İstatistiklere bakılırsa, 2008 yılının Ağustos ayının en çok orman yangını yaşandığı ay olduğu görülür. Öyle ki son 30 yılın bütün bir yazda belki de son 50 yılın en fazla ve en zayiatlı orman yangını yaşanmıştır. Okumaya devam et
İstatistiklere bakılırsa, 2008 yılının Ağustos ayının en çok orman yangını yaşandığı ay olduğu görülür. Öyle ki son 30 yılın bütün bir yazda belki de son 50 yılın en fazla ve en zayiatlı orman yangını yaşanmıştır. Okumaya devam et
“Gelin ülke olarak bir yol ayrımı yapalım muasır medeniyetin doruğunda”
Yıllarca, Tanzimattan I. meşrutiyete, II. meşrutiyetten Cumhiriyetin ilanı ve o günden bu günlere kadar hep “muasır medeniyetler seviyesi” lafı edilmiş, bunu Cumhuriyetimizin Kurucusu M. Kemal Atatürk te, Türk milleti için çizdiği yol haritası ve vizyon olarak 29.Ekim 1933 yılında “milli kültürümüzü muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkaracağız” tabirini kullanmıştır.
Bu sözün altında, yerleşiklik, açıklık, demokratiklik, katılımcılık, özgürlük, bayındırlık ve refah devleti yatmaktadır. Ne var ki, geçen süre içinde bu standart için Atatürk hayli gayret sarfetmiş ve 1938 e kadar yaptığı kalkınma hamleleriyle ve ilkeleriyle bu uğurda Cumhuriyeti Kurma aşamasında olduğu kadar mücadele etmiştir.Şimdi bu parçaları teker teker değerlendirmek gerek. Küresel anlamda, demokrasinin, katılımcılığın, özgürlüğün gelişmiş batı devletleri açısından ne denli acınacak kelimeler olduğunu en başta vurgulamak gerek. Bu nadide kelimeler sözde muasır medeniyetler tarafından tek yanlı ve/veya kendilerine göre yorumlanmış ve bu gün bu kelimeler yüzlerimize acı bir tebessüm yerleştirmekte. Hiç alakası olmaması gerektiği halde Irak’ın içlerine girip bu coğrafyayı bütün olarak talan ederken, aynı senaryonun bir diğer versiyonu Rusya Federasyonu tarafından Gürcistanda uygulanırken aynı zulmü yapan Birleşik Devletler ayağa kalkarak tavır almakta. OYSA Kİ, BATININ MEDENİYETİNİN İÇERİĞİ KENDİNE GÖRE DEMOKRASİ, KENDİNE GÖRE KATILIMCILIK, KENDİNE GÖRE ÖZGÜRLÜK, KENDİNE GÖRE ADALETTİR. Bu kavramlar bu gün için geri dönüşümü olmaksızın eskitilmiş yıpratılmış miadı doldurulmuştur.Bu durumda muasır medeniyet seviyesinin alınacak tek noktası kalmıştır, o da teknolojisi ve bayındırlığıdır. Bayındırlık masum iken teknoloji ise çok uzun yıllar etkisini gösteren zehirdir. Bu durumda teknoloji alınırken zehiri ilaca çevirecek filtre edecek kurumsal yapılanmalar, küresel devasa kurum ve kuruluşlar tarafından kolayca ezilmekte ve bu teknoloji gün geçtikçe masum Türk İslam coğrafyasının metabolizmasını kitlemekte darmaduman etmektedir.Soysal yapıdaki hızlı bireyselleşme, geometrik hızla ilerleyen ailedeki çözülme önünü göremeyen vizyonu olmayan devlet otoritelerinin de etkisiyle kurumsal olarak teknoloji ile birlikte slikon beyinlerimizi hemencecik kansere çevirmektedir. Bu durumda ümitvar bir gelecek beklemek inanılmaz derecede zor görülmektedir. Bu teknolojik gelişmelerle ancak ve ancak kendi beyinlerimizi kendimiz formatlayacağımız yarı elektronik çiplerden oluşan beyinlerimizle baş edebileceğiz. Tabi bu durumda ortada ne kadarlık bir “insan” öğesinin kalacağını sizler takdir edersiniz. Potansiyelinde Kapitalist sistemin zehirini barındıran teknoloji, gelişmekte olan ülkemiz yönetimi için önünü görür iç ve dış politikalarla zararsız hale getirilmek zorundadır. Öte yandan bu gün muasır medeniyetin zirvesinde bulunan İsviçre, sona hatta zirveye ulaşmanın dayanılmaz sarhoşluğuyla tam anlamıyla ve hızla dibe çökmektedir.Bu gün İsviçre’nin en başta Bern kenti olmak üzere bütün kentlerinde uyuşturucu bağımlılığı kurumsallaşmıştır. İntihar evleri veya salonları oluşturulmaktadır.Uyuşturucu madde kullanımı yaygınlaşmakla kalmayıp kamu otoritelerince bir olgu olarak görülüp buna yönelik legal hizmetler verilmektedir. Nüfus oranlarının yarıdan fazlası 40 yaş ve üzeri noktaya gelmiş bu bağlamda Almanya’dan bile daha vahim bir durumdadır.Bu tablolar ve istatistiki gerçekler insan oğlunun doyumsuzluk ve tatminsizlik duygusunun zirve noktasının göstergesi olarak görülmektedir. Bu veriler ışığında İslam dininin servet birikimi üzerine getirmiş olduğu kurallar, bu edeniyet tablosunun BİLİNÇLİ İslam toplumlarında oluşmayacağını göstermektedir. Bu Türk toplumu için en masum sığınılacak noktadır. Zira kapitalizmin karşıt bloku olan sosyalizm ve marxizm de servetin dağıtımı veya bölüşümü bizzat devlet otoritesi tarafından zorla yapıldığı için burada gönüllülük esasının veya inancın olmadığı için DEVLET FETİŞİZMİ doğmuş ve 1917 devrimiyle doğan komünal sistem 1980 li yılların başında çökmüştür.Medeniyetin edeniyet noktası olan gelir maksimizasyonu veya bütün maddi duyguların tatmin edilme noktası bir toplum için en tehlikeli noktadır. Bu içi boşalmış kovuk olmuş en küçük rüzgarda yıkılabilecek dev ağaçlara benzemektedir. Bu noktada Türk toplumu, kimyası içindeki İslam öğesi ile tasavvufu kontrol altında tutarak (bir lokma bir hırka anlamındaki geniş yorumundan kaçınarak) medeniyetler zirvesine dimdik ve zımba gibi fay hattındaki yarıklara düşmeden, EDENİYET BATAKLIĞI SAPAĞI’nda virajı aldığında yolunu sağlıklı olarak bulup dünya içinde olması gereken yere kavuşacaktır.
Yazı Sözlüğü:
Edeniyet: M siz medeniyet, edenizyet, basitlik, seviyesizlik, çökmüşlük.
Fetişizm: Tapınma derecesinde akıl ve izan dışı bağlılık.
Not:
Bu sitede yayınlanmakta olan yazılar http://www.timeturk.com, www.yazarport.com , www.bilgiagi.net http://www.gunesgazetesi.net, http://www.bilgievreni.com, , http://www.siyasalforum.net, www.marmaratv.com.tr http://www.gercekgazete.web.tr, www.radyobrt.net, http://www.fatsadan.com, ile, Gerçek Gazete, Halkın Sesi, Güney Marmara Yaşam ve Fatsa Güneş gazetelerinde yayınlanmaktadır. Yazarın izni olmaksızın başka hiçbir yayın organında kaynak veya dipnot göstermeksizin kısmen veya tamamen alınamaz, çoğaltılamaz.
Anayasamızın 104.Maddesi Cumhurbaşkanının görev ve yetkilerini düzenlemektedir. Bu madde içerisinde, yürütme alanına ilişkin olarak: “Sürekli hastalık, sakatlık ve kocama sebebi ile belirli kişilerin cezalarını hafifletmek veya kaldırmak” maddesi de bulunmaktadır. Okumaya devam et
Tuzla tersanesini son beş yıldır düzenli periyotlarla duymaktayız. Hani derler ya, reklamın iyisi kötüsü olmaz diye. Evet reklamın iyisi kötüsü olmayacaksa, Tuzla Tersanesinin orta ve üst düzey yöneticileriyle bu tersanenin bağlı olduğu siyasal kurumun başındaki kişi de kötü reklam sahibidir. Sanırım lafımız nereye gideceğinin istikametini göstermiştir.
Özelleştirme dört koldan sürerken eğitimdeki özelleştirme de paralel olarak tam gaz yürümekte. özel okulların ve dershanelerin sayısını günden güne artarken özel (vakıf) üniversiteleri de bunu takip etmekte. 2002-2003 eğitim döneminde 2 bin 122 dershanede 606 bin 522 öğrenci okurken yeni müfredat sonrası sınav sayısındaki artış 2007-2008 eğitim döneminde dershane sayısını 4 bin 31’e, öğrenci sayısını ise 1 milyon 12 bin 861’e yükseltmiştir. Hükümetin özel okullara sağladığı teşvikler sonrasında 2002-2003 eğitim döneminde toplam bin 235 olan özel okul sayısı ise 2007-2008 eğitim döneminde 2 bin 553’e kadar çıkmıştır. Özel okullardaki öğrenci sayısı da son altı yıllık bazda 218 bin 854’ten 344 bin 769’a yükselmiştir. Böylece 6 yılda dersaneler öğrenci sayılarını yüzde 90 oranında artırmıştır.