Etiket arşivi: ekonomi

İnovasyon Nedir?: Benim Katma Değerim Seninkini Döver!

İnovasyon, ya da “innovation” Türkçede tek kelimeyle ifade edilemeyecek kadar geniş anlamı olan bir kelimedir. Yenilikçilik, yenileme, yeni yöntemler bulma vb. anlamlar içermektedir. Yeni ve farklı bir buluş, yeni bir tarz yeni bir buluş, yeni bir sektör yeni bir kimlik, yeni bir alan oluşturarak “katma değer oluşturmaktır.

O halde katma değerin ne olduğunu bir cümleyle dile getirmiş olayım. Katma değer, müşteriye veya hizmetten yararlanana oluşturulan faydadır. Ya da müşteri memnuniyetidir. Ekonomik getirisi olan, yeni bir fayda sağlayan yeniliktir.

İnovasyonda, pazarı olan bir ürünün değil de bir mal veya hizmetin yeni bir Pazar aralığı oluşturularak insanlara sunulmasıdır. Sony’nin müzik setlerini küçültüp bunu walkman olarak tasarlayıp pazara sunması bir inovasyondur. Ya da halihazırda koli ile veya tane ile sunulan kabuklu yumurtanın kabuksuz olarak UHT yöntemiyle sterilize edilip likit yumurta olarak gıda sektöründe pazara sunulması inovasyondur.

Bu gün Pazar ve sektör ayrımlaşmış, uzmanlaşmış, kalite bilinci gelişmiştir. 1900 lü yıllardan 2000 li yıllara kadar pazarlar önemli ölçüde bakir olduğundan ve oturmamış olduğundan dolayı üretici PATRON idi. Yani pazara sunulan ürünler nasıl ve ne şekilde sunulursa sunulsun müşteri tarafından alınmaktaydı. 2000 li yıllardan sonra Pazar çok daha karmaşık ve çok daha uzmanlaşmış ve rekabetin gelişmesi, üretim maliyetlerinin hızla düşmesiyle ürünler hem daha ucuz hem daha çeşitli hale gelmiş ve eskiden üreticinin PATRON KİMLİĞİ bu gün için tüketiciye geçmiştir. YANİ ARTIK ÜRETİCİ DEĞİL TÜKETİCİ PATRONDUR.

Bu piyasa koşulları da zorunlu olarak inovasyonu kaçınılmaz hale getirmiştir. Hangi sektörde olursa olsun, pazardan aslan payını alabilmek ancak ve ancak inovasyonlarla mümkündür. Bu da firmaların ARGE birimlerini stratejik konuma geçirmiştir. Kamuda kızak kadro ve sürgün yeri olan ARGE birimleri özel sektörün en stratejik hassas ve gizli departmanları olmuştur.

Bu gün Türkiye dışındaki gelişmiş ülkeler inovasyon oluşturan beyinleri hızla ve fark ettirmeden devşirme sürecine sokup büyük ekonomik bedel veya tekliflerle kendi firmalarına veya kendi ülkelerine transfer etmektedir. Türkiye’nin her bir bölgesi potansiyel olarak İNOVASYON OLUŞTURACAK BEYİNLERLE DOLUDUR.

Siyasal iktidar bunu yer yer görmemekte, yer yer göremEmekte, yer yer de bu beyinlere TAKOZ KOYARAK YOK ETMEKTEDİR. Bu son cümlem de devletin ekonomik sahadaki dramatik tablosudur.

Bütün bu gelişmeler ışığında ülkemizdeki potansiyel İNOVASYON BEYİNLERİ keşfedilmeyi beklemektedir. Devletin acilen bu tür beyinleri özenle veya titizlikle ortaya çıkarıp ayrı bir birim teşekkül ettirerek değerlendirmesi gerekmektedir. Ancak bu tercihi yapan kişiye daha büyük gizli güçler engel olmaktadır. Sütü bozuk imza sahipleri gerek imzalarını satarak gerekse safça kandırılarak BU PARLAK ZEKALI VATAN EVLATLARINI susturmakta hatta konuşmasına fırsat bile verdirmemektedir.

Er geç bu beyinler yarın ortaya çıkacak ve CANIMI FEDA EDECEĞİM ÜLKEME DÖRT BİR YANDAN HİZMET ETMEYE BAŞLAYACAKLARDIR. Bu beyinlerin ortaya çıktığı anda, Türkiye gelişmiş ülkelere karşı ekonomik olarak ve siyasal olarak dinamik genç beyinleriyle seslenecektir. Sözü de şu olacaktır.

BENİM İNOVASYONUM SENİNKİNİ DÖVER! BENİM KATMA DEĞERİM SENİNKİNE BİN BASAR!

İnovasyon konusuna ileride daha ayrıntılı olarak gireriz. Şimdilik Mevlana’nın şu sözüyle yazımı bitirmek istiyorum. “Dün dünde kaldı cancığazım. Bu gün yeni şeyler söylemek lazım” Kalın sağlıcakla…

Aydınlık yarınlar temennisiyle.

Not:
Bu sitede yayınlanmakta olan yazılar http://www.yazarport.com , http://www.gunesgazetesi.net http://www.kamudanhaber.com http://www.bilgievreni.com , http://www.siyasalforum.net http://www.gercekgazete.web.tr www.radyobrt.net ile, Gerçek Gazete, Halkın Sesi, Güney Marmara Yaşam ve Fatsa Güneş gazetelerinde yayınlanmaktadır. Yazarın izni olmaksızın başka hiçbir yayın organında kaynak veya dipnot göstermeksizin kısmen veya tamamen alınamaz, çoğaltılamaz.

Toplum Mühendisliği Üzerine Bir Değerlendirme

Dr. Ahmet FİDAN

SATIR BAŞI

Eski yazılarımdan birinin konusu “Sosyal Bilimlerde Sona Doğru” idi. Bu konuda yazımın yayınlandığı bütün kağıt baskı ve elektronik yayınların hemen hepsinde ciddi tepkiler aldım. “Tepki” kelimesiyle, genelin tahmin edeceği anlamı kast etmedim. Çünkü “tepki” kelimesi yaygın olarak yanlış kullanılmaktadır. Tepki almak tabiriyle olumlu ve olumsuz tepkiden bahsediyorum. Çünkü bir olay veya olguya karşı yapılan geri dönüş (olumlu olsun olumsuz olsun) tepki kelimesiyle ifade edilir. Burada ikinci cümlemde “… hemen hepsinde ciddi sonuçlar aldım” desem olmazdı. Çünkü sonuç almamıştım. Parça parça farklı açılardan değerlendirmeler almıştım. Bu değerlendirmelere göre belki sonucu ben çıkaracaktım.

Sosyal bilimlerde sona doğru” yazımda, sosyal bilimlerin giderek sayısal veya fen bilimlere doğru açıldığını dile getirmiştim. Bu konuda Türkiye’de OSYM nin alan tercih katsayı ve yüzdeliklerindeki bir eğilimi de örnek vermiştim. Bu gelişmenin belki bir başka boyutu da “Toplum Mühendisliği” kavramıdır.

Tamam, sosyal bilimlerde şu ya da bu bilim dalının sayısala veya fen bilimlerine açılımını belli ölçülerde hazmedebiliriz bir sosyal bilimci olarak. Ancak bu kadarına da pes veya hayır diye bir avami çıkşla olayı sorgulamak istiyorum.

Çoğumuz hatırlar, önceden Çalışma ekonomisi ve Endüstri İlişkileri vardı, (gerçi hala var) bu bölümlerin etkinliği azaldıkça bu alanı tercih etmeyi düşünen gençlere “Endüstri Mühendisliği” okuyun demeye başladık. Niye peki!. Çünkü sayısala doğru gidiş veya kaymanın önüne geçemeyeceğimizden dolayı gençlerin işe atılmaları konusunda istihdam sorunu yaşamalarını istememekteyiz. Çalışma Ekonomisinden Endüstri Mühendisliğine, Toplum Bilimden Toplum Mühendisliğine, çok yakında çok daha fazla örnekleriyle eski sosyal bilimlerin sayısala kaymakta olduğunu ve bilim dalının sonuna birer mühendislik kelimesi gelmeye başladığını göreceksiniz, görmektesiniz.

Hala ilk cümlemde bahsettiğim yazıma üzülerek yeniden atıf yapmak istiyorum. Yeni nesil, size sesleniyorum. Artık matematiği sevmek zorundasınız. Evet bunu bir matematik özürlüsü birisi olarak ben söylüyorum. Zira ilk tercihlerimden olan Siyasal Bilgiler Fakültesini sıfır matematik puanıyla kazanmıştım. Bu yıllar sınava girmiş olsaydım halim nice olurdu bilmiyorum artık.

Toplum mühendisliğine gelince. Pek tabi ki bu kavrama ani olarak refleks tepkisi vermek istemiyorum. Öyle bir tepki versem kuracağım cümle, “yok daha neler” olurdu. Ancak bazı olay veya olgularda, bizim vereceğimiz tepki hiçbir anlam ifade etmemektedir. Tıpkı çok büyük bir nehirde, akıntının tersi istikametinde kibrit çöpüyle yüzmeye çalışmak gibi. Ya da yeldeğirmenleriyle savaşmak gibi. Ama peşinen şunu söylemeliyim ki, bu kaymayı kendi mantığımda reddetmiş olsaydım yine de yeldeğirmenleriyle savaşır veya akıntının tersi istikametinde kibrit çöpüyle gayret ederdim. Tıpkı, Türkçemizin “Turkche” olmamasında vermekte olduğumuz gayret gibi.

Toplum mühendisliği, seçkinci / elitist, planlamacı, müdahaleci bir kavramdır. Toplum bilim, diğer tabiriyle sosyoloji toplumun fotoğrafını çekip yer yer yargılamalarda değerlendirmelerde bulunan bir bilim dalıdır. Ancak toplum mühendisliği kavramında toplum planlaması daha belirgin veya ön plandadır. Buna karşın belki sunu da söyleyebilirsiniz. İyi işte, toplum planlansın yönlendirilsin, bunun neyi kötü!. Elbette ki böylesi bir çıkışı reddetmiyor hatta önemli ölçüde haklı buluyoruz. Ancak nereye kadar. Yani bireylerin kendi iradeleri ve yaşam biçimleri vardır ve buna doğrudan müdahale etmek ne derece yanlış olursa, toplumun da genel bir yaşam biçimi veya kalıbı vardır, buna müdahale de o derece yanlış olur.

Toplum mühendisliğine olan kayma konusunda başka yazıma atıfta bulunmak istiyorum. Cybersapience (Cyber Sapience / Siber Toplum) içerikli yazılarımda hep çok yakın gelecekte beyninde çip taşıyan insanlar olacağımızdan bahsetmişimdir. İşte yakın gelecekte böylesi homojen ve duygulardan münezzehleştirilmiş (uzaklaştırılmış) insan topluluğunda toplum mühendisliği kaçınılmaz olarak görülmektedir. Ancak bu gün için bu kelime (toplum mühendisliği) fazlasıyla itici ve ezici gelmektedir. Çünkü henüz o kadar da rutinleşip duygusuzlaşıp elektronik hale gelmedik. Gidişatımızın ister kabul edelim ister etmeyelim bu yönde olduğunu söylemem gerekse bile bu gün için en azından bana “toplum mühendisliği” kavramı batıcı gelmektedir.

Büyük veya gizli bir el tarafından veya siyasal otorite tarafından insanların genel yaşayışlarına baskıcı, dayatmacı yönlendirmelerle etkide hatta yönlendirmelerde bulunulmasına karşı çıkarız. Ama pek tabi ki bu karşı çıkmamız, toplumun geleceğinin planlanmamasını, makro planlamayı savunmamamızı öngörmez. Makro planlamanın çok daha dar tutulup yönlendirmelerin daha fazla bireyselleştirilmeye başlaması (mikroya girmesi) bizim refleks alanımızı oluşturur. Yalılardan veya sırça köşklerden avam / halk şöyle olsun böyle olsun, şuraya gitsin, şunu alsın, bunu beğensin, şunu kullansın gibi dayatmalar ve bu dayatmalara bileşke (bütünsel güç) oluşturacak toplum mühendisliğine karşı “o kadar da değil” itirazında bulunuruz. Örneğin, Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana Türk insanına batılı şablon ve görünüm giydirilmeye çalışılmış fakat başarılı olunamamıştır. Bu konu askercil kumandayla, “Dikkaaat!… Batılı olunacaaaaak… Oool!” komutu burada sökmemektedir.

Bu konulardaki ayrıntılı değerlendirmeyi “Bilgi Ötesi Toplumuna Doğru Doludizgin” konulu yazımda ele almak üzere esen kalın efendim.

Sevgili okurlarım, yarına söz, rahat bir pazar yazısı olacak. “Analar Günü Gelmiş Yine, Eyvahh!”

Not:
Bu sitede yayınlanmakta olan yazılar http://www.yazarport.com, http://www.gunesgazetesi.net http://www.kamudanhaber.com http://www.bilgievreni.com, http://www.siyasalforum.net http://www.gercekgazete.web.tr ile, Gerçek Gazete, Halkın Sesi, Güney Marmara Yaşam ve Fatsa Güneş gazetelerinde yayınlanmaktadır. Yazarın izni olmaksızın başka hiçbir yayın organında kaynak veya dipnot göstermeksizin kısmen veya tamamen alınamaz, çoğaltılamaz.

Bölge Kalkınması ve Ulaşım Politikasının Önemi

Dr. Ahmet FİDAN

SATIR BAŞI

Dünya ekonomik krizini alt eden J. M. KEYNES enflasyon pahasına kamu harcamalarını artırarak toplumu düze çıkarmıştı. Aslında Keynes’in yaptığı çok basitti. Kamu harcamalarındaki bir birimlik altyapı yatırım harcaması, suya atılan bir taş gibiydi. Atılan taşın hareketiyle hale şeklindeki dalgalar gitgide büyüyor ve su yüzeyine dengeli olarak yayılıyordu.

AK parti tıpkı demokrat parti ve ANAVATAN partisinde de olduğu gibi birinci döneminde canla başla çalışmış, ikinci döneminde de, bu ivmesini devam ettirememiştir. Tam işsizliğin çözüme kavuşturulması gerektiği zamanlarda kısır siyasal sorunlar ve yaptığım yaptık dediğim dedik politikalarla bütün tılsımı bozmuştur.

Daha önce hükümetlerin ulaşım yatırımı sabit bir yatırım olarak görülmesi ve bölge kalkınmasındaki stratejik önemi olduğunun bilinmesi çoğu hükümetlerce hep ıskalanmıştır. Ak Parti hükümetinin bu konunun önemini kavraması ilk başlarda büyük bir şanstı.
Avrupa kentlerinin desantralize (çevreye yayılmış) olması ulaşım altyapısının sağlam olması nedeniyledir. Ulaşım altyapısı sağlam olan ülke toprakları üzerinde dengeli bir kentleşme ve dengeli bir nüfus oluşmaktadır. Kır ile kent arasındaki akıl almaz gayrımenkul değeri farkı ulaşım altyapısının geliştirilmesiyle makul hale gelecek ve nüfus ta bulunduğu yerleri terk etmeyecektir. Bu gün Türkiye’de her yer batı illerimizde olduğu gibi bayındır değildir. Kuzey Orta Güney ve Doğu anadolu bölgelerinde birçok ilçe yolu hala düzgün bir asfalta kavuşmamıştır. Oysa ki, 1950 yılından buyana bırakın ilçeleri bütün köy yollarının sıfır asfalta kavuşmuş olması gerekirdi.

Eğer 2003 yılından bu yana duble yol gibi yatırım çalışmaları devam etmiş olsaydı, insanlarımız çoktan büyük kentlerden memleketlerine doğru tersine göçe başlamış olurdu. Hatta bu hareket çok kısa bir zaman diliminde oldu bile. İnsanlar kentin sıkıcılığı ve sorunları karşısında köylerine dönmeye başladı. Ancak malesef bunun devamı gelmemiştir. Devamı gelmeyince de sosyolojik olarak insanlar birbirini tetikleyememiştir. Eğer bu tetikleme gerçekleşmiş olsaydı, üç beş sene içinde bu güne kadarki kır kent kalkınmışlık farkı dramatik boyutlarda olmayacak, bölge bölge dengeli olarak kalkınacaktı. Bu davranış rüzgarının sönmemesi gerekir. Halen fırsat var ama siyasal iktidar üzerindeki kapatma davasını olması ümitsizlik için önemli bir faktördür.

Not:
Bu sitede yayınlanmakta olan yazılar http://www.yazarport.com, http://www.gunesgazetesi.net http://www.kamudanhaber.com http://www.bilgievreni.com, http://www.siyasalforum.net http://www.gercekgazete.web.tr ile, Gerçek Gazete, Halkın Sesi, Güney Marmara Yaşam ve Fatsa Güneş gazetelerinde yayınlanmaktadır. Yazarın izni olmaksızın başka hiçbir yayın organında kaynak veya dipnot göstermeksizin kısmen veya tamamen alınamaz, çoğaltılamaz.

SGK Neyin Peşinde?

Dr. Ahmet FİDAN

SATIR BAŞI

Bir kamu kurumunun kendi görevi veya misyonunu unutup bu misyonunun tam tersi arayışlara girmesini düşünebiliyor musunuz. Buna basit tabirle, kişinin veya kurumun kendi kendini reddi denir.

Daha düne kadar (30 Nisana kadar) son iki üç ay içinde sigortalı olanlar için sıkı denetim yapacaklarını söylüyorlardı SGK yöneticileri. Bunu geçtik. 30 Nisan’a kadar büyük bir yığılma oldu ve sigortalı olanların sayısı milyonlara ulaştı. Dağ gibi yeni sigortalı olanların dosyasından gözü korkan SGK yönetimi, bu sefer çıtayı aşağıya çekti.

30 Nisan 2008 den sonra yeni sigorta kaydı yaptıranları sıkı denetime alacaklarını söyledi. Şunu anlamak mümkün değil. El insaf, Sosyal Güvenlik Kurumunun misyonu nedir, ülke içinde çalışanların kayıt altına alınması ve sosyal güvencelerinin sağlanmasıdır. Peki insanlar çoluk çocuk sigortalı oluyorsa bundan memnun olup bayram edeceklerine naylon sigortalıların peşine düşeceklerini söylüyorlar.

Akıl var mantık var, izan var. Siz naylon sigortalıları takibe öncelik vereceğinize, varolan kayıtları girin ve yeni sigortalıların primleri yatırıp yatırmadığını kontrol edin. Yatırmayanları takibe alıp yasal işlem yapın.

Bu gün sosyal güvenlik reformu çıkmış ve yasalaşmıştır. Bir çok eleştirdiğimiz hatalı yönleriyle üstelik. BİZİ EN ÇOK MUTLU EDEN NOKTA ŞUDUR. YENİ SOSYAL GÜVENLİK REFORMU İLE HALKIMIZ SOSYAL GÜVENLİK ANLAMINDA CİDDİ ORANDA BİLİNÇLENMİŞTİR. BU KONUNUN ÖNEMİNİ ANLAMIŞTIR.

Şu durumda SGK ya düşen, alacaklarının tahsili üzerine yoğunlaşmaktır. Aksi takdirde birileri de çıkar üst düzey yöneticilerimizin yeni doğmuş bebekleri sigortalı göstermesinin peşine düşer. Suç mu değil. Lüzumsuz bir ton laf ve polemik üretilmiş olur. Zaten bu ülke en çok ta polemiklerden kaybediyor.

Kısaca çok yakın bir geçmişe baktığımızda şunları görürüz. Reform kapsamında, 2005 yılında hazırlanan tasarı taslakları konusunda haberler başlamış ve ardından, ilk reform Kanunu olan “5489 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu” 19.04.2006 günü Meclisten geçmişti. 1 Ocak 2007 de yürürlüğe girecekti. Nevar ki, zamanın Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet SEZAR tarafından ((mutad olarak)) yeniden görüşülmek üzere 10.05.2006 günü TBMM’ye iade edilmişti. TBMM, vakit kaybetmeden iade edilen metni 31.05.2006 günü Genel Kurul’da kabul ederek, “5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu” haline getirdi. Bu reform 2007 yılı ocak ayında yürürlüğe girecek ve 2007 yılı ocak ayından sonra işe girenler şimdi olduğu gibi kadın-erkek 65 yaşında emekli olacaklardı. Tabi yeni reform çalışmaları ve 2008 de Mecliste kabul edilen yeni yasa durumu bu günkü hale getirdiii.

SOSYAL GÜVENLİK REFORMUYLA TAVAN YAPAN KAYITLAR

2006 ya kadar bir emekli başına düşen, sigortalı sayısı 1.8 iken 2006, 2007, 2008 yıllarındaki sigortalı girişleri ile birlikte bu sayı 2.2 ye ulaşmış durumdadır. Öte yandan şu an aktif yani prim ödeyen sigortalı sayısı da Cumhuriyet tarihinin tavan rakamına ulaşmış durumda olup, 10.840.311 olmuştur. Emekli sayısı ise 4.842.630’dır.

Yıllara Göre Toplam Sigortalı Sayısı
2002 549.000
2003 285.000
2004 263.000
2005 603.000
2006 1.413.000
2007 238.000

Son on yılda ortalama 350-400 bin kişi ilk kez SSK’lı olurken, 2005 yılında bir önceki yıllara göre iki katına varan “İlk Defa SSK’lı Olanlar”ın sayısı, 2006 yılında TAVAN yapmış durumdadır. Çünkü, 2007 yılı başında reform yürürlüğe girecekti, reformun kötü getirilerinden kaçınmak amacıyla sigortalı olanların sayısında kat kat artış olmuştu.

2007 yılında reformun yürürlüğe girmesinin Anayasa Mahkemesi’nce iptalinden sonra tekrar azalan sayı bu kez yine reform yürürlüğe girmeden evvel 2008 yılında yeniden tavan yaptı ve 94301 sayısına ulaştı. İşte 2008 yılının ilk 4 ayındaki 18 yaşından küçük olanların SSK’lı olma sayıları.”

Yaş Aralığı 2008/1 2008/2 2008/3 2008/4

0-2 0 1 1 403
3-5 0 0 6 917
6-8 0 0 4 1.001
9-11 20 2 22 1.575
12-14 95 166 417 4.980
15-17 6.314 10.824 12.240 55.313
TOPLAM 6.429 10.993 12.690 64.189

Her zaman deriz ki, az laf çok iş. Az laf çok düşünce. Çok çalışalım ki, ne polemiğe ne de ayak kaydırma oyunlarına zaman kalmasın. İşsizlik ve sefillik bütün kötülüklerin anasıdır. SGK yönetiminden paralarının tahsiline öncelik vermelerini bekleriz.
Yazımdaki istatistiki bilgiler Akşam Yazarı Ali Tezel’in yazısından alınmıştır.

Not:
Bu sitede yayınlanmakta olan yazılar http://www.yazarport.com, http://www.gunesgazetesi.net http://www.kamudanhaber.com http://www.bilgievreni.com, http://www.siyasalforum.net http://www.gercekgazete.web.tr ile, Gerçek Gazete, Halkın Sesi, Güney Marmara Yaşam ve Fatsa Güneş gazetelerinde yayınlanmaktadır. Yazarın izni olmaksızın başka hiçbir yayın organında kaynak veya dipnot göstermeksizin kısmen veya tamamen alınamaz, çoğaltılamaz.

Kimin Eli Kimin, Hükümetin Eli Benim Cebimde!

Kimin elinin kimin cebinde olduğu, hangi kurum ve kuruluşun sahiplerinin hayatta kalmak için kimlere ne kadar komisyon (veya haraç) verdikleri beni hiç ama hiç ilgilendirmez. Bu kurum ve kuruluşların kamu kurum ve kuruluşları olması durumunda ve bunların yöneticilerinin iktidarda (koltukta) kalmak için Okumaya devam et