İlköğretim 7. Sınıf Türkçe Ders Kitabı İçeriklerinde Kent ve Köy Kültürü Unsurları

Yrd.Doç.Dr. Cengiz ŞİMŞEK*

Fatih Üniversitesi

 

Özet

Ders kitabı içeriklerinin sadece konu alanıyla ilişkili olmadıkları, güncel konuların ders konusuyla ilişkilendirilmesi, yaşanılan bölgenin genel ve kültürel mirasının bilgi yoluyla aktarılması amacıyla da ilişkili oldukları bilinen bir gerçektir. Dolayısıyla içerikler gerek ders kitabı yazımında ve gerekse konu anlatımlarında büyük bir özenle seçilirler. Bu nedenle 2012 yılı itibariyle İstanbul il sınırlarındaki ilköğretim 7. Sınıflarda ders kitabı olarak okutulan Türkçe kitabı içerikleri kent ve köy kültür unsurları bakımından nitel bir araştırma deseni ve içerik analizi veri toplama yöntemiyle incelenmiştir. Yapılan incelemede kitapta 30 metin, 54 resim, 61 de çizim kullanıldığı tespit edilmiştir. Analizlerde 93’ü kent, 53’ü de köye ait olmak üzere toplam 106 farklı kültür unsuruna atıf yapıldığı tespit edilmiştir. Tekrarlarla birlikte kent unsurlarına 118, köy unsurlarına ise 55 kez atıf yapılmıştır. Kent kültür unsurlarından 95’inin özendirici, 23’ünün yerici; 55 köy unsurundan ise 43’ünün özendirici, 12’sinin yerici nitelikte olduğu tespit edilmiştir. Kültür unsurlarının bir araya niteliksel yığılma özelliklerine bakıldığında sosyal, edebi, doğal, mimarî-yapı, arkeolojik-tarihî, ailevî ve teknolojik olmak üzere 7 ayrı grupta toplandıkları tespit edilmiştir. Kent kültüründe “kalabalık”, “gürültü”, “komşuluk”, “yeşil alan eksikliği” ve “doğadan uzaklık” gibi unsurlar yerilirken, “sinema”, “fabrika”, “kitap”, “sahil”, “bina” gibi unsurlara özendirildiği; köy kültüründe ise “köy yaşamı”, “bağlama”, “usta”, “sokak”, “ev” gibi unsurlar yerilirken, “kır”, “kuş”, “orman”, “pekmez”, “rüzgâr” gibi unsurlara da özendirildiği dikkat çekmektedir. Bu haliyle Türkçe kitabı kent ve köy kültürü unsurlarını yeteri kadar geniş yelpazede ve olması gerektiği gibi yansıtamamaktadır. Araştırmanın diğer ders kitaplarını da kapsayacak şekilde genişletilmesi gerekmektedir. Okumaya devam et

AB Tarım Politikasına Uyum Perspektifinde Fiskobirlik ve Fındık Üreticilerinin Ekonomik Ve Sosyal Sorunlarına Çözüm Arayışları

Doç.Dr. Gürol ÖZCÜRE*

Ünye İİBF Öğretim Üyesi

Özet 

Türkiye’de tarım kesiminin yaygınlığına karşın, küreselleşme ve AB’nin gereklerine uyum çabaları henüz istenen sonuçları vermekten uzak kalmıştır. Dolayısıyla, istihdam, yeniden yapılanma ve tarımsal destekleme sistemi uyum sorunları ile karşılaşmıştır. Bu alandaki gecikmeler, çiftçileri, tüketicileri, kamu otoriteleri ve hükümet temsilcilerini güç durumda bırakmakta ve olumsuz etkilemektedir. Bu koşulların etkisini yoğun olarak hissettirdiği Karadeniz Bölgesi’nde, günümüzde, geniş bir çiftçi grubunun tek geçim kaynağı fındık tarımıdır. Fındık üreticilerinin üye olduğu kooperatif kuruluş Fiskobirlik, 2000 yılından itibaren yeniden yapılandırmaya tabi tutulmuştur. Fiskobirlik, 2005 ve 2006 yılı fındık alım sezonunda aldığı ürünün bir kısmının bedelini, bugüne kadar ödeyememiştir. Böylece, 1938’de kuruluşundan günümüze kadar görülmedik bir şekilde, bir finansman krizine girmiştir. Bu gelişmeler çiftçilerin pek çok ekonomik ve sosyal sorunla karşılaşmasına ve 31 Temmuz 2006’da, Ordu İli’nde yüz bin kişinin katılımıyla gerçekleştirilen Okumaya devam et

Gündem: Küresel Sosyo-Ekonomik Dalgalanmaların Kent Kimlikleri Üzerindeki Etkileri

Gündem: Küresel Sosyo-Ekonomik Dalgalanmaların Kent Kimlikleri Üzerindeki Etkileri

İÇİNDEKİLER

  1. Kapak: Küresel Ölçekli Siyasal Dalgalanmaların Kent ve Kimlikleri Üzerindeki Etkileri / EDİTÖRDEN
  2. Küreselleşmenin Kentsel Dönüşüm Anlayışı ve Aykırı Bir Örnek Ruhr Havzası Örneği / Öğr.Gör. Halil DAĞ
  3. İslâm ve Batı Şehrinde Kentsel Mekânın Kimlik Bileşenleri / Dr. Hasan TAŞÇI
  4. ABD, Sovyetler (Rusya Federasyonu) ve Türkiye’de Planlama ve Verimlilik / Dr. Halit SUİÇMEZ

Kapak: Küresel Ölçekli Siyasal Dalgalanmaların Kent ve Kimlikleri Üzerindeki Etkileri / EDİTÖRDEN

Kapak:

Küresel Ölçekli Siyasal Dalgalanmaların

Kent ve Kimlikleri Üzerindeki Etkileri

Tarih boyunca, insanoğlunun dünya hırsı ve ihtirasları o kadar ileri boyutlara varmıştır ki, bin, hatta on bin yıllık medeniyetin izlerini hatta belgelerini taşıyan mimari unsurları hiç gözünü kırpmadan sırf ekonomik ve siyasal saiklerle yerlebir edebilmektedir.

Uzun zamandır yeni kavram olan “öğrenen şehirler” veya kentler etimolojik olarak “çikolata” kelimesi gibi, insanın serotonin (mutluluk) hormonunu tetiklemektedir. Ne var ki, düne kadar “öğrenen şehirleri konuşurken, bu gün malesef bütün bir insanlık özellikle Ortadoğu’da, “ağlayan şehirler”i konuşmaktadır. Evet belki kavramsal olarak literatürde bu kelimeyi ilk defa ben kullanıyorum ama, keşke kentlerimiz ağlamasaydı da ben de bu kavramı üretmeseydim.

Modern kentlerin yeniden inşaası, kentler açısından belki de yenilenme için fevkalade fırsatlardır. “Kentsel dönüşüm” kavramında olduğu gibi, geri dönülmesi imkansıza yakın olaylar, kentsel dönüşümle ideal hale getirilebilmektedir. Ne var ki, özellikle kadim kentlerin savaşlarda bir bir vurulmasıyla, DEĞİL SADECE KENT KİMLİĞİ, BİN YILLIK MEDENİYETLERİN İZLERİ DE bir çırpıda silinmektedir.

Bu iç acıtan gerçekleri dile getirirken, elimden gelebilecek belki tek şey, ekonomik ve siyasal dürtülerle İNSANLIĞIN KADİM MEDENİYETLERİNİ YOK ETMEMELERİ İÇİN, akıl, izan, sağ duyu, vicdan duygularının harekete geçmesi için en içten temennilerde bulunmaktır.

Yüce Yaratıcı’dan temennim, insanlığın yakasını silkeleyecek ERDEMLİ bir liderin çıkıp bu entrikaların önüne geçecek adımları atmasıdır.

Sağduyulu ve basiretli yarınlar dileklerimle.

EDİTÖRDEN

Küreselleşmenin Kentsel Dönüşüm Anlayışı ve Aykırı Bir Örnek Ruhr Havzası Örneği

Küreselleşmenin Kentsel Dönüşüm Anlayışı ve Aykırı Bir Örnek Ruhr Havzası Örneği

Öğr.Gör. Halil DAĞ

ÖZET

Modern dünyanın sistematiğinin kurulduğu Sanayi Devriminden bugüne hayatın her alanında olduğu gibi insan yaşamının mekansal boyutlarından birisini oluşturan kentler de yeni dönemin eğilimlerinden nasibini almıştır. Antik Yunan ve Roma’dan beri site ve bourg formlarıyla egemenliğin çekirdeğini oluşturan kent sanayi döneminde geçirdiği anlam kaymasıyla yeni bir toplumsal iş bölümünün de mekanı olarak yükselmiştir. İçeriğini kapitalizme özgü ekonomik ihtiyaçların oluşturduğu bu dönüşüm sürecinde kırdan kente yönelen büyük nüfus hareketleri ile kentlerin çehresi değişmiştir. Bu dönemde “ancient regime”e özgü egemenliğin temsili kentler yeni egemenlerin mekansal ve hiyerarşik hayat alanını temsil eden sanayi kentlerine dönüşmüştür. Artık yeni dönemde kent, kapitalizme özgü ihtiyaçlar çerçevesinde yeni toplumsallaşmanın ve katmanlar arası hiyerarşik dağılımın merkezidir. Gerek yeni dönemin ihtiyaçları gerekse yoğun nüfus hareketleri ve sonraki devirlerde gerçekleşen başka olaylar tarihsel bir mit olan kentlerin yeni baştan ele geçirilmesini gerektirmiştir.

Sanayi devriminden bugüne farklı ihtiyaçlara göre farklı felsefelerle gerçekleştirilen bu elden geçirme ve yenilemeler kentsel dönüşüm olarak adlandırılmaktadır. 1970’lerde kapitalizmin nihai krizine bir çare olarak ortaya çıkan neoliberalizm, öncülü liberal kapitalizm gibi hayatın her alanına müdahale ederken toplumsal ilişkilerin mekanını temsil eden kentleri de yeni baştan dizayn etmekten geri durmamıştır.

Bu çalışmada kentsel dönüşüm üzerine tarihsel pratikler tartışılırken, 1970’lerden itibaren kentsel dönüşüme insan faktörünü öteleyici bir nitelik kazandıran kentsel dönüşüm mantık ve pratiğinin bir eleştirisi yapılmış olup günümüzde bu anlayışa karşı önemli bir sapmayı ifade eden Ruhr Havzası’ndaki tarih ve kültür merkezli kentsel dönüşüm ele alınmıştır. Okumaya devam et