Kategori arşivi: Ahmet FİDAN (Yrd.Doç.Dr.)

Dr. Ahmet FİDAN ın Tüm Yazılarını Göster

SGK Neyin Peşinde?

Dr. Ahmet FİDAN

SATIR BAŞI

Bir kamu kurumunun kendi görevi veya misyonunu unutup bu misyonunun tam tersi arayışlara girmesini düşünebiliyor musunuz. Buna basit tabirle, kişinin veya kurumun kendi kendini reddi denir.

Daha düne kadar (30 Nisana kadar) son iki üç ay içinde sigortalı olanlar için sıkı denetim yapacaklarını söylüyorlardı SGK yöneticileri. Bunu geçtik. 30 Nisan’a kadar büyük bir yığılma oldu ve sigortalı olanların sayısı milyonlara ulaştı. Dağ gibi yeni sigortalı olanların dosyasından gözü korkan SGK yönetimi, bu sefer çıtayı aşağıya çekti.

30 Nisan 2008 den sonra yeni sigorta kaydı yaptıranları sıkı denetime alacaklarını söyledi. Şunu anlamak mümkün değil. El insaf, Sosyal Güvenlik Kurumunun misyonu nedir, ülke içinde çalışanların kayıt altına alınması ve sosyal güvencelerinin sağlanmasıdır. Peki insanlar çoluk çocuk sigortalı oluyorsa bundan memnun olup bayram edeceklerine naylon sigortalıların peşine düşeceklerini söylüyorlar.

Akıl var mantık var, izan var. Siz naylon sigortalıları takibe öncelik vereceğinize, varolan kayıtları girin ve yeni sigortalıların primleri yatırıp yatırmadığını kontrol edin. Yatırmayanları takibe alıp yasal işlem yapın.

Bu gün sosyal güvenlik reformu çıkmış ve yasalaşmıştır. Bir çok eleştirdiğimiz hatalı yönleriyle üstelik. BİZİ EN ÇOK MUTLU EDEN NOKTA ŞUDUR. YENİ SOSYAL GÜVENLİK REFORMU İLE HALKIMIZ SOSYAL GÜVENLİK ANLAMINDA CİDDİ ORANDA BİLİNÇLENMİŞTİR. BU KONUNUN ÖNEMİNİ ANLAMIŞTIR.

Şu durumda SGK ya düşen, alacaklarının tahsili üzerine yoğunlaşmaktır. Aksi takdirde birileri de çıkar üst düzey yöneticilerimizin yeni doğmuş bebekleri sigortalı göstermesinin peşine düşer. Suç mu değil. Lüzumsuz bir ton laf ve polemik üretilmiş olur. Zaten bu ülke en çok ta polemiklerden kaybediyor.

Kısaca çok yakın bir geçmişe baktığımızda şunları görürüz. Reform kapsamında, 2005 yılında hazırlanan tasarı taslakları konusunda haberler başlamış ve ardından, ilk reform Kanunu olan “5489 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu” 19.04.2006 günü Meclisten geçmişti. 1 Ocak 2007 de yürürlüğe girecekti. Nevar ki, zamanın Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet SEZAR tarafından ((mutad olarak)) yeniden görüşülmek üzere 10.05.2006 günü TBMM’ye iade edilmişti. TBMM, vakit kaybetmeden iade edilen metni 31.05.2006 günü Genel Kurul’da kabul ederek, “5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu” haline getirdi. Bu reform 2007 yılı ocak ayında yürürlüğe girecek ve 2007 yılı ocak ayından sonra işe girenler şimdi olduğu gibi kadın-erkek 65 yaşında emekli olacaklardı. Tabi yeni reform çalışmaları ve 2008 de Mecliste kabul edilen yeni yasa durumu bu günkü hale getirdiii.

SOSYAL GÜVENLİK REFORMUYLA TAVAN YAPAN KAYITLAR

2006 ya kadar bir emekli başına düşen, sigortalı sayısı 1.8 iken 2006, 2007, 2008 yıllarındaki sigortalı girişleri ile birlikte bu sayı 2.2 ye ulaşmış durumdadır. Öte yandan şu an aktif yani prim ödeyen sigortalı sayısı da Cumhuriyet tarihinin tavan rakamına ulaşmış durumda olup, 10.840.311 olmuştur. Emekli sayısı ise 4.842.630’dır.

Yıllara Göre Toplam Sigortalı Sayısı
2002 549.000
2003 285.000
2004 263.000
2005 603.000
2006 1.413.000
2007 238.000

Son on yılda ortalama 350-400 bin kişi ilk kez SSK’lı olurken, 2005 yılında bir önceki yıllara göre iki katına varan “İlk Defa SSK’lı Olanlar”ın sayısı, 2006 yılında TAVAN yapmış durumdadır. Çünkü, 2007 yılı başında reform yürürlüğe girecekti, reformun kötü getirilerinden kaçınmak amacıyla sigortalı olanların sayısında kat kat artış olmuştu.

2007 yılında reformun yürürlüğe girmesinin Anayasa Mahkemesi’nce iptalinden sonra tekrar azalan sayı bu kez yine reform yürürlüğe girmeden evvel 2008 yılında yeniden tavan yaptı ve 94301 sayısına ulaştı. İşte 2008 yılının ilk 4 ayındaki 18 yaşından küçük olanların SSK’lı olma sayıları.”

Yaş Aralığı 2008/1 2008/2 2008/3 2008/4

0-2 0 1 1 403
3-5 0 0 6 917
6-8 0 0 4 1.001
9-11 20 2 22 1.575
12-14 95 166 417 4.980
15-17 6.314 10.824 12.240 55.313
TOPLAM 6.429 10.993 12.690 64.189

Her zaman deriz ki, az laf çok iş. Az laf çok düşünce. Çok çalışalım ki, ne polemiğe ne de ayak kaydırma oyunlarına zaman kalmasın. İşsizlik ve sefillik bütün kötülüklerin anasıdır. SGK yönetiminden paralarının tahsiline öncelik vermelerini bekleriz.
Yazımdaki istatistiki bilgiler Akşam Yazarı Ali Tezel’in yazısından alınmıştır.

Not:
Bu sitede yayınlanmakta olan yazılar http://www.yazarport.com, http://www.gunesgazetesi.net http://www.kamudanhaber.com http://www.bilgievreni.com, http://www.siyasalforum.net http://www.gercekgazete.web.tr ile, Gerçek Gazete, Halkın Sesi, Güney Marmara Yaşam ve Fatsa Güneş gazetelerinde yayınlanmaktadır. Yazarın izni olmaksızın başka hiçbir yayın organında kaynak veya dipnot göstermeksizin kısmen veya tamamen alınamaz, çoğaltılamaz.

Kentlilik Bilinci Kent Kültürü Nedir?

Dr. Ahmet FİDAN

SATIR BAŞI

Kentleşme, insan sayısı arttıkça, kırsal kesim artan insan sayısını beslemekte yetersiz kaldıkça, kentin yaşam standartlarının, özgürlük ortamının, geniş eğitim sağlık ve iş fırsatları doğurmasıyla birbirini sürekli artan oranda tetikleyerek devam eden bir olgudur. Var olan bu süreç devam ederken, kentin alt yapısı ve üst yapısı gelişirken, kentte yaşayan insanlar bu gelişme ivmesine ayak uyduramamaktadır. Bu durumda ketleşme hızıyla kentlileşme hızı birbiriyle örtüşmeyeceğinden, KENTLERDE KÖYKENTLİ BİR NÜFUS KİTLESİ KRONİK HALE GELMEKTEDİR. Hatta öyle ki, bu niteliksiz kitle belli siyasilerin rant alanlarını oluşturur. Bu konuyu ayrı bir başlığa bırakmak üzere esas konuya değinelim.

Kentlilik kültüründe en başta gelen konulardan birisi, kişinin kentin aktif katılımcı bir parçası olarak görmesi, ve kenti makro bazda evi olarak görmesidir. Bu durumda insanlarımız yurt dışında son derece medeni davranış sergilerken Kapıkule’den içeri girdiğinde, yerlere tükürüp kırmızı ışıkta geçmeyi adetten saymayacaktır.

Kentlilik bilincinin oluşturulması son derece zor bir durumdur. Kentlilik bilincinin oluşturulmasıyla bu değerlerin kurumsallaşması sağlanacak bu da bütüncül anlamda kent kültürünü oluşturacaktır. Kentlilik bilincinin oluşturulmasında MEDYA genel anlamda en güzel tetikleyici faktördür.
Medya, kitleleri doğrudan, hızlı ve en etkin bir şekilde yönlendirdiğinden bu konudaki çalışmaların birincil ayağıdır zorunlu olarak. Kentte yaşayan insanların kentlileştirilmesi ehlileştirilmesi, benim tabirimle kentsel değerler açısından ütülenmesi için örgün eğitimin yetersiz kaldığı noktada kitlesel yaygın eğitim kurumlarının kullanılması gerekir. YALNIZ EN BÜYÜK HATA ŞU OLACAKTIR. KENTLİLEŞME İÇİN SALT YAYGIN EĞİTİMLE KALMAK BAŞLANGIÇ İTİBARIYLA BAŞARISIZLIKTIR. BU KONUDAKİ BİLİNÇLENDİRME ÇALIŞMALARINDA KESİNLİKLE VE KESİNLİKLE AUDİOVİSUAL (SESLİ VE GÖRÜNTÜLÜ) TEKNOLOJİLERİ KULLANMAK GEREK.

Kentlileşme bilincinin oluşturulması için toplum yönlendiricileri, yöneticiler aydınlar özverili ve sabırlı olmalıdır. Bu konuda şu veciz ifadeyi kullanmak isteriz. Mermeri delen, damlanın gücü değil sürekliliğidir. Sabırla ve düzenli aralıklarla yapılan yaygın eğitim teknikleriyle yapılan bilinçlendirme çalışmaları esas çözümdür.

Bir minibüs şoförü, kolunu cama koymuş, diğer minibüs şoförüyle karşılıklı trafiğin ortasında iki şeridi de tıkayarak konuşurken arkadan bekleyen ve korna çalan sürücülere karşı haklıymış edasıyla bir de hareket çekmektedir. İşte bu davranış kentte ütü yüzü görmemiş bir davranıştır. Bu konuda son üç yıldır hazırlıklarını başlatmakta olduğumuz www.bilinclenme.com, www.ulusalbilinclenme.org, www.ulusalbilinclenme.com adreslerinden duyurmaya başladığımız kentsel değerlerin eğitimini, kette yaşayan insanların bilinçlendirilmesi sesli görüntülü eğitim paketleriyle insanların yoğun olduğu mekanlarda devlet otoritesinin müeyyidesiyle (zorla da olsa) gösterilmesinin sağlayacağız.

Karga tulumba insanların taşınmasından bilinçli ilkyardıma, deprem anında merdivenlere hücum etmeden deprem bilincine, eline ne gelirse market sepetine dolduran insandan barkot kontrolü yapan bilinçli tüketiciye, yayaların bile yolda çarpışmasından yaya kültürüne, dere içlerine ev yapan insandan bilinçli konut yeri seçen insanlara, bariyerleri, refüjleri atlayan, çiçekleri koparan insandan kullara uymayı bir erdem olarak gören bireylerin oluşturulmasına uzun süreli sabırlı bir çaba. Bu çaba ile ?halkımız eğitimsiz! ve ?halkımız bilinçsiz arkadaş! söylemlerini eritmek için mücadele edilecektir.

Not:
Bu sitede yayınlanmakta olan yazılar http://www.yazarport.com, http://www.gunesgazetesi.net http://www.kamudanhaber.com http://www.bilgievreni.com, http://www.siyasalforum.net http://www.gercekgazete.web.tr ile, Gerçek Gazete, Halkın Sesi, Güney Marmara Yaşam ve Fatsa Güneş gazetelerinde yayınlanmaktadır. Yazarın izni olmaksızın başka hiçbir yayın organında kaynak veya dipnot göstermeksizin kısmen veya tamamen alınamaz, çoğaltılamaz.

Dünyada Kaç Ülke Kaç Devlet Var?

Dünya üzerinde bağımsız olan ve bayrakları uluslararası arenada tanınan devlet sayısı 222‘dir. Herhangi bir yeni baskı dünya atlasında dünya ülkeleri sayısı ve bayraklarından bunu görebiliriz. Ancak bu sayı aşağıda açıklayacağım nedenlerden dolayı net değildir. Akılda kalması açısandan Okumaya devam et

Trafikte Yaya Kültürü ve Sürücü Kültürü, Kentlilik Kültürü

Türk insanı dört temel karaktere sahiptir.
Seyretme,
Bakma,
Bahane bulma
Veee erteleme.
Trafik deyince hemen aklınıza bir yığın arabanın yollarda salkım saçak hareket etmeye çalıştıklarını görürsünüz. Bu bilinç altıdır. Kentte yaşayan insanların yüzde sekseninin bilinç altında bu imaj vardır. Geri kalan yüzde yirmisi ve taşrada yaşayan insanların yüzde Okumaya devam et

1 Mayıs Gençlik ve Terör Bayramı

Geçen iki üç yıl önce buna benzer bir başlık kullanmıştım. 19 Mayıs Gençlik ve Galataspor Bayramı diye. 19 Mayıs tarihinde Galatasaray güzel bir galibiyet elde etmişti. Sanırım yabancı bir takımla oynamıştı. Milliyetçi damarımız kabarıp böyle bir başlık atmıştık.Bu gün (dün) bir mayısı yaşadık. Evimizde çayımızı yudumlarken emekçilerin ve emekçi sömürücülerinin alanlarda polisle amansız çatışma ve/veya mücadelesini izledik ana haberlerde. Bir sendika binası kuşatıldı, taksim polisler tarafından fethedildi, bir başka açılardan işgal edildi. Sanki haberleri izlerken, Filistin’de Gazze Şeridini, Bağdat’ı İslamabad’ı Tutsilerle Hutuları, Musul sokaklarını görür gibiydim.

Maşallah ne büyük bir zafer kazanıldı. Hah haaaaaaaaaa! Koskocaman PİRUS ZAFERİ.

Türkiye’de yaşıyor olmaktan neredeyse utanacaktım. Bir taraf devletin güvenlik gücüne karşı intifada türü mücadele verirken, bir taraftan da kolluk güçleri sanki bu kişiler uzaydan gelmiş gibi, sorgusuz sualsiz hatta yer yer pervazsızca saldırdı. Saldırdı kelimesini özellikle kullandım, haberlerde hastaneye de girildiğini görünce. Bu kadar da olmazdı.

Her neyse bir bir mayıs daha tarihe KÖTÜ bir şekilde kaydedildi. Heybetine diyeceğimizin olmadığı Celaleddin CERRAH’ın vur emrini emniyet güçlerimiz sanırım öldürün olarak algılamışlar. Eeeee, bürokrasi böyledir. Vur deyince…..

Şimdi bir kanlı olmasa da sulu ve gazlı bir mayısın hikayesini yazmak nağmesini okumak ta bizlere düştü. EN KÖTÜSÜ DE, SENDİKALAR HÜKÜMETE KARŞI ÇOK BÜYÜK ÖDÜNLER PEŞİNDE OLMAKTANSA TAKSİMDE PİRUS ZAFERİNİ KAZANMANIN KOMİKLİĞİNİ YAŞADILAR. Şimdi sendika ve bir kısım siyasal parti temsilcileri madalya taksınlar kendi kendilerine. Çünkü onlar devletin güvenlik güçlerine karşı İNTİFADA ZAFERİ kazanılmıştır.

Sayın CERRAH ‘ın emrindeki sınır tanımaz kolluk güçleri de, kendi vatandaşlarına karşı böylesine püskürtme hareketini, DİSK’i kuşatma hareketi ballandıra ballandıra anlatsınlar yedi cihana. Aman Allah’ım ne boş işlerle uğraştık bu gün. Sözde bayram kutlayacaktık. Sırf inat olsun diye TAKSİM, bize emekçilerin bayramını üzüntüyle yazdırdı. Tarihi bu şekilde yazıyoruz. Bu bir mayıs DEVLET ve SİVİL terör coşkusuyla geçti. Üzgünüm bu satırları yazmakta olduğuma, ama olan oldu. Olmamasını istediğimiz tek şey, tekerrürünün olmaması.

Onbeş gün sonra Gençlik ve Spor bayramını yazacağız. Keşke Başbakanımız işsizliğin yüzde üç olmasa da en az yüzde iki azaltıldığının müjdesini verebilse, keşke, gelirin adil bölüşümü açısından kayda değer gelişmeleri bize ulusa usulca seslenişle seslenseydi.

KEŞKE…..

Bilinçli yarınlar dileklerimle.

PİRUS ZAFERİ: Kazananın da, kaybedenin de olmadığı, ya da hiçbir sonuç çıkmayan zaferlere pirus (pire) zaferi denmektedir yabancı literatürde.

Not:
Bu sitede yayınlanmakta olan yazılar http://www.yazarport.com, http://www.gunesgazetesi.net http://www.bilgiagi.net http://www.bilgievreni.com, http://www.siyasalforum.net http://www.gercekgazete.web.tr ile, Gerçek Gazete, Halkın Sesi, Güney Marmara Yaşam ve Fatsa Güneş gazetelerinde yayınlanmaktadır. Yazarın izni olmaksızın başka hiçbir yayın organında kaynak veya dipnot göstermeksizin kısmen veya tamamen alınamaz, çoğaltılamaz.