Aylık arşivler: Mart 2008

Toprak Dostu, Gönül İnsanı Aşık Veysel’in Ölümünün 35. Yılı Anısına

Dünyaca ünlü halk ozanı Aşık Veysel Şatıroğlu, ölümünün 35. yılında ülkemizin bir çok farklı yerinde özellikle de doğum yeri olan Sivas’ta her yıl anılmaktadır. Aşık Veysel’in doğum yeri olan Şarkışla’nın Sivrialan köyündeki kabri ziyaret edilmekte. Sivrialan Köyündeki Aşık Veysel Müzesini yolunuz düşerse ziyaret etmenizi öneririm. O gönlü geniş insanın dünyasını birebir görebilmeniz için.

Bundan yaklaşık 16 yıl önce kaleme aldığım şiir kitabımda şiir ve şairlikle ilgili şu değerlendirmeyi yapmıştım. “Toprağı, ve hayvanları sevmeyen şair olamaz”. Sevgili Aşık Veysel tam bir doğa dostu, toprak dostu bu yönüyle beni derinden etkileyen ozanımızdır.

Bundan sonraki yazılarımın birinde de TOPRAK KOKUSUNU işlemek istiyorum. Aşık Veysel toprağı çok iyi özümsemiş, kendiyle özdeşleştirmiştir, bütün insanların yapması gereken şeyi o gözleri görmeksizin üstün bir başarıyla gerçekleştirmiştir. Üstadın alnındaki kırışıklıklar, çatlamış toprağı hatırlatır bana. Onun alnındaki kırışık çizgilerin arasından girerim toprağa ve alabildiğince genişler yüreğim, toprakla birleşir bedenim. Gözü ve gönlü toprağa yakın olan mütevazı olmuştur hep. Toprak inanılmaz geniş ve alıcı bir kavramdır. Buna insanoğlu’nun topraktan yaratılması gerçeği gibi, öldükten sonraki istikametimizin mekanı olması da ayrı bir anlam katar.

Veysel aslında insanoğlu’nun bu gerçekçi yolculuğunu özümsemiş ve bizlere aktarmış, bunu sazına ve sözüne tam olarak yansıttığı için kendisi dünyanın kültür mirası kişilikleri arasına girmiştir. Toprağı göremeyen anlayamayan, toprakla özdeşleşemeyen zaten baştan Veysel’i anlayamaz. Toprağı seven kendiyle barışmıştır. Kendiyle barışık olan aslında toplumla da barışık olmuştur.
Hem topraktan hem onun dostu Veysel’den çok ama çok alınması gerekli şeyler var. Yeter ki bunu görmek ve yaşamak isteyin.

ÜNLÜ OZANIMIZIN KISA ÖZGEÇMİŞİ:
”Açar solar türlü çiçek
Kimler gülmüş kim gülecek
Murat yalan ölüm gerçek
Dostlar beni hatırlasın…”
dizelerinin sahibi Aşık Veysel, 1894 yılında Sivas’ın Şarkışla İlçesi Sivrialan Köyü’nde doğdu. Karaca Ahmet ile Gülizar hanımın çocuğu olan Aşık Veysel, çiçek hastalığı yüzünden 7 yaşında bir gözünü kaybetti. Aşık Veysel’in diğer gözü de kısa süre sonra kör oldu. Babasının, vakit geçirmesi için aldığı sazı çalmaya başlayan Veysel, daha sonra saz ustaları Çamşıhlı Ali ve Molla Hüseyin’den ders aldı. Aşık Veysel’in Cumhuriyet’in 10. yılı için yazdığı destanın yayınlanması ve Sivas Aşıklar Bayramı’ndaki başarısı dikkati çekti; bu arada bazı köy enstitülerinde de saz öğretmenliği yaptı. İki kez evlenen, 2 erkek ve 4 kız babası olan Ozan, 21 Mart 1973’de vefat etti.
Toprağın bol olacağı kesin sevgili gönül dostu. Allah doğa bereketiyle rahmet etsin sana. Seni saygı ve özlemle anıyoruz, ölümünün 35. yılında.

Not:
Bu sitede yayınlanmakta olan yazılar http://www.yazarport.com, http://www.gunesgazetesi.net http://www.bilgiagi.net http://www.bilgievreni.com, http://www.siyasalforum.net http://www.gercekgazete.web.tr ile, Gerçek Gazete, Halkın Sesi, Güney Marmara Yaşam ve Fatsa Güneş gazetelerinde yayınlanmaktadır. Yazarın izni olmaksızın başka hiçbir yayın organında kaynak veya dipnot göstermeksizin kısmen veya tamamen alınamaz, çoğaltılamaz.

Martlar Kapıdan Baktırmıyor Artık, Hissedemediğimiz Duygularımızda!

Ne kazma kürek yakıyoruz Mart aylarında, ne de kapıdan bakıyoruz,
Ne soğuklar dobra, ne yağmurlar temiz,
Ne şikayetler bitiyor, ne tutamadığımız perhizlerimiz.
Neler oluyor bize, bize neler oluyor demelerdeyiz.
Efkarlandıkça küseriz kadere,
Aynadaki eğriliğimizi görmezden geliriz.
Mübarek geceleri tuşlara basarak örselerken,
Bahanelerimize sığınan feleğin mirasyedileriyiz.

Öncelerde baharlarda bol bol yağmur yağardı, dolu yağardı, tipi olurdu, toprağı ıslatan yağmur kokusu havadaki azotun kokusuyla birleşince tertemiz havayı içimize çeker bir ohh çekerdik. Uzun uzun sağanak yağmurlar yağarken cam kenarından bakışlarımız, ve yudumladığımız çaylar olurdu dostlarla. Veya tren garında sevdiklerimizi uğurlar veya karşılardık yine yağmurlar altında.

Yağmurlar yağdıkça bizi de temizlerdi, içimizi, dışımızı, çevremizi, benliğimizi… Arınırdık madden ve manen. Yağmurlar kuruduğu gibi, gecelerdeki göz yaşlarımız da kurudu. Yüce yaratıcının terbiye edici Rabbin karşısında kendini bilmez, nankör ve hoyrat kullar olduk. Hani duası olmayan olmadığı için de hiçbir anlamı olmayan bizler. Yağmursuzluğumuz, gözlaşlarının eksikliği, yoğun iş ve çevre stresiyle pişmanlıklarımızı alıp götürmüş. Hastalanmışız. Pişman olamama hastalığı. Günahlarımızı görememe hastalığı, bomboş bakışlarımızın ve bomboş içimizin içinde kaybolmuşuz. Gayya kuyularının taaa içinden göğü görmeye çalışıyoruz her daim. İçselleştikçe, kendi mikrokozmozumuzun derinliklerine girdikçe kör olmuşuz, körlüğümüz umursanmaz, duygusuzluğumuz fark edilmez olmuş.

Neler olmuş bize, bize neler olmuş, dizelerin içinde hepimiz gizlenirken, sorguları kaybetmişiz derinliklerimizde.
Mutlu yarınlar temennisiyle.

Not:
Bu sitede yayınlanmakta olan yazılar http://www.yazarport.com, http://www.gunesgazetesi.net http://www.bilgiagi.net http://www.bilgievreni.com, http://www.siyasalforum.net http://www.gercekgazete.web.tr ile, Gerçek Gazete, Halkın Sesi, Güney Marmara Yaşam ve Fatsa Güneş gazetelerinde yayınlanmaktadır. Yazarın izni olmaksızın başka hiçbir yayın organında kaynak veya dipnot göstermeksizin kısmen veya tamamen alınamaz, çoğaltılamaz.

Bu Ne Aceledir A Uşaklar!

Yine mi?
Evet yine!. Yine siyaset, yine politik ACI yine patinaj, yine yerinde sayma.
Birileri yine Türkiye’nin yerinde sayması, patinaj yapması için düğmeye bastı. Parti başkanıyla aydınıyla, esnafıyla çiftçisiyle her kesimiyle koro halinde sayma oyununa başlandı.

Peki olanlar oldu da, düğmeye basıldı da, bu acele, bu telaş ne bunu anlayamadım. Benim ufaklık Fatih Furkan’ın bir huyu vardır. Ne yaparsa yapsın hemen bulunduğu ortamın yaptığı işin sonunu bitişini merak eder ve sabırsızlıkla sonunu, ondan sonra gelen olayın sonunu…. Hep sonun aceleciliği ve doyumsuzluğunu yaşar. Tıpkı FURKAN sendromu gibi bu gün politik tartışmalarda da aynı durum söz konusu.

POLİTİKADA FURKAN SENDROMU:
Bir cumhuriyet başsavcısı bir ülkenin ezici çoğunlukla iktidar olmuş partisini kapatma davası açmış. Davayı Anayasa Mahkemesine göndermiş. Durum şu an bu noktada. Henüz anayasa mahkemesi kararını vermemiş olmasına rağmen parti öldü bitti kapatılıp gitti mantığıyla inanılmaz bir vaveylaaa her tarafta.

1. AK Partinin kapatılması davası AY mahkemesine yeni vermiştir, henüz sonuç değil formaliteler tamamlanmamıştır. Bir ülkenin anayasa mahkemesi başkan ve üyeleri AK Parti hakkında bu durumu görmeyecekler mi, onlar hiç vicdan taşımıyorlar mı, onlar Türkiye’nin ulusal ve uluslar arası şartlarını veya durumunu görmüyorlar mı? Üstelik AY mahkemesi başkanı AK Parti zihniyetine yakın birisi değil mi, ayrıca AY mahkemesinde şu an için benim bildiğim kapatmayı kabul etmeyecek başkan da dahil 4 üye var. Başkan bir ikisini ikna etse ki bu çok kolay olur, zaten sorun yok. Daha RP nin kapatılmasında olumlu düşünen Özbudun Hoca bile bu gün tam tersi görüşte. AY Mahkemesi üyelerinde de buna benzer durum pek tabi ki olacaktır, vardır da.

2. AK Parti üyelerini, milletvekillerini, bakanlarını hatta başkanlarını da anlamakta zorluk çekiyorum. Sanki partileri kapatılmış gibi hışımla ve suçlu çocuk psikolojisiyle agresif ve panik tepkiler vermekteler. ÖYLE KOLAY MI Kİ YÜZDE 50 YE YAKIN BİR İKTİDAR PARTİSİNİN CUMHURİYET BAŞSAVCISININ BİR DAVA DİLEKÇESİYLE KAPATILMASI. AKIL VE İZAN SAHİBİ OLANLAR ZATEN BUNUN FARKINDA.

3. Politikada fiili durumun son aşamalarının son aşamasının üzerine hamasi söylemlerde bulunmak oldukça yersiz ve mantıksız tepkilerdir. Ayrıca bir diğer dominant faktör de, Cumhurbaşkanlığıdır. Söz konusu dava dilekçesinde T.C. Devletinin Cumhurbaşkanı hakkında da siyaset yasağı istenmektedir. Bu talep trajik, dramatik kısaca trajikomik bir durumdur. T.C. Vatandaşı olarak bundan utanç duyuyorum. Konuya şu açıdan bakarak ta kendimi teselli ediyorum. Demek ki hukuk sistemimiz o kadar üstün ki, bir devletin başkanı bile yargı karşısına çıkarılmak isteniyor. Hz. Ömer Adaleti işte budur.)))) Tabi bu duygularım polyannacı duygularımdır.

4. Durun uşaklar durun, parti kapatılmadı, sadece basit bir kapatma dilekçesi verildi. Paniklemeyin. İktidarıyla vatandaşıyla muhalefetiyle, sivil toplum kurumlarıyla biraz vitesleri küçültün ve FURKAN sendromuna düşmeyin. Aklı selim her zaman galip gelecektir.

Mutlu yarınlar temennisiyle.

Not:
Bu sitede yayınlanmakta olan yazılar http://www.yazarport.com, http://www.gunesgazetesi.net http://www.bilgiagi.net http://www.bilgievreni.com, http://www.siyasalforum.net http://www.gercekgazete.web.tr ile, Gerçek Gazete, Halkın Sesi, Güney Marmara Yaşam ve Fatsa Güneş gazetelerinde yayınlanmaktadır. Yazarın izni olmaksızın başka hiçbir yayın organında kaynak veya dipnot göstermeksizin kısmen veya tamamen alınamaz, çoğaltılamaz.

Çanakkale Geçilmez!

 Nur ERSEN

www.birharf.net Genel Yayın Yönetmeni
www.beypazarihaber.com

 

1914 yılında Osmanlı Devleti 1. Dünya savaşına Almanya’nın yanında girmişti. Bu savaşta İngiltere ve Fransa Osmanlı Devletini yok etmek ve Rusya ile ticari ve tarımsal bağlantılar kurabilmek için İstanbul’u ele geçirmek istiyorlardı; ancak bunun için de Çanakkale Boğazı’ndan geçmeleri şarttı. 3 Kasım 1914’te Çanakkale Boğazı’ndaki tabyalarımızı top ateşine tutarak cephaneliklerimizi havaya uçurdular, on binlerce askerimizi şehit ettiler. Daha fazla ilerleyemeden Türk tabyaları tarafından bozguna uğratılıp geri püskürtüldüler. Her şeye rağmen ilerlemeye kararlıydılar.

Okumaya devam et