Yazar arşivleri: EDİTÖR

Bir Ev Ne Zaman Ocak Olur?

Bir evin ne zaman ocak olacağını ocak olmanın şartlarını ocağın Türk Toplumundaki yerini ve önemini belirtmeden önce ocak kelimesinin bütün anlamlarını ortaya koymak istiyorum öncelikle.

OCAK NEDİR?
Ocak sözcüğü, kavramlaşmış bir sözcüktür. Sözcüğü / kelimeyi etraflı olarak düşünüp araştırdığımda şu tanımlamalarda bulunabilirim.
1. Yılın 31 gün süren ilk ayı. Birinci ay. kanunusani
2. Kentsel mekanlarda evlerdeki şöminenin köylüsü.
3. Mutfaklarda veya sanayide, herhangi bir şey pişirmeye, kaynatmaya, eritmeye yarayan elektrik ya da gazla çalışan gereç, eşya.
4. Rakım ÇALAPALA’nın 12 ay şiirinin ilk kıtası,))) Tabi bu durumda ben de bir ocak şiiri yazmalıyım.
5. Fındık dallarının veya sebze bahçelerinin ekim ve dikim yapılırken üç beş tanesinin toplu halde bulunduğu diğer bitki gruplarından ayrıldığı yer.
6. Kahvelerde ve/veya kuruluşlarda çay, kahve vb. nin yapıldığı yer,
7. Yer üstünde veya yer altında maden veya cevher çıkarılan yer,
8. Dernek, vakıf, cemiyet topluluk örgüt vb. anlamları da vardır. (Yeniçeri ocağı, ülkü ocağı, aydınlar ocağı vb.)
9. Genel anlamda tasavvufta özel anlamda tarikatta derviş mekanı,
10. Alevi kültüründe evlad-ı resul sayılan din ulularının adları, Hz. Ali’ye kadar uzanan karizmatik soy, bir diğer bakışla “dede evi” anlamına gelir.
11. Ev, aile, soy…
Önemliler sona bırakılır mantığıyla özel olarak kavramsallaştırmak istediğim anlamını son maddeye bırakarak konuya girebiliriz.

OCAK KAVRAMI ÜZERİNE: Bir Ev Ne zaman Ocak Olur?
Ocak, 11. tanımda da belirttiğim gibi, ev aile soy anlamına gelmektedir. Bir evin ailenin soyun ocak olabilmesi için bence belli başlı özelliklerin olması gerekmektedir. Bunları şöyle sıralayabilirim.
İlk olarak, bir evin, ailenin ocak olabilmesi için o evde veya ailede mutlak surette en az 50 ve üstü yaşta bir veya birden fazla bireyin olması gerekmektedir. Bu kişinin bay veya bayan olması fark etmez. O soyun veya ailenin dünyada kalan en yaşlı kişisi olması yeterlidir.

Bir evin veya ailenin ocak olması için bazı temel özellikleri de taşıması gerekmektedir. İlkin bu aile veya evde genellikle söz veya karar bu kişidedir. Ocakta 50 nin üzerinde birden fazla kişi varsa, erkek olan birey ocağın liderliğini üslenir. Bu Türk ve asya ülkelerinde böyledir. Anaerkil aile yapılarının olduğu diğer dünya ülkelerinde kadının ocak reisliği yaptığını söyleyebiliriz.

Ocak, sevginin, güvenin, sağlamlığın, devamlılığın, mutluluğun bilgeliğin adresidir. Bir evin veya ailenin ocak olabilmesinin diğer şartı da, bu ailenin veya evin genellikle kendi kendine yeterliliği gerekmektedir. Ekonomik olarak, sosyal olarak bu ev veya aile kendi kendine yeterlidir. Ocak olmayan aile veya evler ocak olan ev veya ailelerden maddi manevi yardım veya destek alır. Ocaklarda araç gereç bakımından, imkan bakımından hemen her şey bulunur, bulunmak zorundadır. Ocaklarda araç gereç (ev eşyaları, takım taklavat) eksikliği olmaz, tarım toplumlarında öküz, at, büyük baş hayvanlar standarttır. Kentsel mekanlarda ise, öküzün veya atın yerine otomobil standarttır.

Ocaklar neredeyse istisnasız olarak mülkiyettir. Kirada oturan bir ocak düşünülemez. İstisnaidir. Ocakta genellikle iş bölümü hemen hemen belli ve nettir. Herkesin ocak içindeki fonksiyonu ve/veya görevleri mutlaktır.

Genelleme ile yazımı bitirmek istiyorum. Her ocak bir evdir ve bir ailedir ama her ev veya aile bir ocak değildir. Üzerinde yaşadığımız Türk ülkesinin ocaklarının tütmesi ve çoğalması ve güçlenmesi temennisiyle…
Not:1
Bu çalışma bu şekliyle literatüre ilk defa girmekte ve bu türden başka bir çalışma olmadığından dolayı, yazıdan yararlanmak isteyenler ancak dipnot veya kaynak göstermek suretiyle alıntı yapabilirler.

Not2:
Bu sitede yayınlanmakta olan yazılar http://www.yazarport.com, http://www.gunesgazetesi.net http://www.bilgiagi.net http://www.bilgievreni.com, http://www.siyasalforum.net http://www.gercekgazete.web.tr ile, Gerçek Gazete, Halkın Sesi, Güney Marmara Yaşam ve Fatsa Güneş gazetelerinde yayınlanmaktadır. Yazarın izni olmaksızın başka hiçbir yayın organında kaynak veya dipnot göstermeksizin kısmen veya tamamen alınamaz, çoğaltılamaz.

Devletin Çivisi Üzerine Bir Güzelleme

Bu güne kadar gerek siyasal konularda, gerek sosyal ve kültürel konularda genellikle devletin çivisinin çıkmış olduğunu ima eden yazılar yazmış, bilgiler ortaya koymuştum. İyi ki son iki üç gündür olan bitenleri yaşadım. Öyle ki, varolan bir sürü sorunları ve bozuklukları olan devletimizin çivisinin çıkmadığını hatta devletimizin iç dinamiklerinin sapasağlam yerinde durduğunu tereddütsüz olarak söyleyebilirim.Bundan yaklaşık olarak bir buçuk yıl önce Okumaya devam et

Toprak Dostu, Gönül İnsanı Aşık Veysel’in Ölümünün 35. Yılı Anısına

Dünyaca ünlü halk ozanı Aşık Veysel Şatıroğlu, ölümünün 35. yılında ülkemizin bir çok farklı yerinde özellikle de doğum yeri olan Sivas’ta her yıl anılmaktadır. Aşık Veysel’in doğum yeri olan Şarkışla’nın Sivrialan köyündeki kabri ziyaret edilmekte. Sivrialan Köyündeki Aşık Veysel Müzesini yolunuz düşerse ziyaret etmenizi öneririm. O gönlü geniş insanın dünyasını birebir görebilmeniz için.

Bundan yaklaşık 16 yıl önce kaleme aldığım şiir kitabımda şiir ve şairlikle ilgili şu değerlendirmeyi yapmıştım. “Toprağı, ve hayvanları sevmeyen şair olamaz”. Sevgili Aşık Veysel tam bir doğa dostu, toprak dostu bu yönüyle beni derinden etkileyen ozanımızdır.

Bundan sonraki yazılarımın birinde de TOPRAK KOKUSUNU işlemek istiyorum. Aşık Veysel toprağı çok iyi özümsemiş, kendiyle özdeşleştirmiştir, bütün insanların yapması gereken şeyi o gözleri görmeksizin üstün bir başarıyla gerçekleştirmiştir. Üstadın alnındaki kırışıklıklar, çatlamış toprağı hatırlatır bana. Onun alnındaki kırışık çizgilerin arasından girerim toprağa ve alabildiğince genişler yüreğim, toprakla birleşir bedenim. Gözü ve gönlü toprağa yakın olan mütevazı olmuştur hep. Toprak inanılmaz geniş ve alıcı bir kavramdır. Buna insanoğlu’nun topraktan yaratılması gerçeği gibi, öldükten sonraki istikametimizin mekanı olması da ayrı bir anlam katar.

Veysel aslında insanoğlu’nun bu gerçekçi yolculuğunu özümsemiş ve bizlere aktarmış, bunu sazına ve sözüne tam olarak yansıttığı için kendisi dünyanın kültür mirası kişilikleri arasına girmiştir. Toprağı göremeyen anlayamayan, toprakla özdeşleşemeyen zaten baştan Veysel’i anlayamaz. Toprağı seven kendiyle barışmıştır. Kendiyle barışık olan aslında toplumla da barışık olmuştur.
Hem topraktan hem onun dostu Veysel’den çok ama çok alınması gerekli şeyler var. Yeter ki bunu görmek ve yaşamak isteyin.

ÜNLÜ OZANIMIZIN KISA ÖZGEÇMİŞİ:
”Açar solar türlü çiçek
Kimler gülmüş kim gülecek
Murat yalan ölüm gerçek
Dostlar beni hatırlasın…”
dizelerinin sahibi Aşık Veysel, 1894 yılında Sivas’ın Şarkışla İlçesi Sivrialan Köyü’nde doğdu. Karaca Ahmet ile Gülizar hanımın çocuğu olan Aşık Veysel, çiçek hastalığı yüzünden 7 yaşında bir gözünü kaybetti. Aşık Veysel’in diğer gözü de kısa süre sonra kör oldu. Babasının, vakit geçirmesi için aldığı sazı çalmaya başlayan Veysel, daha sonra saz ustaları Çamşıhlı Ali ve Molla Hüseyin’den ders aldı. Aşık Veysel’in Cumhuriyet’in 10. yılı için yazdığı destanın yayınlanması ve Sivas Aşıklar Bayramı’ndaki başarısı dikkati çekti; bu arada bazı köy enstitülerinde de saz öğretmenliği yaptı. İki kez evlenen, 2 erkek ve 4 kız babası olan Ozan, 21 Mart 1973’de vefat etti.
Toprağın bol olacağı kesin sevgili gönül dostu. Allah doğa bereketiyle rahmet etsin sana. Seni saygı ve özlemle anıyoruz, ölümünün 35. yılında.

Not:
Bu sitede yayınlanmakta olan yazılar http://www.yazarport.com, http://www.gunesgazetesi.net http://www.bilgiagi.net http://www.bilgievreni.com, http://www.siyasalforum.net http://www.gercekgazete.web.tr ile, Gerçek Gazete, Halkın Sesi, Güney Marmara Yaşam ve Fatsa Güneş gazetelerinde yayınlanmaktadır. Yazarın izni olmaksızın başka hiçbir yayın organında kaynak veya dipnot göstermeksizin kısmen veya tamamen alınamaz, çoğaltılamaz.

Martlar Kapıdan Baktırmıyor Artık, Hissedemediğimiz Duygularımızda!

Ne kazma kürek yakıyoruz Mart aylarında, ne de kapıdan bakıyoruz,
Ne soğuklar dobra, ne yağmurlar temiz,
Ne şikayetler bitiyor, ne tutamadığımız perhizlerimiz.
Neler oluyor bize, bize neler oluyor demelerdeyiz.
Efkarlandıkça küseriz kadere,
Aynadaki eğriliğimizi görmezden geliriz.
Mübarek geceleri tuşlara basarak örselerken,
Bahanelerimize sığınan feleğin mirasyedileriyiz.

Öncelerde baharlarda bol bol yağmur yağardı, dolu yağardı, tipi olurdu, toprağı ıslatan yağmur kokusu havadaki azotun kokusuyla birleşince tertemiz havayı içimize çeker bir ohh çekerdik. Uzun uzun sağanak yağmurlar yağarken cam kenarından bakışlarımız, ve yudumladığımız çaylar olurdu dostlarla. Veya tren garında sevdiklerimizi uğurlar veya karşılardık yine yağmurlar altında.

Yağmurlar yağdıkça bizi de temizlerdi, içimizi, dışımızı, çevremizi, benliğimizi… Arınırdık madden ve manen. Yağmurlar kuruduğu gibi, gecelerdeki göz yaşlarımız da kurudu. Yüce yaratıcının terbiye edici Rabbin karşısında kendini bilmez, nankör ve hoyrat kullar olduk. Hani duası olmayan olmadığı için de hiçbir anlamı olmayan bizler. Yağmursuzluğumuz, gözlaşlarının eksikliği, yoğun iş ve çevre stresiyle pişmanlıklarımızı alıp götürmüş. Hastalanmışız. Pişman olamama hastalığı. Günahlarımızı görememe hastalığı, bomboş bakışlarımızın ve bomboş içimizin içinde kaybolmuşuz. Gayya kuyularının taaa içinden göğü görmeye çalışıyoruz her daim. İçselleştikçe, kendi mikrokozmozumuzun derinliklerine girdikçe kör olmuşuz, körlüğümüz umursanmaz, duygusuzluğumuz fark edilmez olmuş.

Neler olmuş bize, bize neler olmuş, dizelerin içinde hepimiz gizlenirken, sorguları kaybetmişiz derinliklerimizde.
Mutlu yarınlar temennisiyle.

Not:
Bu sitede yayınlanmakta olan yazılar http://www.yazarport.com, http://www.gunesgazetesi.net http://www.bilgiagi.net http://www.bilgievreni.com, http://www.siyasalforum.net http://www.gercekgazete.web.tr ile, Gerçek Gazete, Halkın Sesi, Güney Marmara Yaşam ve Fatsa Güneş gazetelerinde yayınlanmaktadır. Yazarın izni olmaksızın başka hiçbir yayın organında kaynak veya dipnot göstermeksizin kısmen veya tamamen alınamaz, çoğaltılamaz.

Bu Ne Aceledir A Uşaklar!

Yine mi?
Evet yine!. Yine siyaset, yine politik ACI yine patinaj, yine yerinde sayma.
Birileri yine Türkiye’nin yerinde sayması, patinaj yapması için düğmeye bastı. Parti başkanıyla aydınıyla, esnafıyla çiftçisiyle her kesimiyle koro halinde sayma oyununa başlandı.

Peki olanlar oldu da, düğmeye basıldı da, bu acele, bu telaş ne bunu anlayamadım. Benim ufaklık Fatih Furkan’ın bir huyu vardır. Ne yaparsa yapsın hemen bulunduğu ortamın yaptığı işin sonunu bitişini merak eder ve sabırsızlıkla sonunu, ondan sonra gelen olayın sonunu…. Hep sonun aceleciliği ve doyumsuzluğunu yaşar. Tıpkı FURKAN sendromu gibi bu gün politik tartışmalarda da aynı durum söz konusu.

POLİTİKADA FURKAN SENDROMU:
Bir cumhuriyet başsavcısı bir ülkenin ezici çoğunlukla iktidar olmuş partisini kapatma davası açmış. Davayı Anayasa Mahkemesine göndermiş. Durum şu an bu noktada. Henüz anayasa mahkemesi kararını vermemiş olmasına rağmen parti öldü bitti kapatılıp gitti mantığıyla inanılmaz bir vaveylaaa her tarafta.

1. AK Partinin kapatılması davası AY mahkemesine yeni vermiştir, henüz sonuç değil formaliteler tamamlanmamıştır. Bir ülkenin anayasa mahkemesi başkan ve üyeleri AK Parti hakkında bu durumu görmeyecekler mi, onlar hiç vicdan taşımıyorlar mı, onlar Türkiye’nin ulusal ve uluslar arası şartlarını veya durumunu görmüyorlar mı? Üstelik AY mahkemesi başkanı AK Parti zihniyetine yakın birisi değil mi, ayrıca AY mahkemesinde şu an için benim bildiğim kapatmayı kabul etmeyecek başkan da dahil 4 üye var. Başkan bir ikisini ikna etse ki bu çok kolay olur, zaten sorun yok. Daha RP nin kapatılmasında olumlu düşünen Özbudun Hoca bile bu gün tam tersi görüşte. AY Mahkemesi üyelerinde de buna benzer durum pek tabi ki olacaktır, vardır da.

2. AK Parti üyelerini, milletvekillerini, bakanlarını hatta başkanlarını da anlamakta zorluk çekiyorum. Sanki partileri kapatılmış gibi hışımla ve suçlu çocuk psikolojisiyle agresif ve panik tepkiler vermekteler. ÖYLE KOLAY MI Kİ YÜZDE 50 YE YAKIN BİR İKTİDAR PARTİSİNİN CUMHURİYET BAŞSAVCISININ BİR DAVA DİLEKÇESİYLE KAPATILMASI. AKIL VE İZAN SAHİBİ OLANLAR ZATEN BUNUN FARKINDA.

3. Politikada fiili durumun son aşamalarının son aşamasının üzerine hamasi söylemlerde bulunmak oldukça yersiz ve mantıksız tepkilerdir. Ayrıca bir diğer dominant faktör de, Cumhurbaşkanlığıdır. Söz konusu dava dilekçesinde T.C. Devletinin Cumhurbaşkanı hakkında da siyaset yasağı istenmektedir. Bu talep trajik, dramatik kısaca trajikomik bir durumdur. T.C. Vatandaşı olarak bundan utanç duyuyorum. Konuya şu açıdan bakarak ta kendimi teselli ediyorum. Demek ki hukuk sistemimiz o kadar üstün ki, bir devletin başkanı bile yargı karşısına çıkarılmak isteniyor. Hz. Ömer Adaleti işte budur.)))) Tabi bu duygularım polyannacı duygularımdır.

4. Durun uşaklar durun, parti kapatılmadı, sadece basit bir kapatma dilekçesi verildi. Paniklemeyin. İktidarıyla vatandaşıyla muhalefetiyle, sivil toplum kurumlarıyla biraz vitesleri küçültün ve FURKAN sendromuna düşmeyin. Aklı selim her zaman galip gelecektir.

Mutlu yarınlar temennisiyle.

Not:
Bu sitede yayınlanmakta olan yazılar http://www.yazarport.com, http://www.gunesgazetesi.net http://www.bilgiagi.net http://www.bilgievreni.com, http://www.siyasalforum.net http://www.gercekgazete.web.tr ile, Gerçek Gazete, Halkın Sesi, Güney Marmara Yaşam ve Fatsa Güneş gazetelerinde yayınlanmaktadır. Yazarın izni olmaksızın başka hiçbir yayın organında kaynak veya dipnot göstermeksizin kısmen veya tamamen alınamaz, çoğaltılamaz.