ağır ağdalı bütün makyaj unsurlarının kullanıldığı, sadece ve sadece başın sıkma baş usulüyle kapatıldığı durumlar, ya siyasal simge olarak kapanmış olduğunu ya da zorlamayla kapanıldığını gösterir. Sıkma baş şeklinde başı bağlayıp ta, makyaj kullanmayan, vücut hatlarını ortaya dökmeyen bayanlar inançları gereği kapanan kitlelerdir. Sıkma başlar arasında siyasal olanlarla, zorla kapananlarla inançları gereği kapalı olanları ayırmanın en temel hattı budur. Tek ayırım faktörü bu değldir elbet. Ama yaygın olarak ayrım yapılacak en temel faktör olarak kullanabiliriz.

Bu yazımı (özgün olmasından dolayı) üniversiteler, mahkemeler, elektronik index’çiler kaynak göstermek kaydıyla rahatlıkla kullanabilirler. Tanımlamaları yaparken objektifliğe elimden geldiğince riayet etmeye çalıştım. Eksik veya küçük hatalarım olabilir. Bu hatalarımı yazımın sonuna eklenecek okuyucu yorumlarıyla tamamlayacağımı da ilave etmiş olalım.

Not:
Bu sitede yayınlanmakta olan yazılar http://www.timeturk.com, www.yazarport.com http://www.gunesgazetesi.net, http://www.kamudanhaber.com, http://www.bilgievreni.com, , http://www.siyasalforum.net, http://www.gercekgazete.web.tr, www.radyobrt.net, ile, Gerçek Gazete, Halkın Sesi, Güney Marmara Yaşam ve Fatsa Güneş gazetelerinde yayınlanmaktadır. Yazarın izni olmaksızın başka hiçbir yayın organında kaynak veya dipnot göstermeksizin kısmen veya tamamen alınamaz, çoğaltılamaz.

Kent Akademisi Test Yayını: Haziran

Kent Akademisi Test Yayını: Haziran

Editörden

Merhaba Kent Akademisi Okurları!

Söz uçar yazı kalır diye başladık dokumaya ilmik ilmik hayat kiliminin nakışlarını.

Hizmet için acelemiz var, neden mi, çünkü hayat çok kısa ve yapılacak çok şey var!

Kent Akademisi dergimiz Test Yayınının Haziran sayısında sizlerle.

* * * * *

Adeta ekonomik çıkar olmaksızın hiç bir şey olmaz diyenlere inat, Türk Kültür ve zenginliğinin, Türk ve Dünya literatüründe hak ettiği yeri alması için, sadece ve sadece insanlık için “bismillah” diyerek başladık. Hayra hizmet için. Okumaya devam et

Türkiye’nin Kabus Hastalığı: Siyasal Skolasizm

Tanzimattan bu yana Türk aydınları dahil bu hastalığın elinden kurtulamamıştır. Basmakalıp düşünceden önce taş baskı kalıbı görmeyen okurlarımı ilk fırsatta bulabilecekleri bir müzeye gidip taş baskı görmesini istirham ederim. Taş baskıda kalıp olan taştaki ters simetrik Okumaya devam et