Etiket arşivi: toplum

Sıcak Gündem!

 Nur ERSEN
www.birharf.net Genel Yayın Yönetmeni

www.beypazarihaber.com

Değerli okuyucular;

Son günlerin sıcak gelişmeleri Ağustos ayının kavurucu sıcaklığını bile bastırdı.

Orman yangınları, trafik kazaları, Konya’da çöken yurt binasında ölen geleceğin genç kızları, anneleri, küçücük bedenler, Ankara Zekâi Tahir Burak doğum hastanesinde son bir ay içinde çoğu prematüre olan bebek ölümleri “Artık bu kadarı da olmaz!” dedirtti hepimize.

Kaybettiğimiz evlatlara mı yoksa son 60 yılın yurdumuza oksijen sağlayan canım ormanlarına mı yanalım? Okumaya devam et

YOKsullaştırma Politikası Üzerine!

1996 senesinin Ramazan aylarıydı sanırım. Akşam kanal 7 de “Şehir ve Ramazan” adlı televizyon programı izledim. Çok çok ilkel şartlarda Uğur Arslan’ın ve yanındaki arkadaşının tıknefes İstanbul’un varoşlarında sırtlarında çuvalla erzak ve yardım dağıtıyorlardı. Bu işi kamera önünde yapsalar da, o zaman içinde samimiyetleri her hallerinden belliydi. Kendilerine bütün kalbimle “Allah razı olsun bu kişilerden, birileri yalılarında göbeğini kaşırken bunlar işlerini güçlerini bırakıp yoksullara yardım etmekteler” dedim. Ertesi sabah, bir televizyonda ve aynı gün bir gazetede bu programın yapımcıları ve yardımı dağıtanlar, inanılmaz derecede basit ve pervazsızca eleştirilmişti, eleştiri yapılan programı izlerken ve benzeri eleştiri yazısını okurken, bu eleştiriler karşısında midem bulandı. Türkiye’de zaten hep böyle olmuştur. Birileri bir şeyler yaparken, çalışır üretir sorunlara çözüm üretirken göbeğini kaşıyanlar hep eleştirmiştir. Neymiş, şov yapılıyormuş, neymiş samimiyetsizlermiş. “Dinime küfreden bari müselman olsa” diye bir laf vardır. Bu kişilerin kendileri bari samimi olsalardı, ya da fakir fukaraya yardım etselerdi, birilerine faydaları olsalardı. Zamanla bu yardım hareketi, yardım etmek ve yardım almak isteyenlerin kuvvetli talebiyle “Deniz Feneri” kimliğine bürünerek önce haftalık yayınlanan bir programa dönüşmüş, sonrasında ise aynı isimdeki dernek çatısı altında 2002‘de kurumsal bir yapıya kavuşmuştur.

Daha ilk zamandan itibaren, on binlerce bağışçı ve gönüllü, Türkiye’de ve Dünya’da 500.000 aileye gıda, barınma, sağlık ve para yardımı ulaştırmış ve gün geçtikçe artan bir sayıyla ulaştırmaya devam etmektedir. Bu gün ise, dernek, Türkiye’nin dört bir yanında hayata geçirdiği gıda, eğitim, sağlık, barınma alanlarındaki projeleriyle; kurduğu misafirhaneler, aşevleri, giyim mağazaları, yürüttüğü meslek edindirme programları ile ihtiyaç sahiplerine kapsamlı bir hizmet sunmaktadır.

Bu gün itibarıyla, kurulduğu 1998 yılından bu yana şubeleri, temsilcilikleri, gönüllüleri ve bağışçılarıyla birlikte Türkiye’de ve Dünya’da, yardım isteyen yüz binlerce sese herkesten önce cevap vermektedir. Geçen Çarşamba günü, Balıkesir Esnaf Odaları Birliği’nin konferans salonunda düzenlenen, derneğin Balıkesir Gönüllüleri toplantısına katıldım. Gösterilen tanıtım programında medeniyetten uzak değil medeniyet yüzü görmemiş köylerden enstantaneler izledik. Ege’de turizmin nadide yerlerinden ve bütün dünya insanını ağırlayan Köyceğiz’in sadece 25-30 km. iç taraflarında medeniyetle hiç alakası olmayan yerlere yardım eli uzatılmış, okulu olmayan köy okula, tuvaleti olmayan evler tuvalete kavuşturulmuştur. Tümüyle çatma tahtalarla yapılan ev benzeri yerlerde yaşayan, gaz lambasının bile olmadığı evlerden kesitler sunulmuştur. Deniz Feneri Derneği, yardımlaşma konusunda Türkiye’de belki de dünyada en ciddi şekilde kurumsallaşan nadir bir kurum haline gelmiştir. Yapılan yardımlar heyet huzurunda kayda alınmakta, mallar derhal barkotlanmakta, yardım yapılırken de bu barkodlar okutularak kayıttan düşmektedir. İŞİN EN İYİ YÖNÜ DE, DERNEK İHTİYAÇ SAHİPLERİNİ, ÇAPRAZLAMA SORGU SİSTEMİNİ KULLANARAK, HANE HALKI İSTATİSTİKLERİ YAPTIRARAK ARAŞTIRMAKTA ve BULMAKTADIR. Böylece yardımların bizzat ihtiyacı olan kişilere gitmesi garantilenmiş olmaktadır. Böylesi çalışma sistemi, T. C. Devletinin resmi vakfı olan Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı’na da örnek olmalıdır.Yoksulluk araştırması ve yoksullara yardım, öncelikle bir insanlık görevidir, dini bir gerekliliktir. Ardından bir vatandaşlık görevidir, devamla bu tür faaliyetler sosyal devlet sorumluluğunun bir gereğidir. Ne var ki, bu tür etkinliklerin iktidar partisi tarafından salt oy depolama amacıyla GENEL GEÇERLİ politika haline getirilmiş olması da acı veren ayrı bir dramadır. Devletin resmi olarak yardım yapması bir gereklilikken bunu ila nihayet amaç olarak görülüp bunun üzerinden politika yapılmasına karşı sandıkta oy kullanmaktan başka bir çözüm yoktur.  Balık tutmayı öğretmektense balık vererek gönülleri fethedip bu fethi OYA DÖNÜŞTÜRME AMACI yazmaktan bile utandığımız bir durumdur. Bu gün itibarıyla DENİZ FENERİ DERNEĞİ BİREBİR YARDIM YAPMAYA İLAVE OLARAK YARDIM KONSEPTİNİ DEĞİŞTİREREK BÜYÜK DEVASA PROJELERLE BALIK VERMEKTENSE BALIK TUTMAYI ÖĞRETECEK MEGA PROJELER ÜZERİNE YOĞUNLAŞMIŞTIR. İHTİYAÇ SAHİPLERİNE İŞ YERLERİ, ÇİFLİKLER, VASIFSIZ İHTİYAÇ SAHİPLERİNE ÜCRETSİZ KURSLAR DÜZENLEMEYE BAŞLAMIŞTIR.  Bu kurslardan birisini de acizane ben talep ettim. Balıkesir’de yaşamam dolayısıyla ve öncelikle bir eğitimci olmam nedeniyle Okumaya devam et

Bedeli Kadar Bedel Mi? Ergenekon Bu Kadar Eder mi?

Başlıktan da anlaşılacağı gibi, AK Partinin kapatılması istemi ve bu istemin reddi salt saf tek düze bir olay değildir elbet. Bu süreç, İstanbul Ümraniye’de 12 Haziran 2007‘de bir gecekonduda ele geçirilen 27 adet el bombası ile başlamış, Ergenekonun ekabirleri birer birer alınmaya başlanmıştı. Okumaya devam et

Bir Ülgener Ürünü: AGS

Ahmet Güner Sayar ile Materyalist Sufileşme ve Cyber Sapience Üzerine Bir Düet.

Sabri Faik ÜLGENER felsefesinin Günümüzdeki yegane temsilcisi Ahmet Güner SAYAR hocayla özden ve gönülden yakın bir sohbet.

Türk insanın mikrosunu ve makrosunu analiz eden S. Faik Ülgener ekolünün günümüze yansımasını eksik bir Okumaya devam et

Türbanlı Sayısı ve Başörtülü Sayısı

Ön Not: Konunun önemi nedeniyle bu yazımı Yazarport ile paylaşıyorum.

TÜRKİYE’DE ve DÜNYADA TÜRBANLI SAYISI ve BAŞÖRTÜLÜ SAYISININ GELİŞİMİ ÜZERİNE YAPILAN ARAŞTIRMALAR ÜZERİNE TOPLUMBİLİMSEL BİR İNCELEME
Gazete veya medya diliyle ifade etmek gerekirse, “türbanlı ve başörtülü sayısı” olarak koyduğum yazımın asıl akademik dil ile ifadesi alt başlığımdır. Yani bu yazının başlığı asıl olarak, “Türkiye’de ve Dünyada Türbanlı ve Başörtülü Sayısının Gelişimi Üzerine Bir İnceleme” dir. Olayları değerlendirirken doğal olarak gözlemleyip, objektif veya nesnel olarak değerlendirmek zorundayız. Bu konuda ortaya konulan istatistikleri de iyi okumak gerek.

İSTATİSTİKLERİ OKUMAK TA SORU SORMAK KADAR UZMANLIK GEREKTİRİR
Sosyal ve siyasal alanlarda yapılan anketlerde aynı örnek kütle üzerinde aynı zaman diliminde bir soru cümlesinin vurgu kelimesinin yeri, anket sözelse anketörün ses tonu jest ve mimikleri son derece önemlidir. Öyle ki, “ha hasan kel, ha kel hasan” sözü ilk başta aynı anlam ifade ediyor gibi görülse de her iki cümle birbirinden çok farklı anlam taşımaktadır. Bu tür değerlendirme veya soru cümleleri ilk başta aynı anlam taşıyor gibi görülen cümleler deneklere tam tersi bir işaretleme veya tercihte bulunmalarına neden olmaktadır.

Son günlerde bu konuda yapılan anketleri ve bu anketler üzerine yapılan tartışmaları da bu şekilde değerlendirmek gerek.

Örneğin, “Kaç yıldır başınız kapalı” sözü ile “kaç yıldır başörtüsü kullanıyorsunuz” sözü aynı olmadığı gibi, “kaç yıldır türbanlısınız” sözü de farklı anlamlar taşımakta, kişileri farklı cevaplara yöneltmektedir. Başın örtülülüğü ile, başörtüsü, türban kelimeleri veya kavramları birbirinden çok farklıdır. Bunların kullanılma saiklerinde (nedenlerinde) ciddi derece farklılıklar vardır.

BAŞI KAPALILIK:
Gerek dinsel gereklilikten, geleneksel faktörlerden gerekse fiziksel faktörlerden (soğuk, kellik, sağlık sorunları vb.) başın kapatılmasıdır. Başı kapatan nesne, ise, Türk dilinde eşarp olarak adlandırılmaktadır. Küçük ebatlı eşarp ile, ve üçgen olarak katlanıp tavşan kulağı olarak bağlandığında bu eyleme başı kapalılık adı verilmektedir. Fular, şal, şapka, bere, kaşkol vb. nesnelerin kullanılması durumuna da başı kapalılık denilebilir. Ama fiziksel ve sağlık nedenleriyle kapatılma olayı genelde arızi (geçici) dir.

BAŞÖRTÜSÜ:
Gerek büyük ebatlı eşarp ile, gerek yemeni ile gerek yazma ile gerekse peştamal veya çarşaf ile kapatılsın, bu tür kapanma biçimi genellikle dinsel faktörledir pek az olarak ta geleneksel faktörle olan bir kapalılıktır. Eşarpla başı kapatanların büyük ebat eşarp kullanmaları, bu eşarbı tam üçgen olarak değil de köşesinden çok az içe katlayarak başlarını çoğunlukla iğnesiz olarak bağlamaları durumuna başörtülülük diyebiliriz.

TÜRBAN:
Türk toplumunda çoğunlukla yanlış olarak kullanılan kelimedir. Gerçek anlamda türban, başı kapalılık durumudur. Yani bere tarzı bir giysinin sadece saçları kapatacak şekilde boyunların açıkta kaldığı ve çoğunlukla da kalın kumaştan dikilen bir kıyafettir. Türban çoğunluğun hatalı kullandığı şekliyle siyasal olarak giyilen bir kıyafet değildir. Sadece dekoratif olarak veya belki de fiziksel faktörlerle kullanılan bir giysidir.

SİYASAL SİMGE OLARAK KAPALILIK (SIKMA BAŞLILIK):
Üzerinde kıyametler koparılan giyinme tarzıdır. Bu giyinme tarzı ise şu şekildedir. İnce olarak genellikle siyah ve beyaz bir iç örtü saçları toplayacak şekilde alnı kapatacak şekilde giyilir, onun üzerine büyük veya orta ebatlı eşarbı üçgen olarak değil de üçgene yakın büyüklükte ama başörtüsü takanlara göre de daha fazla içe katlayarak (eşarbı küçülterek) kapanma tarzıdır. Bu tür kapanmada eşarp farklı usullerle bağlanır, ve eşarbın bir ucu iğne ile sağ veya sola tutturulur. Takvaca üstün olanlar bu eşarbın eteklerini (kenarlarını) daha fazla göğüslerinin üzerine doğru yayarlar, modernist, siyasal veya dekoratif olarak kullananlar ise bunu daha az göğüslerinin üzerine alarak temel olarak eşarbı boyuna arkadan sararlar (bağlarlar). Bu bağlama şekli Türk toplumunda “sıkma baş” olarak adlandırılır.

Toplumda başı kapatmanın, ve başörtüsü kullanmanın örtünmenin birden çok fazla etkeni olduğunu dile getirdik. Gerçek şu ki, başını siyasal olarak kapatanlar veya başörtüsünü siyasal simge olarak takanlar vardır. Kimse bunu inkar edemez. Bu tam anlamıyla dinsel tabirle “münafıklık” kelimesiyle ifade edilebilir.

Sıkma baş örtünme (ki siyasal simge olarak kullananlarla en çok karıştırılan bu tarzdır) geleneksel kültürden veya seçkinci kültürden modernize olmuş, yer yer burjuvalaşmış, kentlileşmiş, iş dünyasına girmiş bayanların Türk toplumunun Osmanlı’dan bu güne modernleşmesi ve günümüze kadar değişerek gelmesi ve moda kavramıyla birleşerek modernize olmuş halidir. Bu kapalı kitle toplumda giderek artmaktadır. Ama artan bu kitleyi irdelediğimizde şu gerçek karşımıza çıkar.

Salt siyasal olarak bu kıyafeti kullananların sayısı Türkiye’de yüzde ikileri bile bulmaz. Bu tarz kıyafeti kullananların sayısındaki artışın yarısı, daha düne kadar çalışmayan, çalışmasına aile ve geleneksel faktörlerle izin verilmeyen kentsel mekanlarda yaşayan “çalışmana izin veririm ama başını kapatarak çalışabilirsin” zorunluluğu ile çalışanlardır. Bu tarz kapananların diğer yarısı ise, geleneksel ve dinsel faktörlerle kapananların modernleşmesidir. DAHA DÜNE KADAR YEMENİ, YAZMA, PEŞTAMAL, ÇARŞAF VB. BAŞ ÖRTÜLERİNİN YERİNİ eşarp almıştır. Sevgili okurlarıma şunu sorarım. Yaşı yirmi olan ve yazma kullanan veya peştemal başörtüsü takan veya çarşaf takan Türkiye genelinde kaç kişi kalmıştır ki. Bundan yaklaşık yirmi otuz yıl önce bu şekilde kapanan bayanların oranı toplumda yüzde kırk iken, artık bu kıyafetlerin yerini bu tür kapanma şekli almıştır. Yani başörtülü sayısındaki artış, kişisel bazda değil de evrimleşme şekil değiştirme olarak karşımızda çıkmaktadır. Zira artık moda diye bir kavram vardır. Eskiden bütün kıyafetlerin üzerine beyaz yazma bağlanmakta ve bu konuda moda kavramı hiç önem taşımamaktaydı. Ama günümüzde ayakkabıya göre, bluza göre, elbiseye göre çantaya göre başörtüsü renkleri tercih edilmektedir. BU DURUMU YAYGIN OLARAK MUHAFAZAKAR BAYANLARIN GİYİMLERİNDEKİ MODERNLEŞME olarak algılamak gerekmektedir.

Sıkma başlar içinde siyasal olarak kapalı olanları, veya ailesel ve geleneksel olarak zorla kapananları veya çağdaş giyinip te inançları için bu tarz kapananları şu şekilde birbirinden ayırabiliriz.

Daha çok bütün vücut hatlarının ortada olduğu, ağır ağdalı bütün makyaj unsurlarının kullanıldığı, sadece ve sadece başın sıkma baş usulüyle kapatıldığı durumlar, ya siyasal simge olarak kapanmış olduğunu ya da zorlamayla kapanıldığını gösterir. Sıkma baş şeklinde başı bağlayıp ta, makyaj kullanmayan, vücut hatlarını ortaya dökmeyen bayanlar inançları gereği kapanan kitlelerdir. Sıkma başlar arasında siyasal olanlarla, zorla kapananlarla inançları gereği kapalı olanları ayırmanın en temel hattı budur. Tek ayırım faktörü bu değldir elbet. Ama yaygın olarak ayrım yapılacak en temel faktör olarak kullanabiliriz.

Bu yazımı (özgün olmasından dolayı) üniversiteler, mahkemeler, elektronik index’çiler kaynak göstermek kaydıyla rahatlıkla kullanabilirler. Tanımlamaları yaparken objektifliğe elimden geldiğince riayet etmeye çalıştım. Eksik veya küçük hatalarım olabilir. Bu hatalarımı yazımın sonuna eklenecek okuyucu yorumlarıyla tamamlayacağımı da ilave etmiş olalım.

Not:
Bu sitede yayınlanmakta olan yazılar http://www.timeturk.com, www.yazarport.com http://www.gunesgazetesi.net, http://www.kamudanhaber.com, http://www.bilgievreni.com, , http://www.siyasalforum.net, http://www.gercekgazete.web.tr, www.radyobrt.net, ile, Gerçek Gazete, Halkın Sesi, Güney Marmara Yaşam ve Fatsa Güneş gazetelerinde yayınlanmaktadır. Yazarın izni olmaksızın başka hiçbir yayın organında kaynak veya dipnot göstermeksizin kısmen veya tamamen alınamaz, çoğaltılamaz.